MASKE

2846 Words
Hande kulağında bir fısıltı duydu. Daha önce çok kez duyduğu bir fısıltı. "Senin peşini bırakmayacağım! " Hande kelimeleri zar zor algılayarak kim olduğunu tespit etti. Bu polis niye onunla uğraşıyordu? Hande cırlayarak sesinin tanınmaması için konuştu. "Sapık mısın vücudumu tutuyorsun? İmdaat sapık var!" Hande'de biliyordu ki kurtulmaması için tutuyordu. Bağırması işe yaramıştı ki polis onu bırakarak kendine çevirdi. Hande daha ne olduğunu anlamadan karnına yumruk yediğini hissetti. Gözleri istemsiz bir şekilde kararmıştı ve nefes alamadığını hissediyordu. Altındaki soğuk betonu hissedince gözlerini aralamaya çalıştı. Etraf bulanıktı. Ve karşısındaki gözlerin ona endişeli bir şekilde baktığını yarım yamalak görebiliyordu. Birkaç göz kırpışından sonra etraf netleşmişti. Nefes alabiliyordu. Allah şu anda ona yardım ediyordu. Polis ondan birkaç adım uzaklaşınca gücünü toparlayarak ayağa kalktı. "Şimdi eşit şartlardayız." Hande yine değişik bir ses tonuyla söylediğinde polis ona bakarak kıpırdamadı. Hande hızlı bir şekilde ona bir yumruk savununca polis geriye sendeleyerek olduğu yerde put gibi durdu. Ne olmuştu bu adama? "Ben senden daha güçlüyüm! Aksini iddia edersen kanıtla madem!" Polis ellerini çıtlattı. Hande'nin içine korku dolarak baktı. Kollarını da sıvadıktan sonra saçlarını geriye attı. "Bu kadar aptal olma küçük kız! Seni her koşulda yenerim!" Hande, 'küçük kız' lafına sinirlenerek adamın karnına bir yumruk geçirdi. Geriye sendeleyen adam Hande'nin suratına vurmak isteyince Hande yumruğunu tutup adamın boğazını sıktı. Korkak cesareti işte. "Artık benim peşimi bırak!" Kelimelerin üstüne özellikle bastırıp söylerken, adam boğazını sıkan eli ters çevirip Hande'nin acı ile bağırmasına sebep oldu. "Ne o, canın mı yandı yoksa!?" Hande hayatında en nefret ettiği dövüş hareketini kullanacaktı. Adama bir tane kafa geçirdi. Kendi canı da yanmıştı ama o kadar değil. Adamın suratına yumruk geçirirken bu sefer yere yığılmıştı. Polis, yerde nefes nefese yatarken Hande kaçmak için tam vakti olduğunu düşündü. Tam kaçacakken arkasından sessizce birşey dediğini duydu. "Kim olduğunu biliyorum!" Hande polise doğru dönerek ona baktı. Çalışmayan sokak lambalarından bir tanesinin ışığı yanınca adamın suratını çok daha net görebiliyordu. Dudağı patlamış ve değişik yerleri morarmıştı. Bunu o mu yapmıştı? "Bilmiyorsun." Diye tısladı. "Seni yakalayacağım ! Bunu aklından sakın çıkarma! Her zaman ensende olacağım!" "Gidiyorum ben yeter!" Hande aklına gelen ilk şeyi söyledikten sonra tüm gücüyle koşacakken ayağının azizliğine uğrayıp yere düştü. Polisin ayaklandığını ve ona doğru hamle yapacağını biliyordu. Kalkmaya çalışırken, polisin üzerine çıkıp kollarını yere sabitlediğini hissetti. "Bıraksana beni!" Diye cırladı. Kollarını kurtarmaya çalıştı ama elleri çok güçlüydü. Diziyle adamın karnına bastırarak yer değiştirmelerini sağladı. Bu sefer Hande üstte Polis alttaydı. "Benden ne istiyorsun lan bir defol git başımdan!" Polis hiçbirşey demeyerek Hande'ye baktı. Suratında maske vardı ama sadece gözlerini kapatıyordu. Saçları altında duran adamın yüzüne gelince adam saçlarını alıp kulağının arkasına sıkıştırdı. Hande şaşkınlıkla ona bakarken ne olduğunu kendi kendine sorguluyordu. Hande gözlerini dikip adama dikkatlice baktığında nefesinin kesildiğini hissetti. Bunu daha önce nasıl farkedememişti!? ***** Ashley evin içinde dört dönerken Hande'yi bekliyordu. Ya yakalandıysa!? Aklından hiç iyi düşünceler geçmiyordu. Zaten ayağını da burkmuştu, kaçması daha da zorlaşırdı. Ashley'nin dili damağı kuruyunca mutfağa gidip bir bardak su içti. Biraz daha geç kalırsa meraktan ölecekti. Kendi yatak odasına gidip pencereyi açtı. Temiz havayı içine çekti. Sakinleşmesi gerekti. Yoksa panik atağı başlayacaktı. Ya da acilen uyuması lazımdı. Ashley alnında çıkan boncuk terleri elinin tersiyle sildi. Mutfağa göz karartısıyla gidip hemen uyku hapını buldu. Eline alıp bir tane yuttu. Hemen uyuması lazımdı. Bir tane daha ağzına atıp kendini yatak odasına attı. Yatağa yatıp uyuması için kendine komut verdi. Kalbi sıkışmaya başlamıştı. Kendine uyumak için komut verirken kendini rahatlatmak istiyordu. Derin nefes al, ver. Al , ver. Al ve uyu. ***** Ashley uyandığı gibi saatine baktı. 10.19 Öğlen olmuştu nerdeyse. Ashley yatağından kalkıp hemen terliklerini giydi. Kendisini hemen Hande'nin odasına attığında yatağın düzenli olduğunu gördü. Gelmemişti! Panik atağının tekrar etmemesi için uyuyamazdı da. En mantıklısı onu arayacaktı. Hızlı şekilde ayakkabı ve montunu giyerek evden çıktı. Kapıyı kilitledikten sonra caddenin köşesinden taksi çevirip, gece baskın yaptıkları yerin bir sokak arkasını söyledi. Taksi giderken o da yollara bakıyordu. Neredeydi bu kız!? Mesafe kısa olduğu için araba durduğunda, parayı ödeyip hızlı şekilde indi. Hem derin nefesler alıyor hem de etrafı deli gibi inceliyordu. Hızlıca o binaya geldiğinde etrafın polis bandajıyla çevrili olduğunu gördü. Dikkat çekmeden Hande'yi bulması gerekiyordu. Etrafa üşüşen insanların içine karışıp gözleriyle Hande'yi aradı. Yoktu! Ashley içine giren sıkıntıyı umursamamaya çalışsa da yok edemiyordu. Kesinlikle bir şeyler olmuştu. Yakalandıysa polisler onu da almaya gelirlerdi mutlaka. Başına birşey gelseydi haberi çoktan olurdu. Peki ya ne olmuştu!? Ashley oradan uzaklaşıp polise haber verip vermemek arasında kaldı. Vermeyeceğini o da biliyordu ama bir ihtimal düşünmüştü. Keşke onu bırakıp gitmeseydim diye içini pişmanlık kapladı. Hande'nin iyi dövüştüğünü, ve çevik olduğunu göz önüne aldığı için tek başına gitmişti. Ama şuan pişmandı. Cep telefonuna baktı. Ne mesaj ne cevapsız çağrı vardı. Şuan kendini annesinin elini bırakıp da kalabalığın içinde kaybolmuş bir çocuk gibi hissediyordu. Ne yapacaktı ki şimdi? Çaresizdi. Eve yürüyerek gidecekti. Yolu uzatırken Hande'yi bir yerlerde görmeyi planlıyordu. Ara sokaklara girdi, caddelere çıktı. Yok! Yok! Yok! Ashley artık ağlama noktasına gelmişti. Ağlamaklı bir şekilde konuşuyordu. Yanından geçenler ne dediğini anlayamıyordu çünkü ingilizce konuşuyordu. Tekrar evinin sokağına döndü. Hande'nin gelmediği belliydi. Tekrar evine girip kapıyı kapattı. Bir umutla tekrar Hande'nin yatak odasına baktı. Yoktu. Saate baktı. 11.28 . Neredeydi? Ne yapıyordu? Ashley kafasındaki düşüncelerle boğuşurken kapı zilinin çalınmasıyla yüreği hopladı. Koşturarak kapıyı açtığında içindeki umut kırıntısı yok olmuştu. Başkomiser Burak Deniz gelmişti. Bunun şimdi burada ne işi vardı!? "Merhaba. İçeri girebilir miyim?" Ashley eliyle gir işareti yaptı. Komiser salona girdiğinde Ashley'de arkasından içeri girdi. "Niye geldiniz!?" Burak komiser kafasını kaldırıp Ashley'ye baktı. "Neden paniksiniz böyle?" Ashley koltuğa oturarak sakinleşmeye çalıştı. Nasıl panik olmayabilirdi ki!? "Değilim." Burak mahçup bir şekilde konuştu . "Geçen gün evinize geldiğimde sizden şüphelenmiştim. Ama bu gece yine bir olay oldu ve suçlunun başka birisi olduğunu anladım." "Ya bu beni ilgilendirmiyor! Zaten biz değiliz!" Burak komiser kaşlarını çatarak Ashley'ye baktı. "Bir sorun mu var?" "Evet var! Ama bu sizi ilgilendirmez!" "Söylerseniz yardımcı olabilirim." Ashley polisin iyi niyetli olduğunu düşündü. Zaten tek çıkış yolu da buydu. Yoksa evde tek başına çıldırarak ölecekti. "Gece Ha-..." demesine varmadan kapıdan içeri Hande girdi. Berbat bir haldeydi. Yüzü tanınmayacak kadar kötüydü ve çok zor yürüyordu. Ashley koşturarak Hande'nin koluna girdi. Burak komiser kalkarak Hande'ye baktı. "Hande hanım iyi misiniz? Bu haliniz ne?" Ashley Adamı tersleyerek cevap verdi. "Size ne! Hesap vermek zorunda mı!" Hande eliyle dur işareti yaptı. "Öyle deme Ashley. Burak bey olmasaydı şuan ölüyordum!" Hande'nin laflarındaki kinayeyi sezen Ashley ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Burak komiser sinirle Hande'yi kolundan tutup koridorun diğer ucuna sürükledi. "Ne yapıyor sen!" Ashley karışmak isteyince Burak orada dur gibisinden işaret yapıp Ashley'yi durdurdu. Hande'nin kulağına birkaç bir şey söyledikten sonra Hande alayla birşeyler dedi. Ashley şuan da delirmek üzereydi! Burak komiser hiçbir şey demeden sinirle evden çıkınca Hande hızlıca odasına girip yatağına yattı. "Hanna!?" Hande yorgun şekilde konuştu. "Sen gittikten sonra Burak'la dövüştüm." "Bu samimiyet nereden geliyor? Burak falan!" Hande eliyle sus işareti yaptı. "Sonra bana Hande olduğunu biliyorum dedi. Falan filan derken ben birşey farkettim." Ashley sakinleşince devam et işareti yaptı. "Bu adam, kim biliyor musun Ashley?" "Söylersen bileceğim Hanna!" Hande derin bir nefes aldı. Burnunun içi bile yara olmuştu. Nefes almak bile acı vericiydi. "Bu adam, birkaç gün önce öptüğüm ilk adam. O ağlayan masum adam bu işte!" Ashley şaşkınlığın ötesinde şekilde hipnoz olmuş gibi duruyordu. "Ne?" Sesi cılız çıkmıştı. İnanılacak gibi değildi. "Evet. Yakından bakınca tanıdım. Yüz hatlarını asla unutamazdım." "Yakından bakınca derken?" "Ya üst üste geldik o arada bakmaya fırsatım oldu o anda anladım. Ama %100 o biliyorum." "Sonra?" Hande yutkununca canı yanmış bir şekilde yüzünü buruşturdu. "Ben kaçıp gitmek isteyince saçımdan tutup kafamı taşa vurdu." Ashley dehşetle gözlerini açtı. "Ne! Hangi vicdansız yapar bunu!" "Öyle işte. Neyse işte bende bu sefer canım gerçekten çok yandığı için, çünkü herşey çok üst üste geldi. Dayanamadım ağladım." Ashley üşümüş kedi yavrusuna bakar gibi Hande'ye baktı. Suratı gerçekten çok fena yaralanmıştı. "O ne yaptı peki?" "Normalde kızlara dokunmazdım ama üstüme geldin dedi. Özür diledi." "Bir özürle oluyor mu!?" "Olmuyor tabii ki . İntikamımı alacağım." "Ee devam et merak ediyor." Hande üstündeki montu daha yeni çıkarttı. Yatağının uzağına atttı. "Ben hiç ağzımı açmadım. O da sürekli bak istemeden oldu diyip durdu. Hangi polis suçlusuna vurduğu için özür diler ki? Nasıl bir polis onu da anlamış değilim." Ashley dudaklarını büzdü. Gerçekten bir polisin suçluya vurduktan sonra özür dilemesi kadar saçma birşey yoktu. "Bende hiçbir şey demeden kalkıp gittim. Sonra ne oldu biliyor musun? " "Offf sorup durma anlat!" "Bende hatırlamıyorum. Kafamı bilmem kaç kez sert zemine vurdular. Karnıma kaç kere yumruk yedim hatırlamıyorum. Suratıma en az beş altı tane yumruk yemişimdir. Acıyla bayılmışım bende. Dayanıksız çıktım yani." "Saçmalama Hanna! Birde bileğini burktun yani! Ben olsam bende bayılırım. İyi bile dayanmış sen." Normalde Ashley bu konularda Hande'ye kızardı. Çünkü bazen çok çabuk yorulabiliyordu. Ama bu kadarı gerçekten çok, çok fazlaydı. "Uyandığımda kendimi nerede buldum biliyor musun? " Ashley saçma sapan sorularından bunalıp Hande'nin saçını tutup çekermiş gibi yaptı. "Tamam bırak saçımı daha yapmam." "Düzgünce anlat!" Hande'nin bayılmasından itibaren: Flashback : Hande gözlerini araladığında vücudunun oldukça sıcak ve rahatlamış hissetti. Doğrulup etrafına baktığında, karşısındaki tenekenin içinden alevler çıktığını, ve etrafa sıcaklık verdiğini hissetti. Başına aniden ağrı girince sol eliyle kafasını tutarak ayağa kalktı. Etrafa dikkatlice baktığında yanmış bir bina olduğunu farketti. Duvardaki işaretlere göre burası eski ve yanmış bir kiliseydi. Üzerindeki battaniyeyi ise yeni farkediyordu. Güya soba olan tenekenin yanına yaklaşıp ellerini uzattı. Ayak seslerini duyunca sobanın arkasına saklanarak kişiden önce gelen gölgesine bakarak kim olduğunu anlamaya çalıştı. İçeri elinde paketle giren adamı görünce, kendisini buraya onun getirdiğini anladı. Ya maskesini açtıysa!? "Yiyecek birşey getirdim." Polis, elindeki ekmek arası ve ayranı Hande'nin yattığı yere bıraktı. Geri dönüp giderken Hande ona seslendi. "Neden bana yardım ediyorsun?" Burak, ona dönerek baktı. Hiçbir şey demeden tekrar önüne döndü. "Yoksa yine bir sokak arasında oturup ağlayacak mısın?" Hande bilerek o kişi olduğunu bilsin istemişti. İçinde tutunca ne olacaktı. Burak'ın tepkisini de merak ediyordu. Ona döndü. Burak önce şaşırdı, sonra kaşlarını çattı. "Sen bunu nereden biliyorsun?" Hande saniyelik bir fikir değişikliği ile, "Sadece seni gördüm." dedi inandırıcı olmaya çalışarak. "Aptal mıyım ben! Çabuk doğruyu söyle!" "Doğrusu falan yok! Hatta yanında bir kız vardı. Sonra da gittim zaten." Adam, Hande'ye doğru büyük şekilde adımlar atıyordu. Hiç birşey demeden Hande'ye yaklaşırken Hande korkudan geri geri adım atıyordu. Hadi ama Hanna! Neden bu kadar korkuyorsun! "Yaklaşma." Diye fısıldadı Hande. Artık geri geri gidecek yeri kalmamıştı. Duvara sırtını çarptığında, hala daha üstüne gelmeye devam ediyordu. Sonunda Hande'nin vücuduna kendisini yaslayarak durdu. "Derhal benden uzaklaş!" Hande birbirlerine yakın olan yüzlerini, uzaklaştırmak adına kafasını eğdi. Hem bu şekilde göz göze gelmiyorlardı. "Sen O'sun!" Adam, Hande'nin çenesinden tutarak başını yukarı kaldırdı. Maskesini tutup çıkarmak isteyince Hande elini tuttu. "Buna izin veremem." "Yüzünü göreceğim. Sana söz veriyorum yarın sen olduğunu unutacağım." Hande hiçbir şey demeyerek elini çekti. Yine garip bir teslimiyet içine girmişti. Asla yapmazdı ama görmesini de istiyordu. Yutkundu. Adam, maskesini Hande'nin yumuşak saçlarına dokunarak indirdi. Saçlarını yüzünden çektikten sonra Hande'ye baktı. Hande ne diyeceğini merak ederken neden maskesini açmasına izin verdiğini de düşünüyordu. Adam iki elini Hande'nin yanaklarına getirdi. Hande ne yapacağını anlamıştı ama nasıl karşı koyacağını bilmiyordu. İttirse fazla kaba olurdu. Geri çekilse, çekilemezdi arkası duvardı. İkisininde gözleri dudaklarına kaymıştı. Hande yutkundu. Adam tam öpecekken Hande kafasını çevirdi. "Seni tanımıyorum." Dedi hızla kafası yere bakarak. "O zaman da tanımıyordun." Adam bozulmuş bir şekilde geri çekildi. Hızlı adımlarla yanmış kiliseden ayrılacakken Hande koştu. Kolundan tuttu. "Nereye?" Hiçbir cevap vermeden kolunu Hande'den kurtarmaya çalıştı. Hande bırakmayınca kaşlarını çattı. "Kaşlarını niye çatıyorsun? Gülmek daha çok yakışıyor." Hande belki yumuşatabileceğini düşünmüştü. Ama işe yaramamıştı. "Elini çek!" Diye Hande'ye komut verdi. Hande'nin sinirleri bozulmaya başlamıştı. En kötüsü de burnu üşüyordu. "Çekmiyorum!" Hande elini daha çok sıktı. Aslında Hande'nin canını yakarak kolunu çekebilirdi ama yapmıyordu. Adamın gözleri Hande'ye sabitlenmiş şekildeydi. Kızgın değil de daha başka bakıyordu, Hande'nin anlayamadığı. "Burada böyle duracak mıyız? Üşüdüm." Adamın suratı ifadesizdi. Sanki, ortamda bir tuhaflık vardı. "Sen kimsin?" Dedi değişik bir tonda. "Hande, Hande Erçel. Biliyorsun, neden sordun ki?" "O anlamda sormadım. Seni kim yolladı?" Hande şaşkınlık içinde ona bakarken ima ettiği şey hiç hoşuna gitmemişti. Kolunu hızlıca bırakarak sinirli bir şekilde onun gözlerine baktı. "Ben kimse için çalışmıyorum! Bir daha sakın karşıma çıkma, yoksa gerçekten gazabıma uğrarsın!" Hande, hızlı adımlarla oradan uzaklaşırken arkasından geldiğini hissetti. Kolundan tutarak kendine çevirdi. "Peki neden tuhaf bir şekilde, sürekli karşıma çıkıyorsun?" "Benim seninle çocuk gibi konuşmaya vaktim yok. Ayrıca karşılaşmamız tesadüf. Eğer ben tesadüflere inanmam dersen, bende aynı şekilde." Karşısındaki adam bazı şeyleri anlamaya çalışıyordu. Düşünceli bir şekilde Hande'ye baktı, sonra kolundan çekerek tekrardan yanmış kiliseye doğru götürdü. "Elini çek! Gideceğim!" Az önce olanlar tersine dönmüştü. Hande dejavu yaşıyor gibi hissediyordu. Hiçbir şey demeden Hande'yi tahtadan yapılmış sandaleye oturtturdu. "Ne yapıyorsun!? Duymadın mı beni?!" "Duydum ama ciddiye almadım." Hande sinirle oturduğu yerden kalktı. "Sen dengesiz falan mısın? Önce benim bir ajan olduğumu söylüyorsun sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorsun. Oradan bakınca nasıl görünüyorum aptal herif!?" "Çok güzel görünüyorsun.." Hande suratındaki sinirli ifadesi yerini şaşkınlığa almıştı. Sadece adını bildiği bir adamın ona böyle demesi tuhafına gitse de içi bir hoş olmuştu. Tebessüm etmemek için zor tuttu kendini. Hande kendinden taviz vermek istemedi. Ellerinin tersini yanağına koydu. Çok soğuktu, ve soğuktan konuşurken bile zorlanıyordu. Ellerini sobaya uzatıp ısıtmak istedi. Arkasında yaklaşan ayak sesleri tüylerini ürpertse de kayıtsız görünmek en mantıklısıydı. Burak denen adam, yanına geldiğinde hiçbirşey yapmadan öyle durdu. "Hala üşüyor musun?" "Sıcak bastığı için sobanın önünde duruyorum." Dedi sakin bir sesle. Hande yine onu terslemişti. "Sen bu değilsin." Diyerek iç geçirdi Burak komiser. Sobanın içinden çıkan sesler dışında sadece rüzgarın sesi duyuluyordu. Hava gerçekten çok soğuktu. Acaba şu an sokakta olan evsizler nasıl dayanıyordu? Ya da sokak hayvanları? Hande kafasındaki düşünceleri kovalayıp Burak'ın dediği şeye cevap verdi. "Ben buyum." "Hayır, sen kendin olmaktan korkuyorsun. Kendin olursan, insanların sana zarar vermesinden korkuyorsun. Kısaca sen hayattan korkuyorsun." Hande bu sefer sinirlenmemişti. Çünkü doğru söylüyordu. Ama tabii ki inkar edecekti. "Kimse bana zarar veremez. Ben korkak değilim. Sana da olduğum gibi davranıyorum." Burak, derin bir iç çektikten sonra uzun bir süre cevap vermedi. Sobanın içinde yanan odunun çıtırtısı ve rüzgarın uğultusu birbirine karışmıştı. Hande bu derin sessizliğe son vermek isteyerek şu an en çok merak ettiği soruyu sordu. "O gece, neden ağlıyordun?" Hande, Burak'ın cevap vermesini beklerken yattığı bankı sobanın önüne çekti. İkisi birlikte banka oturduktan sonra Hande hâlâ Burak'ın cevap vermesini bekliyordu. "Ne önemi var?" "Bilmek istiyorum. Senin çünkü o kadar duygusal olabileceğini rüyamda görsem inanmam. Demek ki gerçekten üzülmüşsün." Yine sessiz geçen bir dakikanın ardından Burak cevap verdi. "Senin için önemli olduğunu düşünmüyorum." "Az önce bana dedin ama kendin öylesin. Asıl sen kendin olmaktan korkuyorsun. İnsanlar içlerindekini her zaman birileriyle paylaşmak ister. Sen de şuan istiyorsun ama kendini bu konuda eğitmişsin." "Zeki kadınsın." Hande alaycı bir gülümsemeyle "Evet öyleyim, başkomiserim." Dedi. Yine uzun bir sessizlik. Yavaş yavaş kar yağıyordu. Onlara pek etkisi yoktu ama, soba çok güzel yanıyordu. Burak'ın polis telsizinden hışırtı gelince Hande irkilerek başını tekrar kaldırdı. "Dinlemedeyim..." "Olay yerine intikal ediyorum. Tamam..." Hande ayağa kalktı. Sırıtıyordu. "Rıza baba mı çağırıyor?" Burak suratını buruşturup gözlerini devirdi. "İğrençti. Ben gidiyorum, bu gece olanlar burada kalacak ona göre. Ne ben seni hatırlayacağım ne de sen beni." Hande kafasını salladıktan sonra koşarak oradan uzaklaştı... Şimdi ki zaman* Ashley kinayeli bir şekilde Hande'ye baktı. "Hmm, resmen siz sevgili olmuş!" "Saçmalama! O polis, ben suçlu! Nerde görülmüş böyle saçma bir şey!" "Şaka yaptım, ama şunu söylüyorum sana unutma sakın, o adam tekin biri değil!" "Nerden anladın? Veya biliyorsun?" Ashley ayağa kalkıp hiçbir şey demeden odadan çıktı. "Soru sormuştum aslında!" Diye bağırdı arkasından. Hande peltek bir şekilde yürüyerek banyoya doğru gitti. Aynada kendini görünce 3 harfli görmüş gibi korkarak geri çekildi. "Aman Allahım! Bu kadar mı kötüyüm!?" Aynada yakınlaşıp kendisini inceledi. Dudağı patlamıştı. Gözünün altında morluk vardı. Ayrıca suratında dağınık şekilde küçük ezik ve morluklar da vardı. Dudağının içi de yara olmuştu. Suyu açıp eliyle yüzündeki kanları temizledi. Suyu yüzüne çarpamazdı çünkü açık yaraları vardı. Ashley banyoya çat kapı girerek Hande'ye baktı. "İnsan bir kapıyı çalar!" "Konuşma yavru kedi! Merhem getirdim yaraların için." Hande Ashley'nin elindeki kaba baktı. Yeşil bir krem gibiydi. "Sen mi hazırladın bunu?" "Evet. Hazır pomadlar zor fayda ediyor." Ashley elindeki merhemi Hande'nin yüzündeki açık yaralara sürerken yüzünü buruşturuyordu. Nasıl bu kadar dayak yiyebilmişti ki? "Yüzüne dokunma sakın! Merhem tam iki saat suratında kalacak." "Ben iki saat falan bilmem, direkt yatıp uyuyacağım." Hande banyodan çıktıktan sonra mutfağa girdi. Abur cuburların olduğu dolabı açıp içinden bir paket bisküvi aldı. Karnı çok açtı ve böyle geçiştirecekti. Hande kendi odasına gidip yatağa girdi. İçi buz gibiydi, ama şimdi elektrikli battaniyesini açmaya uğraşamazdı. Bisküviden bir kaç tane ağzına atıp açlığını bastırmaya çalıştı. "Sen nasıl bir araba dayak yedi? Böyle olacaksa sen bu işleri bırak daha çok dayak yersin." Ashley sesinin geldiği yöne göre salondaydı. Ona doğru bağırarak cevap verdi. "Ayağım burkuldu binadan binaya atlarken, bir de boş anıma denk geldi. Ayrıca K3R1'in kurucusu benim unuttun mu?" Hande elindeki boş paketi başucunda ki masaya bırakıp yatağın ve yorganın içine gömüldü. Çok ama çok uykusu vardı, ve baş ağrısını da anca bu şekilde geçirebilirdi. ****** Hande gözlerini araladığında etrafın karanlık olmasından dolayı bir şey göremedi. Yataktan doğrulup saatine baktığında gecenin üçü olduğunu gördü. Çok susamıştı ve başucundaki su bitmişti. Kapıdan tam çıkacakken salondan gelen tıkırtıları duydu. Ashley bu saatte salonda ne yapıyordu? Kapıyı her ihtimale karşı yavaşça araladığında gözlerini salona doğru dikti. Karanlıkta göremediği için biraz daha araladı. Salonda birisi vardı, ve Ashley'nin olmadığı kesindi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD