2. Bölüm

1989 Words
İyi okumalar dilerim... Evin kızdan anlatım… Kader; Bir şarkı vardı, anlıma yazıldı bu kara yazı diye. Benim kara yazımdı bu mutsuzluk. İki gündür Urfa’da bana ayrılan tarlanın başındaydım. Ne babamın telefonlarını açtım ne de annemin. Abim geldiğinde yüzüne bakmadan çiftlik evine geçtim ve kendimi oraya kilitledim. Abim çok uğraştı ama çıkmadım dışarı. Sabah kahya gelip abimin gittiğini söylediğinde derin bir soluk aldım. Şimdi ise tarlanın yanında işçilerle birlikte kahvaltı yapıyordum. Sanırım benim için en uygun hayat buydu. Biraz peynir, tandır ekmeği, sıcak çay, zeytin, domates ve salatalık tabii acı biberi unutmayalım. Buradaki herkes peşimde pervaneydi fakat hiç gereği yoktu. Benim ile onlar arasında ince bir çizgi vardı hepsi bu. Yoksa hepimiz aynı yolun yolcusuyduk. Hanım abla tebessüm ederek yine çay uzattı bana. Bende tebessüm ederek çayımı aldım ve kahvaltımı yapmaya devam ettim. Son lokmamı ağzıma attığımda bir hareketlilik oldu ve herkes ayağa kalktı. Gelen kişiye baktığımda nefretle soluk aldım. Sağ kaşının üstünde ince bir bant vardı. Ah o burnunu kıramadım yanarım yanarım ona yanarım. Tekrardan önüme dönüp “herkes rahat rahat kahvaltısını yapsın. Bir saat kadar daha dinlenin sonra iş başı yapacağız” dedim. Kamil abi “tamam kızım” derken göz ucuyla yanımıza gelen adama bakıyordu. Bende boş ver der gibi salladım elimi. Herkes kıkırdamaya başladı. “Evin abla, evin abla”. Başımı sesin geldiği yere çevirdim. Benim ufaklık Furkan. Koşar adımlarla yanıma geliyordu. Tebessüm ederek onu izlerim. “Hey yakışıklım dikkat et”. Koştu ve tam önümde durarak boynuma atladı. Sıkıca bedenini sarıp yanaklarından öptüm. “Benim mis kokulu güzel ablam. Bugün sana yardımcı olmak istiyorum”. Kıkırdayıp başımı salladım. “Benim için çok güzel olur yakışıklım fakat sen kahvaltı yaptın mı?”. Başını olumsuzca sallarken annesi Zehra abla koşarak yanımıza geldi. “Bu oğlanın sana olan aşkı öldürecek beni. Ne yol dinliyor ne araba. Ödüm koptu arkandan oğlum ne diye öyle koşarsın?”. Furkan kıkırdayıp “laf aramızda abla benim anam yaşlandı. Artık eskisi gibi koşamıyor” dedi ve istemsizce gülmeme sebep oldu. Zehra abla ayağındaki terliği çıkartırken Furkan kucağımdan kalkıp tekrardan koşmaya başladı. Onların kovalamacaları devam ederken beni dikkatle izleyen Baran ile kesişti gözlerim. “Tek kelime etmeden defol buradan. Hemen”. Oturduğum yerden kalkıp ayağıma çizmelerimi giydim. Traktörün başına geçip bineceğim an kolumdan tutuldum ve geri çekildim. Öfke ile soluk alırken Baran “konuşmamız lazım” dedi. Kolu elinden sertçe söküp aldım. “Bana bak Baran efendi. Ne senin laflarını dinlemek istiyorum ne de yüzünü görmek istiyorum. Her ağzını açtığında midemi bulandırıyorsun. Senin gözünde ne olduğumun bir önemi yok. Şimdi hayallerimden ve kardeşimin mirası olan bu projeden hemen defol git. Hemen”. Baran çatık kaşlarla yüzüme bakıp “maalesef o nikah masasına oturmak zorundayız. Beni dinlemiyorsun o zaman abini dinle. Bu olaya nasıl baktığımın farkındasın ama mecburiyetler hayatların önüne geçiyor Evin” dedi. Onu itekleyip traktöre bindim. Ne mecburiyetinden bahsediyordu bu adam? Nefretle soluk alıp ilk önce tarlayı sürmeye başladım. Alanımız oldukça küçüktü. Bu yüzden işimiz çabucak bitmişti. Ardından döşenen yer fıskiyelerini kontrol edip fidanları dikmeye başladık. Furkan nefes nefese yanıma gelip kahkaha ile gülüyordu. Tebessüm edip “hadi bakalım yakışıklım az laf çok iş” dedim. Fidanlar bir bir ekilirken bir anda burnuma kardeşimin kokusu geldi sanki. Başımı kaldırıp etrafa bakındım. Gözlerim onun güzel yüzünü aradı. İçim titredi ve yaşlar yavaşça yanaklarımdan süzüldü. Minik elleri ile yanaklarımı silen Furkan’ın başına derin bir öpücük kondurdum. İşlerimizi bitirip işçilerin haklarını dağıttıktan sonra Furkan’ı da eve bırakıp çiftlik evine geri döndüm. Her adımımı izleyen Baran ile göz göze geldik. Bahçe kapısından içeri girip sertçe kapıyı kapattım. Saçma sapan şeyler söyledi ve aklımı bulandırdı pislik herif. Eve girip ayakkabılarımı çıkartıp yorgunlukla koltuğa oturdum. Cebimde duran telefonu elime alıp sıkıntıyla abimi aradım. Bu adam ne demek istiyordu anlamış değildim. İlk çalışta “bacım” diyerek aramamı yanıtladı. “Abi çok uzatmayacağım. Baran buraya geldi bütün gün tepemden inmedi ve bu saçma evlilik konusuna mecbur olduğumuzu söyledi. Bu konunun aslı nedir hemen söyler misin?”. Abimin sert soluğunu duydum. “Benim bile babama karşı gelmem mümkün değilken sen neler yapıyorsun Evin? Bana hesap soruyorsun, iki gündür evde değilsin. Annem hem utanç içinde hem de çok üzgün. Enin derdin bizi öldürmek mi?”. Öfke ile soluk alan taraf ben oldum. “Beni iyi dinle abi. Çok şükür ne hırsızım, ne uğursuz ne de namussuz. Kimse utanç içinde olmasın. Fakat hakkımı savunan insanlar olmanızı beklerdim. O adam bana hakaret etti ama eminim ki sen bacıma ne dedin diye bir soru dahi sorma gereği duymamışsındır. Bende açıklama gereği duymuyorum. Sadece bu mecburiyet ne onu söyle”. Abim; “Babaların değil dedelerin verdiği bir toprak sözü. Şimdi ortaklıkta kurulduğu için evlilik konusu Mahmut dede diretiyor. Ayrıca İbrahim dedem de Bismil’den geldi seni soruyor. Bir an önce eve gelsen iyi olur. İbrahim dedene verecek hesabın var”. Oturduğum yerden kalkıp hızla üzerimi değiştirdim. Burada kalan eşyalarımı yerine yerleştirip çantamı alarak hızla evden çıktım. Bahçenin diğer bölümüne geçip “İhsan ağa ben Mardin’e dönüyorum. Birkaç gün sonra geleceğim buralar size emanet” dedim. Tam yerinden kalkacak iken “otur ve yemeğini ye. Hadi kalın sağlıcakla” diyerek kapının önündeki aracıma yöneldim. Hala daha aynı yerinde durup bekleyen Baran’ı görmemle kan beynime sıçradı. Yıllar önce kurduğu cümle geldi aklıma. Ağır adımlarla yanına yaklaşıp “senin kadar karaktersiz olmayacağım Baran. Büyüklerin ne söz verdiklerini bilmiyorum ve öğrenmeye gidiyorum. Ama şunu sakın unutma. O lanet koynuna bu beden toprak olur yine de girmez” dedim ve ardıma dönerek aracıma doğru yürüdüm. Kapısını açıp yerime geçerek araca bindim. Kısa süre sonra aracı çalıştırıp yola koyulduğumda Selvi yengemin aradığını gördüm. “Efendim yengem”. Selvi yengem; “Evin yola çıktın mı canım? Bak burası oldukça karışık. İnan ki bende neler olduğunu anlayamıyorum. Hala daha konuştukları dili de çözemedim. İbrahim dede geldi burnundan soluyor. Bekir amca da biraz önce geldi. Sen de bir an önce gel canım. Neler oluyor anlamıyorum ama elimden ne gelirse yardımcı olmaya çalışacağım canım”. Derin bir soluk alıp “yengem bak yeni doğum yaptın sütün kesilmesin. Sen canını sıkma ayrıca yola çıktım bile. Biraz sürecek ama yolda olduğumu söyle anneme. Sende merak etme her şey olacağına varır” dedim. Vedalaşarak telefonu kapattık. İbrahim dedem bile geldiyse işler oldukça karmaşık demektir. Anlayamadığım şu ki, bu ortaklık olmadan önce böyle sözler yoktu. Şimdi nereden çıkmıştı bende fazlasıyla merak ediyordum. Elimden geldiğince hızlı olmaya çalışsam da içimde var olan tedirginlik bedenimin titremesine sebep oluyordu. Dikiz aynasından arkamı kontrol ettiğinde Baran’ın da beni takip ettiğini fark ettim. Lanet herif, ne güzel yurtdışındaydın. Bok mu var gelip de huzurumu kaçırdın! Bir yanım git gerçekleri öğren derken diğer yanım kaç o haneden diye haykırıyordu. Kendimi rahatlatmak adına müzik açıp kısık seste dinlemeye başladım. Geçmiş günler geldi gözlerimin önüne. Bir de çalan çarşı çınladı kulaklarımda. ‘Tükendim çok yaraları açan Dağılmıyor içimdeki duman Sen istersen yanalım o zaman Gel artık yok yüreğe dokunan’ Geçmişte öylesine kandırılmıştım ki, Baran’ın bundan haberi yoktu. Öz kuzeni tarafından alay konusu olmuştum üstelik en acılı olduğum zamanlardı. Baran üniversiteyi bitirmiş ben ise yeni başlamıştım. Lorin bana hep mektup getiriyor bende açmadan ona geri veriyordum. Bir gün okul çıkışına Baran’ın gelmesi tüm düşüncelerimi değiştirmişti. Kara gözlerini, dik duruşunu, yapılı vücudunu ve keskin bakışlarını sevmişti yüreğim. Belki de acımı hafifletecek bir bahane arıyordum. Fakat farkında olmadan çok can yakmıştı. Tüm cesaretimi toplayıp okul çıkışı onun yanına gidip ‘evet’ dedim. Anlamsızca yüzüme bakıp ‘neye evet ufaklık?’ diye sordu. Saniyeler sonra arkamdan kahkaha sesleri gelirken ne olduğunu anlayamadan Baran ‘sana bir soru sordum ufaklık. Neye evet?’ diye sorusunu yinelemişti. Lorin yanımıza gelip ‘kuzen bu kız sana abayı yakmış haberin olsun’ dediğinde ise dünya başıma yıkılmıştı. Baran dalga geçer gibi gülüp ‘bu aşk işleri için oldukça küçüksün ufaklık. Sana büyümeni şiddetle tavsiye ederim’ dedi ve Lorin’in omzuna eline atıp önümden uzaklaştılar. Yaşadığım utanç, düştüğüm durum ve gururum nefesimi kesmişti. O gün kardeşimin mezarına gidip saatlerce ağlayıp yaşadıklarımı sessizce anlattım. Ne zaman uyudum, ne zaman o kadar yağmurda ıslandım hatırlamıyordum. Gözlerimi açtığımda kendimi hastane odasında bulduğumdu. Günler sonra okula gittiğimde Lorin başıma gelenleri öğrenmiş benden özür dilemek için yolumu keser bir haldeydi. En sonunda okul çıkışında dayanamayarak yüzüne tokat atıp beni rahat bırakmasını söylemiştim. Tabii bu olaya şahit olan Baran’ın bize müdahale ediş şekli canımı daha çok yakmıştı. Geçmiş günler diyordum fakat o rezilliği unutmak maalesef mümkün olmuyordu. Lorin sonrasında da çok özür dilemek istedi. Araya arkadaşlarını soktu. Muhtemelen yaptığı oyunun Baran’ın kulağına gideceğinden korktu. Belki de onun da haberi vardı. Lanet olsun bu aile ile neden bir ortaklık kurduk ki! Üzerime çamur gibi sıçradı ve lanetli leke gibi kaldı. Yaklaşık üç saatlik yolun ardından konağın kapısı önünde durduğumda Hayri abi hemen kapımı açtı. Tebessüm edip “sağ ol abi” diyerek açılan kapıdan konağa giriş yaptım. Karşımdaki avluda kalabalık topluluk derin konuşmalar içindeyken yanımda bir anda Baran Belirdi. Babam oturduğu koltuktan kalkıp gözlerimin içine derince baktı. Hemen onların yanına doğru yürüyüp ilk önce dedemin önünde durup elini öptüm. Öfkeli gözlerle bana baksa da bildirdim ki hiçbir zaman kıyamazdı bana. Tebessüm edip “hoş geldin dedem. Sizlerde hoş geldiniz” diyerek babamın yanına geçtim. Abim ve babam oldukça gerginken koşar adım annem yanımıza gelip “kızım sen gel bizim yanımıza. Büyüklerin konuşacakları var” diyerek kolumu çekiştirmeye başladı. Bir üst kattaki avluya çıktığımızda karşımda duran insanlarla şok olmuştum. Baran’ın sülalesi buradaydı. Öfke ile soluk alıp bakışlarımı anneme çevirdim. “Düğünüm var da benim mi haberim yok anne?”. Annem sapsarı olurken Baran merdivenlerden çıkıp “Ana müsaade edersen biz yan tarafta konuşalım Evin ile birlikte” dedi. Benim anneme ana dedi. Delirmek üzereyken hızlı adımlarla yan taraftaki teras balkona geçtim. “Bana bak, bu gördüklerim ne demek oluyor?”. Baran derin bir nefes alıp “yıllar önce istediğin şey gerçek oluyor işte ne bu afra tafra?” diye sordu. “Yıllar önce benim istediğim şey öyle mi? Gel bakalım benimle ben mi istemişim bir görelim”. Koluna yapışıp çalışma odama kadar peşimden sürükledim onu. Kapıyı açıp nefretle soluk alıp kolunu savurdum ve masama geçip en altta bulunan kilitli çekmecemi açıp içinden bana yazılmış olan mektupları alıp masanın üzerine koydum. “Aylarca Lorin tarafından bana getirilen mektuplardı bunlar. Belki senin de haberin vardı bu mevzudan. Söylesene benimle dalga geçmek, daha kardeşini yeni kaybetmiş olan birinin gururu ile oynamak hoşunuza gitti mi? Senden de, o kuzeninden de iliklerime kadar nefret ediyorum duydun mu beni? Bir yıl kaybetmeme sebep oldunuz. Sayenizde menenjit olacaktım. Şimdi al bu lanet mektupları defol karşımdan”. Baran şaşkındı. Bir bana bir de masanın üzerinde duran mektuplara bakıyordu. Sakince mektupları alıp ceketinin cebine koydu. “Geç kalınmış olsa da sana bunları yazandan söz veriyorum ki hesabını soracağım. Şimdi konuşmamız gereken konular çok farklı”. Sinirden deliyorken Bekir amca ile birlikte babam çalışma odama girdiler. Hepimiz sakince otururken Bekir amca boğazını temizledi. “Kızım geçen gün benim oğlum sana istemsizce saygısızlık yapmış. Biz kendi aramızda konuştuk o da seninle konuştuğunu ve durumları düzelttiğini söyledi. Gelelim esas konumuza. Dedeleriniz toprak birleştirirken iki hanenin de birleşmesini istemişler. Kendi aralarında verdikleri söz ise Baran ile senin evlilik hususunuz. Demem o ki, yakında düğünüz olacak. Hayırlara vesile olsun kızım”. Konuşması bittikten sonra elini uzattı. Gözlerim dolarken oturduğum yerden kalkıp sakince bana uzatılan eli öptüm. Yine iki eliyle yüzümü avuçlayıp anlımdan öptü. “Bir daha gözlerinde yaş görmeyeyim kızım. Bu yüze, bu gözlere gülmek yakışır”. Başımı sallayıp babam ile göz göze geldik. O da elini uzattı ve öpmem için bekledi. Sakince onun da elini öptüm. Beni kendine çekip sıkıca sarılıkken ruhumun bedenimden çekildiğini hissediyordum. Babam; “Hayırlı uğurlu olsun kızım. Allah utandırmasın”. Başımı sakince sallarken Baran ile göz göze geldik. “Benim babam anneme hiç elini öptürmedi Baran. Bu hanede eş olarak her daim eşitlik oldu. Saygı ve sevgi esas kuraldır. Umarım geleceğim hanede evimi barkımı aramam”. Ağırca yutkunup başını salladı. Bana doğru hamle yaptığında elimi uzatıp “şimdilik ufak bir tebrik yeterli” dedim. Babam ve Bekir amca odadan çıkarken nefretle soluk aldım. “Sevgi olması imkansız ama saygısızlık yaşadığım gün, o konağı başınıza yıkarım”…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD