Tamer Bey, siyah camların ardından hastane bahçesine giren genci izlerken “ne buldun Tahir” diye sordu yanında oturan yakın korumasına.
“Evren Çakır. Yirmi yaşına girmek üzere, yetimhane kayıtlarına göre doğduğu gün veya bir iki günlükken yetimhaneye bırakılmış. Senelerce de ülkenin çeşitli yetimhanelerinde yer değiştirmiş. En son yer değiştirdiği çocuk esirgeme buradaki. On iki yaşında buraya geldikten sonra yer değiştirmemiş. On sekiz yaşında yetimhaneden ayrıldıktan sonra bir süre günü birlik işlerde çalışarak hastanede yatan kızın yetimhaneden çıkmasını beklemiş. Daha sonra gençlerin önce Denizli’ye sonra Muğla’ya yaptığı yolculuklar var. Latife Hanım’ın öldüğü gün gençler oradaymış. Çocuk ailesini arıyormuş.”
Tahir sustuğunda Tamer Bey ağrımaya başlayan başını rahatlatmak için parmaklarını alnına sürttü. Tahir’i dinledikçe içi sıkıntıyla dolarken, bu gencin Aylin’in çocuğu olduğuna emindi. Hiçbir şey bu kadar tesadüf olamazdı. Aylin de yalanlamamıştı zaten. Çocuğu gördüğü dakika oğlu olduğunu anladığı yüzünün ifadesinden belliydi.
İç çekerken Tahir “araştırmalarını yaptıktan sonra şehre geri geldiklerinde şimdiki oturdukları daireyi tutarak işe girmişler, çocuğun çalıştığı iş yeri Eva Hanım’ın okuluna yakın, topladığım bazı kayıtlara göre geçtiğimiz haftalarda birkaç defa okulun çevresinde dolandığını saptadık” dedi.
“Sürekli çevremizdeydi yani” diyen Tamer Bey gözlerini hastaneye dikerken “iyi de neden bunca zaman bekledi” dedi.
“Size geldiği gün kızı zatürree teşhisiyle hastaneye yatırmışlar. Bunun etkisinin olduğunu düşünüyorum efendim.”
“Anladım Tahir. Kızın durumu nasıl.”
“Zamanında yetiştirilmiş efendim. Geç kalınsaydı ölüm tehlikesi varmış ama şuan için durumu iyiye gidiyor. Yalnız” diyerek sustuğunda Tamer Bey gözlerini ona çevirirken “devam et” dedi.
Tahir çocukların durumunun iyi olmadığını elbette biliyordu. İyi olmak değil durumları içler acısıydı. Bunu Tamer Bey’e söylemek istiyordu elbet ama bu durumda Tamer Bey’in vereceği tepkiyi de bilemediği için çekiniyordu.
“Tahir” diyen uyarıcı sesle derin bir nefes alan Tahir “durumları çok kötü Tamer Bey, kızın hastane masraflarını karşılamayı bırakın ilaçlarını alacak paraları yok, çocuk günlerdir para bulmaya çalışıyor, kız iyileşse bile masrafları ödeyemezler” dedi.
Tamer Bey bir elini yumruk yaparken “neden daha önce gelmedi, neden annesini bulur bulmaz gelip yardım istemedi” diye sinirle söylendi.
Bir iki dakika düşündükten sonra “uygun bir şekilde masrafları ödeyin, hastaneden çıktıktan sonra çocuklara iyi bir iş ayarla, hatta Evren’i Aylin’in yatırım yaptığı şirkete al, bir şekilde çalışmaya başlasın zamanla yükselmesi için oradaki çalışanların onu teşvik etmesini sağlarız, belli ki çocuk direk yardımı kabul etmeyecek Tahir. Yoksa çoktan çalardı kapımızı. Bunları yaparken dikkatli ol, çocuk arkasında bizim olduğumuzu bilmesin” dedi.
“Peki efendim” diyerek Tahir, Tamer Bey’i onayladığında, Tamer Bey şoförüne “otele geçelim” dedi. bugün işe giderek daha fazla yorulmak istemiyordu, biraz dinlenmek istiyordu ve Aylin kendine gelene kadar eve gitmeyi de düşünmüyordu.
Tamer Bey oteline doğru yola çıkarken Evren hemşireden aldığı zoraki bir izinle Buket’in hasta odasına girmişti.
Buket solgun bir şekilde yatarken, Evren’i gördüğünde kalkmaya çalışarak elini ona uzattı. Evren hemen yanına giderken elini tutarak “nasılsın Buket” diyerek yatağın kenarına çökmüştü.
Buket ağlamaya başlarken “Evren çıkmak istiyorum buradan, hiç iyi değilim lütfen çıkar beni” diyerek öksürürken Evren onun elini sıkarak “aşkım iyileşir iyileşmez çıkacaksın biraz daha sabret” dedi.
Buket hastalıktan iyice incelmiş kollarını onun boynuna dolarken “lütfen aşkım burada çok yalnızım seni özledim lütfen çıkar beni” derken Evren’i bırakmak istemeyerek sıkıca sarılıyordu.
Hemşire içeri girdiğinde onların halini görünce “ne yapıyorsunuz siz Evren, hastalığın ne kadar riskli olduğunu bilmiyor musun? Sana ne dedim ben girerken” diye bağırınca Evren Buket’ten hızla uzaklaşmıştı.
Buket “lütfen iyiyim ben” derken hemşire ona sertçe bakarak “tahlillerin hala temiz çıkmadı kızım az sabret” dedikten sonra Evren’e dönerek “dışarı Evren” dedi.
Evren, Buket’e üzgün bir bakış atarken “en kısa zamanda tekrar geleceğim aşkım” dediğinde Buket yine ağlamaya başlamıştı. Yalnızdı bu hastane odasında. Yapa yalnız. Şurada kaldığı günlerde Evren’in değerini daha iyi anlamıştı. Tek ailesi Evrendi. Ondan başka kimi vardı ki. Arayan soran.
Evren odadan çıktığında hemşirenin öfkeli bakışlarına aldırmadan “bir daha ne zaman görebilirim” dedi.
“Evren beni sinir etme bir daha buraya girmene izin vermem. Kendini hiç mi düşünmüyorsun? Ya sana da bulaşsa hastalık. “
“Bakın benim ondan, onun benden başka kimsesi yok. Buket’i burada yalnız bırakamam. O benim tek ailem.”
“Peki ya sende hastalanırsan ne olacak Evren.”
Evren bu sözlerle susarken hemşire “şimdi git yarın tekrar kısa bir süre görebilirsin” dediğinde Evren’in yüzü umutla ışıldadı.
“Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim” diyerek arkasını dönüp çıkışa giderken sevinci kısa sürmüş, bulamadığı hastane ücretinin yükü çökmüştü omuzlarına. Sıkıntıyla nefes alırken, göğsü aldığı nefesle şişse de yeterli gelmiyordu sanki.
Hastaneden çıktığında işten izin aldığı için işe gitmeyecekti. Eve gitmekte hiç istemiyordu. Hastaneden çıkıp ağır adımlarla ilerlerken yirmi dakikanın sonunda kendini Eva’nın okulunun önünde buldu.
Okulun çevresini arşınlarken takım elbiseli bir adamın ona doğru yaklaştığını görünce Evren yol değiştirdi. Omzunun üstünden baktığında adamın ona doğru hızla yaklaştığını görünce adımlarını hızlandırdı. Tamer Kaya’nın adamlarından biri olduğunu düşünürken adam “Evren dur” diye seslendiğinde emin olan Evren koşmaya başladı. Neden kaçtığını da bilmiyordu ama korkuyordu işte. Adam hakkında çok fazla şey okumuştu. Mafya olarak adından sıkça söz ediliyordu. Karısının piçine hoşgörüyle yaklaşacak biri değildi.
Omzundan tutulup hızla geri çekildiğinde Evren kollarını rast gele salladı ama eğitimli adam onu çok çabuk etkisiz hale getirmişti. Bileklerini kavrayıp geriye büken adam “sakin ol evlat sana zarar vermeyeceğim” derken Evren soluk soluğaydı.
Cevap vermediğinde adam “şimdi seni bırakacağım ama kaçma, seninle konuşmak istiyorum” dedi.
Evren kafasını olumlu anlamda sallayınca adam yavaşça onu serbest bırakmıştı. Tahir’den emri alan Salih, Evren’i okulun çevresinde gördüğünde hemen harekete geçmişti.
Evren adama dönünce elini uzatan Salih “adım Salih, Tamer Bey’in korumalarındanım” dedi.
“Evren” diyerek elini uzatan Evren titreyen elinin belli etmek istemese de korktuğu her halinden belliydi. Onun farkında olan Salih biraz gülümseyerek “merak etme evlat sana zarar vermeyeceğiz, Eva Hanım ile görüşmek istersin diye düşünmüştüm” dedi.
Evren şaşırırken “o benimle görüşmek ister mi?” dediğinde, Salih “eve geldiğin günden beri annesine seni soruyor, bence ister” dedi.
Evren düşüncelerle kafasını eğerken “neden beni görmek istesin ki” dediğinde Salih omuz silkerek “abisini merak ediyor olabilir” dedi.
Evren adama bakıp kalırken Salih “bak istersen Eva Hanım’a senin yakınlarda olduğunu söyleyebilirim” dedi.
Evren bir yandan korkarken bir yandan da heyecanlanmıştı. Uzun süredir izlediği kardeşiyle konuşabilmek ona büyük bir hazine bulmuş gibi hissettirse de kardeşinin onu istemeyeceğinden korkuyordu. Olduğu yerde sallanıp derin bir nefes alırken “tamam” dediğinde Salih ileride bulunan çocuk parkını göstererek “beni orada bekle, okuldan çıktığında isterse yanına getireceğim” dedi.
Evren büyük bir heyecanla onu onaylarken parka doğru hızla gitti. Önce boş bir banka oturdu sonra heyecandan uzun süre oturamayacağını anladığında ayağa kalkıp bankın önünü arşınlamaya başladı. içi içine sığmazken kardeşiyle görüşecek olduğuna hala inanamıyordu. Hızlı bir şekilde iki adımlık yeri tekrar tekrar dolanınca başı dönerek banka oturdu. Ellerini ceketinin cebine atıp sıkarken yerinde sabit duramayarak bacaklarını sallıyordu. Onu ilk gördüğünde ne yapardı acaba. Nasıl davranırdı. Evren’in kalbi haddinden fazla hızlanırken ya gelip ona kötü sözler söylerse ne yapacaktı. Hayır, bunu kaldıramazdı. Eva’nın ona kötü bir şey söylemesine dayanamazdı.
Birden banktan kalkarak uzaklaşmaya başladı. Bu kötü bir fikirdi. Kız onu neden görmek istesindi. Adımları hızla uzaklaşırken arkasından “Evren” diye seslenen ince sesi duyduğunda bir anda durdu. Kalbi yine hızlanıp nabzını ağzının içinde hissederken olduğu yerde donmuştu.
Eva tekrar “Evren” diye adını seslendiğinde Evren arkasını döndü. Kendi gözlerinin aynı gözler ona ürkekçe bakarken, Eva tedirgin bir şekilde önüne gelen saçını kulağının arkasına sıkıştırarak “merhaba” dedi hafif bir tebessümle.
Evren ne diyeceğini bilemezken “ merhaba” diye mırıldandığında Eva tek koluna astığı okul çantasını eliyle omzuna yerleştirirken Evren’in az önce kalktığı bankı göstererek “oturalım mı?” dedi.
Evren “tabi” diyerek kafasını sallarken, Eva arkasındaki uzun boylu yeşil gözlü çocuğa “Sarp beni merak etme sen eve git” dedi.
Çocuk önce Evren’e sonra Eva’ya baktıktan sonra “tamam geldiğinde beni bul” diyerek uzaklaşmıştı.
Banka oturduklarında Evren ellerini nereye koyacağını bilemedi. En sonunda bacaklarının üstüne koyarken yine sabit duramayarak avucunu bacaklarına sürtmeye başlamıştı. Gözünün ucuyla Eva’ya baktığında onunda ondan alır yanının olmadığını gördü. Sürekli çantasının koluyla oynayan Eva arada bir saçlarını düzeltiyor sonra tekrar bozuyor tekrar düzeltiyordu.
Aralarındaki sessizlik uzarken sessizliği bozan Eva oldu.
“Ah bu çok değişik bir durum” diyen Eva yanındaki Evren’e bir bakış attıktan sonra “gerçekten kardeş miyiz?” dedi.
Evren duyduklarıyla ister istemez kırılmıştı. Elbette onun hemen buna inanmasını beklemiyordu ama yine de aralarındaki benzerlik gözle görülür nitelikteydi. Kırgın bakışlarını Eva’ya çevirirken “eğer yalan söylüyor olsaydım neden sizin kapınıza geleyim” dedi.
Eva söylediği cümlenin yanlışlığını fark ederken “tabi ki öyle ben sana yalancı demek istemedim, yani ne bileyim böyle çok ilginç. Bir kardeşim olduğunu bilmiyordum ki. Bir akşam sen çıktın geldin ve tüm hayatım değişti” diye hızla konuşurken Evren’in yine değişen yüzünü görünce “bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum. Her zaman bir kardeşim olsun istemiştim ve gerçekten olduğunu öğrenmek beni şaşırttı. Lütfen alınma” dedi.
Evren onu çok iyi anlıyordu. İşin hep kendi boyutunu düşünmüştü ama bıraktığı bombanın kardeşinin hayatına nasıl yansıyacağını hiç hesap etmemişti.
“Özür dilerim. Hayatını değiştirmek istemezdim. Ben, o gün yaşadıklarım çok ağırdı ve bunları yaşamama sebep olan kişiden hesap sormak istedim. Senin hayatını düşünemedim üzgünüm Eva.”
Eva ona omzuyla hafif bir darbe vururken “üzülme, burada özür dilemesi gereken benim, senin ne yaşadığını bilmiyorum bile. Tahmin de edemiyorum. Senin hakkında anneme çok şey sordum ama geldiğin günden beri konuşmuyor. Annem yine kendi içine çekildi” diyerek derin bir nefes aldı.
Evren “seninle konuşmak güzel” diyerek ona gülümsediğinde Eva da gülümseyerek “evet bende çok sevdim” dedi.
Aralarına yine sessizlik girerken Evren kafasını öne eğerek kardeşinin yanında bulduğu huzurun tadını çıkardı. Onun varlığıyla düşünceleri biraz olsun dağılmıştı. Düşüncelere dalarken gözleri yıpranmış ayakkabılarına takıldı. Yan tarafında kardeşinin marka ayakkabılarını görünce utanarak ayaklarını bankın altına doğru çekmişti. Aslında kıyafetlerinden utanacak biri değildi ama onun temiz ayakkabılarının yanında kendi ayakkabılarını görmek kötü hissetmesine sebep olmuştu. Sonra üstündeki kıyafetlere baktı. Kaç gündür aynı kıyafetlerle gezdiğini fark ederken kokup kokmadığını merak ederek biraz daha utandı.
Eva “benim artık gitmem gerekiyor” diyerek ayağa kalktığında, Evren de ayağa kalkarken “tamam” diyerek onu onayladı. Birbirlerine bakarlarken ikisi de nasıl vedalaşacaklarını bilemiyor gibiydiler. Bir süre daha gözleri yüz hatlarını incelerken sonunda gülümseyen Eva “sana sarılabilir miyim?” dedi.
Evren böyle bir teklif beklemediği içi şaşırırken “ta-tabi” diye kekelediğinde Eva resmen kendini onun üstüne atmıştı. Kollarını sıkıca Evren’in boynuna doladığında Evren derin bir nefes alınca Eva’nın kokusu burnuna dolmuştu. Gözleri yaşarıp burnu sızlarken “anne kokusu da böyle mi olur?” diye düşündü.