5. Bölüm

2183 Words
İyi okumalar dilerim… Evin kızdan anlatım… Yeni gün; Boğazımda bir yumru yutkunmakta zorluk çekiyordum. Her insanın derdi vardı elbet lakin benim yaşadığım dertten de beterdi. Dün akşamı düşündükçe tüm bedenim öfkeden alev alıyordu. Benim düşüncelerimin hiçbir önemi yoktu onun için. Can yakarım dediğim an gerildi fakat kendi burnundan kıl aldırmayan o ukala tavrı ile beni duymazlıktan gelerek yapacaklarını bir bir anlatmaya devam etti. Hiçbiri değil de ‘eğer kağıt üzerinde kalacaksa bu evlilik üzerine getireceğim kumayı da kabul etmek zorundasın. Bir ağa oğlu evlatsız kalamaz’ dediği an canım daha da çok yandı. Duymazlıktan geldim. Onun baba olmaya hakkı olduğu kadar benimde anne olmaya hakkım vardı ama bu onun umurunda bile değildi. Yattığım yataktan kalkıp odamı toparladım. Lavaboya girip günlük rutin işlerimi halledip üzerimi değiştirdim ve çantam ile telefonumu alarak sessizce odamdan dışarı attım kendimi. Saat sabahın yedisiydi. Urfa’da beni bekleyen küçüğümü daha fazla bekletmemek için konaktan çıkıp aracıma doğru yöneldim. Hızla aracıma binip kimseye bir şey söylemeden motoru çalıştırdık ve hızla yola çıktım. Nefes almayı unuttuğumu yanan ciğerlerimle anladım. Penceremi açıp rüzgarın içeri girmesine müsaade ettim. Annemler bugün çarşıya alışverişe çıkacaklardı. Beni bulmadıklarındaki öfkelerini tahmin ediyordum fakat sevdiğim o adam değildi. Belki de yıllar önce olsaydı bu evlilik aptal aşıklar gibi ağlar sızlanırdım dün akşam duyduklarım için. Ama yüreğim nasır tutmuş gibiydi. Canım acıyordu fakat kan kokusu yoktu içimde. Sadece içinde bulunduğum durumu hazmedemiyordum. Fakat kendimi ve isteklerimi bir şekilde kabullendirecektim. O ağa oğluysa bende ağa kızıydım. Bin bir düşünce ile çıktığım yolu tamamlayıp Urfa’ya varmıştım. Bir fırının önünde durup kahvaltılık bir şeyler alıp tekrardan yola koyuldum. Zehra ablanın evinin önüne geldiğimde ise balkonda beni bekleyen minik aşkımı gördüm. Araçtan inip “ben geldim” diye seslendiğimde yine koşar adım içeri girmişti. O aşağı gelene kadar bende çantamı ve fırından aldıklarımı elime alarak aracı kapattım. Furkan bahçe kapısını açıp “ablam” diye boynuma atlarken birkaç adım gerilemiş oldum. “Dur yakışıklım şimdi birlikte düşeceğiz. Üstelik kurt gibi acıktım”. Furkan geri çekilip “hadi o zaman yukarı çıkalım. Anam bir sofra hazırladı ki sorma abla. Bir de sürpriz misafirimiz var” dedi. Kaşlarım çatılırken “kimmiş o sürpriz?” diye sordum. Furkan kıkırdayıp cevapladı sorumu. “Yukarı çıkınca görürsün”. Merakla bahçe kapısından içeri girip merdivenlere yöneldim. Zehra abla kapıda bizi karşıladı. Elimdeki poşeti alıp “ne gerek var kızım senin gelmen yeter bizim” dese de yanaklarından öpüp “duymamış olayım şekerim” diyerek ayakkabılarımı çıkartıp içeri girdim. Gördüğüm kişi ile nutkum tutulurken ağırca yutkunup tebessüm etmeye çalıştım. “Merhaba Evin nasılsın?”. Başımı sallayıp “Merhaba Rohat, iyiyim sen nasılın?”. Genişçe gülümseyip “seni gördüm iyi oldum” diyerek cevapladı sorumu. İstemsizce gerginlik oluşmuştu içimde. Adar aşiretinin büyük oğlu Rohat aynı zamanda Karahan aşiretinin de rakibiydi. Gördüğüm kadarıyla iki ailenin yaptığı anlaşma ile ilgili bir bilgisi yoktu. Tabii benim evlilik konumu da bilmiyordu. “Kızım alsana çayını”. Zehra ablanın sesi ile kendime geldim. Tebessüm ederek uzattığı çayı aldım ve kahvaltı masasına bakarak “bir kuş sütü eksik abacım. Ellerine sağlık” dedim. Genişçe gülümsedi Zehra abla. “Hepsi senin sayende kızım Allah razı olsun. Murat’ım göçüp gittiği günden beri üzerimden elini eksik etmedin”. Hemen elini tutup susmasını sağladım. “Biz birbirimizin yaralarına merhem olduk sadece. Hem sende alnının teri ile kazanıyorsun her şeyi. Sanki bu güne kadar aldığım hediyeleri çok kabul etmiş gibi konuşma ablacım. Yoksa hiçte nazik olmayacak şeyler çıkacak güzel ağzımdan”. Zehra abla kıkırdayıp “deli kız hadi soğutma ye bakalım başlayın kahvaltıya” dedi. Rohat yine aynı ifade ile gözlerimin içine bakarken zorlukla kahvaltımı yapmaya başladım. Furkan’ın mezuniyet heyecanı, okuyacağı şiir ve mesleki hedeflerini dinliyorduk. Bakışlarını bana çevirip “hediyem burada değil sanırım?” diye sordu. Genişçe gülümseyip başımı olumsuzca salladım. Zehra abla kısmaya hazırlanıyordu ki ona mani olup “birazdan benim bağa gideceğiz yakışıklım. Hediyen orada” dedim. Furkan heyecanla “söyle abla ne benim hediyem” diye sorarken başımı olumsuzca sallayım onun gibi “gidince görürsün” dedim. Kahvaltı faslından sonra Zehra abla kahve yapacaktı ama Furkan’ın heyecanı gözlerinden okunuyordu. Oturduğum yerden kalkıp çantamı elime alarak balkona çıktım ve telefonumu çıkartıp İhsan ağayı aradım. İlk çalışta “emret Evin kızım” diyerek yanıtladı aramamı. “İhsan ağa sana zahmet benim bağı toparlayın. Misafirlerimle birlikte geleceğim. Bir de sana söylediğim hediyeyi hazırla. Sahibi birazdan benimle birlikte gelecek. Kızlar da ikramlık bir şeyler hazırlarlarsa çok sevinirim”. İhsan ağa; “Emrin olur kızım. Siz geldiğinizde her şey hazır olacak”. Telefonu kapatıp tekrardan salona girerken “hadi bakalım, hazırlanın benim bağ evine gidiyoruz. Hem küçük aşkımı daha fazla bekletmeyelim” dedim. Furkan sevinçle yanıma gelip kollarını boynuma dolarken bende sıkıca bedenine kollarımı sardım. Sanki Yusuf’um onun bedeninde canlanmış gibiydi. Belki de bana öyle geliyordu kim bilir! Geri çekilip “ama hadi lütfen” dedim. Tıpkı onun gibi. Furkan kahkaha atıp elimden tutarak kapıya doğu çekiştirmeye başladı bedenimi. “Ana çabuk hazırlan çatladım merakımdan çatladım”. Rohat da yanımıza gelip ayakkabılarını giydi. “Valla bu afacanın hediyesini ben bile merak ettim. Bu yüzden aşağıda sizi bekliyorum”. Tebessüm ederek baktım yüzüne. Aslında çok iyi arkadaştık ama bugünden sonra aramıza ciddi anlamda mesafe girecekti. Ona da başıma gelen bu durumu anlatmak zorundaydım. Başka birinden öğrenmesi daha fazla can sıkıcı olacaktı benim için. Furkan ile birlikte aşağı inip Rohat’ın yanına geçtik. “Rohat bugün uygun bir zamanda seninle bir şey konuşmak istiyorum. Vaktin var mı?”. Rohat; “Tabii kötü bir şey yoktur umarım!”. Derin bir nefes alıp “konuştuğumuzda kötü mü iyi mi karar verirsin. Sadece ısrarcı olma anlatmam için benim adıma oldukça zor bir durum” diyerek karşılık verdim. O da anlayışla başını salladı. Zehra ablanın yanımıza gelmesi ile araçlara bindik. Ben Furkan ile yola çıkarken Zehra abla ayıp olmaması için Rohat’ın aracına geçti. Kısa bir süre sonra bağ evine vardığımızda bizi İhsan ağa kapıda karşıladı. Yüzü oldukça gerginken saygıda kusur etmemeye özen göstererek yol gösterdi. Kızlar çıkıp servise başladıklarında bende yerimden kalkıp İhsan ağanın yanına geçtim. “Hayırdır İhsan ağa nedir bu halin?”. İhsan ağa; “Kızım kusura kalma. Baran ağa geldi seni sordu bir de ağzının ayarı yok emirler yağdırdı. Hiçbirinizden saygıda kusur görmezken zoruma gitti”. Öfke ile soluk alıp “kusura bakma İhsan ağa ben onunla nasıl konuşacağımı bilirim. Onun adına ben özür dilerim senden” dedim. O ise mahcup bir ifade ile “ne kusuru Evin kızım, biz sizin kullarınızız” dediği an şiddetle karşısına dikilip öfke ile başımı sağa sola doğru salladım. “Asla, ne münasebet İhsan ağa! Sen bizim abimizsin, kızların da kardeşlerimiz. Tövbe haşa ne biz Allah’ın ne de peygamber. Bir daha duymayayım Allah aşkına. Zaten utanç duyuyorum sana yapılan terbiyesizlik için, bir de ne böyle düşün ne de konuş”. İhsan ağa ağzını itiraz edercesine açacaktı ki elin tutup “lütfen İhsan abi. Daha fazla ezme beni” dedim. O da sessizce başını sallayıp geri çekildi. “Sana zahmet Furkan’ın hediyesini getirir misin?”. Hemen başını sallayıp sessizce haraya doğru yürümeye başladı. O kadar büyük bir utanç vardı ki içimde dokunsalar sabaha kadar durmamacasına ağlardım. Yüzümü toparlayıp ön bahçeye doğru ilerledim. O esnada çalan telefonum ile yerimde duraksarken çantamdan çıkarttığım telefonun ekranına baktım. Arayan Baran’dı. Görmezden gelerek telefonu sessize aldım. Rohat gözlerimin içine bakıp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Furkan ise yine aynı sabırsızlıkla etrafa bakıyordu. İhsan ağanın getirdiği atı görünce tebessüm edip “Rüzgar Bey bu mu?” diye sordu. Başımı sağa sola doğru sallayıp “henüz bir ismi yok küçük aşkım. Yeni sahibi ne istiyorsa onu koyar tabii” dedim. Furkan yerinden kalkıp ata bakarken İhsan ağa önümüzde durup gözlerimin içine baktı. Bakışlarımı Furkan’a çevirip “bu tay senin hediyen küçük aşkım. İstediğin gibi bir isim verecek ve onu bundan sonra sen büyüteceksin” dedim. Zehra abla şaşkınlıkla ayağa kalkıp dolan gözleri ile yüzüme bakarken Furkan ciddi olup olmadığım konusunda yüzümü inceliyordu. Tek kaşımı kaldırıp “hadi tanış onunla” dediğim an gözlerinden akan yaşlara mani olamayarak koştu ve boynuma sarıldı. “Ablam, benim canım ablam. Çok teşekkür ederim ablam”. Geri çekilip yüzünü ıslatan yaşları sildim. “Bana bak, hangi mesleği seçersen seç burası senin ve istediğin zaman gelip atınla ilgileneceksin. İhsan ağa ve diğer ablalar sana her daim yardımcı olacaklar. Artık yarış yetiştiricisi mi olursun yoksa veteriner hekim mi sen karar vereceksin. Ama sakın unutma bu tay bundan sonra sen ne öğretirsen ona göre yaşayacak”. Furkan geri çekilip İhsan ağanın yanına geçti. Tayın yanında küçücük kalırken İhsan ağa eğilip ona neler yapması gerektiğini anlattı. Zehra ablanın yanına geçip elinden sıkıca tutup yerine oturmasını sağladım. “Kahveni eline al ve oğlunun mutluluğunu gönül rahatlığıyla izle. Benim Rohat ile ufak bir işim var ardından hemen yanınıza geleceğim”. Zehra abla sessizce başını sallarken bir an olsun oğlundan gözlerini ayırmadı. Anne olmak böyle bir şey diyordum onu hep böyle gördüğümde. Rohat’ın gözleri içine bakıp “arka bahçeye geçelim” dedim. Yerinden kalkıp beni takip ederken lanet telefonum bir kez daha çaldı. Bıkkın bir soluk bırakıp arayan kişiye bakarken annem olduğunu gördüm. “Efendim anne?”. Annem; “Kızın neredesin sen? Çarşı işleri var insanlar geldi sen yoksun ortada. Baban abin sinir içinde. Yine görünmeden nereye gittin?”. Sabır dilercesine nefes alıp sorularını yanıtladım. “Urfa’dayım. Bugün uygun olmadığımı fakat yarın gelebileceklerini söylersin. Ve anne artık sabrımı zorlamayın. Delirmeme ramak kaldı”. Konuşmasına müsaade etmeden telefonu kapattım. Bakışlarımı Rohat’a çevirip konuşmaya başladım. “Yakın zamanda babamlar bir iş ortaklığı kurdular. Karahan aşireti ile birlikte. İlk önce toprakları birleştirdiler. Ardından şirket işlerini de ortak yapmaya karar verdiler. Dedem ile Mahmut Karan ise daha önceden aralarında söz kesmişler”. Rohat çatık kaşlarla gözlerimin içine bakıp “ne sözü?” diye sordu. Ağırca yutkunup cevapladım sorusunu. “Baran ağa ile benim sözümü. İstemeye geldiler dün akşam. Söz merasimi yapıldı ve yakın zamanda da evleneceğiz. Başkasından duyman üzerdi beni. Kendim söylemek istedim”. Rohat dalgınca yüzüme bakıp “hayırlısı olsun” dedi. Ben ise onunla olan dostluğumun bozulmasından korkuyordum. “Rohat, seninle yıllardır çok güzel arkadaşlığımız dostluğumuz var. Karahan aşireti ile rakip olduğunuzu hatta hasım saydığınızı biliyorum. Ama bana sırt çevirme olur mu? Çünkü ne yaparsam yapayım dedemin sözünü çiğneyemem”. Rohat başını sallayıp “şimdilik bu durumu hazmedeyim Evin. Sonra etraflıca konuşuruz olur mu?” diye sordu. Mecburen başımı salladım. Birlikte ön bahçeye geçerken Furkan’ın tayı ile geçirdiği zamanı izledim. Onun kahkahası yüzümde koca bir tebessüme dönüşüyordu. Rohat ise konuşmamızdan sonra adapte olamıyordu. Göz göze geldiğimizde oturduğu yerden kalkıp “ben müsaadenizi isteyeyim. Akşama törende buluşuruz” diyerek hızla yanımızdan uzaklaştı. Zehra abla şaşkınca yüzüme bakarken “Baran Karahan ile sözlendiğimi söyledim. Ondan biraz şaşkın” dedim. Zehra abla; “Kızın acaba bu oğlanın gönlü sende miydi?”. Sorduğu soru ile sarsılırken hiç böyle bir düşüncem daha önce olmamıştı. Düşünmem için o denli özel bir an da yaşamamıştık. “Zannetmiyorum abla. Karahan aşireti ile husumetleri var ve gerçeğimiz şu ki, bizim eskisi gibi görüşmemiz artık mümkün değil”. Zehra abla başını sallayıp yanımıza gelen Furkan’a çevirdi bakışlarımı. “Tıpkı babamın atı gibi değil mi anne? Onun adı da Karaca olsun istiyorum ne dersin anne?”. Zehra abla oğlunun yüzünü sevip başını usulca salladı. Kendi aramızda akam için konuşmaya başlamışken bahçe kapısı açıldı ve Baran ağa lanet bedeniyle içeri girdi. Oturduğum yerden kalkıp ifadesizce yüzüne bakarken Zehra abla “kızım biz eve geçelim akşam için hazırlığımız olacak. Sende dilersen sözlünle birlikte gel mezuniyete” dedi. Gerginliğimiz her halimizden anlaşılıyordu demek. “İki elim kanda da olsa geleceğim abla. İhsan ağa sizi eve bıraksın, akşama ben gelip alacağım. Yakışıklımın okuyacağı şiiri fazlasıyla merak ediyorum”. Vedalaştıktan sonra onları uğurladım ve nefretle karşımdaki adamın yüzüne baktım. Ona arkamı dönüp eve doğru yürürken hızlı adımlarını duydum. Büyük bir tartışma yaşayacağımız aşikar olsa da önemsememeye özen gösterecektim. Aniden kolumdan tutulup evin içine iteklendim. Dengemi güçlükle sağlarken öfke ile döndüm arkamı. “Ne yaptığını zannediyorsun sen pislik herif?”. Baran ise öfke ile üzerime yürüyüp sertçe kapattı kapıyı. “Burada bütün soruları ben soracağım ve sende cevaplayacaksın. Mesela Rohat Adar neyin olur da senin evine girebilir?”. İma ettiği şeyin ağırlığı altında ezilirken “kendine gel ve evimden derhal defol git. Bunu ikinci kez yapıyorsun ağa mağa söz dinlemem alırım senin canını” dedim. Baran ise üzerime yürüyüp sağ kolumdan tutarak bedenimi sarsmaya başladı. “Sen beni çok hafife aldın her halde. Sana o adamla ne işin var diye sordum? Aşığın mı senin yoksa onunla mı evlenmek isterdin? Bu yüzden mi benden ölesiye nefret ediyorsun? Nasıl olur da sana ben dokunamazken o sarılabiliyor? Onunla yaşadığın bir kusur mu var koynuma girip bana karılık yapmak istemiyorsun?”. Kolumu geri çekip var gücümle yüzüne tokat attım. Bedenim aniden titremeye başladığında nefes alamadığımı fark ettim. Yere çöküp derin derin soluklar alırken gözlerimden sicim gibi yaşlar akmaya başladı. Beni böyle bir adamın kaderine yazanlar iki cihanda da kabul görmesindi. Kollarımın üzerinde baskı hissettiğim an başımı sertçe kaldırıp dişlerimin arasından tısladım. “O pis ellerini üzerimden çek siktir git buradan ve sakın unutma. Bugünün bedelini sana mislisiyle ödeteceğim”. Derin bir nefes aldım ve ekledim. “Yemin ederim ki, ölmek için yalvaracaksın Baran. Sana ölümlerin en güzelini arzulatmadan ölmeyeceğim sözüm söz”…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD