Bazı ayrılıklar, tekrar kavuşmanın alametidir...

3185 Words
Önceki bölümü okumadan, bu bölümü okumayın, anlamazsınız!.. ~~~~•~~~~•~~~~•~~~~•~~~~•~~~~• Türkan'ın yatağa getirdiği kahvaltımı yaparken Furkan'da yardım ediyordu... Ben, kanımın bulaşmasından yeteri kadar utanmıyor muşum gibi, Furkan'da esprileriyle daha çok üzerime geliyordu... Ekmeği ağzıma alıp, zeytini düşürünce Furkan yine, "Hadi ama Cansu, neler yapabildiğini biliyoruz. Bana oyun oynama, tekrar ve daha güçlü. Hadi hadiii, beni tuttuğun gibi." diyerek tekrar kendine yaptığımla alay etmişti. Üç zeytini düşürmeden yemeyi başardığımda ise, "Hııııımm, bak seeenn... Biraz daha bekleseydim sonum üç zeytin gibi olacaktı haa?" dedi kulağıma sıcak sıcak fısıldayarak. Kahvaltıdan sonra pedal çalışması yapmaya devam ederken Rasim amca, "Hakan, Furkan, Erkan." diye bağırınca Furkan alnımdan öpüp, "Geliyorum sen devam et." deyip hızlıca çıktı. Furkan'ın gitmesiyle yorulduğumu hissedip kendimi sol yanımın üzerine yatağa bıraktım... Yatmak bir şey değildi dee, Furkan gelmeden nasıl kalkacaktım kim bilir... Yanım üzerine yatınca bu seferde tuvaletimin geldiğini hissetmiş "ooofff"lamıştım... Bağırsaklarıma biraz daha baskı yapmaya devam edersem altıma kaçıracaktım, o yüzden bir an önce oturmam lazımdı... Kendimi toparlamaya çalıştıkça yatağın ucuna doğru geldiğimi farkedince düşmeden durmam gerektiğini anladım... Bundan sonrası Furkan'ın çabucak gelmesi ve beni kurtarmasına bağlıydı... Ayaklarım pedallara bağlı olmasa sırt üstü dönebilirim diye düşünüp, bu seferde ayaklarımı kurtarmayı düşündüm... Sol ayağıma uzandığımda kapı açıldı, "Ooohh bee, Furkan geldi... Kurtuldum..." diye düşünürken, karşımda o hâlimi görmenin paniği ile eli ayağı titreyen Neriman teyzeyi görünce, "O da olur... Sonuçta baskımı azaltır." diye düşündüm. Neriman teyze, "Hakaann! Koooşşş!" diye bağırırken beni de yatakta sabit tutmaya çalışıyor gibiydi... Onun, beni sabit tutmaya çalıştığını zannettiği pozisyona ben kendim gelmiştim ve düşecek gibide değildim. Hakan, kulağında telefonla gelip, bizi öyle görünce, "Cansu?" deyip yanıma koşarken telefonu da indirmişti. Beni annesinden kurtarıp, ağırlığımı kendine alınca, telefonu tekrar kulağına götürdü. "Yavuz bey kusura bakmayın." Yavuz abinin sesini duyabiliyordum... "Cansu iyi mi?" "İyi, iyi... Yatağın kenarına gelmiş." "Ona söyle, aceleci davranıp kendini tehlikeye atmasın... Sen Cansu'yla ilgilen sonra konuşuruz." "Tamam, söylerim. Görüşürüz." Telefonu kapandıktan sonra annesine veren Hakan, beni yatakta doğrultmaya çalışınca, "Türkân?" diye sordum. "Kızım, Meryem gelmişti de Türkân 'beş dakika yanına gidip geleyim' dedi... Bir şey mi oldu bana söyle." Türkân'ın yapmasını istediğim şeyi Furkan'dan başkası yapamıyor gibi, bu seferde, "Furkan?" demiştim. "Furkan'da babasına yardım ediyor." Hakan'ın, "Türkân'ı çağırayım mı?" demesi "Tuvaletin mi geldi?" demekti ve bende hem başımla hemde, "hııııı hııııı." diyerek onaylamıştım. Hakan, Türkân'ı ararken Neriman teyze, "Biz götürelim kızım." diyerek Hakan'la kendini kasdedince, çaresizce yutkundum... "Anne bi dur, belli ki kız Türkân'da rahat ediyor." Aaahhh Hakan, bu dünya da senin kadar anlayışlı biri daha var mıdır acaba... "Alo, Türkân... Gelsene... Cansu seni çağırıyor?" deyip telefonu kapattıktan sonra, "Türkân gelene kadar ben seni götüreyim." deyip kucağına alması da "Furkan'ın yaptığını bende yaparım." demek oluyordu... Hakan, beni tuvaletin oraya getirirken Neriman teyze, panikle koşuşturuyordu... H: "Anne, bi sakin olur musun?" "Ne demek sakin olur musun? Gelmeseydim yüz üstü düşecekti." H: "Düşmedi değil mi? Bir daha yalnız bırakmayın yeter." "Yookk yookk, o yatak dar dedim... Dur! Sen dur..." H: "Ne yapıyorsun?" Neriman teyze, önce Türkan'ın sonra da Hakan'ın kapısını açıp, "Hanginizin odasında yatarsa ben daha rahat görürüm?" diyerek, odanın ortasından odaları karşılaştırınca, Furkan'ın odasına yatamayacağımı anlayıp, "Düş...müyordum..." dedim son bir çırpınma ile. H: "Annem anlar mı sence? Valla güzelim, bu köyde bir panik memuru senin anan bir diğeri benim anam... Ben Meriç'e de söyledim, bu kız iyileşmez diye... Kaç aydır sana bebek muamelesi yaptılar, maşaallahın var, sen yine iyi toparlandın." "Haklısın... galiba..." "Oooyyyyhhh maşaallah kızıma, maşaallah... Nasıl da güzel konuşuyor." derken elinde çarşaf koşturan Neriman teyze, oda konusunu kafasında halletmiş, yatağımı hazırlamaya gidiyordu... "Geldim abi." Hakan, "Yavaş kızım, düşeceksin?" derken, kucağında altına yapma ihtimali olan birini tutmuyor gibiydi... Hakan'ın, bu derece rahat tavrı küçüklüğünden geliyordu, sakin, sabırlı, olursa olur, olmazsa olmazı kendine şiar edinmişti. Furkan'la aynı evde doğup büyümesine rağmen, bu konu da çok zıtlardı. Hakan'ın tek acele ettiği konu, daldan dala atlar gibi kız arkadaş değiştirmesiydi... Lisede en çok kız arkadaşı olan Hakan'dı... Hakan, beni Türkân'a bırakıp çıkınca, "Furkan... Nerede?" diye sordum. "Babam çağırdı, senin ki güçlü olmanın cezasını çekiyor canım, odun kırıyorlar." "Tamam... çıkabilirsin." "Kapıdayım." "Hııı hııııı." "Hııı hııııı yok, tamam de başka bir şey söyle ama hııı deme." "Seni... seviyorum..." "Bak bu da aramızda kalsın... Furkan kıskanır sonra." ... Kaç insan tuvaletini yaparken şapşala bağlar, pişmiş kelle gibi sırıtırdı ki... Huzurlu ve mutlu bir şekilde tuvaletimi yapıp, ellerimi de, yanımda bana hazırlanan, musluklu bidonda yıkadıktan sonra, Furkan'ın gelmiş olması ümidiyle, "Türkân." diye seslendim. Türkân, kapıda ne olduysa gülüşerek içeri girdi. Türkân, benim üzerimi düzeltirken ben, "Ne...olduu?" diye sordum. "Bir şey yok, annem kendi kendine söylenince abim bir şey söyledi de ona güldüm." "Nee?" "Bu kadının gelinlerine acıyorum, bi hamile kalsalar kızları dokuz ay yataktan kaldırmaz.' dedi, bende seni düşündüm." "Komik... miii?" "Sen öyle olsan var yaa, annem seni alıp dokuz ay kendi koynunda yatırır, Furkan'ın hâlini düşününce komik tâbii." "Bebek... yok... O. zaman?" "Bu sefer de olsun diye çabalar... Elinde enerji içeceği ile her akşam Furkan'la senin peşinden koştuğunu düşündüm de, daha çok gülesim geldi... Ooofff." "Türkân..." "Dur bi yaa, ooofff, düşürürüm seni." Türkân, ara ara yine gülerek beni kaldırıp, "Abi gelebilirsin." deyince Furkan'ın hâlâ gelemediğini anladım. Hakan, gelip beni kucağına alınca, Neriman teyzenin, Furkan'ın odasında ki yastığımla Hakan'ın yatağında uygun yeri aradığını gördüm. H: "Annem seni benim odaya transfer etti, bu ne arkadaş, kedi benim odama enikler hasta benim odamda yatar... Benim odam Darülacezede benim mi haberim yok." "Çok konuşma da getir yatır, üşümesin çocuk." H: "Çocuk mu? Bu mu çocuk... Ufalsın da cebime girsin... Belim koptu burada." T: "Anne, neden burada yatıyor ki?" "Odaya girmeseydim düşüyordu... Son anda kurtardım... Burada yatacak, kapı açık kalsın, ben içeriden göreyim." T: "İyi de anne, ben bi on dakikalığına çıktım-" "Ne oluyorsa o on dakikada oluyor zaten." H: "Ayneeenn... Annem haklı... Kıtalar bile on dakika da ayrılıyor kii?" "Dalga geçme eşek sıpası, yatır şu kızı hadi." Hakan, beni yatağa bırakırken arka masada kalan kağıtları kasdedip, "Eee ben nasıl çalışacağım." dedi Üçümüz bir birimize bakarken cevabı yine Neriman teyze verdi. "Sen git Furkan'ın odasında çalış, onlar da burada çalışsın." H: "Cansu, uykun gelene kadar çalışayım, sonra bana da ara vermeye bahane olur." "Sıkıntı...yok...Ben... Artık... uyumuyorum." Hakan, konuşmamdan dolayı, "Ooohh maşaallah." deyip, başımdan öptükten sonra masaya oturdu. Türkân, pedalı getirip çalışma yaptırırken Furkan'ın, "Cansu nerede?" diye bağırdığını duyduk... Muhtemelen odasına bakıp beni göremediği için telaşlanmıştı. T: "Furkan, abimin odasındayız." Furkan kapıya gelip, "Ne oluyor?" deyince bu sefer cevabı Hakan verdi. "Bana bak, emanet deyip getiriyorsan başında dur... Yalnız bırakma... Neredeyse düşecekmiş , annem kurtarmış." Furkan, "Doğru mu?" der gibi bana bakınca, başımı sağa sola sallayıp, "Doğru değil ama yalan da diyemiyorum." der gibi baktım "Abla, hazırlanın hadi?" T: "Nereye?" "Meriç abi aradı, bekliyor." "Haa, tamam... Soğuk olmaz değil mi?" "Abla!.. Eksi beş derece soğuk var, ben sana nasıl soğuk olmaz diyeyim." Furkan, ablasının sözüne itiraz eder gibi terslese de aslında buraya yapılan transferime kızıyordu. "Gideceğimiz yeri sordum, ona göre Cansu'ya bir şeyler giydireceğim." "Sen her ihtimale karşı bir şeyler al. Arabada dursun." Hakan'ın, "Dikkatli olun." ikazıyla, Furkan beni kucağına alarak, bir saat bile yatmadığım yataktan kaldırdı. Ön koltuğa otururken nereye gideceğimden bi haberdim. Köyün, kasabaya doğru çıkışından giderken ilk defa ön koltukta oturuyordum, Meriç ve Hakan'ın bana göstermekten çekindiği yere doğru giderken, Furkan pür dikkatti. En son kafamın karışmasına sebep olan ise, Meriç'in yolu uzatarak götürmesinden dolayıydı. "Kaza... neredeydi?" "Biraz daha aşağıdaydı." "Görebilir... miyiiimmm?!" "Yalvarma canım, tamam, dururum görürsün." "Teşekkür... ederim." "Görünce kötü olmazsın ama değil mi?" "Neden... olayım?" Arkadan başını öne uzatıp, "Sen kaza anını da unutmuş olabilirsin." diyen Türkân'a, soru dolu gözlerle baktım. Furkan, arabayı durdurup el frenini çekince geldiğimizi anladım ve hemen sağa sola bakmaya başladım. Gerçekten de hatırlamıyordum. Furkan, beni kucağına alarak karla kaplı yamaçtan aşağıya doğru götürünce, boynuna sarıldım. "Üşüdün mü, hatırladın mı?" "Bilmiyorum." "Bak, araba buradan gelmiş, büyük ihtimalle kontrolü sağlayamamış ve şuradan aşağı uçmuş." "Uçmuş... mu... Biz...takla... attık." "Hatırlıyor musun?" "Evet." "Biz geldiğimiz de araba tersti, demek ki iki üç takladan sonra ters kaldı." "Enes... Neden... anlatmadı?" "Cansuu'mmm, Enes konuşmuyor." "Benim... gibi-" "Yokk yoookk senin gibi olduğu için değil. Sadece seni soruyor, bilgi alıp, gözlerini yumuyor ya da camdan dışarıyı izliyor." "Neden?" "Bilmiyorum, bana da anlatmadı. Sen o anı hatırlıyor musun peki, önünüze bir şey mi çıktı, Enes neden hızlıydı?" "O... Kadar... Hatırla...mıyorum... ama... ben... konuşuyordum." "Ne söylüyordun?" "Derya." "Derya'nın neyini?" "Gidiyor...benim... gibi..." "Sen Enes'e Derya gidiyor mu dedin?" "Evet." "Allah Allah, acaba önüne bir şey çıktı da sen mi görmedin." "Bilmiyorum." "Sen benim mucizemsin, bak... Buradan düşüp, o arabadan sağ çıkmak gerçekten mucizeydi." "Enkazdan... enkaza..." "Öyle söyleme, iyi olacaksınız inşaallah. İkiniz de... Gidelim mi?" "Olur... Teşekkür... ederim..." .... Geldiğimiz yer, kasabanın çıkışındaki çayın yanında bulunan bahçelerden birinin içinde kalan yerdi. Kışın kullanılmayan bu ev, ilk baharda açılıp son bahara kadar devam ederdi ama Salih amcanın hasta olmasından dolayı erken kapanmış olmalıydı. Elinde odunlarla, "Neredesiniz yaa?" diyen Meriç beklemekten sıkılmış gibiydi. "Oduncu... Furkan." diyerek Meriç'e sürpriz yaptım. "Neee? Cansuuuu?" "Efendim..." "Konuşuyorsun?" "Eveet... Nasılsın?" "Şuan daha iyiyim... Geç Furkan geç, üşümesin." Ben, odaya gireceğiz zannederken, hastane odası gibi bir yere gelmiştik. Odanın bir tarafında, yürüyen bantı andıran bir fizik tedavi aleti vardı. Beni üçlü koltuğa oturtup, kendisi aletin yanına giderek, "Nasıl abi, kurulumu kolay oldu mu?" diye sordu. "Kolay kuruluyor merak etme de bu hep burada kalmayacak değil mi?" "Yok abi, ben giderken Cansu'nun odasına kurup gideceğim." T: "Bakarsın gerek kalmaz Furkan, konuştuğu gibi birden yürüyebilir de." F: "İnşaallah abla." Türkân'ın getirdiği çantanın içinden bir şeyler arayan Furkan, "Hah, buldum." diyerek kanguruyu çıkarttı... Ben önündeyken kendini nasıl kontrol edecek diye düşünürken, o bana doğru yürüyüp, "Gel bakalım Cansu hanım." dedi. Türkân ile Meriç'in yardımıyla Furkan beni kendine bağlayıp, aletin önüne getirdi. "Bu trabzanlardan tut, sıkı tut ama tamam mı?" Hayret etmiştim, Furkan ilk defa tutmak ile ilgili kendini ima etmemişti. "Şimdi, ben ağırlığını bacaklarına bırakacağım, deneyelim bakalım ne olacak?" Heyecanlanmıştım, çünkü bir süredir kendimi hazır hissediyordum... Furkan, beni serbest bırakıp ayaklarımın üzerinde dikilince boşluğa düşmüş gibi hissettim... Bacaklarım titrerken yere yığılacak gibi olunca Furkan, kolunu tekrar bana dolayıp, "Korkma bendesin." dedi Ellerimden destek alarak adım atmaya çalıştığımda Yavuz abiye hak verdim. Gerçekten hiç kolay değildi, ben bunu hiç bilmiyorken nasıl öğrenmiştim de şuan yapamıyordum... Bir insan, yıllardır yaptığı şeyi yapmaya çalışırken, ilk öğrendiğinden daha zor nasıl yapabilirdi... "Yavaş... Acele etme." diyen Furkan'da bunun farkındaydı. Annemlere de bu kadar zorluk çıkartmış mıydım acaba. "Yürümek... istiyorum." "Yürüyeceksin Cansu, acele etme." diyen Meriç'e Türkân cevap vermişti. "Biz gitmeden yürümek istiyor Meriç abi, o yüzden." "İyi de, giderken olmaz da bir sonraki gelişinizde olur, bu ne acele?" Furkan, benim adıma açıklama yaparak, "Ben biraz gaza getirmiş olabilirim." dedikten sonra bana dönüp, "Ama sen bana bakma, yaza kadar zamanın var." deyince Meriç yine kızdı. "Baaakk, hâlâ!" "Tamam abi yaa kızma... Şaka yapıyorum, biraz da gaza getirmek istiyorum." "Başlayın da ne düzeyde görelim hadi, ona göre gazlarız." Furkan, bana dönüp, "Hadi bakalım, adım at." dedi İlk olarak sol ayağımı atınca Meriç, düşeceğim zannederek ellerini öne tutmuş Furkan da, "Şşşşhhh, yavaş..." demişti. "Ne... Oldu?" F: "Solu bir defa attın, sağın üzerine iki kere sektin." "Görmedim." F: "Cansu, lütfen acele etme, sen benim sabırsızlığıma bakma." Furkan'ın sesinden ne kadar geride olduğumu farkettim, modumu düşürmeden devam edecektim ve yazın Furkan'a sürpriz yapacaktım... ~~~~•~~~~• Bir hafta sonra ~~~~•~~~~• Derya, amcasının taşınacağından dolayı yengesine yardım etme bahanesiyle İstanbul'a gelmişti. Kuzeni Beyza ile Medocalin hastanesinde ameliyata hazırlanan Enes'in odasına geldi... Beyza, kapıya vurup içeri girecekken, Derya engel oldu. Zaman kazanmak için, "Beyza abla, bekle... Bir dakika." dedi. Beyza, Derya'da ki heyecanı görünce içerideki hastanın sadece bir komşu olmadığını anladı. "Derin bir nefes al." "Nefes ney abla? Kaça satılıyor?" Beyza, boş bulunup kahkaha atınca, içeriden duyan Engin, kim geldi diye kapıyı açtı... "Derya! Hoşgeldin... Beyza'ydı değil mi? Sende hoşgeldin, Buyrun." İkili odaya girerken Beyza, "İsim hafizan çok kuvvetliymiş maşaallah." diyerek Engin'i övdü. E: "Aslında o kadar değil, Nalan'ın isminin Beyza olmasını çok istemiştim, babam da kendi kızın olunca onunkine koyarsın deyip babaannemin adını koydu." B: İnşaallah kızına nasip olur." E: "İnşaallah... Derya, abicim... Sen nasılsın?" D: "İyiyim abi." E: "Ablan nasıl?" D: "İyii, Furkan ve Meriç abiyle çalışmalar yapıyor, ben gelmeden konuşması tamamen açıldı... Furkan abi tablette yazı yazmayı öğretiyor." B: "Enes, tekrar geçmiş olsun, nasılsın." Enes, yattığı yerden boynunu büküp Beyza'ya bakınca, Derya dayanamayıp ağlamaya başladı... Engin, Derya'yı kendine çekip kulağına, "Yapma kızım yaa, ameliyata girecek... Tansiyonunu çıkartma." deyince Derya, elindeki poşetleri yanındaki koltuğa koyup dışarı çıktı... Enes, on iki saate yakın ameliyat olduktan sonra, yoğun bakıma alındı... ~~~~•~~~~•Bir hafta sonra ~~~~•~~~~• İki hafta da üç gece Furkan'ın yanında yatmış, her gün en az üç saat çalışma yapmıştık. Furkan, gitmeden egzersiz aletini benim odaya kurmuş, üç günde bizim evde devam etmiştik. Okulların açılmasına bir gün kalmış ama yollar kapalı olduğu için, Furkan'lar gidememişti... İçin için sevinsem de belli etmemiştim. Egzersiz bandının kangurusu Furkan'a bağlı değil, kollarından alete takılıydı, Yanımızda biri varken, uzaktan destek olan Furkan, yalnızken bedeniyle destek oluyordu. Annem, yemek yapmak için yukarı çıktığında Furkan'a döndüm, "Furkan, sana sarılmak istiyorum." "Sarılıyoruz ya güzelim." "Böyle değil." "Anladım, hadi gel... Bu günlük yeter. Biraz da tableti kullanalım." "Olur." Furkan'ın tableti alması demek, beni kolunun altına alıp, iki elimle tablette işlem yapmak demekti... A4 boyutundaki tabletim internet ile de çalıştığı için, mesajlaşma programı yükleyip, herkesi kaydetmiştik. En başa da kendini tutturan Furkan, "Hadi bakalım, ben bakmıyorum, bana mesaj yolla da göreyim." deyip başını diğer tarafa çevirirken cebinden de telefonunu çıkarttı. "Furkan, seni, seviyorum." yazıp göndere bastığımda, Furkan'ın telefonuna benim mesajla birlikte başka bir bildirim daha gelmişti. B.ELA: "Özlendiniz, bilin istedim." ve kalpli emoji olan bu mesaj benden önce gelmişti ama Furkan okumamıştı. Furkan, başını çevirip baktığında hızlıca ekrandaki iki bildirimden son gelene yani benim mesajıma baktı. "Furkan mı? aşk olsun... Bak ben sana nasıl yazacağım." derken telefonu yukarı kaldırıp yüzünün hizasına getirdikten beş saniye sonra tabletime, "Aşkım, ben de seni seviyorum." geldi Tabletimde bu mesajın bildirimi yanıp sönerken, kafamda da diğer mesajın içeriği dönüp duruyordu. Furkan'ın "Kafanda kurma." sözünü dinleyerek, sınıf arkadaşı olabileceğini düşündüm... Evet! Ben, sınıfta hiç bir erkek arkadaşıma, "Özledim" diye yazmamıştım ama Furkan'ın arkadaşları benim gibi olmayabilirdi... ... Ertesi günü, çalışmaların yarısında, "Ben hazırım Furkan." diyerek arayan Türkân'a, Furkan, "Geliyoruz." diye yanıt verdikten sonra kabanımı giydirip, kucağına aldı. "Kabanın senden ağır kız." deyip dalgaya vursada, ben gülmüyordum, çünkü Furkan gidiyordu... Beni yanında götürmeyeceğini biliyor olmama rağmen ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım... Meriç'in arabayla köyün çıkışına geldiğimizde ne yapmaya çalıştığını anladım. Furkan, kendini yolcu ettirmeye çalışıyordu. Yüz metre ötede bekleyen Furkan'ın arabasını görünce ağlamaya başladım. Furkan, zaten duracaktım bahane arıyordum der gibi arabayı sağa çekip bana döndü. "Cansuu'mmm, aşkım, yapma böyle, sen bana özledim de, hemen gelirim söz veriyorum." Dün, "özledim" yazan arkadaşına gittiğin gibi mi demek istesem de bunu kafamda kurmadığımı göstermeye çalıştım ve "Bu, hastalığın alametlerinden herhalde, durduramıyorum." dedim. "Hastalığın alâmeti değil, aşkın alâmeti... Ama sen yine de ağlama." Furkan, yüzümü avuçlarının arasına alıp, alnımı, yanaklarımı, çenemi öptükten sonra son durak dudaklarımda kendini sabitledi. "Kendine iyi bak, sakın acele etme, sana sarılmaya bahanem olsun." "Sen de kendine mukayyet ol, seni sevmeye bahanem olsun." "O ne demek kız?" deyip kendini çektikten sonra gözlerime baktı. "Yaşadığın ile yaşam olarak kaydettiğinin, işlediğin ile bedenine nakşettiğinin arasındaki farkı açma." "Olur!" desede bakışından, kafasında yanan soru işaretini görebiliyordum... El frenini indirip, kendi arabasının arkasına gelince tekrar durdu. Türkân ve Meriç indikten sonra, Meriç Furkan ile vedalaşırken, Türkân da benimle vedalaşmak için kapımı açtı. "Aşkım, ben gidiyorum, Kendine iyi bak, olmuyor diye pes etmek yok tamam mı?" "Tamam. Görüşürüz. Nalan'a selam söyle." "Aleyküm selam canım." Meriç, Türkân'a, "Tekrar güle güle, hayırlı yolculuklar." dedikten sonra arabaya bindi... Furkan, son defa bana bakıp, eliyle, "Eyvallah." çektiğinde, "İnşaallah bu bir veda eyvallahı değildir." dedim. Meriç, "Nasıl yani?" deyince sesli düşündüğümü anladım ve, "İçimde bir his var Meriç." dedim, son defa kornaya basıp giden arabanın arkasından bakarken. ~~~~• Türkân, Meriç'in araba görüş alanından kaybolana kadar baktıktan sonra, "Vaayy bee, ben Meriç abiden böyle bir olgunluk beklemezdim." dedi. Furkan, Meriç'in olgun davranışının farkındaydı ama ablasını bu derece şaşırtacak kadar ne olduğunu da merak etti. "Abartmadın mı?" "Abartmak mı? Az bile söyledim Furkan, Cansu'yla onca yaşanmışlıkları olmasına rağmen, sana yardım etti, bu her kişi kârı değil er kişi kârıdır." "Onca yaşanmışlık ne abla yaa, intikam için yapmış yaa?" "Furkan, Cansu Meriç'e çok haksızlık yaptı, Cansu'nun Meriç'e yaptığını bir başkası yapsa asla yüzüne bakmazdı." "Cansu'nun ne özelliği varmış ki?" "İkisininde ilk aşkları olduğu için." "Ne ilk aşkı?" "Bilmiyor muydun?.. Pot kırdım desene." "Söyle abla, ne ilk aşkı?" "Ya, biliyorsun zannettim tamam, geçmişte kaldı unut." "Cansu'nun ilk aşkı Engin değil miydi? Söyle yoksa geri dönerim." "Ooofff, tamam... Söylüyorum... Dönme devam et... Ama kafan karışmasın, Cansu seni seviyor, görüyorum." "Bende görüyorum, sadece ne olduğunu merak ediyorum." "Aslında, Engin şapkadan çıkma gibi bir şey oldu desek daha doğru olur. Cansu, Meriç'ten hoşlanıyordu... Ne olduysa birden oldu... Meriç'te bocaladı." "Sen?" "Ben?" "Meriç sana mektup yollamıştı." "Mektup mu?.. Meriç, onu yaparak kimi oyalamaya çalıştı bilmiyorum ama bana karşı bir şey hissettiğini asla düşünmedim. Engin abi de öyle. Mesela abim, her kızla biraz geçmişi oldu ama ne Nalan'a ne Meryem'e asla bir şey hissetmedi, Engin abi de aynı şekilde." "Üç arkadaş, kardeşlerini kardeş bildi yani?" "Aynen öyle, arada bir tek Cansu yabancıydı ve Cansu da ilk olarak Meriç'e ilgi duydu." "Ulan, ben şimdi kurda kuzuyu emanet ettim, gidiyor muyum?" "Yok yok merak etme... Meriç abi öyle biri değildir." "Verdiği teselliye bak... Cansu! Onu neden söylemiyorsun?" "Bak kardeşim, Cansu şıp sevdi gibi de olsa, ayran gönüllü de olsa, dengesiz de olsa... Bitti dediği bir şeye asla dönüp bakmaz." "Bana döndü ama." "Sen istisnasın, ya da maalesef vicdansın... Her ikisi de olsan, Cansu'nun sınırını aşmamanı tavsiye ederim." Furkan, çalan telefonuyla konuyu bitirmek zorunda kaldı, "Efendim." "Alo, Furkan." "Efendim." "Neredesin?" "Yoldayım, çıktık." "Ooohh, nihayet... Acele et, yorganın altında seni bekliyorum." "Hasta mısın sen?" "Hayır, kombi yine bozuldu." "Balkona çık, fotoğrafını at bakayım, ben gelene kadar soğukta mı kalacaksın?" "Tamam atıyorum." Furkan, telefonu vitesin oraya koyup mesajı beklerken, derin düşünceler içindeydi... B.ELA kişisinden bir fotoğraf... Furkan, telefona uzanırken Türkân ekranda yazan ismi görüp fotoğrafı açtı... Fotoğrafta error vermiş bir kombi ve altında, "Senin sihirli dokunuşlarını bekleyen biri daha." yazıyordu. Furkan, telefona uzanıp, "Abla, verir misin?" dedi Türkân, "Bu, bela kim?" derken yüzü okuduğu mesajla asılmıştı. "Adı Ela ve tam bir baş belası." "Sana kombinin fotoğrafını neden atıyor ki?" "Bozulmuş, o yüzden." "Furkan... Kim bu kız." "Ev arkadaşım abla." ~~~~•~~~~• Furkan'lar gözden kaybolunca, Meriç el frenini indirip, "Kaldık mı yine baş başa? Ne yapmak istersiniz küçük hanım." dedi kasabaya doğru giderken. "Nereye gidiyoruz." "Sen her şeyi hatırlıyor musun?" "Bazı şeyleri hayâl meyal." "Sana bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum desem?" "Meriç, yeterince vicdan yaptım zaten, yetmez mi?" "Yeeetmeeezzz... Beni nasıl süründürdüysen öyle süründüreceğim seni." "Meriç, özür dilerim." "Ben özür istemiyorum." "Neden yapıyorsun peki?" "Bana açıklaman gereken şeyler olduğunu düşünüyorum." "Sence ben o kadar güçlü müyüm?" "Güçlü müsün bilmiyorum ama hazırlıyorum işte... Hem güçlü olmayacak bir şey yok, değil mi? Sonuçta her ne olduysa bende oldu, kendi kendime gelin güvey oldum." "Meriç, bunu konuşmanın yeri de zamanı da değil. Lütfen." "Yeri burası değil biliyorum ama zamanı bugün..." Ben, her ne kadar isteksizde olsam onunla gitmeye mecburdum. ... Yine spor salonuna gelmiştik ama bu sefer halı sahaya değil, basketbol sahasına doğru yürüyordu... Meriç ile basketbol maçıyla ilgili bir anım olup olmadığını düşünmeye başladım, beynimde şimşek çakmasını beklerken, Meriç, bir bisikletin önünde durmuştu... "Bisikletim... Benim bisikletim..." "Evet." "Ama bozuktu?" "Artık değil... Binmek ister misin?" "Nasıl bineceğim ki?" "Bilmiyor musun yoksa?" "Bilip bilmediğimi ve sana ne söylemem gerektiğini bilmiyorum."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD