~~~~•~~~~• Bir hafta önce~~~~•~~~~•
Hakan, kahvaltı yapıp telefonda Yavuz bey ile konuştuktan sonra babasının dükkanına gitmek için hazırlanmaya başladı.
Pantolonunu giymiş, gömleğin düğmelerini iliklerken, Neriman hanım kapıya vurarak içeri girdi.
Hakan, fermuarını çekerken, "Anneciğim, kapı vurman iyi hoş ama onay aldıktan sonra girersen daha güzel olur." dedi
"Sus, eşek sıpası, daha dün bezinizi değiştiriyordum."
"Otuz yıl önce anne, otuz... Bebekken değiştirdin diye bu yaştan sonra da görecek değilsin değil mi?"
"Sen bugün tersinden mi kalktın?"
"Ooo, elma... En sevdiğimden hemde." deyip sepete uzanan Hakan'a mâni olan Neriman hanım, "Çek elini, bunlar Cansu kızımın inşaallah." dedi.
H: "Anne, kız bunların hepsini bitiremez, bir tane yiyim yaa, çok güzel göründü gözüme."
"Çok hoşuna gittiyse, bunu verdiğinde 'bir tane yiyebilir miyim?' dersin."
"Ben mi götüreceğim?"
"Evet... Öğlen arasında çay bahçesine gelecek."
"Neden, gidip dükkana vereyim."
"Olmaz!"
"Anne, ne oluyor?"
"Bak, Cansu iyileşti çok şükür... Bizim de babanla ortak kararımızdı ama araya o kaza olunca konuyu açamadık, şimdi zamanı geldi. Hazır Cansu kızımın toparlanmasına büyük emeğin geçmişken, bi görüş haa?"
"Anne, sen ciddi misin yaa? Ne diyim, Cansu, ben seni iyileştirdim sende benimle evlen mi diyeyim?"
"Yani, seninki Allah rızası içindi o ayrı ama ya bu sürede Cansu sana bir şeyler hissetmişse. Utancından belli edemiyorsa?"
"Cansu mu?.. Güldürme anne yaa, Cansu'yu bilmesem inanacağım... Bir şey hissetmiyor, biliyorum ama hissetseydi bile şapşala bağlar belli ederdi."
"Ya, oğlum tamam işte, o kadar yakınsınız madem, gidin oturun, bu yaptığımızada gülün geçin."
"Anne, kız daha tam iyileşmedi, ne bu acele, gümrükten mal mı kaçırıyoruz?"
"Biraz önce sen demedin mi yaşım otuz diye?"
"Anne, sizin yüzünüzden kıza mahcup olacağım."
"Oğlum, bunda mahcup olacak bir şey yok, sepeti alırsa, görüşmek istiyorum demiş olacak, almazsa sağlık olsun."
"Ben sonucu biliyorum, sakın ümitlenme bak."
"Tamam, hadi acele et... Çok beklemesin kız."
"Beni nelerle uğraştırıyorsun yaa? Eski çağlardan kalma adetler... Oldu olacak mendile adımı da yazsın."
"Aaayyyhhh, iiinnşaaalllaaahhh... innnşaaalllaaahh."
"Şuna bak, cenneti bu kadar istesen girerdin?"
"Dünyadaki cennet nedir biliyor musun? İlk olarak mutlu bir ailede doğup büyümek, sonrasında mutlu bir yuva kurmak, en sonunda da çocuklarının mutlu yuva kurduğunu görmek."
"Anladım da, Cansu olursa benden çok seninle mutlu yuva kuracak."
"Ne demek öyle yaa, biriyle evlenince sadece o kişiyle evlenmezsin, ailesiyle de akraba olursun... Bak; Türkân, Furkan, Cansu için neler yaptılar, Erkan desen aynı şekilde... Baban da çok seviyor... Sen de seviyor anlaşıyorsun... Eee, bütün ailenin sevdiği bir kız bulmuşuz neden kaçıralım."
"Bu kadar söz içinde tek katıldığım yer, evet anlaşıyoruz seviyorum da amaa-"
"Aması falan yok, oğlanı kendi küftüne bırakırsan-"
"Ne olur? Ya davulcuya yada zurnacıya mı? a-ahahahahahhaahah."
"Al şu sepeti de yürü hadi."
"Cansu, bir defa kaldıramayacağı yükün altına girmez, sepetin ağırlığı kız kadar."
"Sende taşımasına yardım edersin."
Hakan, kurtulamayacağını anlayıp, sepeti alarak dışarı çıktı.
.....
Neriman hanım, Hakan'ın gitmeyi kabul ettiğini Seher hanıma söylemek için aradı.
"Seher, Hakan elmaları aldı, Cansu'ya haber verdin mi?"
"Aradım aradım da, ben Hakan geliyor diyemedim."
"Olsun bir şey olmaz, görünce anlar zaten... Aaayyy, ben çok heyecanlıyım."
"Sen beni bi görsen, elim ayağım titriyor."
"Diyorum ki, Cansu girerken ayaklarını sürüse de bir kardeşini daha yanına alsa."
"Cansu bi girsin de sürümese de olur."
"Bende doğmamış çocuğa don biçiyorum değil mi? Heyecandan ne yapayım."
İki kadın telefonu kapattıktan sonra Neriman hanım açmak için cam kenarına gelince Hakan'ın gitmediğini görüp harmana gitti.
"Hakan!"
"Efendim anne?"
"Neden gitmedin hâlâ?"
"Anne, ben ne yapıyorum."
"Sırası mıydı şimdi?"
"Anne, lastik patlamış, ne demek sırası mıydı yaa, patlak lastikle nasıl gideyim. Sende beni zevce yerine ecele göndermek istiyorsun haa."
"Sus tamam, konuşma da acele yap işini."
Hakan, "Ya sabır." çekerek lastiği taktı, ellerini yıkadıktan sonra arabasına binerek çay bahçesine doğru yola koyuldu...
...Çay bahçesine geldiğinde sepete uzandı, "Şuna bak, birde süslemiş... Sepet değil sanki gelin..." diyerek sepetin süslerini çıkarttı.
"Hadi Cansu, göreyim seni... Bakma şu sepete, alma... Yemin ediyorum sana en güzel elmaları toplayıp vereceğim..." diyerek aşağıya indi.
Geldiğini haber vermek için, cebinden telefonunu çıkartırken, Cansu sepete çarptı. Hakan, telefonunu cebine koyarken Cansu elmalardan birini almış ve büyük bir iştahla ısırmıştı... Hakan, hayâl kırıklığına uğramış gibi bakarken, "İstersen... Sepeti alabilirsin?" dedi morali bozuk bir şekilde.
Cansu, itiraz etmeden gözleri parlayarak sepeti alıp gidince, Hakan peşinden baka kaldı.
"Bu neydi lan şimdi... Neden böyle oldu kii? Ah Cansu aaahhh, sana yardımımı yanlış mı anladın, nedennn?"
Caner, Hakan'ı görünce ayağa kalkıp selam vermek için yanına geldi.
"Hakan abi?"
"Haaağ'! Efendim?"
"Dalmış mıydın, farketmedim kusura bakma."
"Önemli değil, hayırdır sen ne yapıyorsun?"
"Bi yola girdik abi... Bayağıdır bi kızdan hoşlanıyordum, bugün doğum günü, hem kutlayıp hem açılacağım."
"Hakkınız da hayırlısı olsun inşaallah."
"Sağol abi, hepimizin inşaallah."
Hakan, yüzünde isteksiz bir gülümseme ile selam verip oradan ayrıldı.
Kafasını toplamak için bir yerlere giderken annesi arayınca kulaklığı takıp telefonu açtı.
"Efendim anne?"
"Hakan, iki saat oldu oğlum, neredesin?"
"Anne, işim çıktı, beni akşama beklemeyin."
"Ne oldu, anlatsana, almadı mı yoksa?"
"Almasa neden böyle olayım, aldı... Aldı tamam mı kına yak."
"Ooohhh, çok şükür, ben o kınayı yakacağım zamanı da kişiyi de yeri de çok iyi biliyorum."
"Sevincini benden uzakta yaşa... Lütfen..."
~~~~•~~~~•
Neriman hanım, Seher hanımı arayıp, "Elmalar helali hoş olsun, afiyetle yiyin inşaallah." deyince Seher hanım, Cansu'nun kabul ettiğini anladı.
"Rabb'im utandırmasın?" deyip telefonu kapattıktan sonra sevinç içinde türkü söylemeye başladı.
Davullar çift çift vurula,
Avluda halay kurula,
Düşler hayıra yorula
Şen ola düğün şen ola...
...Gelin giysin atlası
Kalaylansın bakır tası
Ağlamasın kız anası
Şen ola düğün şen ola...
Yılmaz bey, iki saat gerginlikten yanına giremediği karısını bu hâlde görünce şaşırdı.
"Seher, hayırdır?"
"Hayır hayır, şen ola düğün şen ola."
"Maşaallah, sevincin bol olsun."
"Olacak inşaallah olacak, akşama elma sepeti geliyor, sana bi reçel yapayım mı?"
"Yok yok, o kadar uğraşıp yorulma, sen elmaları soy önüme koy, ben de seni so-"
"Her fırsatı kaçırma emi Yılmaz bey emiii?"
"Kaçırmam bilirsin."
"Doktor sana çok yorulma demedi mi? Kalbini yorma."
"Ben araştırdım, kalbe iyi geliyormuş, hele de düzenli olunca metabolizmayı hızlandırıyormuş."
"Tamam... Suuuss, çeneni daha fazla yorma, sen onun için bilim adamlarını bile ayarlarsın biliyorum..."
"Bahçe kapısını kilitleyip geliyorum o zaman."
~~~~•~~~~•
Akşam olmuş ama Cansu'dan bir haber yoktu, Derya, "Okul çıkışı dükkana gittik yoktu." deyince Seher hanım telaşlandı.
Neriman hanımı arayıp, "Oraya mı geldi?" diye sorunca Neriman hanım, "Hakan da gelmedi, birlikte olabilirler... Merak etmeyin." dedi
Seher hanım, "Tamam, merak etmeyin, Hakan ile birlikteymiş." deyip mutfağa gitti.
Yılmaz bey, bu durumdan çok hoşnut olmasa da Hakan'a sonuna kadar güveniyor ve Cansu'nun Furkan'a ilgisini biliyordu...
~~~~•~~~~•
Gece yarısı Cansu'nun moralsiz gelmesi ve babasına yakarışı Seher hanımın yüreğini sızlattı.
Cansu'nun kendisini kıramadığı için kabul ettiğini düşünüp ısrar ettiği için kendine kızdı...
Âdetleri gereği müsait günü karşı tarafın soracağı için arayıp hâlini de söyleyemiyordu...
Seher hanım, Neriman hanımın aramasını beklerken, Cansu'nun üzerine gitmedi...
Cansu, üç gün odasından çıkmadan ağlayınca, Seher hanım, Neriman hanıma kabul etmeyeceklerini söylemeye karar verdi...
~~~~•~~~~•
Hakan, o gün çıkıp, üç gün boyunca eve gelmedi...
Üçüncü günün akşamı; saçları, yakası dağılmış bir şekilde eve geldi...
"Hakan, oğlum bu ne hal?"
"Uykum var, ne oldu?"
"Oğlum, alt tarafı evlen dedim, sen ölmeden mezara girmiş gibisin."
"Yooo, gülüyorum bak, haaa haaa haaa, çok mutluyum."
"Tamam, yapma böyle, arıyorum... Olmaz bu iş böyle, köpeği döverek davara gönderirsen sürüyü kurda yem eder."
"Sıpadan köpeğe level atlattın sağol... Ara, ne zaman müsaitlermiş, sor."
"Bana bak, bu şekilde olmaz."
"Ne olmaz nee, bitti artık... Küçük hanım yasak elmayı yedi cezasını da çekecek."
"Hakaaann!"
"Ben banyoya giriyorum."
Neriman hanım, moralsiz bir şekilde, "Nasıl söylesem de kırmadan vazgeçtik desem." diye düşünüp Seher hanımı arayınca, Seher hanım nefes nefese telefonu açtı.
"Seher?"
"Efendim?"
"Müsait değilsen sonra arayayım."
"Yok yok, müsaitim, Cansu ile konuşuyorduk da."
"Öyle mi? Nasıl... İyi mi?"
"Biz tamamız."
"Öyle mi?"
"Ne oldu Neriman?"
"Bir şey yok, biz hafta sonu gelelim, bir daha bi konuşsunlar da içimiz rahat etsin."
"Olur, olur..."
Seher hanım, Neriman hanımın ses tonundan dolayı Cansu'nun şartlarını söyleyemeden telefonu kapattı...
~~~~•~~~~•
Hakan, füme rengi kapşonlu eşofmanını giyip banyodan çıktı. Parmaklarını bir birine geçirip yatağa uzanmış müzik dinlerken tavana bakıyordu...
Müzik durup telefon çalmaya başlayınca, tek elini başından çekip, yanındaki telefona baktı.
Arayan Cansu'ydu.
"Ne istiyorsun neee?... Çektin ipimi astın, can çekişiyor muyum diye merak mı ediyorsun?" diye düşünse de, "Efendim Cansu?" diyerek telefonu açtı.
"Müsait miydin?"
Cansu'nun sesi üç gün öncesine nazaran kötü geliyordu.
"Evet!"
"Senden bir şey isteyecektim?"
"Sen iyi misin? Sesin kötü geliyor?"
"İyiyim iyiyim, geçen yağmura yakalandım da, üşüttüm herhalde?"
"Ne yağmuru yaa? Hangi gün yağdı?"
"Iııığmmm şeeyy, ufak bi vurdu geçti, biliyorsun ben ıslanmayı seviyorum."
"Biliyorum, kış düğünü istersin sen, kesin?"
"Bu gidişle öyle olacak."
"Ne isteyecektin?"
"Ben bir kaç gün kliniğe gidemeyeceğim, yapılacak şeyler vardı da."
"Tamam, yaparım. Anahtarı Derya'yla gönderirsin."
"Sen erken mi gideceksin, neden sen almıyorsun?"
"Evet erken çıkacağım."
"Tamam, Derya getirir... Hayırlı akşamlar... Evdekilere selam söyle."
Hakan, telefonu kapatıp tavanı izlerken, "Bu kız işlerini yaptıracak enayi buldu da ondan mı kabul etti yoksa laaann." dedi sesli düşünerek.
"Manyak, adetleri de tınlamıyor... Bir de çok utangaçmış yerseenn... Hay Allah'ım yaa..."
~~~~•~~~~•
Hafta sonu olmuş, Hakan, annesinin ütülediği gömleği giyiyordu...
Neriman hanım, "Oğlum, öyle bir oturup döneceğiz, biz konu açmayacağız." derken gömleğin üst düğmesini iliklemeye çalışıyordu.
Hakan, annesinin elini tutup, "Annee, öyle ölmedim, böyle öldüreceksin, bırak." deyip iliklenen düğmeyi geri açtı.
Kliniğin yanındaki çiçekçiden aldığı buketi alarak arabaya bindi...
Rasim beyin vurduğu kapıyı Cansu açınca, donup kalmış, herkese teker teker bakıyordu.
Hakan, Cansu'nun bakışından konuyu uzaktan yakından bilmediğini anladı. Cansu'nun içeriye buyur etmediği aileyi, Seher hanım içeri davet etmişti.
Seher hanım, "Kızım, misafirleri buyur etsene." derken kolunu cimcirince Hakan görmüş ve gelmeden önce Cansu ile konuşmadığına pişman olmuştu. Belli ki annesi Cansu'yu zorluyordu...
Kolu, morarma derecesinde sıkılan Cansu, yine de tepkisiz bekleyince Hakan, elindeki çiçekleri uzattı...
"Keşke iyileşmeseydim diyeceğin bir gece olabilir, özür dilerim." dedi...
~~~~•
Karşımda, yüzü aldan mora dönmüş Hakan'ı görünce, camdan attığım elmalardan ikimizin kafasını yardığını anladım...
Ben, Caner zannederken, hediyesini güle oynaya aldığım, Furkan'ın abisiydi...
Hakan, bana yaklaşıp, "Keşke iyileşmeseydim diyeceğin bir gece olabilir, özür dilerim." deyince başımı eğip, "İyileşmeseydim mi? Ben ölseydim diyorum." dedim çaresizlikten kıvranarak.
"Merak etme, bu durumdan kurtulacağız." derken onunda isteksiz geldiğini gördüm.
Derya'nın, "Baba!" demesiyle o yöne baktık...
Ben donmuş gibi bakarken, Hakan daha çabuk toplayıp babamın yanına koştu.
"Yılmaz amca!.. İyi misin?"
Babamdan tek farkım ben yere yığılmıyordum... Bana bu gücü Furkan'ın yanındaki kız vermişti... O nasıl destek almadan yürüyemiyorsa, ben de o kadar dimdik duruyordum.
"Deryaa, koş babanın ilacını getir." diye bağıran annem İngiliz kraliyet ailesini unutmuş, kocasının derdine düşmüştü...
Elimde bir buket gül, Meriç'in içmeden sarhoş oldum dediği gibiydim. Beynimdeki damarlar zonkluyor, başımın derisi çekiliyordu.
Babam, "Kusura bakmayın, ben küçüğü beklerken abisi geldi, kötü oldum." diyememişti de, "Merak etmeyin, merak etmeyin bir şey yok... Bugün biraz yoruldum..." demişti.
Bu yaşta babamı daha ne kadar yoracaktım... Benim gibi nankör, çekilmez, dengesiz bir evladı olan başka bir aile daha var mıydı acaba... Bazen, ailemin öz çocuğu olduğum için mecburen katlandığını düşünüyordum.
Babam, "Kendimi iyi hissediyorum." desede gelen misafirler ve annem, bahçede oturmanın daha iyi olacağını söyledi.
Neriman teyze yanıma gelip, göz yaşlarımı silerken, "Kızım, bir şey yok, bak baban iyi çok şükür, hadi gel." dedi.
Kolumdan çekiştirilip, belimden destekle götürülürken, soğuktan yada heyecandan değil, içerisinde bulunduğum hâlden dolayı titriyordum.
Büyük ihtimalle titrememi hisseden Neriman teyze beni Hakan'ın karşısında ki sandalyeye oturtmuş kendisi de kocasıyla oğlunun arasına oturmuştu...
Hayatımda hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyordum... Başımı yerden kaldırıp Hakan'ın yüzüne bakamıyordum.
Geçmiş üç gün içinde Hakan'la iki defa konuşmuş ikisinde de soğuk konuşmasına bir anlam verememiştim, "Demek ki derdi buydu?" deyip bir kere daha utandım...
Büyükler konuşurken, "Yer yarılsa da içine düşsem." diyordum.
Rasim b: "Ee Yılmaz, oldu mu şimdi?"
"Ney anlamadım?"
"Ben buraya seni heyecanlandıracak, kalbinin ritmini değiştirecek bir şey söylemeye gelmiştim."
Neriman h: "Rasim bey, bu akşamlık bu kadar heyecan yeter... Bizim gelişimiz Cansu kızımızın tamamen iyileşmesinden dolayı geçmiş olsun ziyareti olsun."
"Öyle olsun hanım... Ama ben bu kadar heyecanlanmanın karşılığında söz almadan şuradan şuraya gitmem... Hafta içi bir gün, kendimi aynada hazırladığım konuşmamı yapmak için tekrar gelmek istiyorum."
Seher h: "Rasim abi... Biz anneler olarak bir heyecanla çok düşünmeden acele karar verdik... Ben babasına sürpriz yapayım diye düşündüm ama Yılmaz bey az kalsın bize sürpriz yapacaktı. İkinci teşrif edişiniz Hakan ile Cansu'nun ortak kararına kalsa olur mu? Kendi adıma, buradaki herkesten özür diliyorum."
Rasim b: "Estağfurullah Seher, özür ne demek, hepimizin ortak dileği çocuklarımızın hayırlı yuvalar kurması, bizde bunun için çabalamıyor muyuz?.. Özür gerektirecek bir şey yok... Dediğin gibi olsun... Gençlere, ne uyuyorsa öyle hareket edelim."
Babam, benden daha çok utanmış gibi bakışını yere dikmiş, ağzını kilit açmıyordu.
Neyse ki orada bulunanlar, biricik kızının evden uçacağı için bu hâlde olduğunu zannetmişti...
Annem, kızım çay yap, getir." deyince zaten ocakta olan çayları getirmek için eve girdim.
Kendimi mutfaktan önce banyoya atıp, "Hoffhhh hooffhhh, Allah'ım... Allah'ım yardım et." diyerek elimi yüzümü buz gibi suyla yıkadım.
Yarım yamalak kuruladığım yüzümle, aynaya bile bakmadan çıktım... Tıpkı, çayları servis ederken babam ve Hakan'ın da bana bakmadığı gibi.
Neyse ki Hakan ile hâlâ barışıktık çünkü çayı alırken sağol demişti. Ama babam, elinin tersiyle tepsiyi, yüzünün tersiyle de beni geri çevirmişti.
Bu hâlleri, bilmediğim bir şeyin azarını yiyeceğimin habercisiydi. Yirmi yedi yıldır ilk defa Rasim amca ve Neriman teyzenin "kızım" demeleri canımı acıtıyordu...
...Misafirler gidince; masada, babamın bozmasını beklediğimiz bir sessizlik oldu.
Masada en çok hareketi Derin yapıyor, telefonda oyun oynuyordu. "Derin, odana git." diyen babama göre, telefondan gelen bip bip sesleri kendine hakaret gibi gelmişti.
Derin, giderken, ben ondan daha habersiz olduğum için benim de onunla birlikte gitmem gerektiğini düşündüm. Ama, babamın masadan kovacağı en son kişi bendim...
~~~~•~~~~•
Hakan, arabayı park edip hızla eve koşarak avludaki lavaboda elini yüzünü yıkadı, Anne ve babası avludan girer girmez, hesap sormak için karşılarında dikildi.
"BİRİNİZ BANA, BU AKŞAM NELER OLDUĞUNU ANLATSIN HEMEN!"
Hakan'ın ilk defa anne babasına bağırdığını duyan Erkan, şaşırarak yüz kaslarını gerdi.
Rasim b: "Bağırma annene!"
Neriman h: "Bağırma babana!" (aynı anda)
Hakan: "BENİM BAĞIRMAMI ŞAHSÎ ALGILAMAYIN VE ODAMA GİTMEM İÇİN HEMEN BAŞLAYIN SİZDE."
Neriman h: "Ne anlatalım oğlum, bizde şaşırdık."
"ANNE, KIZIN HÂLİNİ GÖRMEDİN Mİ? YAA, Bİ MEZAR AÇSAYDINIZ İÇİNE KOYUP KAPATSAYDINIZ, CANI DAHA AZ ACIRDI..."
Rasim b: "Bana bak bana! Bu, bir günlük iki günlük mevzu değil, bir yıl önce babasına haberini verdim, sözünü aldım."
"ÖYLE Mİ? ÇOK GÜZEL ALMIŞSIN BABA, ADAM BİZİ GÖRÜNCE İKİNCİ KRİZİNİ GEÇİRDİ YAA. PEKİ, BEN KİMİM?.. ZAHMET OLACAKTI AMA BANA DA BİR SÖYLESE MİYDİNİZ, İSTİYOR MUYUM DİYE."
Rasim b: "BENİM SORDUĞUM AKŞAM, SEN ŞU DUVAR DİBİNDE KIZLA KEDİ MINCIRIYORDUN BEYEFENDİ... ANLAŞABİLDİĞİNİ GÖRDÜM Kİ, KENDİMDE O CESARETİ BULDUM."
"HER ANLAŞTIĞIMLA YAKIŞTIRACAKSANIZ BİR DAHA KİMSEYE SELAM VERMEYEYİM... SENN!.. SEN ANNEE, HANİ ELMALARI YERSE, ALIRSA, İSTİYOR OLACAKTI, HANİ KIZ ÇOK UTANGAÇTI, NE OLDU?"
"Bilmiyorum oğlum, bu fikri de bana annesi verdi. Ben söyledim dedi, sepeti alırsan görüşmeyi kabul edeceksin almazsan havadan sudan konuş kalk demiş."
"KIZ BİR TANE ELMA YEDİYSE DE KURSAĞINDA DİZİLMİŞTİR EMİN OL... BU SAATTEN SONRA, LÜTFEN BANA SORMADAN BİR ŞEY YAPMAYIN, BU İŞTE BU GECE AÇILMADAN KAPANDI GİTTİ. BİZ GEÇMİŞ OLSUNA GİTTİK GELDİK. TAMAM MI? CANSU'YLA DA BEN KONUŞURUM."
Neriman h: "Tamam... Tamam..."
~~~~•~~~~•
"KİM BAŞLAYACAK?" diyen babama yutkunarak baktık.
Annem, "Ne bağırıyorsun, bi duyan olacak." ile başlayıp, "Ne demek kim başlayacak, bir yıl önce bana 'gelecekler şaşırma, olgun davran demedin mi, bir haftadır da elime bir hoparlör alıp gezmediğim kalmadı mı, ne üçünüzde ışık görmüş tavşan gibi kaldınız kii?" ile devam etti.
Babam ve kendimi biliyordum ama Derya, Derya neden şaşırmıştı ki...
"Ben sana demedim mi? Sana kutu verecek, alırsan görüşmeyi kabul edeceksin almazsan havadan sudan konuş kalk diye!"
Hedef bana dönünce, yutkunarak açıklama yapmaya başladım.
"Kutu dedin sepetti."
"Ne fark eder?"
"Ben orada elinde kutu olan sadece Caner'i gördüm."
Annemle babam uyumlu çiftlerdi ama aynı kelimeyi aynı tonda söyleyecek kadar değil zannederdim ama, "CANER Mİ?" diye bağırınca emin oldum...
Gıcığımı temizleyerek devam ettim.
"Evet, Caner... Ben onu gördüm ve acele bir işim çıkınca oradan gitmek istedim. Hakan, bana bir şey söylemeden ben elmayı direk alıp yedim, o da istersen hepsini al dedi... O kadar çok acelem vardı ki, anlayıp dinlemeden aldım ve çıktım."
"Kız sen bana düşündüm evlenmek istiyorum derken Caner'i mi kasdettin?"
"Evet."
"Kim olduğunu bilmeden körü körüne evlenmeyi neden istedin ki?" diyen babam nokta atışı yapmıştı ama ben ona bunu nasıl anlatacağımı bilmiyordum.
Dolu dolu gözlerle babama bakınca, bakışını benden anneme çevirdi.
"Gidin şu hazırladığınız börek tatlılardan hazırlayın, acıktım."
"Hazırlayın" demek "ben çağırmadan gelmeyin" demekti. Annem ve Derya sessizce yanımızdan kalkıp gidene kadar ikimizde bir birimize bakmadan bekledik.
"Başla."
"Babaaa!.." deyip başlamam ve harfleri uzatmam ne yalan söylesem diye zaman kazanmak içindi.
"Ne oluyor?"
"Baba, ben bir karar verdim, o benim için tamamen bitti. O yüzden de evlenmek istedim."
"Onunla olmak istememeni anlarım, Meriç'le Engin'e istemiyorum dediğin gibi ona da derdin biter giderdi, sen neden birden evlenmek istedin."
"Baba, öyle olması gerekiyordu, çünkü bittiğine inanmazdı, tamamen bitmesi benim evlenmeme bağlı."
"Artık değil biliyorsun değil mi? Bu gelme ile de bitti."
"Evet biliyorum ve birazda iyi oldu gibime geliyor... Ama onlara söylerler mi?"
"Hâlâ söylememişler mi ki?"
"Türkân yada ondan bi ses seda çıkmadığına göre?"
"Türkân ile arkadaşlığın bile sarsılabilir kızım. Bu konuyu kimse bilmesin."
"Sen biliyor muşsun o ne iş."
"Ne bileyim, Rasim amcan bi şeyler söyledi, bende Furkan konuştu zannettim. Annene de geldim, sorun etme, iki kişinin kalbi bir birine bağlanmış ise hiç bir şey sorun olmaz deyip hazırlamaya çalıştım."
"Yani bu hikayede yanmayan yok haa?"
"En çokta malûm şahıs olacak gibi."
"Ona bir şey olmaz merak etme, bElası eksik olmasın..."
"Seni kendinden bu kadar soğutacak ne yaptı Cansu."
"Sözümü çiğnedi baba, kendine mukayyet ol seni sevmeye bahanem olsun dedim... Yapmadı..."
"Burada günlerce hamallık yaptı, yemeden içmeden... Bayılacak hâle gelene kadar uyumazdı, uyuduğu zaman da bir şey oldumu der sıçrardı."
"Baba, Allah korusun ona bir şey olacak olsa bende öyle olurum, bu bizim geçmişte yaşadıklarımızdan dolayı."
"Hakkınızda ne hayırlı ise öyle olsun."
Babamın onay vermesi ile tepsi gelmiş hep beraber yiyorduk... Şirwan'a olacağını söylediğim nişan olmadığına göre adı Şirwan olan belam devam ediyordu. Babama anlatmak için bir şeyler düşünmenin zamanı gelmişti.
Onlar yerken, ben yeme numarası yapıp internetten bir video açtım...
Kadının kocasına "Ben solucan olsaydım beni yine sever miydin?" sorusunu duyan babam, midesi bulanmış gibi bakıp, "Ne salak insanlar var, Allah'ım ya Rabb'im..." dedi.
"Baba, annem solucan olsaydı yine de sever miydin." dediğim de "biraz önce ki salak insanlara mı karıştın" der gibi baktı.
Arkamdan merakla bakan iki kızı daha görünce, "hayâl kırıklığı uğradım" bakışıyla birlikte, "Onun solucanlığını farketmem için, benim de solucana ilgi duyan bir şey olmam gerekirdi. Kuş olurdum ve ananı yerdim, oldu mu?" dedi
Kendini solucanlığa kaptıran annem, "Hiiii'." deyince babam, "Bu saçmalıklar iyi ki bizim zamanımızda yokmuş, sen nasıl olurdun kim bilir." dedi
Bir videoda da, "Ben hasta olsam, ve iyileşmem için eski sevgilinle öpüşmek zorunda olsan, öper miydin?" deyince babamın canına tak demişti,
"Kapat şunu."
"Tamam baba ama ben sana bir şey sorcam... Diyelim ki denizin ortasında tek kişilik bir sandaldayız ve sandal su almaya başladı ve sadece ikimizden biri hayatta kalacak, seçim şansı da sende, kendini kurtarıp bensiz kalmayı mı seçerdin, yoksa beni kurtarıp beni sensiz bırakmayı mı?.."
"O ne biçim soru kız öyle." diyen anneme planımı bozmasın diye kızdım, "Anne, sen bi dur, hadi baba."
"Tek kişilik sandalla seni denizin ortasına kadar getiriyorsam, bensiz kal zaten."
"Baba yaaa?"
"Tamam beee, cır cır böceği gibi... Bak şimdi, sen evlatsın, babasızlığa elbet bir gün alışırsın ama ben babayım ömrümün sonuna kadar evlatsız yaşayamam. Her gün ölmektense!.."
Derin ile Derya'nın, "Wwwaaawww" deyip alkışladığı cevap beni duygulandırmıştı.
"İğrenç ötesi cevabını saymıyorum... Bir tane daha sorcam bananee... Şimdi, diyelim ki biri benimle evlenmek istiyor ama ben istemiyorum... Aynı zamanda bu kişi o kadar zengin ve güçlü kii, böyle yanında korumaları olan biri, silahlı falan, haattaa ve hattaa böyle aşiret ağası gibi biri yani, o derece... Sana geldi, 'ya güzellikle vereceksin ya da zorla alıp gideceğim' dedi... Ona beni verip, kızıma bir şey yapma yeter ki al mı dersin yoksa beni ondan ölmemiz pahasına kaçırır mısın?"
Derin: "Babaaa ver gitsin veeerr, ooofff abla, sen anlatırken bile içim bi tuhaf oldu."
Babamın bizi bir kere dövme hakkı olsaydı, eminim onu şuan Derin için kullanırdı... Kızgın bakışını kendime çevirip, "Bakma ona baba, sen bana cevap ver." dedim.
"İtiraz ediyorum." deyince, "Neden?" dedim bütün mimik ve kaslarımı kullanarak.
"Şık eksik, 'yoksa onu alnının ortasından vurur musun?' da olacaktı... Ben, kızıma ya da kızlarıma böyle bir şey yapanı yaşatır mıyım? Sen ona cevap ver... Bu zamana kadar senin yaşından daha fazla domuz vurdum bir tane daha vururum bir şey olmaz."
"Yaaa babaaa!.. Bir de diyorlar ki neden babana söylemiyorsun, benim babamın huyunu benden daha mı iyi bilecekler..."
"Bana bak, var mı yoksa? Varsa söyle... Gizleme sakın!.."
"Neden baba, şuan benim kolumu sıktığın gibi onun da boğazını sıkasın diye mi?.."
"Pardon kendimi kontrol edemedim... Var mı?"
"Yok, olsa da söylememem gerektiğini gösterdiğin için teşekkür ederim."
"Ben ne dedim ki yaa, hangi baba bunu kabul eder, daha geçen gün haberlere çıktı, kızına şiddet uygulayan damadını vurdu diye..."
"Baba, vurmadan bir çözüm yok mu yani?"
"Kızım sen istemiyorum dedikten sonra anlamıyorsa bana ne düşer... Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."
"Yeter bu kadar, akşam akşam hayır dileyin hayır olsun." diyen annem konuyu kapattırmış bana düşünmem için zaman kazandırmıştı.
.....
Hakan'ın yüzüne bir daha bakamayacağım için kliniğin işi bana kalmıştı. Aşiret ağasının korkusuna rağmen kasabaya gitmek zorundaydım... Kliniğin işlerini bitirip bir hafta evde kalarak Şirwan'dan kurtulmanın yolunu bulacaktım. Şirwan sayesinde, Meriç'e ilk aşkı ile evlenme olasılığı da doğmuştu.
Hem içeriyi, hem dışarıyı kontrol ederek dışarı çıktığımda, sağ tarafımda kalan ağaçlık alanda Şirwan'ın arabasının bir farını görüp, "Bekle sansar bekle... Sevdiğine hayrı olmayanın sana ne hayrı olacaksa." deyip soluma döndüğümde Engin'i bana bakarken gördüm.
"Kiminle konuşuyorsun sen?"
"Telefon!" deyip parmağımı kulağıma götürdüm ama orada Engin'in zannettiği bir kulaklık yoktu.
"Nereye gidiyorsun?"
"Çarşıya?"
"Beni de götürür müsün?"
"Hâlâ korkuyor musun?"
"Korku değil de, bazen sağ bacağıma kramp giriyor."
"Gel hadi."
Arabaya binip kemerimi takarken Engin'in bakışını farkettim.
"Nee, neden öyle bakıyorsun?"
"Nasıl bir denize düştün de bana sarılıyorsun merak ettim."
Blöf yaparak, "İneyim mi?" deyip kapıya uzandım.
"Dur dur... İnme... Tamam... sustum."
...Sessiz sedasız yaptığım yolculuk esnasında kaza yaptığımız yere gelince yine uzun uzun baktım, kocaman bir S harfi çizer gibi indiğimiz virajdan yukarı bakınca Şirwan'ın peşimde olduğunu gördüm.
"Ben düştüm ölmedim, sen bi düşsene bakayım ölecek misin?" dedim, arabanın konduğu yerden düştüğü yere bakarak.
E: "Cansu, Enes'te senin gibi, buradan her geçişte uzun uzun bakıyor."
Cevap vermeye gerek yoktu çünkü bu yara asla kapanmayacaktı...
Kasabaya girip çarşının ortasına gelince, "Bunca insan içinde bir şey yapacak değil yaa?" diye düşünerek, "Ben burada ineyim, Boşuna inme." dedim yokuş aşağıyı göstererek.
"Dur bekle park edeyim bende ineceğim." deyince acele etmedim.
Marketin karşısında kalan ptt'nin önünden geçerken Hakan'ın bize doğru yürüdüğünü gördüm... Ne yapsam da es geçsem diye düşünürken, adım adım bana yaklaşıyordu.
"Selamün aleyküm."
Engin'in selamı almasının yeterli olduğunu bildiğim için ben bir şey söylemeyip Hakan'a bakmamaya çalıştım.
"Cansu, biraz konuşabilir miyiz?"
Hadi ama dostum, senin sorunun ne? demeyi çok isterken Engin, "Görüşürüz." diyerek markete doğru gitti.
Ben, neden gitti ki diye Engin'in arkasından bakarken, Şirwan'ın marketin yanında durmuş bana baktığını gördüm.
Başımı yere eğip, Hakan'a bir adım yaklaşarak, buz kesmiş elimle sıcak elini tutup, başımı göğsüne dayadım... Şirwan görmüyordu ama Hakan burnumu çektiğim için ağladığımı anlamış olmalıydı...
Telaşla, "Bir şey var?" derken kolunu belime doladı
"Hııı hııııı." dedim hıçkırarak...
"Tamam... Ağlama... Korkma... yürü... Klinikte konuşalım."
"Elimi bırakma." deyip burnumu yukarı çektim
"Korkma, elini de seni de bırakmam ben." deyince, kendimi güvende hissetmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu farkettim...
İki üç adım el ele yürüdükten sonra Hakan geriye dönüp, "Cansu, böyle kliniğe kadar gidemeyiz." deyince elimi çekmem gerektiğini hissedip parmaklarımı açtım.
Hakan, elimi bırakıp yanımda eğilince ne yapıyor diye düşündüm. Çok geçmeden beni kucağına alınca, "Ne yapıyorsun?" dedim zangır zangır titreyerek.
"Çantanı düzelt, araba siyah Mercedes mi?"
"Evet, gördün mü?"
"Dün çarşıda gördüm."
"Nee?"
"Ne yapmaya çalıştığını anladım ama el ele olmaz, böyle de istediğine ulaşırız ama daha sorunsuz. Başını omuzuma koy."
"Kaza yaptığımı biliyor."
"Olsun..."
Gözlerimi kapatıp başımı dayadıktan sonra, "Özür dilerim." dedim bütün olmuş ve olacaklar için...
Kliniğin kapısına gelince, beni öyle gören yan komşum, "AA! Cansu, iyi misin?" diye sordu panikle.
Hakan, "İyi iyi merak etme, biraz başı döndü bende ne olur ne olmaz diye-"
"Aaayyyhhh geçin geçin, oturt... şekerli su yap ver."
Hakan, "Tamam. Görüşürüz." deyip üç adım sonra kapının önüne gelince beni indirdi. Benim yedek anahtarı cebinden çıkartıp kapıyı açtıktan sonra, "Geç." deyip koluyla belime dokunarak içeri girdirdi.
O âna kadar bu bana sıradan gelirken, ilk defa içimi ürpetmiş kendimi hızla kendinden uzaklaştırmak istemiştim.
Dönen sandalyeye değil de karşısındakine oturunca Hakan da karşıma oturdu.
Cık'layıp üflerken kirli sakalları arasından yüzünü kaşıyordu...
"Neden söylemedin?"
"Neyi?"
"Sepeti alma sebebini."
"Sepeti alma sebebim o değil."
"Ney peki?"
"Hiç, birine mesaj atacakken yanlışlıkla başkasına attığın oldu mu?"
"Çooookk."
"Bende öyle oldum işte. Ben kutuyu alacağım kişiyi Caner zannettim."
"NEEE' Oooo!.. Sen ben yerine Caner'i mi bekledin yani?"
"Hıııı hııııı."
"Olaylar iyice karışmış desene?"
"Bayaa!"
"Ne yapcaz peki?"
"Şuan aklıma tek bir şey geliyor. Mardin'deki arkadaşımla birlikte Amerika'ya gitmek."
"Bu, Caner'le evlenme fikrinden daha saçma."
"Doğru ama en garantilisi... Akşam babamın ağzını aradım daa-"
"Sakın, adamın gözü döner yoksa!.."
"Misaline bile dayanamadı."
"Ne bekliyordun?"
"Ne bileyim, kızım burası dağ başımı, hangi devirde yaşıyoruz, ne demek zorla evlenmek falan, ben seni korurum demesini bekledim."
"Bu çağda yaşadığı hâlde, söylediklerini o adam söylüyor mu ki baban söylesin... Hele de Ali amca... Kolunu bacağını koparıp postayla memleketine gönderir."
"Biliyorum... O yüzden Nalan'ı istemeye kimse cesaret edemiyor galiba."
"Sıkıyorsa istesinler, kılı kırk yararlar. Sadece o mu, Engin de öyle... Bir defasında 'saçların güneşte renk değiştiriyor ne güzel' dedim diye arkadaşlığımızı bitiriyordu."
"Sizde o zaman mı söz verdiniz?"
"Ne sözü?"
"Meriç söyledi, kardeşlerinizi kardeş görme saçmalığı sözü."
"İyi oldu işte, dostluğumuz uzun yıllar devam edecek."
"İnşaallah, inşaallah sürer bende görürüm."
"Göreceksin inşaallah, umutsuzluğa kapılma hemen."
"Hakan, Şirwan gelir, rahat oturma bahanesiyle silahını belinden karnına koyar, sen göz kontağı yerine ceketin altına bakarsın."
"Amma yaptın haa?"
"Amcasının oğlu düğün günü kızı gerdek odasından kaçırmış, damadı ağaca bağladıktan sonra, kimse çözemesin diye de sabaha kadar başına nöbetçi dikmiş..."
"Ooohaa, harbi doğduğun yer kaderini belirliyormuş."
"Bu daha kendiyle akran kuzeni, babasının yaptıklarını anlatmak bile istemiyorum."
"Ooofff... pekiii... Ne yapalım... Biz de devam ederiz o zaman."
"Neye?"
"Onu kandırmaya devam edelim, kaç ay bekleyecek ki? Göstermelik bir nişan yaparız, görür gider."
"Olmaz!"
"Neden olmasın Cansu, Amerika'ya gitmek, başkasıyla evlenmekten daha mı kötü."
"Hakan... Aramızın bozulmasını istemiyorum."
"Kızım, biz birbirimizi bilmiyor muyuz, neden bozulsun?"
Benim için Furkan'ın düşeceği durum daha önemli olduğu için asla kabul edemezdim... Bana yaptığına rağmen bunu ona yapamazdım...
"Hayır Hakan, olmaz... Başka bir şey bulurum, olmazsa Meriç'i çağırırım." dedim kararımdan emin bir şekilde.
Hakan, ellerimi tutup gözlerime bakarak, "Cansu, bana bak... Meriç ne ise bende oyum-" derken Şirwan kapıdan içeri girmiş ve bizi o şekilde görmüştü...