32. bölüm

2564 Words
Furkan'ın bakışlarını ve yalan söylemeyeceğini bilmesem ve mübalağa eden biri olsa inanmazdım ama Furkan, yalan da söylemezdi bir olayı abartmazdı da, O yüzden direk "Kimden kime?" diye sordum. "Kimden kimeyi bilmiyorum, bizle başlayıp muhatap olan herkese. Ali amcalar, Cemal amcalar (Meriç'in babası) Orhan amcalar bildiklerim bunlar. Onlar da Mehmet amcanın köpeklerinden ve ağılından şüpheleniyorlar, herkes birbirine soruyo, oradan kim geçti diye." "Ne diyosun yaaa, köyün dışındaki kişilere kadar gittiyse bütün kasaba bitlenmiştir o zaman!" deyince, "Abartma o kadar da değildir." dedi Değil köy kasaba, dünya da bitlense umurumda değildi. Bu gece o atkı sahibine hiç kimsenin şüphelenmeyeceği bir şekilde verilecekti. "Olsun, akşam görüşürüz geç kalmayın." deyip odadan çıktım. Ben aşağı inip Rasim amcalarla fazla muhatap olmamak için Derya'ya, "Hadi gidelim işe geç kalıyorum!" dediğimde Enver amca aramıştı. "Bak arıyor bile acele et." deyip selâm verdikten sonra çıktım. Derya önden eve doğru giderken bende arkadan Enver amcayı aradım. "Enver amca yetişemedim kusura bakma!" "Cansu, kızım. Bugünde gelme demek için aradım." "Neden Enver amca bir şey mi oldu?" "Dükkanı ilaçlatacağım kızım, her sene bi salgın vardı ne hikmetse bu sene erken geldi." Cevabı bilsemde belli etmemek için "Ne salgını Enver amca hayr olsun inşaallah?" dedim. "Kızım sorma bit salgını. Geçen dükkâna gelen çocuklar vardı yaa, kesin onlardan geçti kesin. Sokakta yatıp yuvarlanıyorlar, eşek sıpalarının bitleriyle biz uğraşıyoruz." Geçen akşam harmanın başında kafamı vurmak istediğim taşa bu sefer mabadımı vurarak oturmuştum. Enver amca konuşurken dirseğimi dizime koyup iki parmağımla burnumu sıkarak göz pınarlarıma baskı yapıyordum. Cümlede bahsi geçen "eşek sıpaları" biz oluyorduk ve Enver amcanın, üç gün önce köyleri gezerek, bizden türeyen salgını bulaştırmış olması işten bile değildi. Biti benden geçmemiş gibi, "Tamam Enver amca sıkma canını sağlık olsun. Bak ne güzel cüzzamlı değilsin ki bitlenmişsin. Hadi geçmiş olsun!" diyerek adamı teselli etmiştim. ... Mezarda yatacak yerim yoktu vesselam... ... Derya gözden kaybolunca hemencecik Furkan'ın camının oraya doğru yürüdüm. Sessiz bir şekilde defteri alıp bol bluzümün altından pantolonuma sıkıştırdım. Bir beden kilo almış gibi görünecek şekilde düzeltip yavaşça camın pervaza sıkıştırdığım ipi çekmeye başladım... ... Normalde Furkan camı açsa uçar giderdi ama işimi şansa bırakmak istemedim. Bende, bu baht kapanıklığı oldukça o an rüzgarın esmeyeceği tutar yada tam tersi lodos gibi esip ipi suratına yapıştırı verirdi. İpe biraz kuvvet uygulayınca yerinden kurtulup elime geldi. Parmaklarıma dolayarak oradan ayrılırken sağ çaprazdan Meriç ıslık çalıp beni korkuttu. "Aaayyyhhh!" deyip yine damağımı yukarıya çektim. "Pişşttt, ne yapıyorsun orada gelsene." "Aaa gelmişsin, Hoş geldin!" derken içimden kızım bu yalanlarla cehennemin dibini boylayacaksın, bu gidişle cennet yüzü göremeyeceksin o olacak diye düşünüyordum... "Telefonlarımı açsaydın bilirdin geldiğimi." Telefonumu cebimden çıkartıp: özellikle, onun ki kısık değilmiş gibi, "Aaa dükkanda sessize almıştım unutmuşum." diyerek arama saatlerine baktım. Gecenin ikisinde attığı, "Kavuşturana şükürler olsun." mesajına sinir olsamda belli etmeden konuştum. "Eeee yolculuk nasıl geçti." "İyiii, hele de geleceğim yerin güzelliğini düşünerek daha da güzel geldim." "Değil mi amaa, al benden de o kadar. Ama haksızlık etme, Bursa da güzeldi." "Senden sonra tadı tuzu kalmadı ama." "Çok tatlı ve tuzlu yemek sağlığa zararlı zaten, iyi ki gelmişim!" diyerek göz kırptım. Sonra da, "Akşam geliyorsunuz değil mi?" diyerek emmilerinin evini işaret ettim sanki kendinin ayarladığını bilmiyor gibi. "Gelmez miyim. Sana bir sürprizim var!" dedi. asıl sürprizi ben yapacaktım haberi yoktu. "Akşam görüşürüz o zaman." deyip sabırsız bir çocuk gibi sevinerek oradan ayrıldım. "Atkın bitti mi peki?" dedi arkamdan. "Sürprizz söylemem!" deyip devam ettim. ... Doğruca eve gelip odama koşarak defteri sakladım. Sonra da annemi kızların başından uzak tutmak için mutfakta tatlı yapma bahanesiyle oyaladım. ...Ölmeden tövbe edecektim söz veriyordum... Atkı için güzel bir paket ayarlayıp çarşıdan aldığım kutuya koydum, her şey hazırdı. Saatler geçmiyordu sanki, annem tatlı ve yanında bir iki çeşit börek yapınca pert olmuş uzandığı koltukta uyuya kalmıştı. O uyanana kadar bende akşam ile ilgili planları düşünmek için odama gittim... ... Her şeyin hazır olduğundan emin olmuş içim rahat bir şekilde tavanı izlerken dış kapı tıklanmış ve içeriye doğru açılmıştı. Babamla yarış hâlinde olan bu menteşeler bugün de, yine yağlanmaya ihtiyacı var gibi gıcırdamıştı. Çocuğunu yeni uyutan anneler gibi yerimden doğrulup hemen dışarı çıktım. Furkan, elinde bir sepet dolusu elma ile kapıda bekliyordu. İçeriden birilerini görüp vermek için eve bakıyordu. Annemi uyandıracak korkusuyla kısık sesle, "Ne var, neden geldin?" dediğimde elindekileri gösterip, "Elma mı, korkutma mı?" dedi. *(cadılar bayramı)* Espirisine "hiç komik değil" der gibi acayip bir iniltiyle karşılık verdim dudaklarımı şekilsizleştirerek... Benden istediğini alamayınca, "Seher teyze" diye yukarıya doğru bağırdı, koşarak merdivenlerden inip kolundan tutarak girişteki ardiyeliğe götürdüm, yüzünden anlaşılacağı üzere hareketlerime bir anlam veremiyordu. "Ne oldu?" deyince "Sus annem uyuyor?" dedim. Gözlerinden hâlâ anlamamış olduğunu anlayıp, "Aptal, kızların bitli olduğunu anlarsa akşam beni göndermez o yüzden oyalıyorum!" deyince elmaları yanımızdaki masaya bırakıp, belimden tutarak beni de elmaların önüne oturttu. İki gün önce olanları unutmuş gibiydi. Düşmemek için ellerimle masadan destek aldım. Daha yirmi yaşına gelmemiş olmasına rağmen erken çökmüş, desteksiz duramıyor gibi yine bana dayanmıştı... Bana yaptığı bu baskı dükkandakinden farklıydı, bu sefer telefonunu hissediyordum. Geçen geceden tecrübeli gibi bacaklarımdan tutmadan bana yaklaştı. Ellerini ellerimin üzerine koyup, dudaklarıma bakıyordu... "Hâlâ utanıp gözlerime bakamıyorsun, öyleyse oraya da bakma orasıda benim bi uzvum" diye düşünsemde teninin sıcaklığı ve ciğerlerime dolaşıca kokusu dilime kelepçe vurmuş gibiydi. Yutkundum, ellerimi tutuyor olmasa yüzünü tutup kendime yapıştıracaktım ama kör olmayasıca ellerime baskı yapıyordu... korktuğum olmuştu Furkan "Bırak"ın intikamını alıyor bana yaklaşmıyordu. Geçen gecenin tersine bu sefer ben titriyordum o terliyordu. Bu oda iki insan yan yana gelince bir saat içinde havasız kalıyordu... Furkan'ın elmacık kemiklerinde top top ter baloncuğu olmasının benimle alakası olamazdı, kesinlikle oda yine bunaltıcı derecede sıcak olmuştu. Ter yanaklarında birikip aşağı doğru süzülürken, sakalları arasında kaybolup gitmeden dudaklarımla yakaladım. Terle nemlenen alt dudağımı üst dişlerimle emdim. Yeni oluşmuş ter ne çok tuzlu ne kokuyordu. bir bardak verseler kana kana içerdim o kadar lezzetliydi... Annem uyanmadan, Furkan bir hamle yapsın artık diye dua ediyordum ama o, "Yalvar köpek!" der gibi bakıyordu... "Seni mi kıracağım köpek" diye düşünüp "Hadii" dedim inleyerek. İnsan olan, azıcık vicdanı olan dinlerdi ama Furkan yine oralı olmuyordu... Ulan ne kinmiş mübarek, tamam anladık hâlâ utanıyorsun. E bırak elimi de ben yapayım ama yookk "şeytan azapta gerek" der gibiydi, "Furkan lütfen" dedim, lan boyum yetse ben öpecem zalımın çocuğu eğilsenee... Furkaaaannn.... Furkaaaannn... Neyse ki bir kere daha inletmeden istediğime kavuşturmak için eğilmişti ama ben dudaklarından önce telefonun varlığını hissediyordum. Biri arasa klitorisime vibratör olacak diye düşünürken gerçekten telefon çalmış ama titreme olmamıştı... Telefonu arka cebinden çıkartınca önümde hissettiğim şeye baktım. "İki telefonu yoksa bu ne" derken annem kapıdan girip, "Cansu" dediğinde yerimden firlayıverdim. "Kızım fırını kapatmamışsın böreğin altı yanmış." Yüzümdeki terleri silerek, "Ne böreği anne kızının altı yandı haberin yok." diye düşünerek yataktan kalktım... "Ulan bu yaşta erkekler gibi uykudan uyanıp banyoya da gittim ya alacağın olsun şerefsiz" diyerek üzerimi çıkartmaya başladım... "Bari ıslanacağıma değseydi hayvan." diyerek hem Furkan'a hem kendime kızıyordum. Bir daha görürsem ana avrat düz gidip kendi işimi kendim halledecektim. Onun terini bilmem ama ben bu terle akşama kesin kokardım, o yüzden bir an önce yıkanmalıydım... ... Banyodan çıkıp, sinirli bir şekilde önce mutfağa giderek tahribatımın boyutuna bakmak istedim. Beş santimlik böreğin ilk bir katı yenilemeyecek hale gelmişti. Annemin bıçakla sıyırıp attığı yerleri alıp Furkan'a yedirmeliydim ama sabrım yine üst seviyeye çıktı... Annem varlığımı hissedince, "Sen beş yıl elin memleketinde okula gönderirsen böyle olur. Adam akıllı bir börek bile yapamaz hâle gelir. bi düğmeye basmaktan aciz olur!" diyerek söylenmeye başladı. ... iki saat cilveleşip beklemeseydi belki de çabuk bitecektim ve uyanacaktım bende böreğin yanmasına mâni olacaktım, bütün suç Furkan'daydı ve yedek telefonun da. Benden kaçar mı be... Rüyamı anlatsam annem kızar mıydı acaba? Ne kızacak canım, her genç kızın başına gelebilecek bir şey, ben yalvarsam da gelmemişti, ne vardı yani... Annemin bana alttan alttan göndermesi de bu yüzden olabilirdi. Sonuçta ilk haşat ettiğim börek değildi ama ilk haşat olduğum rüyaydı. "Git tepemde durma üstünü giy." Bir şey söylemeden, saygıda da kusur etmeyerek, önce iki adım geri yürüyüp oradan çıktım... ... Benim rüyama sinirlenen, bu börekleri gerçeği için yapmamış olsa üzülürdüm ama bu ay su faturasına yansıyacak fazladan bir banyoyu bana çok görmesi zoruma gitmişti... Odama girip yatağa oturdum. Bacaklarımdan destek alarak başımı kollarımın arasına aldım. Dış kapının çalınıp gıcırdamasına aldırmadım, camdan tarafa dönüp, "Yemezler beyefendi, bi sepet değil bi kamyon elma da getirsen bakmıyorum" deyip saçlarımı kaşıdım. Sonra aklıma başımı istila eden pıtırcıklar geldi. Tarağı alıp bir süre daha ayıklamak için kalktığım da muhtemelen benden önce bitlendiğini anlayıp, temizlenen Nalan odama geldi. "Ne haber napıyorsun?" "Nerdesin kız kaç gündür." dedim yine tüm cehennemlik performansımı sergileyerek... "Sorma yaa, abim gelecek yaa! Annem mevlüt okutacak. Dip köşe temizlikle uğraştık!" Al bi cehennemlikte bu dedim içimden. "İyi iyi, akşama geliyorsun değil mi?" "Geliyoruz muş!" "O ne beee?!" "Sen, Furkan beye ısrarla gel deyince oda Enes'i aradı." "Bak seeenn, ben neyle uğraşıyor derken o neyle uğraşıyormuş!" "Sen neyle uğraşıyor zannediyordun?" "Boşver şimdi Furkan'ın gıcıklıklarını bana yardım et." "Ne istiyorsun?" "Birincisi nasıl yaparsın bilmiyorum Furkan'ı aramıza oturt." "O kolay sonra?" "Sonra, bu kutuda bir şey var, Enes'e vereceğim. Sana sinyal verdiğimde onu Enes'e yakıştırma." "Hıııımm bak seeenn, burnuma pis kokular geliyor..." "Çok konuşma bee, içeride börek yandı onun kokusudur." "Pekii Öyle olsun. İşaret ne olacak peki?" "Sen orasını düşünme illaki bi an olur belli ederim." "İyi hadi bakalım ben gidiyorum. Kaçta çıkalım." "Furkan 'kaçta buluşalım' demiş?" "Bir saat sonra bizim harmana gel' demiş." "O zaman elli dakika sonra çıkalım." "Bizde mi oraya gidicez?" "Eveett!.. ne vaarr?" "Kızım, gelin evden alınır, damat değil!" "O eskidendi canım, O: iki adım ötede düşman birliği kurulmadan önceydi. Düşmanın taktiğini uygulamazsam savaşı kaybederim." "Ne düşmanı, ne yavaşı Cansu ne diyorsun sen yaa?" "Enes anlatmadı mı?" "Neyii?" "Çık hadi çık, sonra anlatırım. Hazırlanmam lazım." deyip Nalan'ı gönderdim. Elbisemi almak için dolabın önüne gelince aynadaki halimi görerek bir yıl öncesine gittim... ~~~~~~•~~~• bir yıl önce ~~~•~~~~~~• ... Bütün yalvarmalarımın sonuçsuz kaldığı gecenin sabahı, şiddetli bir açlıkla uyandım. Kaç gündür neredeyse hiç birşey yemediğim için bayılacak gibiydim. Baş ucumda her daim taze olan sudan yarım bardak doldurup, ayağa kalkmaya mecalim olsun diye içtim. Geldiğimden beri hiç gitmediğim mutfağa gitmek üzere yataktan kalktım. Bu konakta bir şey istediğinde parmak şıklatman yeterli olduğu için üç günde bende alışmıştım ama bu saatte kimseye zahmet vermek istemiyordum. Ayrıca en geç üç gün sonra normal hayatıma devam ettiğimde açlıktan ölmemek için kalkıp kendim bir şeyler yapmalıydım... Odadan çıkıp karşı odama ağlayan gözlerle baktım, canım arkadaşımı kurtaramamış ve töreye kurban vermiştim. Hemde benim yüzümdendi. Ciwannaz'ın yalvaran sesleri kulaklarımdan çıkmayacaktı. İki gün sonra buradan gidecektim ama onu burada bırakmak istemiyordum. üç gün önce buraya zorla getirilmemiş ve iki gün sonra gitmeyecekmiş gibi merdivenleri iniyordum. Bir süredir "gelin ağam" hitabına alışmış mıydım nedir, hanım ağa gibi salına salına yürüyordum. Son merdiveni inecektim ki, köşeyi dönen iri kıyım ağa bozuntusunu görünce korktum... "AAAYYYHHH!" Yine hem suçlu hem güçlü gibi bakıp "Sus be! ne bağırıyorsun!" dedi. Canım arkadaşımın yıllardır bu oduna nasıl katlandığını merak ediyordum. "Korktum salak!" dedim "sen ne anlarsın" der gibi. Ondan bir merdiven yukarıda da olsam benden iri ve uzun durması sinirimi daha fazla bozuyordu. Basamağı çıkmadan bana yaklaştı. Yüzünde sapıklıktan dönme bir gülüşle, "Sen hâlâ benden korkuyor musun?" dedi. "Ayı kalıbını birden gördüğüm için korktum!" demek yerine. "Sen kimsin be! Senden korkucam, sen git de düşmanın gelsin." dedim. İkisininde hakkından gelebilirmişim gibi. "Oluuurr, hemen arayıp söyliym. İyi çocuktur." dediğinde, düşmanın merti olduğu için söylediğini düşündüm. Sinirli bakışımı hiç bozmadan, "O çam yarması senin karından ne istiyor?" deyince salağa yatarak, "Nazo'dan ne isteyebilir, onun derdi seninle!" dedi. O an suratına yumruk atmamak için kendimi sıktım, "Ona sadece biz Nazo diyebiliriz bu biirr, ikincisi ben Nazo'dan ne istiyor demedim, senin karından ne istiyor dedim, daha senin karının kim olduğunu bile bilmiyor." dedim Nazo yerine beni kaçırdıklarını ima ederek. "Sayende hiç bir şey." deyince gözlerimi kısarak, "Sen Nazo'yu o yüzden mi Amerika'ya götürdün. O pislikten korumak için mi?" dedim cevabı "Evet" de olsa minnet duymayacağım bir bakışla. "Geçti artık, uzatma sende." deyip konuyu kapatmak istese de benden kurtulmak o kadar kolay olmayacaktı. "Nerede geçti acaba, tecavüzcü pislikler!" dediğimde, bana doğru yaklaştı. Sırtım duvara yapışınca, kolunu da kaçmaya yeltenmeyeyim diye omuz hizama koyarak, "Sana etmeye değmez" der gibi bakıp, "Kaç defa ettim de böyle konuşuyorsun?" dedi yüzünü yüzüme yaklaştırarak. "Tecavüz sadece öyle olmaz. O analığının beni buraya zorla getirmesi de bir tecavüz, çam yarmasının yaptığı da." diyerek genel kültürüne bir katkıda bulundum. "Sen üzerine vazife olmayan işlere karışmasaydın kimse sana tecavüz etmezdi küçük hanım." deyince, odada kim bilir ne halde yatan arkadaşımı işaret ederek, "Onun ne suçu vardı, ona neden-" deyip sustum. Artık dayanamayıp ağlamaya başlamıştım "Ben ona daha önce söyledim, beni dinleseydi böyle olmazdı." diyerek yaptığı şeyden pişmanlık duymadığı gibi bir de üste çıkmaya çalışıyordu... Sırıtan suratına tükürmek istiyordum, ama yılanı bir kere daha yuvasından çıkartmaktan başka bir işe yaramazdı. Benim derdim arkadaşımı onun elinden kurtarmaya çalışmaktı. "Nereye gidiyordun?" diyerek karşılaşmamızın sebebini sordu. "Mutfağa, bir şeyler zıkkımlancam!" dediğimde odayı işaret ederek. "Ben söyledim hazırlıyorlar. Sen yukarı çık, bak arkadaşın orada dört köşe yatırıyor yanına git." deyince bütün dişlerimi bir birine kenetledim. "Benim dışarıda biraz işim var." deyip çıkarken, "O silahın boş olduğunu nereden biliyordun?" diye sordum. Arkasına bakmadan, "En yakın arkadaşım beni öldürmek istemezdi de ondan." deyip çıktı, gaybolasıca... Hanım ağa gibi indiğim bu merdivenleri, yeni gelmiş besleme gibi çıkıyordum, yavaşca, çekinerek, ürkek bakışlarla. Odanın kapısına gelince acı içinde yutkundum. O pisliğin arkadaşımı bu odaya zorla sokuşuna mani olamamıştım. Pis gaddar bana olduğu gibi ona da acımamıştı kesin. Yuvada biriken yaşları, gözlerimi arka arkaya kırpıştırarak akıtmaya çalıştım. Ağlayışıma, biraz da onun yanında devam etmek isteyerek kapıya vurup, "Buyurun" sesiyle başım yerde içeri girdim. Arkadaşımın yüzüne bakamıyordum. "Can'o," dediğinde koşup boynuna sarıldım, hıçkırıklarla ağlıyordum, üzerindeki bornoz onu kurularken benim de göz yaşlarıma ev sahipliği yapıyordu. Hıçkırıklarımla birlikte, "Özür dilerim, benim yüzümden." derken anlayabilmiş miydi acaba çok merak ediyordum. "Can'o!.." dedi acı çeker gibi, "Nefes alamıyorum!.." Ben de canım arkadaşım ben de, bu hâlinin müsebbibi bendim, benim yüzümden olmuştu. "Can'o, yeter bırak!" Arkadaşım beni affetmeyecekti, ses tonundan onu anlamıştım. Kendimi geriye çekerek hâlâ kaçmak için bir fırsatımız olduğunu söylemek istediğimde, yüzünde şoktan olduğunu düşündüğüm bir ifade vardı. "Oooffff Cansu, çok mutluyum!" Yatağa sırt üstü yatarak, kollarını kelebekler gibi açıp tavana baktı. Birazını elimin içiyle birazını dışıyla sildiğim gözyaşlarımı durdurup ne olduğunu anlamaya çalıştım. Arkadaşımın bu kapıdan çekiştirilerek girdiğini bilmesem gece olan şeyleri isteyerek yaptığını düşünecektim. Canım arkadaşım benim yüzümden kendini feda ettiği için akli dengesini kaybetmiş olmalıydı... Yatakta doğrulup beni yanına oturtmaya çalıştı. Arkadaşımın kurban edildiği bu yatağa oturmak istemediğim için kendimi geri çektim. Biraz da onun "mutluyum" demesinin etkisiyle yüzüne baktım. Delirmiş gibi bakmıyordu ama mutlu da olamaz diye düşünürken, karman çorman olmuş çarşafın üzerini nevresimle kamufle ederek, beni tekrar yanına oturtmak istedi. Yatak bozuk olduğu için oturmadığımı düşünüyor olmalıydı. Meraklı gözlerle bakarken, çok şükür anlaşılır bir cümle söylemişti ama onu da ben anlamamıştım. "Can'o kızım çok mutluyum. Çok teşekkür ederim, sen olmasaydın biz kim bilir daha ne kadar böyle devam ederdik." Bu cümle de gizli özne vardı kesin. Benim yüzümden olan şeyle, mutluluk verdiği kişi gizlenmişti ama arkadaşım kendi yüklenmişti. "Kim" ve "Ne" diye düşünürken ağzımdan "Nasıl yaa?" deyiverdim. "Oofff yaaa acıktım, bir şeyler olsada yesek." derken ki hâline, "Akşam yediğine doymadın herhalde" diyesim geldi. "Yaa, bakma öyle aptal. Gel buraya!" deyip beni yanına oturttu. Islak bornozuyla iletişimi kesmek isterken, yüzümde kusacak bir hâl olduğunu gördüğünde, "Cansu, bakma öyle gerçekten çok mutluyum." dedi "Belli!.. İri kıyım mutluluktan dört köşe demişti az bile demiş sen sekiz köşesin." dedim sinirlenerek. "Can'o, ne söylesem boş biliyorum ama kendi istediğin bir erkek yüzünden banyo yaptığında ne hissettiğimi anlayacaksın." dedi... ~~~~~~• günümüz •~~~~~~ Yüzümde anlamsız bir ifade vardı, Naz'oya böyle hâk vereceğim aklıma gelmezdi. Alnımı aynaya dayayıp, "Oooffff Naz'o oooffff!" dedim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD