...Furkan, Cansu'yu abisinden uzak tutmaya çalışırken onların daha çok yaklaştığını görüp sinir oluyordu.
Her sene iş için İstanbul'a giden abisi, bu sene full evde kalacak, işlerini de internetten yapacaktı.
Sinirden orada durmak istemedi, yine ayağının üzerine kalkıp yürümek isteyince, Cansu hemen koşup kolunun altına girdi... •~~~~~~•
Ben kapıdan girince: Furkan, sabah ki mevzudan dolayı tekrar sıkıştıracağımdan korkmuş olacak ki, birden yerinden kalkıp merdivenlere doğru yürümeye başladı.
Âni bir refleksle koşup koluna girdim, böğrünü cimcirip, "Ne yapıyorsun sen yaaa?!" deyince Furkan, sıkılan yeri daha çok acımış gibi, "Aaağğhh" diye bağırdı.
Neriman teyze ise benden taraf olarak, "Kopar kızım kopar, tam dayaklık. Vur kafasına da akıllansın." deyince, ondan aldığım destekle, "Böyle giderse kırıcam Neriman teyze dee sen üzülürsün diye yapmıyorum." deyip yine onunla konuşmuştum
"Yap kızım yaaapp, çekinme. Eti senin kemiği benim, hatta yok yoookk kemiğide senin olsun, ne istiyorsan yap."
Furkan, annesinin bu çıkışından sonra kulağıma eğilip, "İstersen odama çıkalım." deyince dakka bir gol bir sinirlenmiştim, "Furkan beni sinirlendirme gebertirim bak seni." deyip Furkan'dan kendimi çekmeye çalışmıştım.
F: "Sen beni neden hep ters anlıyorsun kii? Laptop odamda onu verecektim. Neyse sen bilirsin. Erkaaann odamdan laptopu getirsene."
Bu ters köşeyi ummadığım için utanmıştım ama belli etmeden yine konuyu değiştirdim. "Sen neden kalkmıştın?"
"İki adım öteye gidecektim yaa, ellerimi yıkayacaktım."
Furkan'ı lavabonun yanına getirip, masaya yönelince Furkan merakla, "Nereyeee?" diye sordu. Parmağımla arkayı işaret ederek, "Masayaaa!" deyince oda kendini gösterip, "Beeennn?" dedi
Umursamazca tek omuzumu kaldırıp, "Ben alacağımı aldım, gelirken bana mı güvenmiştin, bak başının çaresine!" deyip Furkan'ın konuşmasına fırsat vermeden masaya gittim...
•~~~~~~• ...Furkan, "On adım mesafe de benden ne almış olabilir ki?" diye düşünüp ceplerini yoklamıştı. Flash bellek cebinde duruyordu. "İyi de bu kız benden ne aldı" diye düşüne düşüne elini yüzünü yıkadıktan sonra parmaklarıyla saçlarını tarayıp ıslatmıştı... •~~~~~~•
... Furkan, masaya gelip oturduğunda ıslak saçlarının kendine daha çok yakıştığını farkettim. Açlık çeker gibi yutkunup, nedense içimden bu saçlarda parmaklarımı dolaştırdığımın hayalini kurdum.
Bir anda içimde tuhaf bir kıpırdanma hissettim, içimde varlığından bi haber olduğum duygularım harekete geçmiş, içten içe yanmaya başlamıştım.
Nabız atışımın artışı, ateş basması, karşı cinse şehvani duygular. Kollarımı masada birleştirip parmaklarımla ense kökümü sıkarak, kendi kendime sövmeye başladım...
"Ulaaann beş yıl o kadar erkekle arkadaşlık ettin, bir tanesine şunun binde birini hissetseydin şuan evliydin, GERİ ZEKALI!"
Yine iç sesimi kontrol edememiş, "Geri zekalı"yı sesli söylemiştim. Masada herkes bana dönünce de yalana baş vurmuştum.
"Yaa, dükkanda yapacağım bir şey vardı şimdi hatırladım. Kusura bakmayın..."
Türkân, çorbaları kaselere servis edip yanıma oturdu. Örgüye dalıp öğlen yemek yememiştim...
Aç olmama rağmen çorbayı yiyemiyor, kaşığı iki dolandırıp azıcık ucunda aldığım çorbayı süzgeçten geçirir gibi yavaş yavaş içiyordum. Ekmekle yemediğim hâlde her lokması ağzımda çoğalıyor yutmakta zorlanıyordum.
Bu iki ay Furkan'dan uzak kalmam lazımdı, yoksa kendimi bi aşk çukurunda bulacaktım...
Hem de öyle bir aşk ki; her dakikası hazzın doruklarında, partnerimi her zerremle arzuladığım bir aşk. Furkan'ın üzerine düştüğüm anı hayâl edip, hissettiğim şeyi merak ettiğimi farkettim. Kendimi yine hayvanlarla kıyasladığımda kızgınlık dönemime girdiğimi anladım.
İlk firsatta takvimim uygulamasından, ovulasyon günümde miyim diye bakmak istiyordum...
Kesinlikle bunun sebebi o olmalıydı. Çünkü bu zamana kadar ben kimseye böyle bir istekte bulunmamıştım.
İçimde birden hortlayan bu duygu, bir insan olup karşımda dursa, boks eldivenlerini giyer onun ağzını burnunu kırardım. O kadar yapacak işim varken neden geldin ki, sırası mıydı, derdim. Şuan karşımda dövüp göndereceğim kişi yoktu ama buna sebep olan kişi vardı. Onu dövemezdim ama gönderebilirdim...
Apış aramın zonklığını hissedip, Furkan'a dönerek, "Aaaayyyyhhh... Sen ne zaman gideceksin yaaağhh?!" dedim.
Furkan'a baktığımda: Saçlarının kendisine kattığı seksilik yetmezmiş gibi bir de bakışını eklemişti.
Masadakileri umursamadan bakışlarımı Furkan'ın gözlerine diktim. Gözlerimi, gözlerinden çekmemek için kendimi sıkıyordum, biliyordum ki, kontağı kaybettiğim ân: Bakışlarım, ya dudaklarına ya saçlarına yada pürüzsüz yüzüne kayacaktı.
Furkan, kirli sakalı arasında gizlenen gamzesi ortaya çıkacak kadar tebessüm edip, "Neden sordun?" dedi göz kırparak.
Korktuğum olmuş gözünden kontağı kesmiştim. Bana bakan onun gözlerine baktığımı zannederdi ama Furkan'ın da farkettiği gibi ben onun kirpiklerine bakıyordum.
Her teli ayrı uzun ve ok gibi dikti. Bu kirpiklere dokunmayı özlemiştim. Sahi yaaa, ben bu kirpiklerle en son ne zaman oynamıştım. Yine geçmişimi düşünüp Furkan'la yaşadığımız o günleri düşünmeye başladım.
Bu evin her odasında yaşanmışlıklarımız vardı. Ben, bu sıradan yaşanmışlıklara yeni ve daha güzel maceralar katmak istiyor gibiydim...
Yine Furkan'la...
Derin bir nefes çektim, içimdeki kıpırdanma: nefesimi verirken şehvetlendiğim anlaşılacak gibi kesik kesikti ve göğüs kafesim aşağı yukarı hızlı hızlı inip kalkıyordu. Artık nefesimi de kontrol altına alamayacağımı hissedip kaçar gibi mutfağa gittim...
...Bedenimi, kollarımdan destek alarak tezgaha bıraktığımda, masadakilere kendimi nasıl açıklayacağım diye düşünüyordum...
Onları telaşlandırmam yetmiyor gibi bir de arkamdan Furkan gelmişti. Ben kaçmaya çalıştıkça üzerime geliyor gibiydi.
Duygularımı bastırıp, omuzumun üzerinden dik dik baktım. Masadakilere ne söyleyecektim. Bu halde buraya neden yürüdü bu çocuk. Tüm sinirimi sadece kısa bir cümle ile söyledim.
"Ne işin var burada?.."
"Senin ne işin var?.."
"Ben bardak almaya geldim..."
"Bende bardak almaya geldim." derken bana bir adım yaklaştı. Bedenim şoka girmiş hastalar gibi titriyordu. Arkamda ki dolabı açarken, bir eliyle de vurmasın diye başımı tutuyordu...
Bu çocuk ne ara bu kadar düşünceli olmuştu.
İki bardak alıp tezgahın üzerine bıraktı. Yüzüne bakmadan kendime yakın olanı alıp gitmek isterken Furkan elimi tutup parmaklarımızı birbirine kenetledi.
Masadaki kesik kesik nefesim yine başlamıştı, yoğun bir şekilde yutkunuyordum, Öyle kii tükürüğümün sesini boynuma eğilen Furkan bile duyabilirdi.
Boştaki eliyle omuzumun arkasından saçlarımı toplayıp boynuma dokun çek şeklinde buseler konduruyordu.
Bunu daha önce o bana hiç yapmamıştı hatırlıyordum. Ama ben ona her fırsatta yapmaya çalışıyordum. Çünkü Furkan'ın kokusu çok hoşuma gidiyordu.
Özellikle de maçtan sonra ki ter kokusu, kendimi papatya bahçesinde gibi hissettiriyordu.
Şimdi ise Furkan beni öpüyordu. Bu: Bu kadar güzelmiymiş yaa diye düşünüyordum, hazzın doruklarında inler gibi ses çıkarttım, Furkan da bu sesle kendisine ileri gidebileceği iznini vermişim gibi açlıkla boynumu emmeye başlamıştı...
Zevkten dört köşe olmuş gibi gözlerimi yummuş ve hareketleri kısıtlanmasın diye boynumu sere serpe açmıştım.
Furkan, parmaklarını çekip popo bitimimden tutup tezgaha çıkarttığında bir saattir yapmak istediğim şeyi yapmaya başlamıştım...
Parmaklarımı ıslak ve uzun saçları arasında dolandırıyordum, parmağımdan kurtulan saçlar kendini ahenkle yere bırakıyordu... Bunu da çok yapmıştım ama o zamanlar hiç bu kadar farklı duygular hissetmemiştim...
Başının arkasındaki saçları da okşadıktan sonra elimde tuttuklarımla yumruk yapıp kafamı boynumdan çektim...
Yüzünde acı çekiyor gibi bir ifade yoktu, aksine oda zevklenmiş gibi bakıyordu. Elimi bırakmadan gömleğinden tutup apış arama az bir mesafe kalana kadar kendime yaklaştırdım.
Sıcak nefesini hissettiğim sus çizgisine alt dudağımı değdirip, "Yeter artık istiyorum" dedim.
Gözlerinden: dudaklarını, dudaklarıma gömeceğini hissediyordum, gözlerimi kapadım ve ...
... Türkan'ın vurmasıyla kolum boşluğa çıkmış ve elimdeki kaşığı da yere düşürmüştüm. "Haaaağ" dediğimde herkes bana bakıyordu...
Türkân kolumu dürttüğünü düşünürken aslında pembe bulutlar üzerinde kurduğum hayalimi dürtmüştü...
Furkan, hayalimden farklı bir bakışla yerden kaşığı alıp bana uzattı. Bende kaşığı yıkama bahanesiyle mutfağa gittim...
Mutfağa girerken arkamdan gelen ayak sesine sert bir şekilde, "Furkan gider misin lütfen!" dediğimde, Türkan'ın sesiyle irkildim.
"Ne Furkan'ı kız, benim. O nasıl gelsin?"
Türkan'ın yüzüne kendime acır gibi bakıyordum. Öyle bir geliyo kii hemde bodozlama diye düşünmeme rağmen, "Türkân ben iyi değilim." deyip kendimi kollarına attım.
"Cansu, benimle gel!"
Masaya demişti herhalde yada üst kata, "Anlamadım." dedim başımı kaldırıp göz yaşlarımı silerken.
"İstanbul'a diyorum. Bu sene abim yok. Ben tek kalacağım biliyorsun. Sende benimle gel."
Buradan bende kaçmak istiyordum ama elim mahkûmdu. İstanbul'dan kaçırılırsam Şirwan'ın adamları aleyhime şahitlik edip, "Kendi kaçtı sonra ağaya iftira atıyor" diyebilirlerdi.
Buradan kaçırılırsam aleyhime şahitlik edeni şöyle dursun köyün çıkışında ondan kurtarırlardı. Türkân'a Şirwan'ı söyleyip söylememe arasında tereddütte kalmıştım.
"Bi düşüneyim olur mu? Aslında kulağa harika geliyor." dedim elimdeki kaşığı yıkamak üzere lavaboya yönelirken.
"Masadayım gelirsin." diyerek mutfaktan çıktı.
Kaşığı yıkamış giderken bacaklarımda soğukluk hissettim. Elimi kurulayıp kendimi yokladığımda iç çamaşırımın ıslandığını farkettim.
Bedenimden 37 derece de çıktığı için farkedememiştim herhalde ama şuan buz gibiydi ve ben adım attıkça sıcak tenime iğrenç bir şekilde değiyor ve birilerini hatırlatıyordu.
Mutfaktan çıkmadan, belimi eğip şizofrenler gibi malûm yerimle konuştum, "Haaahhh! herşey rüya bi sen gerçek." Onunla çokta inatlaşmak istemiyordum çünkü beni ne zaman nasıl ele geçireceğini çok iyi biliyordu.
Masadakilere, özellikle de Furkan'a belli etmemeye çalışarak yerime oturdum. Biraz önceki dalgınlığımın sebebini sormayacak kadar ince ruhlu bu ailenin bi ferdi olmayı yine istemiştim.
Bu ev, özellikle Furkan'ın odası (Yani aslında şuan ki odası) bana apayrı bir huzur veriyordu. Konuşmaya başlamak için boğazımı temizleyici öksürükten sonra nefes aldım ve devam ettim.
"Neriman teyze, benim bu evde hatıralarım var yaa, ben neden çoğunu hatırlamıyorum."
"Aaa, hiç birini mi kızım?"
"Yani çoğu anım silinmiş gibi."
"Seni bilmem ama ben seninle olan her şeyi hatırlıyorum. Hele de şu merdivenlerden yuvarlandın yaa, gözümün önünden gitmiyor. Kendi gibi adı da kaybolasıca seni düşürdü yaa."
Türkân araya girip annesine, yan yan "yapma" der gibi bakıp, "Aaanneee!" demişti.
"Ne var nee? Nalan olmasaydı bu kız ne olurdu Allah bilir." dedikten sonra bakışlarını bana yoğunlaştırıp devam etti. "Nalân hiç düşünmeden senin altına girip seni yarıda tuttu da sende bildiğin hâlde ayağım takıldı dedin yaa, ikinizin notunu da o zaman verdim ben."
"Evet, o günü hatırladım."
"Sen küçükken burada uyumayı çok severdin. küçükken baban kucaklar götürürdü ama büyüyünce, "Aman neydim, sabah kalksın gelsin" derdi. Ambar odasına girip orada uyuya kalırdın." (Furkan'ın şimdiki odası)
"Onu da hatırlıyorum."
"Yayla şenlikleri başladığında, bizim yaylaya çıkacaktık taa, Furkan hastalanmıştı. Sen buraya geldin, siz gidin ben başında kalırım demiştin."
"Aaa! bunu hatırlayamadım."
Furkan, trip atar gibi, "İçinde ben varım yaa, hatırlamazsın!" deyince içim bi tuhaf oldu. sorduğuma da soracağıma da pişman olmuştum.
Neriman teyze, "Oğluuuumm!" deyince, "Ne annee, demek isteyerek kalmamış ki hatırlamıyor. Keşke bir gece önce dereye gitmeseydikte üşütmeseydim." deyince o kadar uzun cümleden bir kelimeye takılmıştım...
"Keşke mi?"
Furkan, "Keşke" demişti. O an başımdan aşağı kaynar su dökse daha iyiydi. "Keşke" demişti. Hadi gelde sen bu çocuğa güven dedim kendi kendime.
"Keşke" demişti yaaa. Ben o kadar şey yaşadığım hâlde bir kere "Keşke" dememişken, o benimle olan bir şeye, "Keşke" demişti. Kendimi toplamak istedim, "KEŞKE bende veteriner olmasaydım!" demek istedim. Nasıl hissettiriyor görsün istedim.
Daha ben "Keşke"yi sindirememişken devam etti.
"Ben bu evde üvey evlat konumundaydım herhalde, Abim varken ablam varken beni bi yabancıya bırakıp gidiyordunuz."
Evet, evet, evet, kahretsin kii evet, Furkan bana mecburen aşık olmuştu. Benim yaptıklarımı, saydıkları yapsaydı bir şey olmayacaktı.
Biraz önceki şehvetin aksine, bu sefer acı çeker gibi yutkundum, tükürüğüm boğazımdan inerken yağlı kayış gibi ses çıkartıyordu. Biraz daha konuşsaydı yemin ediyorum hiç bir şey umurumda olmadan oradan gidecektim.
Bir şey daha bekledim. Bir darbe daha, buna çok ihtiyacım vardı ama o kaçmayı tercih etti. Ben gözümü masa örtüsünde bir desene dikmiş beklerken o kollarını bağlayıp geriye yaslanmıştı.
Yemin ediyorum bu çocuk beni verem edecekti, kedinin fareyle oynaması gibi oynuyordu resmen. Bu "Keşke"ninde "Yabancı"nında intikamını alacaktım.
Ona kötü tarafımı gösterme zamanı gelmişti. Tıpkı beş yıl önce yaptığım gibi derin bir nefes çekip ilk hamlemi yapmıştım.
"Neriman teyze, elinize sağlık, Bugün çok yorucu bir gündü. Ben müsadenizi istiyorum."
"Müsade senin kızım da azıcık bir şey yeseydin olmadı böyle çorbanı bile bitirmedin."
Geri zekalı, ne kadar yabancı desede bu kadın beni çocuklarından ayırmıyordu işte. Ben: ona, bunun karşılığını vermiştim ama o nankörlük etmişti.
Furkan'dan intikamımı alacaktım ama bu kadına nankörlük ederek değil. Arkasına geçtim boynuna sarıldım ve yanaklarını koklayarak öptüm.
"Ooooohhhh! miiissss! ben doydum." dediğimde hâlâ boynuna dolanmış koluma eliyle vurup sonra da ovalarken, "Benim kuzum bu kuzuuummm." diyerek sağa sola saklanmıştık.
Sabah Meryem'in bıraktığı bombanın etkisi devam ederken: Erkan'ın fitilini ateşlediği ikinci bombayı, Neriman teyze atmıştı.
"Annee, Cansu ablayı üzerine yazdırsana hiç gitmez sende kuzundan ayrı kalmazsın."
"Onu ben değil, başkası üzerine yazdırsa da hep benimle olurdaa, İştee..."
O an, bi zaman makinem olsaydı kesinlikle iki dakika öncesine gitmeyi isterdim. O kadar yaşanmasını istemediğim olaylar varken ben sadece bu ânı geri almak isterdim.
Neriman teyze, ellerimin kan dolaşımının durduğunu anlamasın diye kendimi geriye çekip kimsenin konuşmasına firsat vermeden Erkan'a dönüp, "Hadi gel ben seni kendi üzerime yazdırayım, bana da senin gibi kardeş lazım, karanlıkta korkmadan eve gitmem için." dedim.
Erkan, kendisine verilen gizli komutu anlayıp hemen ayağa kalktı. "Hay haaayy, Cansu'm ablam sen iste yeter ki." deyip göz kırptığında onun da bilip bilmediğinden şüphe etmiştim.
Ben Türkân'a, Türkân Furkan'a, Furkan'da Erkan'a soru dolu gözlerle bakıyordu...
Furkan'ın yüz ifadesinden kendisinin söylemediğini ama nasıl öğrendiğini anlamaya çalıştığını anlayabiliyorduk.
Furkan bana Cansu'm dediğinde duymuş olabilir miydi. Nerede ve ne zaman?
Erkan kapıya doğru yürüyünce masadakilere "Afiyet olsun." diyerek peşinden gittim. Kapıdan çıkıp kapatmak için geriye döndüğüm de bu eve bir daha girmeyeceğimi bildiğim için tüm anılarıma ve bu eve veda eder gibi bakıp kapıyı kapattım. Daha harmandan çıkmadan Furkan'ın mesajı gelmişti.
"Hiç öyle veda eder gibi bakma küçük hanım. Bu ev ve bana mahkûmsun. Dön geri laptobunu al!.. Çabuk!.."
"Ne oluyor laann" der gibi bakıp ellerimi aşağıya indirdiğim de Erkan, geriye dönmüş mesajı okurken ki yüz ifademe bakıyordu.
Göz kırpıp, "ne diyo" der gibi başını sağa sola sallayınca, gelen mesaj abisinden değilmiş gibi, "Oooff yaaa İstanbul'da bizim bi köpek vardı, hasta olmuş." deyip Erkan'a doğru yürüdüm.
Bir kaç adım sonra eline bakıp, "Erkan sen laptopu almadın mı?" dedim sanki ben hatırlamış gibi.
"Sen dur abla ben hemen alıp geleyim." deyip koşar adım geriye gitti. Bende fırsattan istifade Furkan'a mesaj yazmaya başladım.
"Evinize YABANCI'ları almayın ki KEŞKE demek zorunda kalmayın."
"Nasıl oluyormuş Cansu hanım! Dua et ki: Yok sayıp hatırlamıyor gibi davranmadım!"
Kafamı sağımdaki kayaya vurmak istiyordum. Her ne yaparsa bir yolunu bulup beni yumuşatmayı başarıyordu.
Benim canımı acıtmak için bilerek yapmış ve başarmıştı. Ben özür beklerken, affedeyim diye ayaklarıma kapanacak hayalî kurarken, şuan beni özür dileyecek hale getirmişti.
Mesajına cevap vermek istemediğim de anladım ki, bu da bir nevi umursamamaktı. Hemen mesaj yazmaya başladım.
"Senin o aptal kafanı kırmamam için bir şey söyle?"
Evet biliyorum yazdıklarım anlamsızdı, büyük ihtimalle "ne saçmalıyor bu" diyecekti ama olsun umursanmamaktan iyiydi.
Benim de aklımdan şuan sadece kafasını kırmak geçiyordu.