4.Bölüm “Gidebilirsin”
İnci Karsu..
Sabah okul arkadaşım diye tanıştığım ve aslında çekindiğim adam şimdi beni babamın sattığı adamdan kurtarmıştı.. Sabah normal olan hayatım öğleden sonra kabusa dönmüştü..
Beni bir rezidansa getirdi Acar denilen adam. Eve girince;
“İnci sen biraz yalnız kal, kendini toparla benden başka kimse gelmez merak etme. Rahat ol evin her yerini kullanabilirsin. Ben akşam gelirim yeniden” deyip çıktı.. Kendimi koltuğa bırakıp başımı geriye yasladım ve bu yaşadıklarım nasıl bir kabus diye düşünmeye başladım. Sonra kalktım ve evin içinde kendime kıyafet aradım hemen üzerimdekilerden kurtulmak istiyordum.
Ben en fazla filmlerde yada okuduğum kitaplardaki gibi Acar'ın bi tişörtünü bulur onu giyerim diye hayal ettim ama burda değişik değişik bayan kıyafetleri vardı. Hepsi yıkanmış ütülenmiş ve dolabın bir bölümüne dizilmiş. İç çamaşırları pijamalar eşofmanlar ve normal kıyafetler hepsi vardı. Bedenler farklı farklı ama genelde zayıf kişiler için düşünülmüş sanırım.
İçinden bana uyanları seçip banyoya girdim. Odada olan banyoyu değilde genel banyoyu kullandım. Giyindim saçlarımın nemini havlu ile aldım ve taramadan tepemde topladım. Sonra bulduğum pikeyi alıp salonda ki kanepede yattım. Annem aklıma geldi.. Ağlayarak uyudum.. Belki annemi düşünerek uyursam rüyama gelir diye düşündüm.
Ne kadar uyudum bilmiyorum ama kapı sesi duydum. Hemen toparlandım. Oda karanlıktı etrafıma bakarken ışıklar açıldı. Pikeyi üzerimden atıp ayağa kalktığımda elinde iki tane pizza paketi ile Acar'ı gördüm..
“Uyuduğunu bilsem daha sessiz olurdum”
“Aslında öylesine uzanmıştım ama uyumuşum”
Üzerime bakınca hemen açıklama yapmak zorunda kaldım;
“Sen kullanabilirsin deyince duş almıştım dolapta bayan kıyafetleri vardı arasından seçtim”
“İyi yapmışsın ama dolaptakileri kullanma bida. Ben sana yarın kıyafet ayarlarım. Al şu pizzaları sehpaya ayarla ben içecek getiriyorum” dedi.
Uzanıp pizza kutularını aldım ve sehpaya açtım. Bozuldu sanırım dolabını karıştırıp kıyafet almama. İstediğin gibi kullan dediği sanırım evin geneli içindi. İçeceklerle geldi, kolanın birini benim önüme bıraktı. Kendine de direk oturup yemeye başladı. Bende oturdum bi kaç dilim yedim ama devamını getiremedim. Kolamı içtim sadece. Kanepede geriye yaslanıp;
“Acar yemeğini yedikten sonra konuşsak biraz. Neler oldu veya bundan sonra neler olacak”
“Konuşacak bir şey yok. Baban iflas etti, herşeyini bırakmış dün kumar masasında. Aptal bide gitmiş Giray denen o adamın salonunda kumar oynamış. Giray'ın kendine göre kuralları var ve asla taviz vermez”
“Şimdi ne olacak peki”
“Giray alacağını almadan senin peşini bırakmaz. Babanı öldüredebilir bilemiyorum. 1 hafta on gün burdasın İnci. Alacağını tahsil etsin sonra gidersin”
“Ne babam ne kardeşlerim asla ödeyemez o borcu. Babamı öldürünce borcu tahsil etmiş sayacak mı sence”
“Ya paranı ya canını meselesi. Parayı alamazsa babanı öldürür”
Sessiz kaldım. Sonra birden beni ateş basmaya başladı.. İçeri sıcaktı sanırım. Sonra kasıklarımda karıncalanma hissettim. Acar'a belli etmemek için bacak üstüne atıp durdurmaya çalıştım. Acar kalkıp terasa çıktı ve sigara içti. Ben kendimde ki tuhaflığı anlamaya çalışıyordum. Bi taraftanda Acar burda mı kalacak acaba diye düşünüyordum. Sigarası bitince içeri girdi ve;
“Ben yorgunum yatıyorum iyi geceler” deyip içeri geçti.
Rahatladım en azından gece yalnız değilim korkmam heralde deyip ortalığı toparlayıp uzandım yeniden kanepeye ama uyuyamadım. Sürekli ateş bastı ve sanki tüm vücudumda karıncalar dolanıyordu. Kalktım banyoya geçtim ve soğuk suyla yeniden duş aldım.
Biraz rahatlamıştım duştan sonra. Kanepeye uzandım tekrar. Aslında televizyon açıp izlemek istedim ama Acar içerde rahatsız olabilir diye uyumaya zorladım seni. Sabah kapı çarpma sesiyle uyandım. Doğrulup etrafıma bakındım. Kimse yoktu.
Kalktım evin içinde dolandım yatak odası hariç her yere baktım. Sadece tezgahtaki kahve kupası dikkatimi çekti. Dokundum sıcaktı. Sanırım Acar sabah kahve içip gitmişti. Bende kendime gelmek için bir kahve yaptım. Camın kenarından manzaraya bakarak kahveyi içtim.
Kapı sesi geldi o tarafa dönüp baktığımda Acar elinde paketlerle içeri girdi.
“Bunları kullanabilirsin kıyafet olarak. Akşam gelir miyim bilmiyorum. Sen kafana göre takıl” deyip çıktı. Cevap vermemi soru sormamı bile beklemedi..
Kıyafetler hep markaydı bedenleri bana göre sayılırdı. Üzerlerini okuyup talimatlara uyarak hepsini yıkadım, kurutma makinesinde kuruttum ve giyilmeye hazır hale getirdim.
Sonraki günlerde Acar iki güne bir gelip akşamları kalıyordu ama hergün gündüz mutlaka bir saatliğine uğruyordu yanıma. Görür görmez ilk sorum artık gidebilir miyim oluyordu ama hep olumsuz cevap alıyordum. Babam yada kardeşlerim ödeme yapmamış. Ölende olmamış. Bu belirsizlik ve tutsak gibi yaşamaya başlamam artık sinirlerimi bozuyordu. Telefonum da yoktu. Acar dışında kimseyle iletişim halinde değildim.
Öyleki artık Acar geldiğinde gitmesin istiyordum çünkü kendi kendime konuşmaktan kafayı yemek üzereydim. Acar'ın sohbetinden keyif alıyordum. Ses tonu baskın konuşma tarzı bana bir süre sonra çekici gelmeye başladı. Kendimi tutsak gibi hissediyordum acaba stockholm sendromu mu yaşıyorum diye ikilemde kaldım. Bu durum canımı sıkmaya başlamıştı.
Onuncu günün akşamında Acar yine pizza ve içecekle geldi. Ben pizzaları hazırladım o içecekleri bardağa koyup getirdi. Hem konuşup hem yedik. İlk günkü gibi yine sıcak bastı beni ve kasıklarımda karıncalanma oldu.
Acar beni takip ediyordu. Üzerindeki gömleğide çıkarıp sigara yaktı, bacak bacak üstüne atıp sadece hareketlerimi izliyordu. Ortalığı toparlamaya başladım. Mutfağa geçip su içtim. Bu adam neden soyundu ki şimdi. Uyumadı da soğuk suyun altına atsam kendimi diye düşünüyordum. Acar'ın sesini duydum;
“Ben odamdayım, rahatlamak istersen suyun altına değil benim altıma atman lazım kendini” deyip odasına girdi. Kıpkırmızı olduğuma eminim. Ama neden içimde bu defa banyo değilde onun yanına gitme isteği vardı anlamadım.
Bir şeye odaklanıp düşünemiyordum. Beynim allak bullak oldu. Gözümün önünde Acar'ın gömleksiz hali dolandı. Terasa çıktım serin ve açık hava iyi gelir diye düşündüm. Sonra tekrar banyoya soğuk suyun altına girdim. Bu defa duş işe yaramadı. Havluyu bedenime sardım saçlarımın nemini aldım, omuzlarımdan aşağı bıraktım. Banyodan çıktım kanepede biraz oturup kendime gelmeyi düşünüyordum ki koridorda tam Acar'ın odasının önünden geçerken kapıyı açtı. Göz göze geldik havluyu daha sıkı tuttum. Sadece baksırla duruyordu. Kolumdan tutup odaya çekti beni.
Engel olmadım durdurmadım. Vücudumda, damarlarımda kan yerine ateş dolanıyordu sanki. Acar kapıyı kapatıp beni kapı ve kendi arasında sıkıştırdı. Sırtım kapıya dayalıydı ve o esnada da Acar birden dudaklarıma yapıştı. Karşılık veremedim. Geri çekildi ve ensemden tutup kendine daha çok yaklaştırdı. Dudaklarımın üzerinde konuştu;
“Karşılık ver İnci” deyip yeniden yapıştı dudaklarıma..
Sonrası tamamen benim kontrolümden çıktı. Acar'a ayak uydurmaya çalıştım. Onunla temas ettikçe ateş azalıyor karıncalanma yerini sadece heyecana bırakıyordu. Dediği gibi duş değil ama Acar iyi gelmişti. Sebebini anlamadım.. Tek hamlede havlumu alıp attı ve beni yatağa yatırdı. Üzerime çıktı. Öpücükleri, dokunuşları, dili herşeyiyle vücudumu keşfe çıkmıştı sanki.. Sonra birden içime girdi ben çığlık attım. Durdu anlamaz gözlerle bana baktı, sonra geri çekildi bacak arama baktı;
“Regli misin kan var”
“Hayır, bakireyim” dedim. Anlamadığım duygu geçişleri oldu yüzünde. Sonra kaldığı yerden devam etti ama daha kibar oldu.
“Canın acıyacak acıya değil, zevke odaklan” deyip tekrar içime girdi. Dudağını dudaklarıma bastırdı ve çığlığımı resmen Acar'ın ağzının içine attım.. Ritmik şekilde içimde git gel yapmaya başladı.
“İnci adımı inle hadi bebeğim”
“Acar bu çok fazla, doluluk hissi var bende”
“Adımı inle hadi lütfen İnci” dediğinde adını söyledim. Başarabildim mi istediği şeyi bilmiyorum ama daha da hırçınlaştı. Sonra içimde bir sıcaklık hissettim. Yavaşladı, alnını alnıma dayadı ‘çok güzelsin’ dedi ve kısa bir süre sonra kendini yanıma bıraktı. Beni göğsüne çekti başımın üzerinden öpüp bu pozisyonda bir süre kaldık. Hiç konuşmadı. Ben utancımdan nerdeyse nefesimi bile tutuyordum. Konuşmaması işime geldi. Yan tarafa uzanıp sigara aldı sanırım. Peşpeşe bi kaç sigara içti. Ne kadar süre o şekilde kaldık bilmiyorum ama sonra aniden beni tekrar altına aldı ve;
“Dayanamadım bir kere daha” deyip daha hoyrat bir şekilde benimle sevişmeye başladı. Aynı duyguları yeniden hissettim. Yine ağrım oldu. Bu defa işi bitince yanıma yatmadı. Beni kucakladı ve odanın içindeki banyoya taşıdı;
“Sıcak su iyi gelir duş al” deyip kapıyı kapatıp çıktı. Ben duş aldım, kasıklarımda karıncalanma yerine hafif bir sızı vardı ama ateş basmıyordu artık beni. Duş alıp çıktığımda yatağın çarşafı değişmişti. Acar'ın elinden böyle şeyler gelmediği belliydi çünkü yamuk yumuk duruyordu. Dolaptan pijamaları alıp giydim. Şimdi nerde uyumam lazım benim. Normalde filmlerde izlediğim kadarıyla sabaha kadar birlikte uyuyorlardı. Bizde mi birlikte uyuyacaktık acaba diye düşünürken Acar oyalandığımı anladı sanırım ve;
“Hadi İnci ne bekliyorsun ışığı kapatıp gel yanıma” deyince yine onun dediğini yaptım ve gece lambasını kapatıp yatağın içine girdim. Utanmam çok saçmaydı ama vücudumda ki o ateş geçince utanma hissi daha baskın oldu. Yatağın ucunda yatıyordum. Acar tek hamlede beni kendine çekti ve sırtımı göğsüne yasladı. Sarıldı, elinin birini pijamamın altından karnıma koydu;
“Sıcak tutar iyi gelir” dedi.. Bir süre sonra uyudu. Düzenli nefes alıp vermesinden anladım. Sonra bende uyudum ama rahatlama yada huzur yoktu. Aksine içimde büyük bir sıkıntı ile uyudum.
Sabah uyandığımda Acar'ın odasında olduğumu anladım. Dün gece aklıma geldi, ben ne yapmıştım öyle. O ateş o karıncalanma neydi ki.. Sonra Acar'ın sesini duydum;
“Günaydın İnci” sese doğru döndüğümde Acar uyanmış duşunu almış, giyinmiş elinde kahve kupası ile camdan dışarıyı izliyordu. Diğer eli cebinde, yine sakin ve sert duruyordu.
“Günaydın” dedim..
“Kendini iyi hissediyorsan artık gidebilirsin”
“Nee! Gidebilir miyim”
Elimde olmadan sesim şaşkın tonda çıktı..
“Evet gidebilirsin, hatta gitmelisin”