4. Bölüm

1707 Words
İyi okumalar dilerim... Evin kızdan anlatım… Söz; İki dudağın arasından çıkan ve iki halka yüzük ile yeni hayata atılacak ilk adımdı söz. Kimleri için heyecan duyulacak en güzel gün iken benim için zorlu sürecin en sancılı başlangıcıydı. Yutup susmak bana göre değildi lakin büyüklere karşı gelinemiyordu. Üstelik iki ağanın birbirine verdiği sözün gerekçesi pekte söylendiği gibi gelmiyordu bana. Bunu ilerleyen zaman ile öğrenecektim fakat şimdilik herkesin benden beklediği o gelin olmak zorundaydım. Eve geldiğim andan itibaren halam bir yandan sıkıştırıyordu, kuzenlerim ayrı. Çok sıkılmış ve odama çıkıp kendimi kilitleyerek hazırlıklarıma başlamıştım. Herkes çok umutsuzdu fakat ben onları şaşırtacak Dermanoğlu aşiretinin kızına yakışır bir şekilde hazırlanacaktım. Banyoya girip güzelce duşumu aldım. Ardından giyinme odasına geçip kıyafet dolabıma baktım. Geçen sene abimlerle İstanbul’a gittiğimizde beyaz bir elbise almıştım. Onu çıkartıp altına da uygun bir ayakkabı baktım. Kendimce her şey hazırdı. İç çamaşırlarımı giyip saçlarımı kuruladım. Ardından düzleştirici yardımı ile düzleştirip makyaj yapmaya başladım. Ne fazla ne de az. En son tüm vücuduma yakıştırdığım çiçek kokusunu sıktım. Oda mis gibi kokuyordu. Tebessüm ederek giyinme odasına geçip çıkarttığım elbiseyi ve ayakkabıları giydim. Boy aynasının karşısına geçip baktığımda oldukça iyi olduğumu fark ettim. O ufaklık denilen genç kızdan eser yoktu artık. Herkesin imrenerek baktığı zeki, başarılı, tuttuğunu koparan genç bir kadın vardı. Telefonumu alıp kapının kilidini açtım ve odadan dışarı attım kendimi. Kapıda Lorin ile karşılaşmam oldukça şaşırmama sebep oldu fakat buz gibi bir ifade ile baktım yüzüne. “Evin biraz konuşabilir miyiz?”. Derin bir nefes alıp başımı olumsuzca salladım. “Seninle olan tüm dostluğum yıllar önce soğuk bir mezara gömüldü Lorin. Bundan sonra mecburen yüz yüze bakacağız fakat mecburiyetten. Zorunlu olmadıkça benimle göz göze bile geleyim deme”. Gözleri dolmuş ve çenesi titremişti. Onu gerimde bırakıp mutfağa doğru yürümeye başladım. Annem ve yengem telaşlı halde konuşuyorlardı. Yengem ile göz göze geldiğimizde derin bir nefes aldığını gördüm. Annem şaşkınca baştan aşağı beni süzerken “isterseniz salona geçin. Misafirler yabancı kalmasın odanın ortasında. Kahve için Sıla bana yardımcı olur” dedim. Annem “Kızım iyi misin?”. Bakışlarımı gözlerine sabitleyip sorusunu cevapladım. “Değilim, bugünden sonra da hiç iyi olmayacağım ama yapacak bir şey yok. Kan dökülmesini istemiyorsak kaderimize razı geleceğiz. Dermanoğlu aşiretinin tek kızıyım. Sadece soyadıma layık olmaya çalışıyorum. Her ne kadar layık olmadığım bir kaderi yaşıyor olsam da”. Annem üzgün bir ifade ile yüzüme bakarken “dik dur anne. Sen Hamza Dermanoğlu’nun eşi Zelal Dermanoğlu’sun. Hadi salona geçin bana da haber verin kahveleri getirelim” dedim. Yengemle birlikte annem salona geçerken bende mutfakta Sabriye abla ile kaldım. Yüzünde tebessüm olsa da gözleri nemliydi. Sandalyeye yorgunca oturup “üzülme ablacım, benim de kaderime bu düştü. Baksana gelenler benden hevesli evlilik konusuna” dedim. Saniye abla da yanıma oturup kısık sesle konuşmaya başladı. “Bugün İbrahim ağa devamlı Hamza ağa ile konuştu. Bak kızım dışarıdan gördüğümü söylüyorum. Hamza ağanın da pek gönlü yok bu işte. Lakin İbrahim ağayı biliyorsun. İnşallah düşündüğümüzün aksine çok mutlu olursun güzel kızım. Elimde büyüdün, canın yansın asla istemem”. Tebessüm ettim. Canımın nasıl yandığını bir bilse, arkasına bakmadan kaçar giderdi bu konaktan. Beklemekte sıkıyordu beni. Sabriye abla kalkıp kahve fincanlarını hazırlarken bende yerimden kalkıp ona yardım ettim. Sıla nefes nefese mutfağa girip “abla çok kalabalıklar. Evdeki bütün takımlara kahve yapmamız lazım gelecek” dedi. Gözlerimi devirim zehir içmelerini temenni ederek kahve yapımına başladık. Üçüncü servisin ardından Baran Bey için hazırladığım kahveyi damat tepsisine koyup yanına bir bardak ta su ilave edip mutfaktan çıktım. Büyük salona girdiğimde “hepiniz hoş geldiniz” diyerek Baran’ın önüne doğru yürüdüm. Yüzüne bakmadan tepsiyi önünde tutarak “afiyet olsun” dedim. Hemen fincanı ve su bardağını alıp “ellerine sağlık” dedi. Adet işte, yanındaki boş sandalyeye oturacaktım. Tepsiyi Sıla’ya uzatıp yerime geçerken o da sakince kahvesini içmeye başladı. İlk yudumdan sonra yüzüme kısa bir süre bakıp kahvesini tek nefeste bitirdi. Mahmut ağa boğazını temizleyip dudaklarını araladı. “Sebebi ziyaretimiz malumdur. İki aşiret topraklarını birleştirmiş bundan sonraki zamanda yan yana yaşamayı kabullenmiştir. İbrahim ağa ile birbirimize verdiğimiz sözün neticesi olarak Allah’ın emri peygamber efendimizin kavli ile Evin kızımızı Oğlumuz Baran ağaya isteriz”. Dedem oturduğu koltukta dikleşip gözlerimin içine baktı. Ben ise ifadesizce onun gözleri içine baktım. “Allah’ın emri peygamber efendimizin kavli başım gözüm üstüne Mahmut ağa. Hayırlı uğurlu olsun”. Anlamsızca alkışlanıyorduk. Ayağa kalkıp ilk önce dedemin yanına gidip uzattığı eli öpüp alnıma koydum. Ardından Mahmut ağanın elini öpüp Bekir amcanın karşısına geçtim. Elini uzattığında hemen elini öpüp alnıma koydum. O ise her zamanki gibi iki eliyle yüzümü avuçlayıp anlımdan öptü. “Hayırlısı olsun güzel kızım”. Başımı sallayıp kayınvalidem olacak Kader Hanımın yanına geçtim. “Hanemize hoş gelmişsen buke. Hayırlara vesile olsun inşallah”. Saygısızlık yapmamak için yine tebessüm ederek başım salladım. Herkes ile öpüşüp tebrikleri kabul ettikten sonra babamın önüne durdum. “Hayırlı uğurlu osun kızım”. Babamın gözleri içine bakıp derim bir soluk aldım. “Amin ağam”. Verdiğim cevap ile nutku tutulurken havada kalan elini tutup öptüm ve alnıma koydum. Geri çekildiğimde bir daha bakmadım yüzüne. Eski yerime geçtiğimde Baran ile karşı karşıya kaldık. Elini uzattığında kaşlarım çatıldı. Bu konuda onu uyarmıştım. Elini tutup sadece tebrik