5. Bölüm

2011 Words
Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmedim.. Daha doğrusu her geçen gün biraz daha bu hissi yaşıyorum.. Çaresizlik... Babamın ölümünden sonra kaderim oldu sanki.. Yemin ederim annem böyle biri değildi.. Babam bizimleyken hiç böyle değildi.. Evden dışarı çok nadir çıkardı. Onda da en fazla markete birşey almaya giderdi.. Babamın sözünü hep dinlerdi.. Babamla iletişimleri çok farklıydı.. Sanki konuşmadan bile anlaşıyorlardı.. Babam, anneme asla şunu yapma, bunu yapma gibi sözler söylemezdi.. Annem de asla babamı bizi üzecek birşey yapmazdı.. Ama şimdi annemi tanıyamıyorum.. Sürekli gülen, mutlu kadın gitti. Yerine huysuz, söz dinlemeyen birisi geldi.. Babamın öldüğünü kabul etmiyor.. Sanırım asla da kabul etmeyecek.. Ateşlerin içinden çıktığında yüzünde öyle bir gülümseme vardı ki saatlerce ağlamak istedim.. "Ali geldi.. Ali içeride.." diye mutluydu. Ben ona birşey oldu diye aklım çıkarken, annem 'Ali'yi gördüm' diye yüzünde güller açıyordu. Babamdan sonra ilk kez bu kadar mutluydu.. "Anne babam yok artık.. Babam öldü.." desem de yok.. “Anne…” dedim, bir kez daha nefesim kesiliyordu, “anne kimse yok… babam yok…” Bir an sustu. Bir an… sadece bir an bana bakar gibi oldu. İşte o an umutlandım. Ama sonra başını hafifçe salladı. Sanki ben küçük bir çocuktum da saçma bir şey söylemişim gibi. “Sen görmedin,” dedi. “Ben gördüm. Alim oradaydı işte.. Ben Ali'nin yanına gideceğim" dediğinde ne yapacağımı bilemedim.. İnsanlar başımıza toplanmış ahlanıyordu.. "Deli karı yine yaptı yapacağını.. Yaktı evi.. Şimdi ne yapacaklar?" Anneme mi üzüleyim? Kendime mi? Yoksa duyduklarıma mı? Ben anneme birşey oldu korkusu yaşarken onlar başlamıştı bile.. 'şimdi ne yapacaklar?' derken bizi düşündükleri için değil valla.. Acaba yardım isteriz diye korkularından.. Etrafımızdaki insanlar yine konuşuyordu. “Zaten aklı pek yoktu…” “Adam idare ediyordu kadını…” “Şimdi iyice gitti…” Her kelime çiğerime batıyordu. Ama annem… hiçbirini duymuyordu. Sadece yanmış eve bakıyordu. Gözlerinde tuhaf bir heyecan vardı. Sonra birden gülümsedi. Öyle… saf bir gülümseme ki… İçim parçalandı. “Bak yine çağırıyor,” dedi. “Görmüyor musun?” Koştum. Kolundan tuttum. Ama sert değil… Çünkü o kırılacak gibi duruyordu. “Anne… hayır… kimse yok…” Elimi itti. Ama öfkeyle değil. Hafifçe… çocuk gibi. “Gitmem lazım,” dedi. “Ali yalnız kalır. Beni bekliyor..” O an nefesim kesildi. Ben annemi korumaya çalışırken.. Ama o… babamı yalnız bırakmamaya çalışıyordu.. Annemi kendime çektim. Direnmedi. Zaten direnecek gücü de yoktu. Başını omzuma koydu. Ve birden… sesi değişti. İnce… kırılgan… neredeyse çocuk sesi gibi: “Ben korktum…” dedi. “Ali gelmez diye korktum…” Gözlerim doldu. Sarıldım sıkıca.. Saçlarını öptüm.. Tıpkı babam gibi.. “Ben buradayım anne…” dedim. “Ben varım…” Ama o… beni değil, hayalindeki adamı düşünüyordu. “Ali beni bırakmaz…” diye mırıldandı. “Ben de onu bırakmam…” Ne yaparsam yapayım babamın yerini tutamayacağım.. İtfaiye yangını söndürünce geriye sadece is kokusu kaldı. Duvarlar kapkara… tavan çökmüş… eşyalar tanınmayacak hâlde. Bir zamanlar “ev” dediğimiz yer, şimdi sadece yanmış bir kabuktu. İçinde anılar vardı… kahkahalar, sofralar, babamın sesi… hepsi kül olmuştu. Ama en acısı… Annem hâlâ oraya “yuva” gibi bakıyordu. Sanki birazdan kapı açılacak, babam içeri girecekmiş gibi. Elini daha sıkı tuttum. Bu sefer o bırakmadı. Parmakları titriyordu… ama sıcaktı. Yaşıyordu. Yanımdaydı. Ve ben… onu kaybetmemek için ne gerekiyorsa yapacaktım. Kalabalık yavaş yavaş dağılırken, fısıltılar hâlâ kulaklarımdaydı. Ama artık umurumda değildi. İnsanlar konuşur… hep konuşur. Onlar bizim ne yaşadığımızı bilmez. Bilmek de istemez. Ben biliyordum. Benim annem deli değildi. Benim annem… kaybolmuştu. Benim annem küçük bir kız çocuğuydu hala.. Babamla birlikte, onun gidişinin içinde bir yere sıkışıp kalmıştı. Zaman onun için durmuştu. Biz devam etmek zorundaydık… ama o hâlâ o günün içinde yaşıyordu. Başını omzumdan kaldırdı. Gözleri yorgundu… ama o tuhaf umut hâlâ içindeydi. “Gelecek,” dedi fısıltıyla. “Ali beni almaya gelecek…” İçimden bir şey koptu. Ama bu sefer itiraz etmedim. Sadece saçlarını okşadım. “Tamam anne…” dedim. Sesim titredi ama belli etmedim. “Gelirse… birlikte gideriz.” Belki yalandı. Belki kendimi kandırıyordum. Ama bazen… sevdiğin birini gerçeklere zorla çekmek, onu tamamen kaybetmek demektir. Ben annemi tamamen kaybetmek istemiyorum.. İtfaiyeciler son kez kontrol yapıp uzaklaşırken, gece çökmeye başlamıştı. Soğuk yavaş yavaş içimize işliyordu. Ama annem üşümüyor gibiydi. Hâlâ yanmış eve bakıyordu.. Herkes evine gitti.. Bir Allahın kuluda gelip "bu saatte ne yapacaksınız? Bize gidelim" demedi.. Oysaki babam olsaydı birinin başına bir iş gelse en önce o koşardı.. Ama biz gecenin bir yarısında öylece ortada kaldık.. Arkadaşım Şule'yi aradım.. "Şule evimiz yandı.. Bu gece sizde kalabilir miyiz?" dediğim de on dakika sonra arabasıyla gelip bizi aldı.. Şule okuldan arkadaşım.. Olmayan kız kardeşim gibiydi.. "İstersen önce hastaneye gidelim.. Sevda teyze iyi değil gibi" desede annem kabul etmedi.. "Ben.. Ben çok iyiyim.. Ali geldi.. Ali beni almaya geldi.." diye yol boyunca Şule'ye babamı anlattı.. Şule'nin evine gelince annemi yıkayıp yatırdım.. Yüzü, gözü is olmuştu. Şule temiz pijama verdi.. Bir süre de onları giyindirmek için uğraştım.. Başkasının kıyafeti diye giyinmek istemedi.. Hala "Ali bana aldı" diyor.. Annem uyuyunca bende duşa girdim.. Suyun altına girince oturup ağlamaya başladım.. Suyun altına çöktüm. Dizlerimi kendime çektim. Sanki su değil de bütün dünya üzerime yağıyordu. Sessiz ağlayayım dedim olmadı. İçimde ne varsa, o dar banyoya sığmadı. Hıçkırıklarım duvarlara çarpıp geri geldi. “Ben ne yapacağım…” diye fısıldadım. Sesim bile bana yabancıydı. Babam yoktu, artık bir evimiz yoktu. Annem… annem artık bildiğim annem değildi. Ve ben… hepsinin ortasında tek başımaydım. Ellerimi yüzüme kapattım. Ama gözlerimi kapatınca daha kötüydü. Annemin o gülümsemesi… o “Ali geldi” deyişi… alevlerin içinden çıkışı… Hepsi tekrar tekrar gözümün önüne geliyordu. Keşke… Keşke o da benim gibi ağlasaydı. Keşke o da “Ali gitti” deseydi… Ama o umutluydu. Ben yıkılmıştım. Bir süre sonra suyun altından kalktım, ne kadar kaldım bilmiyorum. Parmaklarım buruşmuştu, bedenim titriyordu ama içimdeki yangın sönmemişti. Sadece… yorulmuştum. Yavaşça ayağa kalktım. Duvara tutunarak çıktım. Aynadaki halime baktım. Gözlerim kıpkırmızıydı. Saçlarım yüzüme yapışmıştı. Ama en kötüsü… bakışlarımdı. Sanki bir gecede yaşlanmıştım. Oysaki daha yirmi üç yaşındayım.. Ama ruhum kırktan fazla.. Havluyu bedenime doladım. Kapıyı açmadan önce derin bir nefes aldım. Çünkü o kapının arkasında ağlayacak lüksüm yoktu artık. Ben güçlü olmak zorundaydım. Annem için. Kapıyı açtığımda Şule salonda oturuyordu. Işıkları kısmış, sessizce bekliyordu. Beni görünce hemen ayağa kalktı. Hiçbir şey sormadı. Sadece sarıldı. İşte o an… Birinin hiçbir şey sormadan sarılması… İnsana en çok o iyi geliyor.. Başımı omzuna koydum. Bu sefer sessiz ağlayamadım. “Ben ne yapacağım Şule…” dedim boğuk bir sesle. “Annem… annem iyi değil…” Şule saçımı okşadı. Tıpkı babamın yaptığı gibi. “Herşey düzelecek, herşeyi birlikte yoluna koyacağız” dedi sakin bir sesle. “Çünkü başka çaremiz yok.” Acı ama gerçekti. Başka çaremiz yoktu.. Bir süre öyle kaldık. Sonra kendimi toparladım. Gözlerimi sildim. “Onu doktora götürmem lazım,” dedim. “Bu normal değil…” Şule başını salladı. “Evet… ama zor olacak. Kabul etmeyebilir.” “Etmez zaten,” dedim acı bir gülümsemeyle. “Babamın yanına gitmeye hazırlanıyor çünkü…” O cümleyi kurmak bile içimi parçaladı. Şule derin bir nefes aldı. “Yalnız değilsin,” dedi. “Ne gerekiyorsa yaparız. Ama önce… biraz dinlen. Çok zor bir gün geçirmişsin.. Şimdi biraz uyu.. Sabah bir çare buluruz..” Keşke herşeyin bir çaresi olsaydı.. O günden sonra çok uğraştım birşeyleri düzelteyim diye.. Ama olmadı, yapamadım.. Ne doğru düzgün bir iş bulabildim, nede annemi hastaneye götürebildim.. Sanki koca İstanbul bir olup üzerime geliyor gibi hissediyorum.. Yıldız daha ne kadar dayanabilecek der gibi.. Annem Şule'de kalmak istemiyor, sürekli "Evimize gidelim.. Ali bizi bekliyor" diyerek huysuzlanıyor.. Ortada bir ev kalmadı.. Bir kaç gün sonra gittiğimde geriye hiçbir şey kalmamıştı.. Yeniden bir ev inşa edecek ne gücüm ne de param var.. Elimizde ki para ise bir kaç ay ançak idare eder. Şule olmasaydı o parada çoktan bitmiş olacaktı.. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi son günlerde içimde bir huzursuzluk var.. Sanki takip ediliyorum gibi.. Görmediğim bir gölge sürekli peşimde gibi.. Şule'yi annemin yanına bırakıp iş görüşmesine geldim.. Ama yine olmadı, yine kabul edilmedim.. Tecrübeli eleman arıyorlarmış.. Küçük bir mağazada görevli olmak için bile tecrübeli eleman istiyorlar. Eve geçerken Şule'yi aradım bir kaç kez ama cevap vermedi.. Markete uğrayıp bir kaç birşey aldım.. Bir de annemin en sevdiği çikolatadan.. "Ali gönderdi" dersem kesin çok sevinirdi.. Eve geldiğim de içimdeki o garip huzursuzluk bir anda büyüdü. Kalbim hızlandı. “Şule?” diye seslendim. Cevap yok. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan içeri girdim. Adımlarım yavaşladı… çünkü içimden bir ses bir şeylerin yanlış olduğunu söylüyordu. Salona geçtiğimde… Donup kaldım. Annem koltukta oturuyordu. Elleri kucağında, başı hafif eğik… sanki biri ona “kımıldama” demiş gibi. Ama yalnız değildi. Karşısında iki adam vardı. "Siz kimsiniz? Burada ne işiniz var? Çabuk gidin, polise haber veririm" desem de aslında deli gibi korkuyorum anneme birşey yaptılar diye.. "Sakin ol kızım... Ben senin amcanım.. Sizi Diyarbakır'a götürmeye geldim.. Başınıza gelenleri duydum.." diyen yaşlı adama uzaylı görmüş gibi baktım.. "Amca.." "He ya... Amcanım.. Öpsene elimi" diyerek bir de arsızca elini uzattı.. Annemi oturduğu yerden kaldırıp "Anne sen hadi odaya geç, ben bu adamları gönderip geliyorum" "Gönderme, gönderme... Onlar beni Ali'ye götürecekler... O, o söyledi... Ali onların yanındaymış... Biz, biz onlarla gidelim.." diyerek çocuk gibi koluma yapıştı.. “Anne,” dedim yumuşak ama kararlı bir sesle, “sen bir odaya geç… ben hemen geliyorum. Sonra birlikte gideriz… tamam mı?” “Ali bekler…” dedi telaşla. “Bekler,” dedim. “Ben söyleyeceğim ona.” O bir an durdu. Sanki gerçekten beni ciddiye aldı. Sonra başını salladı. Çocuk gibi… uslu uslu. Elimi bıraktı. O an içimde bir şey koptu. Annem yavaş adımlarla odaya giderken gözümü bir saniye bile üzerinden çekmedim. Kapıyı kapattığını duyana kadar bekledim. Ve sonra… Yüzümdeki o yumuşak ifade silindi. Yerine başka biri geldi. Yavaşça o iki adama döndüm. “Şimdi,” dedim, sesim bu sefer bambaşkaydı, “siz kimsiniz?” Yaşlı olan hâlâ sırıtıyordu. O sırıtış… midemi bulandırdı. “Dedik ya kızım,” dedi, “amcanım ben senin. Babanın abisiyim. Haberimiz oldu, koştuk geldik. Seni de anneni de alıp götüreceğiz. Artık yalnız değilsiniz.” “Babanın abisiyim.” Bu cümle kafamda yankılandı. Babam… Babam hayatı boyunca tek bir şeyden bahsederdi: “Bizim kimsemiz yok.” Şimdi birdenbire… “amca” çıkmıştı. Gözlerimi kıstım. "Amca... Hani şu babamın görmek istemediği.. Annemle evlendi diye onu yok saydığınız adamın karısının, kızının evin de ne işiniz var?" “Olur mu öyle şey kızım, küslük vardı… büyükler arasında olur böyle şeyler… Siz bize kardeşimin emanetisiniz.. Bundan sonra biz yanınızdayız” "Söylediklerine daha fazla dayanamadım.. Emenat mişiz.. "Çıkın gidin.. Yoksa polisi arayacağım" dediğim de oturduğu yerden kalktı.. Gözleri karardı. “Polis mi?” dedi korkutucu bir sesle. Kalbim hızlandı ama geri adım atmadım. “Son kez söylüyorum,” dedim dişlerimin arasından, “Çıkın. Gidin.” Yaşlı adam ağır ağır bana doğru yürüdü. “Sen çok konuşuyorsun,” dedi. Ve o an… Yüzüme öyle sert bir tokat attı ki… Dünya bir saniyeliğine karardı. Dengeyi kaybedip duvara çarptım. Kulaklarım uğulduyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken saçlarımdan tutup beni kendine doğru çekti. “Akıllı olacaksın!” diye bağırdı. Boğazım düğümlendi ama gözlerim dolmadı bu sefer. Korkudan değil. Öfkeden. “Bırak!” diye bağırdım, ellerine vurdum ama gücü… çok fazlaydı. Diğer adam kolumu arkadan tuttu. Sertçe bükünce canım yandı, dizlerim titredi. “Annem var içeride!” diye bağırdım. “Bağırma!” dedi genç olan ve ağzımı kapattı. Nefesim kesildi. İçeriden annemin sesi geldi o sırada… “Ali?.. Geldiniz mi?..” O sesi duyunca… İçim parçalandı. “Anne!” diye bağırmaya çalıştım ama sesim boğuldu. Yaşlı adam eğilip yüzüme baktı. “Bak,” dedi alçak ve tehdit dolu bir sesle, “Uslu uslu geleceksiniz. Yoksa önce seni, sonra o anan denilen deliyi perişan ederim.” Gözlerimin içine baktı. Ve fısıldadı: “Zaten yarım akıllı… çok zor olmaz.” O an… Bir şey koptu içimde. Başımı ileri atıp adamın elini ısırdım. “AH!” diye bağırdı ve beni itti. Yere düştüm ama hemen kalkmaya çalıştım. “Kaç!” diye bağırdım kendi kendime mi, anneme mi… bilmiyorum. Ama kapıya koşamadan… Genç olan adam beni yakaladı. Kollarımı arkadan sardı. “Bırak lan!” diye bağırdım, çırpındım, tekme attım. Ama nafile. Yaşlı adam bu sefer hiç konuşmadı. Direkt yumruğu indirdi. Karnıma. Nefesim kesildi. Hava alamadım. Dizlerim çözüldü. Gözlerim karardı ama bayılmamaya çalıştım. Bayılırsam… annem yalnız kalırdı. “Alın şunu,” dedi yaşlı adam soğuk bir şekilde. Beni sürükleyerek kapıya götürdüler. Ayaklarım yere sürtüyordu. Her şeye rağmen bağırdım "Anne!!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD