Kaçırılma
Hayat aslında bizi birçok kez öldürerek, en büyük ölüme mi hazırlıyordu?
Küf kokan bu tarihi köşkü umursamayarak, yağmura maruz kaldığı için titreyen vücudumu ısıtabileceğim hiçbir şey olmaması hasta olacağım düşüncesini aklıma kazıyordu, hoş bu durumdayken bunu düşünebilmem hâlâ var olduğunu düşündüğüm akıl sağlığımı sorgulamama neden oluyordu.
Dolan gözlerimi kapatarak yağmurun cama vurduğu sesleri dinlemeye başladım. Buradan kaçamayacağım çok açıktı, artık dua bile edemiyordum. Aşağıdan gelen bağırış seslerine karşın şimdilik onlardan bile sakındığım feryatlarımı olabildiğince susturmuş, onları dinlemeye koyulmuştum. Duyduğum şeyler tekrar umuduma gem vururken, beni umutsuzluğun kollarına esir düşürmüştü. Kısa bir süre sonra duyduğum silah sesiyle neden olduğu bilinmez benim de bilincim kapanmıştı...
Öncesi...
Yüzüme düşen ışık huzmeleriyle elimi gözlerime siper ettim. Başımı yastığımdan kaldırmak dahi istemiyordum ancak bugünün benim için özel bir gün olduğunu ailemin geleceğini hatırlayarak nu isteksizliğim sönmüş ve çocuksu bir heyecanla yatakta doğrulmuştum.
Banyoma geçerken kısa bir duş almış, iki ay önce aldığım ama hiç giymediğim elbisemi giymiştim. İki ay önce geleceklerini söyleyen ailem için güzel bir elbise almış büyük bir hazırlık yapmıştım ama acil işleri çıktıkları için her zamanki gibi gelememişlerdi, buna üzülmemem hatta alışmam gerekirdi çünkü onları en son geçen yıl canlı olarak görmüştüm.
Yüreğimi kaplayan hüzün ile derin bir nefes alarak bu düşünceleri aklımdan savmış ruh halimi yüksek tutmaya çalışmıştım, ailem çok çalışır ve beni pek önemsemezlerdi bu nedenle onlar ile iletişimim çok olmazdı.
Mutfağa ilerlemek için merdivenlerin başına geçerek inmeye başlamış ardından odadan içeri girer girmez gördüğüm hizmetli abla bu halime tebessüm ederek önündeki tabakları yerine yerleştirmişti. "Ne zaman gelecekler?" günaydın bile demeden sorduğum soru onun kıkırdamasına neden olmuş ardından neşeli bir sesle konuşmuştu.
"Bilmiyorum kızım ama mutlu olmana sevindim." "Teşekkür ederim ablam, ben içeriye bir bakayım." ben çıkarken içeri giren başka hizmetlinin "Bu kızı hiç bu kadar mutlu görmedim. Normalde bize kök söktürür ya da sessizdir." deyişini duymuştum.
Başka bir çalışanın uyaran bir sesle konuştuğunu duymuştum. "Bir kere 'Bu kız' değil. Afra Hanım, ikincisi ailesini göremiyor. Mutlu olmayıp da ne yapacak? Sana söylemiştim, bu kız sadece ailesi yanında olmadığı için agresif. Ailesini göremeyen biri için senin kızım olarak yanımda çalışman onun için nasıl bir acıdır kim bilir. Empati kur." Haklıydı... Ben lise son sınıf olup okula gitmek zorunda olacağıma annemin ya da babamın yanında koşuşturmaya razıydım... Okumak tabii ki önemliydi bunun farkındaydım ancak yılda bir kere birkaç saat ailemi görebiliyordum, bu nedenle ailem nim için daha önemliydi.
"Özür dilerim..." "Benden değil, Afra Hanımdan özür dileyeceksin. Senden bir kez daha böyle laflar duymayacağım." sessizce iç çekerken dolmak isteyen yeşil gözlerimi kapatarak salona geçtim. Her şey normal gözüküyordu, dün ilk defa ailem geleceği için temizliğe yardım etmiştim.
Telefonum titrediğinde ailemden bir mesaj geldiğini düşünerek heyecanla telefonumu cebimden çıkarmış ardından operatörden gelen bir mesajla omuzlarımı düşürerek telefonumu tekrar cebime atmıştım.
Tekrar mutfağa geçerek "Yardım edebilir miyim?" Aynur Hanım"Yok siz geçin, ben size kahvaltı hazırlayayım." dediğinde gülümseyerek "Lütfen yapmak istiyorum. Şu an bir şey de yemek istemiyorum." ailem geldiğin de onlar için bir şeyler yaptığımı, onlara değer verdiğimi görsünler istiyordum.
Akşama kadar mutfakta bir şeyler yapmaya çalışırken akrep ve yelkovan kendi arasındaki koşuşturmacadan gece denebilecek bir saate ulaştığını fark edememiştim. Odama çıkıp biraz daha hazırlandıktan sonra annemi aradım.
Telefonum bir kaç kere çalmasına rağmen açılmadığında bu sefer babamı aramıştım. O da açmadığında dudağımı dişleyerek aşağı inmek zorunda kalmıştım. Acıktığımı ses gelen midemden anlamam ile derin bir nefes almıştım, annem ve babam geldiğinde yiyecektim.
Aynur Hanım'ı gördüğümde gülümsemeye çalışarak tekrar annemi aradım. Tekrar açmadığında bir kolumu belime sararak korkuyla karışık gerginlikle babamı aradım. Bu sefer kısa bir çalışın ardından telefonum açılmıştı.
Heyecanla "Baba! Gelmiyor musunuz? Saat kaç oldu. Annem de telefonunu açmıyor." babamın öfkeli soluğuyla sessizleşmiştim. Anlaşılan bir sorun vardı... Babam"Annen ile geçen ay boşandık. Bugün o geleceği için gelmemiştim, o da mı gelmedi?"
Babamın söylediği söz birkaç kalakalmama neden olduktan sonra kendime gelmek için sertçe yutkunmuş ardından yanlış anladığımı düşünerek "N-ne? Anlayamadım." dudağımdan firar eden şaşkın bir feryadı umursamamıştım. İlk defa o an merdümgiriz(insanlardan uzak duran) ruhumun babamdan da kaçmasını istedim. Bu söylediklerinin bana şaka olmasını umut ettim...
Şaka yapıyordu öyle değil mi? Böyle bir şeyi benden habersiz yapamazlardı.
"Duyduğun gibi, annenden bir aydır haber almıyorum. Beni aldatıp başka adamların altında-" cümlesinin devamının iyi bir yere gitmediğini anladığımda sözünü öfkeyle kesmiştim. Ne saçmalıyordu bunlar Allah aşkına? "Baba! Yapma..." sesim titrerken kurduğu cümleleri göz ardı etmeye çalıştım. Babam derin bir nefes aldığında güven veren bir sesle konuşmaya başlamıştı. "Merak etme kızım. Ben seni bırakmayacağım. Seni çok seviyorum ama bugün gelemiyorum. Haftaya geleceğim, tamam mı?" cevabımı dahi beklemeden kapattığı telefon oturma odasının kapısında öylece kalmama sebep olmuş ardından sertçe yutkunarak olduğum yere oturmuştum.
Aynur Hanım yanıma geldiğinde endişeli sesini duymuş ancak söylediği hiçbir şeyi algılayamamıştım. Yerdeki bakışlarımı ona sabitlediğimde korkuyla bana baktığını fark etmiştim. "Boşanmışlar..." dudaklarımdan bilinçsizce süzülen kelimelere inanamadığımdan gözlerimden birer damla yaş çeneme süzülmüştü. B-ben... Yıllardır tek tük gördüğüm ailemin nasıl bana bunu yapabileceklerini düşünmeye başlamıştım, onlar için her şeyi yapan gurur veren bir çocuktum ve bunu bana nasıl yaptıklarını anlamaya çalışmıştım.
Onlar da beni sevdiklerini söylüyorlardı ancak yılda bir kez onları görebiliyordum.
Beni sevdiklerini söylüyorlardı ama beni önemsemeden böyle bir karar almışlardı. Bu kararı bana hiç değilse söyleyemezler miydi?
Kızları olarak bana bunu da mı çok görmüşlerdi?
Bir insan kızına bunu nasıl yapabilirdi?
Allah aşkına yılda bir kere onda da beş saat görebildiğim ebeveynlerim ne kadar da düşünceliydi böyle(!)
Onlardan nefret ediyordum! Bana bunu yapamazlardı, benim bir birey olduğumu kabullenerek karşıma geçip söylemelilerdi!
Ruhumun, benliğimi inciterek yaptığı hicranı, ağzımdan bir hıçkırığın kaçmasına neden olmuştu. Olabildiği en suskun halleriyle gözlerimden yanaklarıma, oradan da yere dökülen gözyaşlarımı silen Aysu Hanım olmuştu.
Ona baktığımda bana silik bir gülümseme yollayarak "Dökme o güzel yaşlarını, bak yaptığın makyaja yazık..." alaylı bir bakış atarak "Ailemin eseri. Her zamanki gibi..." diyerek ayağa kalktım. Telefonumu Aysu Hanım'a vererek "Kimseye ulaşmak istemiyorum. Yürüyüşe çıkacağım." Aysu Hanım"Kızım al telefonunu, ne olur ne olmaz." dediğinde hafifçe tebessüm etmiş "Gerek yok, zaten evin etrafında olurum." diyerek önce yanından ardından evden ayrılmıştım.
İlkbaharın gelişini haber veren kuru dallarının yeşillenmesini incelemiş ardından, tomurcuklanan dallara hüzünle gülümsemiştim. Ağaçlar aslında güçlü değil miydi? Sonbaharda bütün varlığı olan yapraklarını döküyor, uzun bir uykuya dalacağı sırada sert rüzgarlara maruz kalıyordu. Ardından zamanında çiçek açan dallarına yağan kara, kıran insanlara rağmen kendini yenileyerek baharda tekrar çiçeklerini açıyordu. Kendi kendini yok ediyor, kendi kendini var ediyordu...
Bir an ağaç olmak istedim... Bu zamana kadar ailemden aldığım her darbeye rağmen çiçek açmak istedim. Çiçek açarak herkesi mutlu etmek istedim... Çektirdiğim çoğu kişiden özür dilemek ve yenilenmek istedim...
Yavaş yavaş yürürken "Hanımefendi?" bana seslenildiğini ilk düşünmesem de boş sokakta benden başka birine seslenilmesi de saçma olurdu.
Arkamı döndüğümde bana bakan adama "Ben mi?" demiştim. "Evet efendim, siz Afra Demir misiniz?" kaşlarım istemsizce çatılırken "Evet ama neden sorduğunuzu öğrenebilir miyim?" endişelendiğimi hissederken arkamı dönüp kaçmamak için kendime birkaç saniye vermiştim.
Adam"Lütfen bizim ile gelin." "Anlamıyorum, niçin?" diyerek ondan bir iki adım uzaklaşmış adam olduğu yerde kalırken düz bir sesle konuşmuştu. "Afra Hanım, sizin ile görüşmek isteyen biri var."
"Kim olduğunu öğrenebilir miyim?" adam başını iki yana sallayarak "Üzgünüm... Onun ile yüz yüze konuştuğunuz da bu soruyu kendisine sorarsınız." gerilen vücudum ve tehlike sinyallerini veren beynim kaçmamı istiyordu ama bu adamın iri yarı bedeni ile beni yakalaması uzun sürmezdi.
Sokağa kısa bir bakış attığımda boş oluşu gerginliğime bir yenisini eklemişti. "B-ben konuşmak istediğimi sanmıyorum..." adam"Eğer gelmezseniz zor kullanmak durumunda kalacağım." demesiyle son şansımı deneyerek koşmaya başladım.
"Hey! Kaçma!" adam peşimden koşmaya başladığımda daha da hızlanarak tüm gücümü kullanmıştım. Bir süre boyunca koşmuş adamda beni kovalamıştı ama girdiğim son sokakta görememiştim. Arkamı dönerek nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken yürüyordum. Adam gözükmüyordu, atlatmış olabilir miydim?
Birden beni kendine çeken biriyle çığlık atacağım sırada ağzımı bir bez ile kapatmış "Misafirimize böyle davranmak istemezdim ama bizi siz zorladınız." hareketlerim yavaşça kesilirken bilincimin bana ihanet ederek buğulanmasıyla başıma geleceklere mahkum olmuştum...
*
Gözlerimi açtığımda ağrıyan boynumu oynatma gereksinimi duymuştum. Boynumu hafifçe oynatırken puslu zihnime tezat fazla net anılar ile etrafıma bakınmaya başlamıştım.
Beklemediğim şey ile nefeslerim sıklaşmış, ellerimi kurtarmak istediğimde bağlı olduğunu hissetmiştim. Korkuyla bağırmaya başladım, birinin sesimi duymasını istemiştim. Gözyaşlarım gözlerime akın ettiğinde bağırmaktan kuruyan boğazım acıyordu. Oda zifiri karanlıktı, benim karanlığa fobim olduğu gibi odanın sessizliği sanki bir insanın boğazına dayadığınız bıçak kadar soğuktu.
Siz sessizliğin soğukluğunu bilir miydiniz? Ben bilirdim ve bunu kimsenin bilmesini istemezdim...
Kapıya atılan tekme ile yerimde sıçradım. "Lütfen! Lütfen, ışığı açın!" kalbimin göğüs kafesime yaptığı baskıyla gözlerimi yumdum. Sanki bir şeyler üzerimde parmaklarını gezdiriyordu. Kahkaha sesi kulaklarımı doldurduğunda karanlığa bürünmeye başlayan zihnim bunun gerçek mi yoksa kurmaca mı olduğunu anlayamıyordu...
Işıklar açıldığında karşıma bir adam geçmişti, bu adam benimle konuşan adam değildi. Başımı kaldıracak dermanı bulamadığımda çok geçmeden iğrenç parmaklarını çeneme yerleştirmiş ve başımı sert bir şekilde kaldırarak boynumdan bir ses çıkmasına neden olmuştu.
"Karanlıktan korkuyor musun lan sen?!" gülerek söylediği cümleye tepki verememiştim. Gözlerim kapanırken açık tutmaya çabaladım. Bayılmaktan korkuyordum...
Derin nefesler alarak kendime gelirken adam ellerimde ve ayaklarımdaki ipi çözerek kolumdan tutup kaldırmıştı.
Koluma mengene gibi yapışırken beni sürükleyerek odadan çıkarttı. Odadan çıktığımızda eski küf kokan koridora baktım. Koridoru geçtiğimizde merdivenlerden çıkmaya başlamıştık, burası evin deposuydu sanırım, yukarı çıkmamızla bu düşüncem doğrulanmıştı.
Evin nasıl olduğunu bilmiyordum ama duvarlarının ahşap ve küflü oluşundan eski bir yapının içinde olduğum belliydi.
Zaten kaçırıldıktan sonraki en önemli şey evin yeniliğiydi!
Düşüncelerimden sıyrılmamı sağlayan şey yere atılışım olmuştu. Acıyla inlediğimde adam öfkeyle"Kes sesini!" demişti.
Başımı kaldırdığımda bir adamın ayaklarına atıldığımı anlamıştım. Öfkeyle doğrulacağım sırada sırtımda hissettiğim keskin acıyla dudaklarımın arasından bir feryadın kopmasına engel olamamıştım.
Başka bir adamın"Arif! Sebepsiz yere kıza vuramazsın." dediğinde dişlerimi sıktım. Konuşarak daha fazla başıma bela almak istemiyordum, dertlerini öğrenerek buradan kurtulmak istiyordum...
Adam"Ayağa kalk!" sesindeki otorite ile tüylerim ürpermişti. Ayağa kalkmaya çalıştığımda başaramayarak dizlerimin üzerine düşmüştüm.
Adam sabırsız bir soluğunu bıraktığında adının az önce Arif olduğunu öğrendiğim koruma beni ayağa kaldırarak sandalyeye oturttu.
Adam" Senin ile derdim yok. Benim tek derdim ailen." diyerek telefonunda bir şeyler yaptığında gerilen vücudumu rahatlatmaya çalışarak beklemeye başlamıştım. Benim de tek derdim ailemdi ancak onlara ulaşamıyordum.
Adam"Annenin senin ile iletişime geçtiği numarayı söyle." dediğinde acıyla yutkundum... Benim annem en son ne zaman benim ile iletişime geçmişti ki? Acıyla süzülen gözyaşlarımın bu sefer ki katili annemdi. Tüm gözyaşlarımın katili annem ve babamdı çünkü en çok yarayı onlar açtığı için başka şeylere ağlayamaz olmuştum.
Aklıma kazdığım numarayı kekelememeye çalışarak söylemeye başladım. Numarayı söylemeyi başarabildiğimde kısa bir süre sonra aramış, öfkeyle beklemeye başlamıştı. Telefon bir iki kere çalmış, ardından açılmamasıyla kapatarak tekrar aramıştı. En sonunda operatörün telefona ulaşamadığımız hakkında bir bilgilendirmesiyle adam öfkeyle telefonu yere fırlatmıştı.
Telefon parçalara ayrılırken korkuyla yerimde sıçradım. Adam yakamdan tuttuğunda korkuyla çehresine baktım. Yüzündeki öfkeyle karışık kin ile karnıma tekme atmasıyla acıyla inleyerek karnıma kollarımı sarmıştım.
"Arif telefonunu ver!" yerde iki büklüm olurken acıyla sızlayan karnıma ve sırtıma bir darbe daha gelirken gözlerimi yummuş ağlamaya başlamıştım.
Arif denen adam beni yerden kaldırarak sandalyeye oturttu. Ellerimi, ayaklarımı ve sonrasında ağzımı bağlamasıyla başımı eğerek ağlamaya devam etmiştim çünkü yapabileceğim hiçbir şey yoktu.
Adam"Babanı arıyorum. Kes sesini, o annen gibi birden fazla numara kullanmıyor en azından. O kadının diğer numaralarını sonra tekrar arayacağım."
Adam gülümseyerek telefonun açılmasını beklerken içimden yalvarmaya başladım. Acıyla sandalyede doğrulmaya çalışırken babamın telefonu açmasını umdum. Yalvarırım aç...
Adam bana sadistçe gülerken "Bu açacak gibi ha? Ne dersin?" boş midemin ayaklandığını hissediyordum. Telefon açıldığında adam beni umursamayarak "Merhaba Kadir Bey! Nasılsınız? İyisinizdir umarım." adamın birden değişen ruh hali beni daha fazla ürkütüyordu çünkü sanki kırk yıldır tanıdığı biriyle şakalaşır gibiydi...
Babam"Siz kimsiniz?" dediğinde daha çok ağlamaya başladım. Her zaman yanımda olmasını istediğim adam yine yoktu. Beni korumasını, bırakmamasını istediğim adam yine yoktu...
Adam"Ben sizin en yakınınız, karınız telefonunu açmadı, bu yüzden sizi aradım. Sevgili kızın elimde, bence bir konuşma yapabiliriz." dediğinde babamın öfkeli sesi kulaklarımı doldurdu. "Ne saçmalıyorsun? Benim karım yok!" o an bir şey daha fark ettim. Babam kızının kaçırıldığını öğreniyordu ve o sadece artık evli olmadığına mı takılıyordu?
Adam gülerek "Tabii ki eski eşiniz diyelim o zaman ama dediğim gibi kızınız elimde." babam"Saçmalıyorsun, kızım evde." adam ağzımdaki bezi çözdüğünde gözyaşları içinde olmamı ve beni umursamadığının bilincinde olmamı bilerek babama yalvarmaya başlamıştım.
"Baba, baba yalvarırım kurtar beni!" babamın gülüş sesi kulaklarımı doldurduğunda gözlerimi kapattım. Gözyaşlarım artık nefes almama bile izin vermezken onun gülmesi... "Afra? Bu bir oyun mu? Annen ile artık barışmayacağız, eve dön. Bu şımarıklığını bir kereliğine mahsus olarak göz ardı ediyorum. Eve gittiğinde konuşuruz. Yıllardır hep kaçırılmaktan bahsediyordun, şimdi gerçekten kaçırılmış olamazsın." diyerek telefonu kapatmış, beni bir sadist ile baş başa bırakmıştı...
Adamın sessizleşmesinden şaşırdığını anlamıştım. Gözyaşları içinde adamın gözlerinin içine bakarak burukça gülümsedim. "Annem ve babam beni..." gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. "Beni umursamıyor... En son geçen sene gördüm ve telefonda bir kere konuştum. Eğer onları vurmak istiyorsanız... Benden değil de işinden, arabasından vurmalıydınız..."
Adamın yüzündeki acıma ile nefessiz kaldım. Başımı eğerken "Arif çık." sözüyle korkarak adama baktım. Adam ellerimi ve ayaklarımı çözerken konuşuyordu. "Evin içinde on, dışında da on tane koruma var. Eğer kaçmaya çalışırsan anında yakalanırsın ve seni bunu yaptığına pişman ederim. Şimdi koltuğa otur."
Bu adamın obsesif olduğunu düşünmeye başlarken dediğini yaparak koltuğa oturdum. Başımı eğerken adam karşıma oturdu. Derin bir nefes alarak "Önce... Sana vurduğum için üzgünüm... Sana bundan sonra yaşatacaklarımı düşündüğümde ve daha demin olan şeyler ile bunları yapmama kararı alsam da şu evin dışına çıkıp, gerçekler ile yüzleşeceğim an aslında geri geldiğimde sana çektireceğimi biliyorum... Ailen seni neden sevmiyor?"
Sorduğu soru ile başımı eğerek parmaklarım ile oynamaya başladım..." Seviyorlar... Sadece sevgilerini gösteremiyorlar." adam "Sevmiyorlar, sesinde bir duygu kırıntısı bile yoktu. Senin o ağlamana rağmen." gerçeği yüzüme vurduğunda gözyaşlarım tekrar gözlerimi zorlamaya başlamıştı.
Alt dudağımı dişlerken gözlerimi yumdum. Beni sevmiyor olamazlardı... Sadece sevgilerini hissettiremiyorlardı...
Ardından zihnime düşen anı ile ağzımdan bir hıçkırık kaçmıştı.
Anneme sarıldığımda beni omuzlarımdan iterek "Yorgunum." dediğinde gülümsemeye çalışarak "Anne karnemi merak etmiyor musun?" annem göz devirerek "Benim için çalışmıyorsun, kendi geleceğin için. Bu benim umurumda değil." gözlerim dolsa da umursamayarak daha geniş bir şekilde gülümsemeyle ona bakmaya devam ettim. "Siz beni iki sene okuldan almanıza rağmen okulda en yüksek diploma notu olan tek kişiyim. Herkes beni tebrik etti ve hediye verdiler!" annem ojelerini çıkarmaya başlayarak "Güzel." demişti. Annemin kızacağını bilmeme rağmen o soruyu yönelttim. "Anne... En son sana ne zaman sarılarak uyuduğumu bilmiyorum... Beraber uyusak? Zaten sabah tekrar gideceksin ve bir daha ki sefere seni ne zaman görürüm bilmiyorum..." annem öfkeyle "Çocuk değilsin Afra! Odana git ve uyu. Beni de rahat bırak, dinlenmek istiyorum."
Ellerim ile yüzümü kapatırken o gün yaşadığım acıyı hala yaşadığımı hissediyordum. Ne annem ne de babam bana bir kere sarılmış, bir kere tebrik etmişti...
Adam"Çocuk seni sevdiklerine gerçekten inanıyor musun?" dediğinde sesindeki acıyı hissetmiştim. Bana işkence yapmak isteyen adam bile bana acımışken yarama tuz basan eflağıma bir kez daha yenilmiştim...
Hoş geldiniiiiiiiiiizzzzzzzzzz ilk bölümü nasıl buldunuz cancağızlarım?