ettim ve tepsiyi getiren Sıla’nın gözleri içine baktım. “İzniniz olursa tepsiyi Lorin’in tutmasını istiyorum”. Bekir amca memnun bir ifade ile başını sallarken Lorin çekingen adımlarla yanımıza yaklaştı. Mahmut ağa dedeme “buyur yüzükleri sen tak İbrahim abi” dedi. Dedem de ağır adımlarla yanımıza yaklaşıp önümüzde durarak tepsideki yüzükleri eline aldı. “Allah ayırmasın, yaradan utandırmasın”. İlk önce benim yüzümü taktı. Ardından Baran’ın ve makası eline alarak hemen kesti. Yine alkış sesleri yankılandı konakta. Dedemin bir kez daha elini öptükten sonra Baran ile karşı karşıya geldik. Yine elini uzattığında gözleri içine baktım. Kader Hanım “adettir kızım, erinin eli öpülür” dedi. Bakışlarımı Baran’ın gözlerinden kaçırmadan konuşmaya başladım. “Babam hiçbir zaman anneme elini öptürmedi. Bu konakta sevgi ve saygı ile büyüdük. Eğer ki gireceğim hanede evimi ararsam canım yanar. Baştan büyüklerimizin şahitliğinde konuşalım. Senden benden büyük değilsin bende senden küçük değilim. Hayatımız eşit ve müşterek”. Dedem al alına mor moruna olurken Hamza ağa “Evin kızım nasıl diyorsa öyle” dedi. Baran iki eliyle yüzümü avuçlayıp alnımdan öptü. Öfke ile aldığı soluklar yüzüme tokat gibi çarpıyorken derin bir nefes alıp geri çekildim. Tepsimizi tutan Lorine dönüp aniden sarıldım. Kısık sesle kulağına onun için içimden geçen temennileri fısıldadım. “Umarım benim yanan canım kadar kanar kalbin. Sevilmediğim kadar görmezden gelir kalbindeki sevdiğin. Bir gün aman dediğinde derman bulamasın yüreğin. Ne ektiysen onu biç Lorin”. Geri çekilip genişçe gülümseyerek “darısı senin başına” dedim. Gözleri dolu dolu gözlerimin içine bakarken nefretle soluk aldım. Yerime oturup etrafta olan biteni izliyordum. Herkes kendi aleminde takılırken Baran “Hamza baba müsaaden olursa Evin ile birlikte yeme gitmek isterim” dedi. Umursamaz bir ifade ile babamın yüzüne bakarken o da başını usulca sallayıp “müsaade sizin oğlum” diyerek karşılık verdi. Birlikte ayaklanıp salondan çıkarken kendi avluma doğru hızla yürümeye başladım. Odama girip çantamı alarak tekrardan avluya yöneldim. Baran elini uzattığında “o kadar da değil” diyerek yüzükteki kırmızı kurdeleyi çıkartıp çöpe attım. “Başkasına vermeyecek misin?”. Baran’ın gözleri içine bakıp “sevmediği bir adamla ömrü boyunca mutsuz bir evlilik yapsın diye mi vereyim” diye sordum. Baran sertçe burnunu çekip elimden zorla tutarak arkasından yürümeye başladı. Dengemi güçlükle sağlarken ona ayak uydurmaya çalışıyordum. Bahçe kapısına doğru yürürken Murat amcamın oğlu Salih karşımızda belirdi. Baran’ın elinden elimi kurtarıp koşar adım onun boynuna sarıldım. “Hoş geldin amcaoğlum. Nerelerdesin sen?”. Salih de sıkıca sarıldı bedenime ve “buradayım amca kızım. Söze yetişemedim ama düğünde ve sonrasında hep buradayım” diyerek karşılık verdi. Geri çekildiğimde Baran yanımda bitip elini Salih’e uzattı. Tokalaşıp kısa bir konuşmanın ardından konaktan çıkıp onun aracı ile yola çıktık. Sert solukları aracın içini doldururken başımı ters yöne çevirip dışarısını izlemeye başladım. Midyat merkezde güzel restoranlar vardı. Yemek bahaneydi, birazdan bir bir kurallar anlatılacak ve nasıl davranmam gerektiği ile ilgili ciddi uyarılar alacaktım. Sinirle soluk alıp aklıma gelen detayla çantama koyduğum telefonu elime alıp hemen Zehra ablayı aradım. Birkaç çalıştan sonra “efendim kızım” diye yanıtladı aramamı. “Abla kusura bakma gelemedim bugün ama yarın sabahtan Allah nasip ederse geleceğim. Furkan kızgın mı bana?”. Zehra abla kıkırdayıp sorumu tanıtladı. “Karneyi bugün aldı ama mezuniyet yarın meraklanma. Eh biraz buruldu içi ama senin yüzünü görünce kıyamaz bilirsin”. Kıkırdayıp “bilirim ablacım. Hem yarın mezuniyet hediyesi ile birlikte geleceğim gönlünü de almış olurum” dedim. Zehra abla “Kızım ne gerek var hediyeye? Sen sağ salim gel yanımızda ol yeter”. Bu güzel düşünceleri duymak bile yetiyordu. Vedalaşarak telefonu kapattım. Araç durduğunda tüm Mardin’i ayaklarının altına seren terasa restorana geldiğimizi fark ettim. Kapımı açıp sakince dışarı çıktım. Baran yanıma gelip sorma gereği duymadan elimden tutup yürümeye başladı. Önceden rezervasyon yapıldığı belliydi. Baran’ı gören şef garson hemen masamıza kadar eşlik etti. Çok kibar davranan Baran’ın birazdan ağzından çıkacakları duymak için sabırsızlanıyordum. Bana sorma gereği duymadan siparişleri veren Baran nihayet gözlerimin içine bakmaya başladı. “Çok bile dayandın Baran, hadi gönder gelsin”. Sabır dilercesine nefes alıp dudaklarını araladı. “Hepimizin yaşadığı hayatta kurallar var Evin. Mesela artık benim helalimsin ve ona göre davranman icap eder. Kuzenlerinle bu derece samimi olman hoş karşılanmaz. Erine sormadan bir yerlere gitme planları yapamazsın. İznim olmadan değil Mardin konaktan çıkman bile imkansız. Bence sen bundan sonra yaşayacağın hayata kendini hazırla”. Siparişler geldiği için susmak zorunda kaldım. Garsonlar masadan uzaklaştığında elime çatak ve bıçağı alıp önüme gelen yemekten ufak ufak yemeğe başladım. Baran ise dikkatle beni izliyordu. “Bu restoranı çok seviyorum çünkü aşık olduğum doğduğum toprakların her zerresini görebiliyorum. Üstelik yemekleri de oldukça iyi. Fakat buradan bakıldığında ışıl ışıl görünen toprakların içinde çaresizce yaşayan çok insan var. Özellikle de çocuklar. Yakında bir dernek açacağım ve okumaya muhtaç olan çocuklara burs imkanı ile birlikte sosyolojik olarak da korunmalarını sağlayacağım. Bunun yanı sıra şirketimde bağlı bulunan devamlılığını sağlamak zorunda olduğum işlerim var. Fakat en önemlisi kardeşimin hayalleri. Şimdi Baran Bey, senin kuralların ne umurumda değil ama benim kurallarım çok açık. Bu evlilik sadece kağıt üzerinde kalacak ve ben işlerime kaldığım yerden devam edeceğim. Aksi olursa ne mi olur diye düşünme”. Yüzümü masaya biraz daha eğip fısıldadım. “Yanan canım kadar yakarım canını”…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD