Her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışan Cansu.1

3751 Words
Arka tekere,iki küçük teker daha takan Meriç, "Hadi bakalım, iki hafta da neler öğrendin bi görelim?" dedi. Meriç'e bir kere daha özür dileyecek miyim acaba diye düşünerek çalışmaya başladım. İki haftada Furkan ile o kadar pedal çalışması yapmıştım ki, çok zorlanmadan ayağımı atabilmiştim... "Yapabileceğim galiba?" dedim sevinçle "Yaparsın... Senin isteyipte başaramayacağın bir şey yok." "Bana bu kadar güvenme." "Sana çok güveniyorum." Ellerimle, kolları tuttuğum da ilk defa bisiklete biniyormuş gibi hissetmiştim ve yine yanımda Meriç vardı. "Ee! Başlıyor muyuz?" "Deneyeceğim." "Ben yanındayım korkma." "Korkmuyorum, kendime güvenmiyorum." "Sen bi başla." Bir eliyle belimden, diğer eliyle sağ elimi kavrayınca beynimde ilk şimşek çaktı... Meriç, elini çekip, "Ne oldu? Üşüdün mü?" deyince bu şimşek çakmasının bedenimde de etki ettiğini anladım. Tüylerim diken diken olmuş, Meriç'te bunu fark etmişti. "Hayır, bisiklete ilk bindiğim günü hatırladım." "Neden öyle oldun peki?" "Furkan'a iki lastikle bisiklet sürmeyi öğrettiğimi hatırladım." "Bak seeennn?" "Onu bu şekilde tuttuğumu hatırlıyorum, küçücüktü, arka lastik ayağımdan geçti ama canım acımamıştı, o derece yani." "O zamanlar Furkan'ın yaptıklarını hatırlıyor musun?" "Hangisini?" "Hangarda?" "Hatırlayamadım." "Neyse, bu kadar lak lak yeter." "Ne yapmıştı söylesene?" "Sonra anlatırım... Şimdi çalışmaya devam edelim." Bir süre beni tutarak sürmeme yardım ettikten sonra, "Bırakayım mı?" diye sordu. Denemek başarmanın yarısı diyerekten, "Bırak." dedim Ben sürdükçe yanım sıra koşması komiğime gidince, sesli güldüm. "Ne gülüyorsun kız, peşinden koşmam çok mu hoşuna gidiyor?" Bir cesaret hızlanmaya başlayınca Meriç arkamdan bağırarak koşmaya başladı. "Cansu, yavaş... Düşeceksin dur... Cansuuu?" Frene basıp durduğumda sağ yanıma gelip, "Ne yapıyorsun aptal? Çok korktum." derken benim kafam sol arkama bakıyordu... Bir şimşek daha çakmış neye uğradığımı şaşırmıştım... "Cansu! Nereye bakıyorsun sen?" "O gitti Meriç, benim yüzümden?" "Ne oldu Cansu?" "Hatırladım Meriç, o günü hatırladım." "Benden koptuğun günü mü?" "Sen biliyor muydun?" "Hakan sağolsun, gözümü açmıştı... Ne oldu Cansu, neden vazgeçtin söyle." "Meriç, bacaklarım titriyor." "Gel hadi gel... Tutun bana." Meriç, beni kucağına alıp, saha dışındaki oturma yerine getirdi. "Özür dilerim, bunun için yapmadım gerçekten." deyip beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama o özür diledikçe ben daha çok ağlıyordum. "Cansu, bunun için yapmadım, yemin ederim... Söz veriyorum... Sus gidelim, bir daha asla bununla ilgili konuşmayacağım... Lütfen yapma böyle." "Meriç... bırak... Benim... özür... dilemem gereken bir ergenliğim var." "Nasıl, anlamadım." "Ben buraya gelirken, yine ne hatırlayacağım da senden özür dileyeceğim diye düşünmüştüm ama şuan kendimden özür diliyorum." Meriç, susmuş, konuşmamı bekliyor gibi dursada aslında ağladığını gizliyordu... "Meriç, anladığın doğruydu... Ben sana belli etmemek için çok çabaladım, sen de Hakan ile Engin gibi davrandığın için anlamadın zannettim... Ben vazgeçmedim, vazgeçmek zorunda kaldım. Üçüncü bir kişi yüzünden..." "Furkan'a o yaşta mı aşık oldun?" "Furkan yeni Meriç... Üçüncü kişi benden yana değil, senden ötürüydü." "Nasıl yaa, ne alâka, ben senden başkasına aşık olmadım ki?" "Ben bunu bilmiyordum... Ama seni benden çok seven birinin olduğunu duydum..." "Kim?" "Sema, benim sana ilgimi anlamıştı, bana, 'iki arkadaş aynı kişiye haa?' dedi... Ben o zamana kadar anlamamıştım, kim diye sordum. 'Sen ne biçim arkadaşsın, ben anladım sen anlamadın mı?' dedi...O günden sonra kim olabileceğini düşündüm durdum. Sonra bir gün, biraz önceki gibi bisikletimin yanında elimi tuttuğunda, utandığımı görme diye başımı arkaya çevirdim ve onu gördüm, ağlayarak yanımızdan uzaklaşıyordu." "Türkân?" "Hayır, Nalan?" "Nalan mı? Yooo, olamaz." "O günden sonra bi karar vermem gerekti, ben de-" "Arkadaşını seçtin öyle mi?" "Meriç, ben o zamanlar arkadaşlığın her şeyden ileri geldiğini düşünüyordum." "Öyle miymiş peki?" "Ben şuan, Furkan'la arkadaşım arasında kalmadığım için bilmiyorum... Hislerim şuan ki kadar kuvvetli olsaydı ne olurdu onu da bilmiyorum ama yazın Şevval yine söyledi, Nalan birini çok seviyor, onunla evlenmezse kimseyle evlenmez dedi." "Vaayybee, arkadaşın için aşkından vazgeçtin haa... Engin peki, o nasıl başladı?" "Yaa, ne Engin'i Meriç?.. Ben neden derdimi kimseye anlatamıyorum arkadaş... Ben Engin'i çok seviyordum evet ama öyle değil..." "Yaptıkların neydi o zaman?" "Sen, Şevval'in bana yaptıklarını biliyor musun, Saçlarıma sakız yapıştırdı, bisikletimin frenini koparttı, beni merdivenlerden düşürdü, servise benim hasta olduğumu söyleyip onca yol yürüterek gerçekten hasta olmama sebep oldu... Benim de canıma tak dedi... fake hesap açtım... Engin'le çıkıyor gibi yaptım... Ama daha sonra başka bir şey oldu, bu seferde Engin'i takip edip, Şevval'den uzak tutmak zorunda kaldık... Engin, beni çok seviyordu biliyorum... Kendimi bildim bileli Nalan'a nasılsa bana da öyleydi... Ben onun bu sevgisine karşılık vermeye çalıştım... Öyle ki, altı yıl önce o konuşmayı duymasaydım ve Ali amcalar beni isteseydi, hiç düşünmeden evet derdim ama bu aşık olduğum için olmazdı, ruhu anlaşan iki insan olduğumuz için olurdu." "Şuan içmeden sarhoş oldum desem inanır mısın? Başım dönüyor, beynim zonkluyor... Ne yani, biz bir hiç uğruna mı?.. Oooofff." "Ben, bu zamana kadar hep, sizin beni hayâl kırıklığına uğrattığınızı düşünmüştüm ama ben kendi kendimi hayâl kırıklığına uğratmışım." "Kafana dank etmesine sevinsem mi bilemedim." "Çocuktum Meriç, o günlerde yapıp da şimdi pişman olduğum çok şey var." "İlk defa, haklı olmak canımı bu kadar acıtıyor." "Hakan, sana ne söyledi? O nasıl anlamış?" "Hakan bir şey söylemedi, senin bana yakın olmak için söylediğin bi yalanı görüp ona sordum." "Hangisiydi acaba?" "Geçti artık Cansu, önümüze bakalım..." "Nalan?" "En başta şu konu da bi anlaşalım, asla Nalan'la yada Türkân'la aramızda bir şey olamaz." "Neden?" "Bizim bir birimize sözümüz var. Bunu bildiğimi Nalan'a belli etme sakın... Anlaştık mı?" "Ne salaksınız yaa, enişte olarak bir birinizden daha iyisi mi vardı, geri zekalılar... Nalan orada aşk acısı çekiyor, Meryem karşılık bulamadı gitti evlendi." "Meryem mii? Kimee?" "Anlamadım demee?" "Hakan'a mı kız?" "Geçti borun pazarı." "Haydaa, neyse, iyi ki de olmamış... Ben Hakan'la olsun istemezdim." "Nedenn? Şıp sevdi diye mi?" "Yookk, başka bir sebepten, sır..." "Sormadım farz et." "Nalan konusunda anlaştık değil mi?" "Anlaştık mı bilemiyorum." "Anlaştık anlaştık, hadi biraz daha çalışalım." Meriç'le büyük yüzleşmeyi yapmış, aramızdaki sorunları tamamen geride bırakmıştık... İlk aşkının ilk aşkı olduğunu duyup birlikte olamama sebebini duyunca büyük bir şok geçirmişti ama olgun davranıp çabuk toparlamıştı. ..... İki haftalık sıkı çalışmamın mükafatı olarak Meriç'le Hakan beni çarşıya götürmüştü. Kucaktan kucağa dolaşmayayım diye medikal malzemeler satan yerden iki koltuk değneği alan Meriç, boyuma göre de ayarladıktan sonra, "Hadi güzelim, yürü de endamını görelim." dedi. Biraz zorlansam da çabuk adapte olduğum değneği ne olur ne olmaz diye Hakan tutmaya devam ediyordu. "Oğlum bıraksana kız yürüsün." diyen Meriç'e, "Ya düşerse, emanetin canı burnundadır lan." diyerek karşılık veren Hakan'a, "Sen tutunca ben değneği kaldıramıyorum ki." dedim Değneği ilk olarak çarşıda kirletmem benim bundan sonra çarşı pazar kızı olacağımı gösteriyordu... Hakan, annesini aratmayacak şekilde, "Üşüdü artık gidelim." deyince Meriç'e bakıp, "Bana parşömen kağıdı alabilir misin?" dedim. Hakan, "Ne yapacaksın bende var?" deyince, "Bana A4 boyutunda lazım." dedim. Meriç, hemen gidip bin tanelik bir paket getirince, "Bu nee, çok almışsın." dedim gülerek. Eve geldiğimizde Furkan'ın yaptığı odaya değilde, "Odama çıkmak istiyorum." dedim. Meriç, "Olur ama baban biz olmadan indirmeye kalkmasın, tamam mı?" diyerek ricamı kabul etti. Doktor, babama ağır kaldırmayı, yorulmayı yasakladığı için, bütün köy seferber olmuş, onun yükünü hafifletmeye çalışıyordu. Odamda,en çok işi Furkan'ın yaptığını söyleyen babam, "Allah razı olsun, arkadaşları da bir gün boş bırakmadı." demişti. Değneklerimle istediğim yere gidiyor, kollarım ağrıyana kadar ayakta durabiliyordum. ....Saçımla ördüğüm atkıyı takan Furkan'la görüntülü konuştuğum her görüşmede ekran resmi alıyordum. Bir aydır görmediğim Furkan'ı çok özlesem de ona söyleyemiyordum... Biliyordum ki, bizim buraların havası Mayıs'a kadar düzelmezdi. ... Mart ayının ortasından, Furkan'ın doğum günü için sürpriz yapmayı planlıyordum... 04.04. gelmeden benim Ankara'ya gitmem lazımdı ama nasıl. Ona öyle bir sürpriz hazırlamıştım ki, atkı bile yanında sıfır kalacaktı... O sabah, Hakan'la planımız olduğu için erkenden gelmiş ama ben geç uyandığım için hazırlanamamıştım. Annemle Hakan, kapıda duyacağım bir şekilde konuşurken ben yatakta oturmuş, şalımı bağlıyordum. "Seher teyze, ameliyatta Cansu'ya kimin kanı takıldı acaba, ne kadar tembel biriymiş?" "Bir bilsem, baykuş da olabilir, çünkü sabaha kadar uyumuyor." "Gece uykusuzluğu mu çekiyor yoksa?" "Yok yoookk, elinde kalem kağıt, sabahlara kadar yazı yazıyor." "Ne yazısı?" "Kitap çıkartacak herhalde." Kapıyı açıp, "Ha ha haa, çok komik, makaranız bittiyse bana müsade." deyip Hakan'ı beklemeden kapıya yürüdüm. "Cansu, dur düşeceksin." diyerek peşimden gelen Hakan, değneklerimi alarak anneme verdi. Bana destek olarak aşağı inmeme yardım ettikten sonra, bahçe kapısına kadarda bırakmadı. Annemin, arkamdan getirdiği değneğe uzandığımda Engin'lerin evinin önüne yaklaşan transporterı gördüm. Hakan, binmem için açtığı kapıyı tutarken, birlikte karşıyı izliyorduk... Ön koltuktan Engin ve Ali amca inince Hakan, sıkı sıkıya tuttuğu kapıyı bırakıp onlara doğru koştu. Arkasından sürgülü kapı açılıp, afife teyze ve Nalan inmiş, sıra Enes'teydi... Ben gözlerim yaşlı, inip bana koşmasını beklerken, Enes, Hakan ve Engin'in kollarında inmişti. Ali amca, bagajdan getirdiği tekerlekli sandalyeyi Enes'e yaklaştırınca başımın döndüğünü hissettim... Enes, sandalyeye oturduktan sonra bana bakarak, "Abla!" dediğinde, son gördüğüm gök yüzündeki gri bulutlar olmuştu. ...Nereye, kimin kucağına düştüğümü bilmiyordum ama gözlerimi açtığımda karşımda Engin ve Hakan vardı. "Eee...nnn...eee...sss!" Hakan, paniklemiş bir şekilde, "Cansu, yapma böyle... Kendine gel... Enes iyii... Merak etme..." deyince Engin Hakan'a kızdı. "Neden çıkarttın ki, biliyordun geleceğimizi." "Balkona çıkar dumanı görür diye bize götürecektim." "Beni neden aramıyorsun, geç gelirdim." Konuşmalar kulağıma geliyor ama ben tıpkı hastane odasındaki gibi geç algılıyordum. ... Derin bir nefes çekip gözlerimi açtığımda, Furkan'ın bana özel yaptırdığı yatakta sırt üstü yatıyordum. "Aaa...nnn...nnn...eee!" "Efendim kızım." "Sss...aaa.ttt...kkk-" "Dokuza geliyor kızım." "Nnn...eee...rr.ee..de..yiiizzz?" "Evimizdeyiz kızım, alt kattayız, odandasın." "Fff...uuu...rrr...kkk.aaann?" "Evet, Furkan'ın yaptığı odada." Yine başa mı dönmüştüm, yoksa geçirdiğim güzel ve yorucu günler de mi halüsinasyondu... Odaya bakıp çalışma bandını göremeyince beynimden vurulmuşa döndüm... Furkan'ın gelmesi, ayaklanmam, konuşmam... Her şey yalan mıydı? Aptal beynimin bir oyunu muydu... ~~~~•~~~~• "Nasıl oldu Seher teyze?" "İyi kızım, çok şükür, daha iyi..." "Doktor ne diyor?" "Hiç bir şey yok diyorlar kızım... Kendine bağlıymış... Enes'e karşı kendini kapatmış olabilir diyorlar." "Hiç uyanmıyor mu?" "Uyanıyor ama boşluğa bakıp duruyor... Bir haftadır ilk defa dün akşam konuşmaya çalıştı." "Enes'in öyle olduğunu bilmiyor muydu?" "Hakan'la Meriç alıştırarak söylemek istemişlerdi." "Enes o hâlde, ben neden iyileştim? mi diyor acaba?" "Doktorların söylediği de ooo, inşaallah daha geriye gitmez, sadece bu kadarla atlatırız. Neyse ki bizi hatırlıyor, ilk zamanlar kendine elimi sürdürmüyordu, bu sefer izin veriyor." "Düzelir inşaallah Seher teyze." "İnşaallah kızım." Yanımda konuşulan sesleri duyunca kendime gelmem gerektiğini düşündüm... Ben, aileme ve Enes'e faydalı olacakken bunu yapmaya hakkım yoktu... ~~~~•~~~~• Engin, Hakan ve Meriç'le evlerinin çardağında oturmuş, kara kara düşünüyorlardı... Engin, "Ne yapacağız lan?" deyip ikiliye bakınca Meriç, "Ne demek ne yapacağız Engin, en başta güçlü olacağız... Sen Enes'i, ben babamı, Hakan da yine Cansu'yu iyi edecek." dedi gözünden damlayan yaşı silerek. H: "Size başarılar diliyorum beyler, çünkü benim hasta bitkisel hayatta." M: "Yaparsın seenn... Cansu bunu da atlatır merak etme." E: "Enes'in her ameliyatı bir öncekinden zordu, en son gitti diye düşünmüştük düşün?" H: "Nereden başlayacağım peki?" M: "Benim yaptığım gibi, en baştan." E: "Salih amca baya toparlanmış ama maşaallah. Senin işin kolay inşaallah." M: "Benim hasta sizinkinden çabuk toparlayacak gibi. Bu gidişle İstanbul'a en erken ben gideceğim." Nalan, ağlayarak kapıdan içeri girince üçlü panikle bakmaya başladı. E: "Nalan? Ne oldu?" N: "Abii, Cansu, kötü." H: "Ben buraya gelirken gördüm, iyiydi?" N: "Gözleri açık, sadece tavana bakıyor." M: "Hohhh... Ben de bir şey oldu zannettim." H: "Ben dee... Nalan, bu hiç bir şey, biz onu ne hallerde gördük bir bilsen." Nalan, "Keşke gelmeseydik abi. Ben onu böyle göreceğime ölseydim." dediğinde Meriç Cansu'nun neden kendinden vazgeçtiğini daha iyi anladı. Bu iki arkadaş birbirini ölümüne seviyordu... Hakan ve Engin'le oldukları gibi... E: "İyi olacaklar merak etme... Geç hadi üşüme." Nalan, eve girip hızlıca çay demledikten sonra geri gelip, "Siz bize lazımsınız, üşümeyin." diyerek tepsiyi bırakınca üçlü bir birine bakıp gülümsedi. Herkes, onların üzerinde ki sorumlulukları biliyordu... ~~~~•~~~~• "Cansu, iyi misin?" "Hııııığğhh!" "Bana baaakk, ilk bahar geldi, sen hâlâ yatıyon tembel... Hadi gel." "Hakan... Yorma kendini de beni lütfen..." "Olmaz... Hadi..." "Enes... O gelecek mi?" "Tembel onlar kapıda bizi bekliyor zaten hadi..." "Değneğimmm!" "Burada al." Hakan ile kapıya çıkarken geriye dönüp takvime baktım... Ben günlerce sürpriz yapmayı planlarken nisanın dördü olmuş ama amacıma ulaşamamıştım... Ben, Furkan'ın doğum gününe gidememiştim ama o benim doğum günüme kesin gelecekti, biliyordum. Engin: "Nerdesiniz yaa?" Hakan: "Ben söylüyorum abi, bu kıza kan veren tembelmiş." "Enes, nasılsın?" "Ben iyiyim de sen nasılsın?" "Seni gördüm daha iyi oldum diyeceğim amaaa inanmayacaksın." "Gördüklerimden sonra öyle olacak gibi." H: "Hadi bakalım, kumrular... Arabada devam edersiniz." Enes'in yanına oturup başımı omuzuna koyarak yolu izlemeye başladım... "Nereye gidiyoruz biliyor musun?" "Yemek yemeye." "Yemek mi? Çalışmaya değil mi?" "Abla, kaç gündür yorulduk, bu kadarını da hâk ettik ama yaa." "Banta alıştın mı?" "Ben ona alıştım da o bana alışmadı gibi." "Ben kendimi o banta o kadar adapte etmişim ki, o olmayınca boşluğa düştüm." "Dilerim Allah'tan, bir gün bende odamda görmeyeyim. Uzay boşluğuna bile düşmeye razıyım." "Şapşal..." "Buralara gelmek istemiyordum." H: "Hadi yaa, beyefendiye bak." Engin: "Ne diyor?" H: "Buralara gelmek istememişmiş." Engin: "Doğru doğru, orada evi olan oymuş gibi biraz daha kalalım, bugün kötüyüm, aaayyyhhh uuuuyyyhhh dedi, oyaladı bizi." H: "Köpek!.. Bizi buraya bağlayan sende yok mu lan." Enes: "Artık yok abi." Engin: "Sen doğduğun toprağı ananı babanı kastediyorsun ama o başka bir şeyi." Enes: "Ne alâka?" Engin: "Yalan mı lan, biten ne o zaman?" Nalan: "Abiii, çocuk haklı, gördü İstanbul'un güzelliğini kızlarını burayı sildi." "Ne alâka bee, buranın kızlarının ne eksiği varmış?" Nalan: "Bilemiyorum canım, onu Enes kardeşimize soracaksın?" "Söyle bakalım Enes?" "Ablaa, beş yıl kalsaydım belki bende burayı özlerdim ama şuan ıııı ıııhhh benimle diiiıılllsııınııızz." "Gıcık, Engin dur yaa, ben Nalan'ın yanına oturacağım." Engin: "Biliyorum zor ama az kaldı biraz daha sık dişini." Toprak yoldan ana yola bağlanırken, Engin yavaşlamış, Nalan'sa arka koltuktan bana uzanıp gözlerimi kapatmıştı, "Kim olduğunu biliyorum niyazi... Aç." "Ben, ben kimim demedim ki?" "Neden kapatıyorsun o zaman?" "O kim demek için." Enes: "Sürpriz!" "Furkan!" Nalan: "Bildin... Türkân geldi..." Önde, radyosu son ses çalan Furkan'ın araba, arkada biz, köye gelişim gibi gidiyorduk. (Siyam... Mecnun...) Engin: "Ne yapıyor bu?" Hakan: "Oğlum, sen bi ergenusun abisi olmak ne demek biliyor musun? Ya hız yapar altına ettirir, ya kağnı arabası gibi sürer delirtir." Engin, "Şuna bak yaa, geçmeme de izin vermiyor." deyince Enes'e baktım. Enes'in göz kırpmasına tebessümle karşılık vermiştim. Heyecandan dudak derilerimi çekiştirip canımı acıtıyordum. Araba dursa da bi sarılsam diye düşünürken, Furkan'la ilk defa el ele tutuştuğumuz restoranın oraya gelmiştik. Hakan, beni arabadan indirip, "Furkan, yardım et." diyerek kardeşine verince, ağırlığımı ona vererek sarıldım. Kulağıma eğilip, "Yapma, rezil etme beni." derken yalvarıyor gibiydi. "Hoş geldin?" "Sana bir söz verdim... Bundan sonraki doğum günlerimiz birlikte geçecek." "Böyle olmasaydım ben gelecektim." "Gerçekten mi? Ulan Enes, geberteceğim seni." Hakan ve Engin Enes'i götürürken, bende çok şükür ki Furkan'a kalmıştım... O akşam, gece yarısına kadar oturmuş, Furkan'la gittiğim Wc de tek başıma ihtiyacımı görmüştüm. Çıkışta beni bekleyen Furkan'a yaklaşıp başımı göğsüne dayadım. "Kaçırayım mı seni?" "Nereye?" "Nereye istersen." "Nasıl gideceğiz ki?" "Sen bana bırak." "Tamam, seninim." Masaya geldiğimizde, sandalyemi düzeltirken bir şey dikkatimi çekmişti, "Bu ne?" diye sordum kolundaki örgü bilekliği tutarak. İlk defa görmüş gibi baktıktan sonra, "Arkadaşın doğum günü hediyesi, unutmuşum." deyip, tek hamlede çıkarttığı bilekliği cebine koydu. Nedense içimden bu bilekliğin de bir bela olduğu geçiyordu. İkinci yarısı benim tarafımdan moralsiz geçen doğum gününün ardından, Furkan beni götürmek için hamle yapacakken, "Hakan, uykum geldi." deyip ondan önce davrandım. Hakan, komutanından emir gelmiş gibi ayağa kalkıp, "Beyler yanımızda iki hasta olduğunu unuttuk, kalkın hadi." demişti. Yüzüne bakmaktan kaçındığım Furkan, sesini çıkartmadan arkamdan yürürken, Hakan beni arabaya götürüyordu. Hayalimde Furkan'ın arabada gitmek varken, yine Engin'in arabasına bindirilmiştim. Bu sefer yanımda Nalan oturuyordu. "Cansu?" "Efendim." "Ne oldu?" "Anlamadım." "Anladın bir kere, yalan söyleme." "Bilmiyorum Nalan, içimde kötü bir his var." "Bunu bana değil ona söyleseydin." "Ben onu aylar öncesinden uyardım Nalan." ~~~~• Furkan, ertesi günü vedalaşmak için geldiğinde gözüm bileğindeydi, acaba yine taktı mı yada hâlâ cebinde ve yanımdan çıkar çıkmaz takacak mı diye düşündüm. Annem yanımızda olduğu için, "Hoş çakal Cansu, görüşürüz." demekle yetinmiş bana yaklaşamamıştı. ~~~~•~~~~• Engin, Enes'i kontrolden getirmiş eve götürürken Derya ve Seher hanımla karşılaştı. Seher hanım Engin'e bakıp, "Yeni süt kaynattım Enes çok sever." deyince Enes, başını sağa çevirip, "Abi, yeminim var, o kapıdan giremem." dedi. Seher hanım, "Enes gelmek istemiyor mu?" dedi üzülerek. Engin, "Olur mu hiç Seher teyze, arabada bir şey konuşmuştuk, 'biraz daha bekleyebilirim' dedi." diyerek geleceğini söyledikten sonra, "Merak etme, seni ben girdireceğim için yeminin geçersiz sayılacak... Bundan sonra da saçma sapan yeminler etme." dedi. Seher hanım bahçe kapılarını sonuna kadar açarken, Derya da ağladığını gizlemek için yere çömelip, arabayı eşikten geçirmek için Enes'in önüne eğildi. Engin, normalde eşik geçirmeye alışık olmasına rağmen, Derya'ya bir şey söylemedi. Derya, ön tekerlerin kalkmasına yardım ettiğini zannederken göz yaşları pıt diye Enes'in ayakkabısının üzerine damlayı verdi. Enes, başını yerden kaldırmayan Derya'ya bakmaya çalıştı ama Derya, kapıyı kapatmak için kenara çekildi. "Kızım, koş birer bardak süt getir koş... Engin, gelin içeri hadi." Engin: "Bugün hava çok güzel Seher teyze, burada otursak?" "Olur oğlum olur da Enes üşümez değil mi?" "Üşümez merak etme." Derya, elleri titreyerek getirdiği sütleri masaya bırakınca, Engin, "Derya, sen biraz burada dur da, ben bi ablana bakayım." dedikten sonra Seher hanıma döndü. "Seher teyze müsait mi?" "Müsait, müsait... Gel..." ... Derya, sandalyeye oturunca Enes, bakışını masanın üzerinde duran süte dikti. Derya, tükürük boğazına takılmasın diye yutkunup, ciğerlerini nefesle doldurduktan sonra, "Nasılsın?" diye sordu. Enes, Derya'nın sesindeki titremeye ve "abi" eki kullanmamasına şaşırarak bakıp, "İyiyim." dedi "Fizik tedavi nasıl?" "İyi." "Zorlanıyor musun?" "Biraz." "Ablam çok kötü oluyordu, ne zaman zorlansa kendine bi hedef koyardı. O zaman motive olup devam ederdi. Sen de öyle yap." "Hııı hııııı?" "Hııı hııııı, mı? Bu evde hııı hııııı yasak... Altı ay duymaktan bıktık... Başka bir şey söyle." "Tamam." Enes, Derya'nın konuşmaya çalışma çabasını kısa kısa yanıt vererek boşa çıkartıyordu. ...Erkan, bahçe kapısını açıp, bir adım içeri girmişti ki, Enes'le göz göze geldi. "Hiii, orta bacak!" deyip, gitmek için arkasına dönmüştü ki, Derin'le kucak kucağa çarpıştı, Derin: "Ne yapıyorsun yaa?" "Aaa, sen burada mıydın?" "Sen biraz önce ne dedin?" "Nee?" "Orta bacak dedin?" "Duydun mu yaa?" "Duydum ki soruyorum." "Sende de ne kulak varmış bee?.." "Kime söyledin?" "Enes, Enes abiye." "Neden?.. Dalga mı geçiyorsun sen?" "Yaa, hayır saçmalama... maç maç... Maçta bi terim... Uzun bacak, orta bacak diye." "Haa, tamam... Kapıda niye bekliyorsun geç." "Geçiyordum zaten, kapıyı kapatacaktım." Erkan, mecburen içeri geçip, Enes'in yanına oturdu. Derin, Enes'e bakıp, "Enes abi, sen maçta orta bacak mışsın?" deyince Derya'nın sütünü yudumlayan Erkan, ağzındakileri masaya püskürdü. Enes: "Anlamadım, ney mişim?" Derya: "Eee, Nazlı'yla nasıl gidiyor?" Enes: "Anlamadım?" Erkan: "Biz sizi okulun orada gördük abi, kızı zorla öpmüşsün." Enes: "Beeennn... Ben mi öpmüşüm." Erkan: "Evet." Enes: "Kim söyledi?" Erkan: "Nazlı?" Derya: "Sen Nazlı'nın lafıyla kuyuya mı iniyorsun Erkan, Enes öyle bir şey yapar mı sence?" Enes, beyin afallaması yaşarken, arada Derya'nın yine ismiyle hitap ettiğini kaçırmadı... Enes: "Ne yaşıyorsunuz siz yaa?" Erkan: "Aaamaann abii boşver, hadi geçmiş olsun... Seni çok iyi gördüm." Enes: "İyiyim... Hamdolsun... daa, neler kaçırdım bir de onu öğrenebilseydim daha iyi olacaktım." Derya: "Derin, ikimize de süt getirsene, içelim." "Tamam ama gece lap top benim." Erkan: "Rüşvetçi misin sen yaa?" Derin: "Bizim aramızdaki karşılıklı aldı verdi, işini gördü, işine gelmiyorsa benden bir şey istemezsin olur biter." Erkan: "Şaka yaptım yaa, sen de amma alıngansın." Derin, eve girince Derya Erkan'a sinyal vermeye çalışıp, saçlarını ve boynunu üçer kere kaşıyınca Enes, "Ne oluyor laann, Erkan, Derin'in bilmediği neyi biliyor olabilir ki?" diye düşünürken, Erkan ayağa kalktı, "Derya, Enes abiyle bi fotoğrafımı çeki ver yaa. Süt abimle bi fotoğrafım yok valla." deyip telefonunu verdi. Derya, Enes'le Erkan'ın fotoğrafını çektikten sonra, "Gel bende sizi çekeyim." deyince Enes'in kafasında bazı şeyler netlik kazanmaya başladı ama şuan ki durumundan ötürü yapacak bir şeyi yoktu. Derya'nın elinden telefonu alan Erkan, hemen çekmeye başladı. Derya, Enes'in arkasına gelip, başında kalp yaptıktan sonra yanında durdu. Erkan, sandalyeye otur, kadraja girmiyorsun deyince Derya, yan sandalyeye oturdu. Erkan devamlı çekim ayarını açıp ikiliye tutmuş beklerken Derya, "Ay, bir dakika ayağımı karınca ısırdı galiba." deyip eğilince neredeyse Enes'in omuzuna yatacak kadar yaklaşmıştı... Erkan, "Tamam, çektim." deyip Derya ile yer değiştirirken, göz ve mimikleriyle, "Tamamdır." yapınca Enes gördü. Son bir yılda yaşadığı acı ve stresi düşünüp, kendi kendini yedi... ~~~~•~~~~• Furkan'ın doğum günü tam bir hayâl kırıklığı ile geçmiş, benim doğum günüme sıra gelmişti... Batıda mart ayının sonu baharın habercisi iken, bizim memleketimizde bu, Mayıs ayının ikinci haftasından sonra oluyordu. Baharın habercisi mayıs ayının yarısını iki gün geçmiş ama Hakan beni çalıştırmaktan vazgeçmemişti. Tam bir çin işkencesi gibi, kapıya gelip, ben çıkana kadar düt düütt kornaya basıyordu... Bende, ilk kornanın ardından hemen çıkabilmek için yarım saat erken hazırlanmaya başlıyordum. O sabahta yine erkenden hazırlanmış bahçede gelmesini bekliyordum. Kornanın, "Ben geldim, çık." dediğini duyunca değneklerimi alıp kapıya yürüdüm. Hakan, beni görünce alkışlayarak arabadan indi... "Bravoooo!.. Bravooo!.. Kendi rekorunu kırdığın için seni ayakta alkışlıyorum." "Hakan!.. Bak... giiittt!" deyip değneği bacağına doğru sallayınca, "Sen bunu artık destek almak için kullanmıyorsun, senin silah taşıma ruhsatın yok, ver bakayım şunları." deyip, değneğimin birini alınca bacaklarımın titrediğini hissettim... "Hakan!" "Bana bi bak, sen bana güvenmiyor musun?" "Sana güveniyorum ama-" "O zaman sus ve ver şunu da." Elini uzatıp istediği, sıkı sıkıya tuttuğum diğer değneğimdi... "Hazır değilim." "Bence fazlasıyla hazırsın, benden tutun ve ver şunu." Yutkundumm... Benim için çağ kapatıp çağ açmak gibi bir şeydi bu, Hakan'ın kolundan destek alarak, yavaşça değneğimi bıraktım. Hakan, desteğini çekmeden değnekleri arkamdaki duvara dayayıp, "Hadi, yürü." dedi kolumun titremesine mani olmak için mi, var gücümle kolunu sıktığım için acısını bastırmak için mi bilmiyorum, Hakan da benimle birlikte kendini sıkıyordu. İlk adımı güçlükle atıp, ikincinin yarısına gelmiştim ki, alkış ve ıslık sesiyle kendimi yere bıraktım. Hakan, ben düşmeden yakalayıp, başarımızı baltalayan Meriç ve Engin'e kızıyordu. "Pis kıskançlar, sizi geçtim diye yaptınız değil mi?" Meriç, beni kaldırmasına yardım ederken, "Yok valla, bu kadar daldığını farketmedik." deyip kendilerini savundu. H: "Geliyor musunuz?" E: "Arkandayım..." H: "Tamam, görüşürüz." Hakan, beni koltuğa oturtup, "Tak kemerini bakalım, ürkek kuş." dedi. Bu yaşıma kadar benzetildiğim hayvanlar, bizim hayvanat bahçesinde bile yoktu... Kasabanın çıkışına doğru, sürücü kursu arabasının arkasına gelip durunca Hakan'a baktım. "Hayırdır." "Sen o ehliyeti boşuna mı aldın." deyip indikten sonra eşini dansa kaldıran erkek gibi elimden tutup arabadan indirdi. Meriç, Engin'in arabadan inip, Hakan'ın arabasına binince şaka olmadığını anladım. Arabaya oturunca, bir süre, "Ne yapacağım ben şimdi?" der gibi baktım. "Hadi ama Cansu, işimiz gücümüz var, akşama kadar seni mi bekleyeceğiz." "Yemin ederim aynı direksiyon hocam gibi konuştun." "Adamı da nasıl bezdirdiysen." "Kadındı." "Haa, hem cinsini bile çileden çıkarttın haa?" derken arkadan Meriç kornaya basıp, "Yürüsene kardeşim yaa, ehliyeni manavdan mı aldın?" diye bağırdı. Ben arabayı kullanacaktım, ikisi de bana eskortluk yapacaktı. Arabayı çalıştırıp, gaza bastığımda araba birden durma noktasına gelmişti. "Ne oluyor?" deyip Hakan'a baktığımda, frendeki ayağını gösterip, "Çok bastın, yavaş." dedi. O an, yanımda dünyanın en sabırlı kişisi olduğunu hatırlayıp, gevşeyerek kendimi sıkmadan araba kullanmaya başladım... "Sen Türkân'a da öğretseydin yaa?" "Öğrettim zaten." "Neden ehliyet almıyor?" "Ben senin kadar sabırlı olamam, yanlış yapana kafa göz dalarım.' diyor." "Tam bir Başak, yemin ediyorum... Herkese kafa tutuyor yaa." "Senin de doğum günün geliyor." "Hııııığğmm, aynen..." "Ne oldu, hayırdır?" "Bilmiyorum yaa, içimde heves kalmadı." "İkinci defa doğan kız mı söylüyor bunu?" "Dalga geçme?" "Sen nereden nereye geldin Cansu, bir bilsen?" "Kendime mucize der miydim?" "Derdin ve cuk diye de otururdu." .... 06.06.... 09:09 Günaydın Cansu bugün senin doğum günün...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD