Bir süre sessizce örgüyle mücadele ettim, aslında bu mücadele içimde ki karmaşık duygularla boğuşmaydı, "Bunu üst alıp, bunu dolayıp, bunu boşa alıyor, bunu örmeden geçiriyor gibi, ilmeklerle deneme yanılma yaptıktan sonra kafamı toparlayamayacağımı anlayıp, "önce aklımdakileri boşaltmam lazım" diye düşündüm.
Önce derin bir nefes alıp vererek, Furkan'a fırtınadan önceki son nefes olduğunu gösteriyordum. Furkan, "Bir şey olsa da biraz sonra çıkacak fırtınayı da unutsa" diye ümit ediyor olmalıydı...
Nihayet; kelimeler boğazımda düğümlenmesin diye, gıcık temizleyen bir öksürükten sonra, Furkan'ın ne cevap vereceğini bilmediği soruyu sormak için ilk zemini attım.
"Furkaaaann?!"
•~~~~~~•... Furkan, sonunun ne olacağını bildiği için umursamama yönünde ilerleyerek, kırk yıllık ustalar gibi kendini tamire vermiş, yirmi yıllık karısıyla konuşuyor gibi cevaplamıştı.
"Heee kurbaaaannn?!"... •~~~~~~•
Bir anda kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim, Furkan'la şuan ki halimize baktığımda, evin tamir işleriyle uğraşan erkeğini ve onun yanında örgüsüyle ev hanımı rolünde kendimi gördüm...
Bir kaç saniye masanın üzerine dalıp gülümsemekten konuşamamıştım...
•~~~~~~•....Furkan, yüzüne bakmıyor ama Cansu'nun tebessümle baktığını hissedebiliyordu.
Cansu'ya fırsat vermeden aynı tonda konuşup ilgisini tamamen başka yöne çekmek istiyordu. Yum'suz Cansu'm bir şey söylüyordun?.." •~~~~~~•
...Sanki konunun ne olduğunu bilmiyor gibi salağa yatmaya çalışması kısa süreliğine işe yarasa da, geçmişte yaşadığım şeyleri artık yaşamak istemiyordum.
Bu köyden gitmek zorunda kalacağım bir şey daha olursa, sonumun Mardin'de aşiret hanımı olacağını biliyordum. Furkan'ı üzmeden, İstanbul'a gitmeden Mardin'den de kurtulmam lazımdı...
"Biliyor muydun?"
•~~~~~~•Furkan, soruyu bu kadar net soracağını düşünememişti ama Melek'in son zamanlarda ki tavırlarına anlam veremediği olmuştu... •~~~~~~•
"Neyi Cansu'm!" dedi soracağım şeyi bilmiyormuş gibi.
"Hindistan'ın Çin nüfusunu geçtiğini." diyerek dalga geçtiğimde, şaşırmış gibi, "Aaaa, geçmiş mi? Ne zaman?" diye sordu
"Furkaaaannn!" dedim sinirlenmeye başladığımı gösteren bir ses tonuyla
Yine sakince, "He kurbaaannn?" deyince son bir şans vererek, "Ciddiyim cevap ver yoksa gideceğim." dediğimde bütün sorularımın cevabını tek seferde ve beni mutlu edecek şekilde verdi...
"Cansu, gözünü sevdiğim ben sana söylemeden sen anladın mı? Kiii, o ben miyim onu da bilmiyorum."
"Suratın şekilden şekile girdi amaa?" dedim Trip atarak
"Senin yanında böyle bir şey konuşulması canımı sıktı, ayrıca Meryem'in sana öyle tavırlı konuşmasına sinirlendim." deyince, Meryem'in de Furkan'la aramızda olanları bildiğini düşünerek, "Sebebi ne olabilir sence?" derken, "Sen söyle" demek istemiştim imalı bir şekilde, "Bir hafta önce yardım isteyen kız, neden öyle olmuştur?" diyerek tepkisinin sebebinin de Melek olabileceğini vurgulamıştım
Sinirli bir sesle "Ne bileyimmm nedeenn?" deyince ikinci seçenek aklıma gelmişti. Bu kadar çabuk olabileceğini tahmin edememiştim.
"Seninle ilgili olumlu düşündüğümü hissederse ablanın yapacağını yaptı." diyerek diğer seçeneği söyledim ama Furkan cümlemin içinden kendine göre daha önemli bir şeyi cımbızlamıştı
"Ablam olumsuz mu düşünüyor?.."
Türkân'ın içini bilemediğim için yine Meriç'ten misal verdim.
"Meryem de abisine belli etmiyordur emin ol. Hatta benim nişan günü neler yaptığımı da anlatmıştır."
"Meriç'ten dolayı olduğuna nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" deyince, bu gece yola çıkacağını bilen sayılı kişilerden biri olduğumu belli etmeden, "Posta güvercinlerim var diyelim." dedim
"Kanadını s.ktiğimin güvercini." deyince yine konuyu saptırdığını düşünerek, "Her fırsatta konuyu bana getirmeyi nasıl başarıyorsun yaa?" dedim
"S.ktiğim deyince neden üzerine alındın kii?" diyerek, küfrü bana etmediğini söyledi.
Sesimin volümünü yükseltip, "Onu mu diyorum aptaaall, Melek'ten benim haberleşme kaynağıma nasıl geldik?" diyerek realite yada irrealite her ne zıkkımsa üzerime almadığımı söyledim, konuya geri dönmeye çalışarak
Eliyle, kapıyı gösterirken, "Yaaa kalk git işine, sen hayvanlarla uğraş, bende buna bakayım, zaten benim derdim bana yetiyor birde Melek diyip şeytan sokma aramıza." dediğinde, kovulduğuma üzüleyim mi, sevildiğime sevineyim mi bilemedim, iki farklı duyguyu bir süre sindirmeye çalışıp sonrasında, "Sizinkiler bendense onu temayül ederler amaa?" dedim tevehhüm ederek.
"Bu eve benden büyük girecekse, senden küçük olmaz." deyince, bi kal gelmiş gibi, "Haaaaağğ?" dedim Şaşkın ve anlamamış bir sesle...
"Haaaaağ yaaaa, kalk git hadi, sen buradayken konsantre olamıyorum. Aklım, senle kırıştırmaktan ne yapacağını karıştırıyor."
Aynı anda aynı kişi tarafından ikinci kez kovulmuş ama ikinci kez onure edilmiştim, En azından rakiplerimi tek başıma alt etmek zorunda kalmayacağım için içten içe rahatlıyordum. "Akşam geleyim mi?" dedim, laptopumu almayı kasdederek.
"Geeeellll. Gel dee uyanıkken gel." deyip laf sokunca, "Doktor olarak söylüyorum, oralara su değdirmemeye çalış." dedim, yine yıkanması gerekirse dikkat etsin diye ama o yine bel altı anlayarak, "Haaa! 'Yokk ben ille de gelicem' diyosuunn." deyip yine tepemin tasını artırmıştı...
"Oooffff aklıma gelmişken söyleyeyim dedim bee. Gidiyorum gıcık." derken, saçlarım yüzüme gelmesin diye elimin tersiyle arkaya atıp hızlı adımlarla masadan uzaklaşıp, dışarı çıktım...
•~~~~~~• ...Cansu, karşısındakini iliklerine kadar çıldırtacak şekilde, saçlarını savurarak kalkıp el işini alarak kapıya doğru yürüdü...
Furkan arkasından bakarken dalmış, bir süre daha kapıda Cansu'nun silüetini görür gibi izliyordu...
Karşısında izlediği: Cansu'nun silüetinden, kapıya dönünce, "S.çtın Furkan, bu kız senin içinden geçecek. İnşaallah yanlış anlamışsındır da bir de bu belayla uğraşmak zorunda kalmazsın!" dedi...
... Türkân, kapı sesini duyup tepside üç bardakla masaya geldi. Cansu'nun gittiğini bilmiyor gibi, "Aaa gitti mi? Nerede?" diye sorunca Furkan ablasına, "Numara yapma! der gibi baktı...
Türkân yanına otururken,
"Ablaaa?" dedi bir şey soracak gibi...
"Efendiiimm?"
"Meryem neden öyle davrandı sence?.."
"Ne bileyim ben yaaa!.."
"Ablaa, acaba senin, benim Cansu'yla olmamı istemediğin gibi oda abisiyle istemiyor olabilir mi?"
"Birincisi, aptaaaalll! İstemediğimi nereden biliyorsun? Evet! İstiyorum diyemiyorum, yakıştıramıyorum doğru, ama karşı da değilim... Ne olacaksa, özellikle sen üzülmeden olsun istiyorum... İkincisi de Cansu, Engin'e aşık diye Meryem istemiyordur."
"Âşık diye mi, âşık diye söylendiğinden mi?"
"Bana göre ikinci, onlara göre bir."
"Cansu'yu sizin kadar tanımıyordu diye biliyorum."
"Öylee, Meryem abimlere yakın. Aramızda bir buçuk yaş var."
"Sizden daha iyi biliyor olamaz o zaman!"
"Evet, öyle canım kardeşim ama biz beş yıl önce öyle şeyler yaptık kii, özellikle de Cansu! herkes Engin'e aşık zannetti. Hattaaa en çokta Engin."
"Biliyorum, şerefsiz Cansu'yla alay ediyordu. Abim, 'yapma lan yazık aşık olur falan' demişti."
"Engin'e de bir şey diyemiyorum kiii, kim olsa bizim yaptığımızı yanlış anlardı."
"Seni anlamadı da Cansu'yu mu anladı?"
"Furkan, bilmediğin şeyler var. Ne desem boş, Cansu'yu anlayacağı şeyler oldu diym kapatalım konuyu lütfen. Bunu sonra cansu anlatsın olur mu?"
"Öyle olsun... Melek olayına ne diyorsun?"
"Ne diym, hakkında hayırlısı neyse o olsun, işin zordu daha da zorlaştı."
"Ben miyim sence?"
"Sence Meryem, kardeşinin böyle bir sırrını kime söyler?"
"Karşılığını vermesini istediği kişiye?.."
"Ayneeenn."
"Oooooofffffff."
"Cansu ne dedi?"
"Bendense ona tercih ederler' dedi, kuruntu yaparak."
"Aaaaa!.. Ooooowwww, ben şoookkk... Buu, Cansu'nun olumsuz düşünmediğini gösterir."
"Evet dee sevinemedim bile. Öyle şeyler olacak kii!.."
"Bir şey olmaz inşaallah ağzını hayra aç."
"Ablaa, inşaallah olmaz da, diyelim ki oldu, benden taraf olur musun?"
"Kime karşı?"
"Cansu ve karşısındaki kişiye karşı."
"Aaahhh be kardeşim, şu kadarcık yaşında ne dertler biriktirmişsin öyle. Her ne durumda olursa olsun, seninleyim. Senden tarafım, sonuna kadar!"
"Teşekkür ederim..." •~~~~~~•
... Kasabaya indiğimde ilk işim atkılık ip almak olmuştu...
Dükkana gelip örneğin resmini çektikten sonra internetten yapım videolarına baktım. Karşımda Meryem varmış gibi, "Görürsün bakalım kaç gün de bitiriyorum pis x görümce seniii." dedim
Örneğe alışınca aldığım iple örmeye başladım...
Bir kaç sıra ördükten sonra Meriç'e, "Müsait misin? diye mesaj yazdım. Meriç, her zamanki gibi mesaja karşılık vermeden görüntülü aramıştı.
Derin bir nefes çekip telefonu açtım ve karşıma koydum.
Meriç, "Cansu?!" dedi meraklı bir sesle
"Müsait miydin?" deyince sakinleşerek, "Evet. Ne yapıyorsun?" dedi
"Baakk... ben örgüye başladıııım." dedim (çocuk gibi şımararak)
"Ne örüyorsun." derken ekrana yaklaşıp görmeye çalıştı.
"AAtkııııı..." dedim (Çocuk gibi şımararak)
"Kime?"
"Söylemeemm sürpriiiizz!" (ç.g.ş.)
"Eeeee seni dinliyorum?"
"Ne için anlamadım."
"Müsait misin yazdın yaaa?"
"Haaa! yaaa, biraz önce Meryem'le karşılaştık."
"Eeeee?"
"Abim geliyor arabayı ne yapacaksın' diye sordu. Bende seninle konuşup halledeceğimi söyledim."
"İyi yapmışsın. Alma kalsın."
"Ne zaman geliyorsun pekii?" dedim bilmiyormuş gibi
"Neden soruyosuunn?"
"Ben bunu bitirene kadar gelir misin onu merak ettim."
"Sen ben gelene kadar bitirmek mi istiyorsun ki?"
"Eveett!" (Ç.g.Ş)
"Pekii, sen ne zamana bitirirsin söyle o zaman geleyim, istersen?"
"Yok canım saçmalama, sen bana ne bakıyorsun, ben daha acemiyim, dört beş güne anca biter."
"Sen böyle gidersen üç gün sürmez."
"Hıııııı, Meryem öyle demedi amaaa..."(Ç.g.ş.)
"Ne dedi?"
"Seneye anca bitirirsin dediii." (ç. g. ş.)
"Sen bakma ona, abartmış. Ben gelene kadar bitirirsin sen, ben inanıyorum sana."
(ç.g.ş) "Ne bileyim yaaa, bana çok gıcık davrandı. üzüldüümm. İmalı imalı konuştu, gören de abisini elinden alıyorum zanneder."
"Alıyosundur belkiii?"
"Yooo, hiçte bileee, bi kereee benim ağabeye ihtiyacım yookk, neden alayım kiii? Alsın seni tepe tepe kullansın Gıcııığkkk" (çocuk gibi mızmızlanarak)"
"Aaayyy ay aaayyy, senin çok mu zoruna gitti bakayım. Ben geleyim kızarım onaa!"
"Hayır, sakııınn! (ç.g.ş.->) Sonra bana ispiyoncu deeerrr..."
"O zaman da döverim."
(ç.g.ş.) "Dövme dövmeee... kıyamam... o beni eskisi gibi sevmese de ben onu hâlâ seviyorum."
"Yakında oda eskisi gibi sever merak etme."
"Nişan günü çok iyiydik, ne oldu anlamadım."
"Ben ona bir şey söyledim, oda kendince tribe girdi demek ki, takılma sen boşver."
"Benimle ilgili mi?"
"Eveettt."
"Ne söylediiinnn?.." (ç.g.ş.)
"Söylemeeemmm... sürpriz!"(ç.g.ş.)
"Yaaa... Konuşmamı taklit etmeee..."(ç.g.ş.)
"Ne yapayım, hoşuma gidiyor."
"Gerçekten mi..."(ç.g.ş.)
"Özlediiiimm." (Bayık gözlerle bakarak)
"Buraları değil mi? Ne yalan söylim bende özlemişim. Her şey değişmiş gibi geliyor." (umursamaz bir tavırla.)
"Oraları da özledim ama ben daha çok sse-..."
Meriç, sözünü bitirmeden Hakan kapıdan girmiş, bana doğru yaklaşıyordu. Hakan'ı görünce önce yakalanmış gibi bakmış sonra toparlamaya çalışmıştım.
"Aaaa! Hakaann! Hoşgeldin."
"Hoş buldum."
"Bak burada kim var!" diyerek telefonu alıp Hakan'a verdim.
H:"Vaaayy kardeşim ne haber yaa, ne yapıyorsun?"
M:"İyidir ne olsun hazırlanıyorum."
H:"Bi veda edemedin haaa, yeter gel artık oğlum."
M:"Az kaldı az, yakında oradayım."
H:"Yakında derken, oğlum sen bu gece yola çıkmıyor muydun?"
M:"Sorma yaa işim uzadı, dört beş gün daha buradayım."
Meriç'in konuşması üzerine örgümden bakışlarımı kaldırıp, ışık görmüş tavşan gibi gözlerim parlayarak Hakan'ın elinde tuttuğu telefona baktım.
Hakan, "Bak baaaakk, burada da birileri sevinçten havalara uçacak." deyince sinir olmuştum.
"Ne uçması Hakan yaaa, abartma. Azıcık sevindim." deyip dudağımı yana doğru eğip göz devirince Hakan şaşırmıştı.
"Öyle olsun. Hadi Allah sevenleri kavuştursun." diyerek bozuntuya vermedi.
Meriç'te, "Amin kardeşim." diyerek karşılık verdikten sonra, "Cansu'ya sor bakalım buradan istediği bir şey var mı?" deyince "ŞUAN DA YOOOOKKK, OLURSA ARARIM. DİKKATLİ GEEELL!" dedim Hakan'ın elinde tuttuğu telefondaki kişiye kendimi duyurmaya çalışak,
"Tamam hadi görüşürüz..."
Hakan, telefonu kapatıp masaya bıraktı...
"Bana bir kilo kedi maması versene, Meriç'i gördüm niye geldiğimi unuttum." deyince, ayağa kalktım, elime poşet ve küreği alırken,
"Sizin arkadaslığınıza bayılıyorum yaa, ama sen onlar gibi değildin." dedim, dikkatini çekmek için...
"Hangi konu daa?" deyince, Meriç'le aramızda bir şey varmış gibi düşünmemesini umarak, "Ben küçükken onlar benimle dalga geçerdi, sen geçmezdin." dedim
"Y.Yoookk c.canııım... Sana öyle gelmişşş. Onlar da severdi seniiii." derken ki sesinin titremesi de bunun doğruluğunu gösteriyordu.
"Hıııııııı! En çokta Engin değil miii?" dedim imalı bir şekilde.
"Engin'de tabiii, seni Nalân'dan ayırmazdı."
"Gerçekten miii? Ne kadar acıııı!" dedim, kendime acır gibi bakarak
"Neymiş o acı olaaaann?.."
"Neyse yaa boşver, sonra konuşuruz. İki çeşit mama var hangisini vereyim."
"Ne bileyim Cansu, Furkan her zaman hangisini alıyordu bilmiyorum kii. Dükkanda bi kedisi var maması bitmiş. Aç kalırsa iflahımızı keser vallaa!"
"Aaaa ne kedisi, ben bilmiyorum. Akşam geleyim de bi bakayım."
"Olur vallaa gel. Hayvan; sahibi gibi hasta olursa, dilinden kurtulamam..."
...Hakan, mamayı almış parayı verip gitmişti. Bende örgümü elime alıp, "Bir atkıyla iki kuş." diyerek örmeye devam etmiştim...
•~~~~~~• ...Furkan, laptopla neredeyse bütün gün uğraşmıştı. Enes'e telefon edip eksik parçaları istedi.
Cansu, içindeki belgeleri istemiş ama Furkan laptopu tamir etmişti. Enes'le birlikte tamir edilen laptopta neler olduğuna bakmak istediler.
Bazı ders notları, sunumlar, hayvanlar ile ilgili çeşitli bilgiler... Ana ekranda kalp emojisi olan bi dosyayı açtıklarında, Furkan'ın küçüklük resimlerinin olduğunu görüp şaşırdılar.
Furkan kendinde bile olmayan bir resim görünce yerinden doğrulup ayağını yere indirmişti.
Enes'ten çekmecede ki flash belleği istedi. Cansu'nun ve kendinin resimlerini aktarıp, ondan kısa bir video oluşturdu...•~~~~~~•
iş çıkışı Furkan'ların dükkana gittim. Hakan, geleceğimi bildiği için çıkmamıştı. Kediyi muayene edince, "Bu kedi hamile!" deyince, Hakan, panik olup, "Vallaa ben bir şey yapmadım." diyerek elini havaya kaldırdı.
Kahkaha attıktan sonra, "Sakin ol Hakan, böyle bir şeyin olması imkansız zaten, korkma kedi babalık testi istemez." deyip tekrar güldüm, "a-ahahahahahhaahah"
"Ha ha haaa çok komik, Onu mu diyorum kız, buraya erkek kedi sokmadım, nereden olmuş buu?"
"Kızgınlık dönemine girince dişi erkeğe gider. Yani bu kız merve'lere diye babasını kandırmış, Furkan buradayken olmuş merak etme! a-ahahahahahhaahah"
"Haaa, iyi bari. Sen gidiyorsan gel bırakayım."
"Bırakmana gerek yok, köye kadar götür yeter. Bende size gelecektim zaten."
"Hadi çıkalım o zaman." deyip kedinin başını okşadı...
"Kızzz yelloooozzz seni babana söyliceeemm, dua et bebeğin babasına benzemesin yoksa baban, o piçi İstanbul'a kadar kovalar."
Arabaya binip eve doğru giderken, yolda Taner ve babasını gördük. onları da alarak köye geldik.
Orhan amca ve Taner inince Hakan devam etti...
Kapıya geldiğimde, yine nefes egzersizi yapınca, Hakan şaşırıp, "Cansuuu, iyi misin kızım ne oluyo. O laptopta bu kadar önemli ne vardı kii?" deyince içimden, "Laptopta bir şey yok olan bu evde" diye düşünüp, "Hakan yaa, bazı resimler vardı, Furkan onları görmese iyi olurdu." demekle yetindim
"Merak etme sen, Furkan öyle şeylerde dikkatlidir. Açıp bakmaz!"
Hakan'a rahatlamış gibi baksamda içimden, "Yaaa ne demezsin" demiştim...
•~~~~~~• ...Hakan, kapıyı açtı. Masa kurulmuş, yemekler ortaya gelmek için Hakan'ı bekliyor gibiydi...
Hakan, içeri girmeden eliyle içeriyi işaret edip, "Cansu, geç." deyince Furkan birden arkasına döndü.
Cansu'yu; abisinin önünden geçip, içeri girerken görünce sinirlendi... •~~~~~~•