Engin, Meriç'i alarak küçükken atış yaptıkları yere götürdü. Engin önde Meriç arkada ağaçlık alana doğru yürümeye başladılar.
Ormanın derinliklerine doğru sessiz yürüyüş yaptıktan sonra Meriç dayanamayıp Engin'i kendine döndürdü.
"Engin, ne oluyor lan. Ne bu surat. Daha ne kadar gideceğiz."
"Bitti Meriç buraya kadar yeter. Şimdi sana bir şey söyleyeceğim bunun sonucunda üç şey olacak." derken tüfeğine iki fişek doldurdu.
"Ya ikimiz de burada kalacağız...
ya ben kalacağım sen gideceksin...
ya da ikimiz de gideceğiz..."
"Engin, ne saçmalıyorsun sen?"
"Burada üçümüz birbirimize sözler vermiştik hatırlıyor musun? Bir tanesi, her ne olursa olsun, her kim olursa olsun aramızı kimsenin bozmasına izin vermeyecektik."
"Evet... Öyle de davranıyoruz, aksini yapan yok."
"Şimdi o sözü tutma zamanı geldi. Senden bir şey istiyorum."
"Engin?"
"Cansu'dan uzak duracaksın."
"İnşaallah bu konuda ciddi değilsindir, kimsenin karışmasını istemiyorum."
"Dün gece itibariyle karıştırıldım kardeşim kusura bakma."
"Lafın dolandırılmasından nefret ettiğimi biliyorsun değil mi?"
"Cansu senden nefret ediyor."
"Öyle değil, sadece kızgın."
"Meriç, ona goril dediğini duymuş."
"Sen mi söyledin?"
"Saçmalama lan, ben yapar mıyım öyle şey?"
"Nereden duymuş o zaman?"
"Biz konuşurken oradaymış."
"Kiminle?"
"Yalnızmış, nöbet tutuyordum dedi."
"Ne nöbeti?"
"Bilmiyorum ama benden istediğini yapmak zorundayım. Benim yüzümden çok acı çekmiş ve hâlâ da çekiyor. Buna bir son vermeliyim."
"Seni de mi kendine aşık etti yoksa?"
"Olan bir şey sonradan tekrar olmaz sadece hatırlanır."
"Şimdi ne istiyorsun peki? Buraya neden geldik?"
"Ya Cansu'yu bırakacaksın ikimiz de buradan gideceğiz, ya itiraz edip beni vuracak sadece sen gideceksin yada ben önce seni sonra kendimi..."
"Neden Engin, neden?.. Madem bunu yapacak kadar seviyordun neden belli etmedin, bize söylemedin?"
"Korktum Meriç, benim sana yaptığımı yaparsın diye korktum. Dalga geçersin zannettim."
"Salak mısın oğlum. Ben o zamanlar ne kadar çok üzülmüştüm. Senin öyle olmanı ister miydim hiç."
"Bilmiyorum işte."
"Boşu boşuna hepimizin hayatını mahvetmişsin... Vur beni Engin, benden sonra da ne istersen onu yap."
"Seni bu kadar aşık edecek ne yaptı."
"Sana yaptığını yaptı, arkadaşlığını tattırdı, Aşık olursam beni bekleyecek güzellikleri gösterdi. Sırdaşım oldu, omuzumda ağladı. Başı belaya girdi, canı pahasına beni bulaştırmamaya çalıştı. Arkadaşı için kendini feda etti. Ve daha bir sürü şey."
"Gidelim Meriç, sen bana destek ol ben sana, unutturalım bir birimize."
"Sen bu zamana kadar unuttun mu?"
"Ben bu zamana kadar benden bu kadar nefret ettiğini bilemedim ki."
"Bizden ettiği nefretle mi unutacağım yani. Kendimi affettirmeye çalışmadan mı? Çabalamadan mı? Sanmıyorum. Ben senin gibi olamam. Bu sefer aşkıma sahip çıkacağım. İstediğini yapabilirsin."
İleriden Hakan'ın koşarak geldiğini görünce Meriç ayağa kalkıp ıslık çaldı. Hakan ıslığı duyunca koşmasını yavaşlatıp hızlı adımlarla yürüdü. Yanlarına gelince ellerini dizlerine bastırıp rahatlamış gibi nefes alıp verdi.
Meriç, acır gibi Hakan'a bakıp, "Vay be, bi arkadaşım elinde tüfek vurmak için getirir diğeri kurtarmak için." deyince Hakan elini kaldırıp gülerek, "Yok ben kurtarmak için gelmedim, o salak tek başına beceremez, hemde yaralı, birlikte gömeriz diye geldim." deyince üçü birlikte kahkaha atarak güldü...
•~~~~~~•
... Furkan'ı beni yolcu ettiği yerde bırakıp kasabaya indim. Önümde yapacak hiç bir şey kalmamış, canım şimdiden sıkılmaya başlamıştı.
"Eee ne oldu şimdi, Meriç'ten intikamını aldın, Engin'i de yerden yere vurmaktan beter ettin, hemde daha askerliğinin bitmesinin tadına varmadan. Şimdi sıra da ne var?" diyen iyi Cansu'ya verecek bir cevap bulamadım.
Ben, elimde vileda ile yerleri silip kara kara düşünürken Enver amca eline aldığı çanta ile karşıma dikilip, "Hadi bakalım doktor hanım, sahaya çıkma vakti." dedi
"Nereye gidiyoruz?"
"Vakti geldi artık, inekler birer birer doğuruyor. Sen birine ben diğerine gideceğim."
"Ama ama ben hiç tek yaptırmadım ki, ya bir şey olursa?"
"Olursa bilginin gereği neyse onu yaparsın. Hadi bakalım çık hemen çık."
İtiraz bile edemeden yola koyulduk. Lan bir kere de maşaallah dediğim üç gün yaşasın ne olurdu kii, ben canım sıkılıp oflayıp puflamak istiyordum belkii, ne malûm... Ulan öküzler yaktınız beni...
... Heyecanın verdiği mide bulantısı ile köye gelmiş, Unuttuğum ahır kokusunu ciğerlerime kadar çekmiştim. Bu derin nefesi bir dahaki sefere dışarıda yapıp girmeliydim ki tezek kokusuyla ciğerlerimi ve midemi doldurmayayım. Bunu da acemiliğime veriyordum.
İneğin yerde yattığını görünce ilk olarak onu kaldırıp yerini ayarladım. Sancı anında çok debelenmemesi ve yanından destek alması için onu ahırın en ucuna götürdüm. Yanımda getirdiğim doğum tulumunu giyip ineğin mabadında dua etmeye başladım.
"Allah'ım inşaallah ters değildir, inşaallah burnundan geliyordur, inşaallah dikişlik kadar yırtılma olmaz." diyerek elimi ineğin vajinasına sokup mini bir öğürme ile birlikte ilk kontrolü yaptım.
Midemin bulantısını belli etmemek için kırk yıllık hekimler gibi ineğin arka bacaklarına yüzümü kapattıktan sonra, "Allah seni kahretmesin Cansu, ne işine senin veteriner olma sözü, git ziraat okusana, gastronomi okusana, bilim teknoloji, muhasebe, işletme, vs ne işin var ineğin götünde." diyerek mesleğimi de sorguladıktan sonra, ineği iki saniyede dölleyen öküzle, beni bu hâle sokan Furkan'a da saydırarak, benden kötü halde olan Türkân'ı düşündüm. Ya ömrüm, onun gibi tek bir yerden geleni beklemekle geçseydi, bir de yaptığıma karşılık sövülseydim ne yapardım...
Benden kötüsü de var diye düşünüp, "Evet, doğum başlamış, hayırlı uğurlu olsun inşaallah." dedim. Bu konuşmanın onlara ne ifade ettiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Ama ben tarihî bir konuşma yapmıştım.
Çok korktuğum gibi olmamıştı ama zor bir doğum olacaktı çünkü zalımın danası bir ayağı önde geliyordu. "Gel gel, ikinci senende seni mangalda kızartıp yiyeyim de gör gününü" diyerek söylenirken orada ki abiye, ineğin etrafına saman atmasını istedim, münferit olarak ilk doğumum da kayıp sakatlanmak istemiyordum yada inek kayarsa beni altına alabilirdi.
İneğin suyu, açılması ve sancı sıklığına göre en az bir saat sonra doğum gerçekleşmiş olacaktı. Okulda öğrendiğim kadarıyla ineğe masajlar dürtüler ile birlikte dananın paça ve burnu gözükmüştü. Şimdi sırada dananın yaşayıp yaşamadığını görmeye gelmişti...
... "Hadi kızım hadiii." ...
•••• Bir inekle kurulabilecek en duygusal bağı kurmuş iki saattten fazla süre de ineği doğurtmayı başarmıştım. İlk işim dananın poposuna vururken, "Allah seni kahretmesin, öyle mi gelinir?" demek olmuştu. Ebelerin neden vurduğunu bilmiyordum ama galiba onlarda sinirini bu şekilde atıyorlardı.
Yorgunluğumu atmam için özenle hazırlanmış sofraya oturdum... Bu izzeti ikrama bir inek daha doğurtma hevesim gelmişti ama bugünlük kotamı doldurmuştum. İçeriden evin oğlunun karısı çayı getirip bana servis yapana kadar kendimi çok mutlu hissediyordum...
"Hoşgeldin Cansu."
"Sen?.. Sen bu köye mi gelin geldin."
"Evet, bilmiyor muydun?"
"Hayır bilmiyordum?"
"Nasılsın?"
"İyi..."
"Seni görmeyi çok istiyordum."
"Ben aynı hislere sahip olduğumu zannetmiyorum."
"Haklısın. Ben bir zamanlar çok kötü şeyler yaptım."
"Kötü şeyleri geçtim, haksız yere yaptın."
"Seni bilmiyorum ama karşı tarafın hislerinden emindim."
"Benim emin olamadığıma sen nasıl emin olabilirsin kii?"
"Cansu, o çok güzel resimler yapıyordu biliyor musun?"
"Biliyorum."
"Peki senin resimlerini yaptığını biliyor muydun?"
"Nee, nasıl? Ne zaman?"
"Her fırsatta, sen ip atlarken, kızlarla konuşurken, uyurken bile resmini çizmişti."
"Atma bee, nerede uyurken?"
"Bir defasında hasta olmuştun, derste ateşlenmiştin hani, tenefüste de başını sıraya koyup uyuduğunda."
"Peki, sen onu bu kadar çok severken neden başkasıyla evlendin?"
"Karşılıksız aşk ne demektir bilir misin? Kurdun içeriden meyveyi kemirmesi gibi kemirir kalbini beynini... O bana hiç bir zaman ümit vermedi. Aslında o senden başka hiç bir kıza ümit vermedi... Bak Hakan öyle yapmadı. Birine bi ümit verdi sonra da başkasına gitti ama kız hâlâ içten içe yanıyor. Başkasıyla da olmuyor. Meriç'te boş takılırdı ama Engin senden başkasını sevmedi."
"Bu söylediklerin benim için bir şey ifade etmiyor. Çünkü o geçmişte kaldı."
"Üzüldüm, inşaallah benim yüzümden olmamıştır."
"Hayır, merak etme. Kendi yaptığı bir şeyden dolayı olmadı."
"Üzülmüştür."
"Son pişmanlık fayda eder mi?"
"Sende etmez ama normalde etse fena olmazdı. Hadi sana göre geçmişin bi hatrı yok, bari şuan ki hâline acıyabilirdin."
"Şuan ki hali mi? Ne var ki?"
"Çatışmada yaralanmış. Kaynım söyledi. O yüzden erken terhis etmişler."
"Nereden yaralanmış yaa, sapa sağlam duruyor."
"Bilmiyorum o kadar duydum. Kocam ona hislerimi biliyordu, onunla ilgili bir şey konuşmamaya çalışıyorum."
"Onu bile bile mi evlendi?"
"Aşık olmuş, benim de sonum belliydi... Kabul ettim."
"Zor olmuyor mu?"
"Cansu, sevme seni sevmeyeni Mısır'da sultan olsa da, sev seni seveni dağda çoban olsada diye bir söz var biliyor musun, aynen öyle yaptım. Çok şükür, gözümün içine bakıyor. Bende karşılığını veriyorum "
"İyii, alan razı veren razıysa problem yok."
"Cansu, hakkını helal et, lütfen."
"Helal olsun."
Bir zamanlar Engin için saçlarıma sakız yapıştırıp, proje ödevimi sabote edip, beni zaman zaman servise aldırmayan kızın vicdanını iki kelimeyle rahatlatmıştım. Her şey bu kadar kolay olsaydı ne güzel olurdu...
Yemeği yemiş vedalaşarak Enver amcanın gittiği köye doğru yola çıkmıştım. Beni götüren kişi dikiz aynasından bakıp, "Cansu nasılsın?" demişti.
"İyiyim abi?"
"Sen beni hatırlamıyorsun değil mi?"
"Yok vallahi yaa, kusura bakma."
"Önemli değil. Ben Engin'lerin sınıf arkadaşıyım."
"Sinan abiydi değil mi? Anımsıyorum sanki?"
"Evet, Sinan."
•••• Eski günlerden konuşarak Enver amcanın yanına geldik, oda işini bitirmiş beni bekliyordu.
"Enver amca çok mu zordu?" dedim kan ter içinde kaldığını gördüğüm için.
"Gel bakayım sen bi." deyip beni ahıra götürdü. Öğretmen edasıyla bana sorular sorup doğru verdiğim cevaplara "aferin" dedi.
"Bak bu ineğin göğüste hastalık var. Danayı emziremiyor. Danayı bi dinle bakayım."
"Hırıltı var Enver amca."
"Evet çok su yutmuş ve süt içemezse fazla yaşamaz. O yüzden yarın gel tekrar buraya bak. Tamam mı?"
"Tamam."
"Hadi şimdi gidelim. Aferin iyi iş çıkartmışsın. Ziya'yla konuştum."
"Teşekür ederim Enver amca."
Bir hastalıklı inekle, bir kritik danayı arkamızda bırakarak kasabaya geldik...
Enver amca ,"İki soda alıver, midem ağrıdı." deyip beni marketin önünde indirdikten sonra yola devam etti. Çocuk gibi elime sıkıştırdığı paraya bakıp gülümsedim.
Ali amca, yan komşusu ile kapıda oturduğu için, "Eneeeesss, ben geldiiiimm." diyerek içeri girdim.
Tezgahta elinde telefon bana sırıtan Engin'i görünce gülen yüzüm asılmıştı.
Yüzüne bakmadan içecekl reyonunun tarafına yönelip, "Soda alacağım." dedim "sen yanıma gelme senlik bir şey yok" der gibi.
Aldığım sade sodanın yanındaki elmalı sodaya uzanırken elini altılı pakete götürüp, "Aynı ses tonu, aynı gülümseme, aynı yürüyüş. Bir zamanlar benim adımı söyleyerek böyle girerdin. Beni gördüğünde gözlerinin ışık saçtığı günleri özledim." deyince yanımdan def etmek ve gerçekten öğrenmek için, "En sevdiğin hayvan?" diye sordum.
"Bu soruyla canımı acıtamazsın, bakışında ki nefret yeteri kadar acıtıyor zaten."
"Sen ne zaman defoluyorsun, söyle de o zamana kadar bi dağda inzivaya çekileyim."
"Ben aslında yazı burada geçirecektim ama Cansu'nun emri başım gözüm üstüne dediğim için Meryem'in düğünden sonra gidiyoruz."
"Bu cümlede sadece memnun olduğum çoğul eki kullanman, O goril arkadaşınla gideceğini ümit ediyorum."
"Doğru tahmin. Onunla gidiyorum."
"Güzeeeelll. Benden sana tavsiye, saçma salak kızlarla takılma, bırak aklı başında olan gelsin seni bulsun."
"Teşekkür ederim, hâlâ beni düşündüğün için."
"Ne seni düşünücem geri zekalı, Afife teyze ile Ali amcanın başını önüne eğdirecek gelin getirme diye diyorum. Yoksa kiminle ne halt yersen ye, evleneceğin kızı iyi seç!"
"Olur. Tavsiyene uymaya çalışacağım."
Gazorları alıp parayı kasaya bırakırken Engin, "Benden olsun desem?" dedi.
Alaycı bir şekilde gülerek, "Zıkkım içerim yine de senden geleni içmem." deyip arkamı döndüğümde babamla Ali amcanın bize baktığını gördüm.
Babamın Ali amcaya vereceği red cevabı, ben çok net vermiştim. İkisi de sesini çıkartmadan bize bakıyordu. Babam başını önüne eğip, "Görüşürüz Ali, kolay gelsin." diyerek çıkınca bende peşinden baş selamı ile çıktım...
Elimde içilmeyi bekleyen sodalarla babam önde ben arkada yaptığımız yüz metreden fazla yolculuktan sonra nihayet vurucu cümleyi söyleyecek güce gelmiş gibi geriye dönüp, "Kim bilir daha ne acıların var, üzülmeyelim diye belli etmediğin." deyince başımı önüme eğdim.
"Ben anneme iki kişi hariç diyerek gitmiştim baba."
"Ona da soracağım, birilerini bekletmek için midir harekete geçirmek için midir, ne yapmaya çalışıyor anlamadım."
"Tatlıya biraz ara verirsen sorarsın babacığım."
"Neee? Ne tatlısı."
"Dilber dudağı..."
"Bana baaakk, bu yaşta sokak ortası demem döverim."
"Döövv kızını dövmeyen dizini döver imajı veririz sıkıntı yok."
"Ulan eşek sıpası yapmayacağımı biliyorsun konuşuyorsun."
"Sen de yapmayacağın şeyler söyleme."
"Bana diyene kadar dönde bi aynaya bak."
"Ben babamın kızıyam hem güzel hem nazlıyam herkesi kolay sevmem anadolu kızıyam."
"Haaa gördük, ben ölsem o kadar çok ağlar mıydın acaba?"
"Aşk olsun babaa."
"Olsun tabi canım, ben olmasın demedim kii?"
"Baba, tercihlerinden dolayı hiç pişman oldun mu?"
"Ömürlük olanlar için hiç olmadım, aramızda kalsın, bu dünyaya beş kere daha gelsem yine aynı tercihleri yapardım."
"Neden aramızda kalsın ki? Bence bilsin."
"Ben yaşatarak gösteriyorum zaten bir de duyarsa hepten şımarıp tepeme çıkar."
"Babaa, seni klonlasak nasıl olur?"
"Bu köyün bütün delikanlıları elimden bir şeyler yedi, elbet huyumdan da almışlardır."
"Köyün kızları çok şanslı desene."
"Yürü hadi yürü, konumuz yeteri kadar dışına çıktı zaten. Bunun devamı gelecek ama, artık kaçamazsın."
"Bende seni seviyorum babacığım." diyerek yanından uzaklaştım. Bende biliyordum ki babam Engin'e tavrımın sebebini öğrenecekti...
••••
Ertesi günü danaya bakacağım için arabamla gitmek istedim. Dananın tek seferde bir litreye yakın süt içmesi gerekirken yarım biberonu zor içmişti. Ciğerlerinden de hâlâ hırıltı geliyordu.
Sahiplerine sıcak tutmalarını tembihledikten sonra yola koyuldum. Kestirme olsun diye geçtiğim yolun bozuk olmasından dolayı bir sürü çukura girdim.
Benim satmayı düşündüğüm araba için bir aylık maaşımı sanayiye verip üzerine de bir bardak su içecektim. Arabadan takır tukur sesler gelince bildiğim bütün duaları okumaya başladım. Bu dağ başında kalmak istemiyordum...
... Hafta sonu düzenlenecek yayla şenliğine bütün aile heyecanla hazırlanırken ben yatağımda Furkan ile mesajlaşıyordum.
"Kaçta gelirsin?"
"Bilmiyorum ki, Enes'le bir kaç araba gel git yapacağız."
"Kimleri getireceksiniz?"
"Ayhan amcalar, Serkan abiler bir de Bahar yenge var."
"Hikmet abi neredeymiş ki?"
"Onlar sabah erkenden gidip eti hallediyorlar."
"Hıııımm, etli bulgur pilavı için."
"Aynen canım. Sen ne yapacaksın?"
"Bilmiyorum ki, sen olmasan gitmeyip yatacaktım."
"Çocuklara söyledim. Gidin biraz etrafta görünün sonra sizi oraya götürecekler."
"Kaçırılıyor muyum yani?"
"Tatbikat diyelim. Seninle orada yapmayı düşündüğüm hayallerim var. Beğenirsen düğünden sonra oraya gideceğiz."
"Ooorrmanaaa!.. Şey için!"
"Ne için?"
"Hayallerini yapmak için."
"Neymiş benim hayalim."
"Realite."
"Bu kadar zor mu yaa?"
"Utanıyorum tamam mı? Üzerime gelme."
"Ben utanmıyorum ve orada senin üzerine geleceğim, hemde büyük bir zevkle." (şehvet emojisi ile)
Korna çalınca Furkan'ın geldiğini düşünüp yatağımdan kalktım.
Aynada başörtümü örterek dışarı çıktığımda üç arabanın beklediğini gördüm...
... Enes, Furkan'ın gelmesini beklerken arabayı yıkıyor, Hakan ve Meriç arka arkaya durmuş bekliyordu. Melek camını açmış kendini yellerken baş selamı vererek yanından geçip Enes'e doğru yürüdüm.
"Enes, kolay gelsin. İlk kimi alacaksınız, yer varsa bende sizinle geleyim."
"Abla sen yeter ki iste, Ben Furkan'ı Bahar yengelere bırakacağım, onlarda araba var şoför yok. Sen de bizimle gel, oraya geçersin."
"Oluuurr. Ne zaman çıkacağız?"
"Senin assolist ne zaman gelirse."
Kafasına vurduğum elimi omuzunda tutarak, "Döverim seni deliii, sessiz konuş, biri duyacak. Bana bak Furkan sana söylemiştir, nereye gitmiş, bir hafta ne işiymiş buu?" dedim kısık sesle.
"Ablaa, sabaha kadar yanındaydın sen neden sormadın?"
"Bana bak, bu hortumla döverim seni, sordum bana söylemediği için soruyorum zaten."
"Tamam yaa kızma hemen... Bu sefer bende bilmiyorum. Sürekli sonra anlatırım deyip geçiştiriyor."
"Bu Serap hâlâ Furkan'a mı takık peki?"
"Sen onu merak etme yaa, iki gülüp bi sırıtana aşık olan cinsten."
"O zaman geçen sene Furkan iki gülüp bi sırıttı desene?"
"Aaaa?!"
"Aaa yaaa! Sorarım ben ona."
"Yok abla yaa, onun ki başka. Kardeşinden dolayı bir iki defa yardım ettik, ben kriterlerine uymadığım için bana yazmadı. İkimizde eşit davrandık."
"Pekii, Derya'nın Furkan'a yazdığı mektup?"
"Furkan, kaleyi içten feth etmek için sizin eve girip çıkınca oda kendince bir şey yapmaya çalıştı ama iki aile harici duyan olmadı merak etme."
"İki aile?"
"Sizinkilerle bizimliler."
"Neriman teyzeler bilmiyor mu?"
"Yooo, onlara kadar gitmedi."
"Annemle neden tartıştılar peki?"
"Seher teyze yufkaya çağırmış, Neriman teyze de tamam deyip unuttu herhalde, aynı saat Serap'ın annesi de yufka yapıp birlikte yapınca zoruna gitmiş."
"Boşu boşuna yaaaniii?"
"Öyle vallaa, bu kadınları da anlamak mümkün değil."
"Kes laaaannn... Bu mektup konusu nasıl halloldu pekii?"
"Meslek sırrı söylemem."
"Sen mi yaptın?"
"Evet ben yaptım."
"Sen var yaa bir tanesin. Nasıl, ne yaptın?"
"Beelkii sonra anlatırım ama şimdi değil."
Kapıdan Engin ve Nalan'ın çıkmasıyla Enes'in sağ omuzuna koyduğum sol bileğimi çekip yine görmemezlikten gelerek Enes'e baktım...
H: "Cansu!.. Sende bizle gel, yer var."
Arabada Türkan Nalan Engin ve Hakan olacaktı. Engin'in olduğu bir yer bana dar geleceği için, "Gerek yok, ben Enes'le gideceğim." deyince Hakan inip beni Enes'lerin karşı kaldırımına götürdü...
"Cansu, yapma böyle. Tamam şurada bir ay sonra gidecekler. Az sabret. Konuş affet demiyorum ama-"
"Bak Hakan lütfen sen karışma, bu onlarla benim aramda. Yaa, ben onunla aynı gezegende bile olmak istemiyorum sen ne diyorsun?" derken Engin arkamdan gelip, "Hakan, sen geç Cansu da sizinle gelecek." deyince Hakan yanımızdan gitti.
"Gelmiyorum dedim."
"Bana bak, ya o arabaya binip gidersiniz yada seni omuzuma aldığım gibi uzaya götürürüm, marsta kovalamaca oynarız."
"Ha ha haaa çok komik. Ben orada senin oksijen tüpünü delersem görürsün marsın kaç bucak olduğunu."
••••
Hakan, arabaya bindiğinde kızlar konuşuyordu...
T: "Nalan baksana, Cansu abine ne biçim bakıyor."
N: "Bende ona bakıyordum."
T: "Bir zamanlar abini korumak için neler yaptığını düşündüm de üzüldüm vallaa."
N: "Sormaa, bende tik oldu biliyor musun? Enes'inkileri de sayıyorum, eksik çorabını arıyorum, nerde diye soruyorum."
T: "Ne günlerdi yaa."
N: "Senin dolap çekmece kurcalayıp gece korka korka orada kalmana ne demeli."
T: "Yaa! biliyor musun ben o çocuktan hâlâ korkuyorum. Gözleri mavi ve büyük yaa, yüzüklerin efendisindeki golluma benziyordu."
N: "Kilo aldı yaa, artık o kadar değil."
T: "Kıymetlimisssssss!.. a-ahahahahahhaahah."
N: "Yaa güldürme, onlara gülüyoruz zannedecekler."
Hakan geriye dönüp ikisine de meraklı gözlerle bakarak, "Siz ne yaptınız bakayım kız?" deyince ikisi de kahkaha atarak güldü...
•••
"Ben Meriç'in arabayla geleceğim merak etme, bin git hadi. Sen her şeyi aklında tuttuğun gibi benim inadımı da unutmamışsındır. Sayıyorum biiiirrr."
"Yaaa kes kes... Sen gelmezsen ben giderim zaten."
Engin, "Yürü o zaman da endamını göreyim." deyince, sevgilisi gibi elimi omuzumdan geriye atarak sallana sallana yürürken bir yandan da, "Allah kahretmesin çok mu güzelim neeeğğ." diyordum...
••••
Meriç arabada onları izlerken gülünce Meryem dönüp, "Bu da iyice havalara girdi haa, sende gülüyorsun... Çok mu komik?" dedi.
Meriç, "Birinin taklitini yapıyor." dedikten sonra arabanın kapısını açıp, "Sen arkaya geçsene." diyerek aşağıya indi.
••••
Ben Hakan'ın arabaya giderken Meriç inmiş şapşal şapşal gülüyordu. Ne sırıtıyorsun pişmiş kelle der gibi bakıp arabaya bindim. Arkada üç kız oturduğumuz için ön boş kalmıştı.
Hakan, "Eee öne kim gelecek?" diye sorunca Nalan kolumdan dürterek, "Furkan gelsin, onu alalım." dedi. ileride görümcem olacak vatandaş itiraz ederek, "O gelemez işi var." deyip arabadan indi.
Ben, "Kardeşini yedim sanki." diyerek Nalan'a dert yanarken o ön koltuğa oturdu.
Meriç, Hakan'a yaklaşıp "kızlardan birini vereyim sana" deyince inşaallah Melek gelmez diye dua ettim.
"Olur" deyince korktuğum olmamış Meryem gelmişti...
Meryem de arabaya binince Hakan'ın omuzuna vurup, "O bize yetişirse inerim haberin olsun?" dedim ciddi bir şekilde.
Meryem, "Senin benim abimle derdin ne?" diye sorarken hoş sohbetli yolculuğumuz başlamıştı.
"Ne derdim olacak, abiliğinin gereğini yapsın yeter."
M: "Neymiş o?"
"Hiç bir şey. İşime karışmasın, var olduğunu bileyim ama yoktan bi farkı olmasın."
T: "Bana olduğu gibi desene?"
H: "Aaa, nankör. Ben sana ne yaptım?"
T: "Hiç bir şey abi. Vardın ama yoktan bi farkın yoktu."
N: "O yine iyii, benim abimin kendi de yoktu."
H: "Hele hele!.. nankörlere bak hele. Tamam kız bundan sonra görürsünüz siz. Eğ başını yere. Önüne bak. Bundan sonra biriyle konuştuğunu göreyim adres bile tarif etsen kırarım bacaklarını. Sende öyle sendee." (dikiz aynasından Nalan'a)
N: "Ahaa Türkân bacağımıza mı sıktık nee?"
T: "Sus. Suuuusss... demee... Arkadan çekiştirsem daha iyi olacaktı galiba. Abiciğim, canım birtanem... Biliyor musun sen olmayınca yemekler boğazımdan geçmeyecek, seni çok özleyeceğim."
H: "Hadi oradan... Geçti borun pazarı canım... Yemezler... Bundan böyle nefes almak yok."
Hakan'ın gayrı ciddi tehditleriyle gülerek yola devam ettik...
••••
Meriç, Cansu'nun arabasına yaklaşıp sağına soluna bakındı. Engin yanına gelip, "Ne yapıyorsun lan?" deyince
Meriç: "Diyorum kii, bu arabayı ben alayım."
"Kızı alamıyorum bari arabasını mı alayım diyorsun?"
"Yoookk laaann, Üzerine goril resmi çizdireceğim, şöyle alevli malevli, sonra da gelip, al goril böyle olur diyeceğim."
"Kızın intikamının karşılığını sende arabasından mı çıkartacaksın."
Meriç, arabanın kaputunu gösterip, "Şuraya çizdireyim diyorum, nah böyle kocaman!" diyerek Engin'e gösterirken Furkan arkadan, "Hayırdır abi?" deyip arabaya baktı.
Meriç, Furkan'ı gördüğü için sinir olmuş gibi arabaya doğru yürüdü. Engin'de şaşırarak selam verip arabaya binerek yola koyuldular.
İkisi de cevap vermediği için Furkan arabayı kontrol etmeye başladı. Lastiklerin havasına, arabanın altına falan bakarken Yılmaz bey çıkınca panik olup toparlandı. Bir süre bekledikten sonra, elini öpüp, "Nasılsın?" diye sordu.
"İyiyim elhamdülillah, hayırdır bir şeye mi baktın."
"Yok... öylesine lastiklere baktım... şunun havası inik gibiydi de... uzaktan... değilmiş..."
Ali bey ile Enes dışarıya çıkıp onların yanına geldi.
"Selamün aleyküm Yılmaz, nasıl gideceksiniz?"
"Kızlar gençler ile anlaşmış, servisle gideceklermiş, bizde iç işleri bakanı ile arabayla gideceğiz."
"Biraz beklerseniz ben götüreyim. Yolda da konuşurduk."
"Olur pekii."
Furkan, Enes'e bakıp göz kırpınca Yılmaz bey anladı ama belli etmedi...
E: "Baba biz gidiyoruz."
A. bey: "Tamam, güle güle."
Furkan, Cansu'ya haber vermek için telefonu ararken evde unuttuğunu farkedip, "Enes, ben telefonumu alıp geleyim beş dakika bekle." dedikten sonra, Saliha hanımların sokağından kestirme evlerine doğru koşar adım gitti...
Nefes nefese telefonunu alıp, "Yarım saat sonra kollarımda olacaksın, HAYÂL ET!" yazıp geldiği yoldan geriye dönerken Serap'ın dışarıya çıkıp panikle sağa sola baktığını gördü.
"Serap, hayırdır?"
"Furkan, kardeşim havale geçiriyor."
"Tamam, kim var yanında."
"Annem, ben araba bulmaya gidiyorum."
"Tamam dur bekle." deyip Enes'i aradı, arabayı Saliha hanımların oraya istedi. Kendisi de Serap'la eve girip kardeşini kucağına alarak dışarıya çıkıp Enes'in gelmesini bekledi.
Annesi oturup oğlunu kucağına verdikten sonra Serap'ın da binmesini beklerken, alacakları kişilerin gecikmemesi için Kaan ve Taner'i arayıp durumu anlattı...
... Enes, şenliğin yapılacağı yerin tersi istikametine doğru arabayı hızla sürerken Furkan'da bir yandan koltuğa tutunuyor bir yandan da arkaya bakıyordu...
Kasabaya gelip, hastayı acile vererek kapıda beklemeye başladılar. On beş dakika sonra Serap gelip, "Teşekkür ederim. Çok sağolun. Zahmet oldu." deyince Enes, "Ne zahmeti aşk olsun, kardeşin nasıl. Ne zaman çıkacak?" diye sordu.
"Doktorlar serum taktı. Biz geç çıkarız siz beklemeyin, tekrar teşekkür ederim."
F: "Emin misin, bak bekleyebiliriz."
"Yok yok, beklemeyin, sürekli oluyor. Alıştık ne zaman biter biliyorum."
E: "Peki tamam, sen bilirsin. Bir şey olursa ara. Numaram aynı."
"Tamam."
••••
Furkan, arabaya binince saate baktı, Cansu'ya verdiği saat bir saati geçmişti.
"Yandım ben Enes, dur mesaj atayım da durumu anlatayım."
"Hayır, saçmalama. Sakın söyleme... Sabah Serap'la ilgili şeyler sorup durdu zaten."
"Hadi yaa, yandık desene."
"Sana ne oldu lan ne kıvranıyorsun?"
"Çocuk biraz kilolu ya belim ağrıdı, bir şey yok."
"Sende az bi bekleyemedin mi birlikte taşırdık."
"Geçen sene bu kadar ağır değildi ne bileyim."
••••
Furkan'ın mesajının üzerinden bir saat geçmiş ama benim kavuşma hayâlde kalmıştı. Furkan'ı ablasına şikayet ederek bilgi almaya çalıştım.
"Furkan hep böyle mi? Yarım saat dedi hâlâ yok."
"Ne bileyim bende anlamadım. Abime bi sorup geleyim."
N: "Ne o kız, iki gün göremeyince özlüyor musun yoksa?"
"Bilmiyorum Nalan yaa, içim daralıyor. Sanki bir şey olacakmış gibi kötü şeyler-"
"Tövbe de yaa, Allah korusun. Bir şey olmaz inşaallah, çağırma Cansu yaa, iyi düşün iyi olsun..."
•••
E: "Furkan, bu Cansu ablanın araba değil mi?"
"Evet o, hani sizinkilerle geleceklerdi."
"Öyleydi!"
"Baksana lan, araba bi acayip gidiyor... Çocuk kullanıyor gibi?"
"Farkettim, direksiyon hakimiyeti yok laaann, kaza yapacaklar."
"Enes, hızlan çabuk."
"Ne yapacaksın laaannn?"
"Sen hızlan, böyle giderse ilerideki virajı kurtaramazlar."
"Ne oldu bay kahraman, süper damatlık mı yapacaksın."
"Ne olurum bilmiyorum ama şuan bunu yapacağım, hızlan çabuk virajdan önce halledelim."
••••
"Yılmaz bey, ne oluyor?"
"Hanım hakkını helal et."
"La havle ve la guvvete illa billahil aliyyil azim."
Yılmaz bey, "Okuyun hanımlar okuyun, Rabb'im sizin hürmetinize beni de kurtarsın." deyip içinden, "Furkan, inşaallah sen yapmamışsındır inşaallah sen yapmamışsındır." diyerek kontrolü kaybetmeyip yavaşlamaya çalışıyordu.
••••
E: "Hadi bakalım bacanak hakkını helal et."
Furkan, "Ortala." diyerek arka koltuğa geçip kemerini çıkarttı. Enes arabaya yaklaşıp kornaya basınca Furkan, "CAMLARI AÇIN!" diye bağırdı.
Yılmaz bey, ne yapacağını anlayıp, "YAPMAYIN, GİDİN." desede Furkan dışarıya çıkıp Enes'i yaklaştırarak kemeriyle iki arabayı birleştirdi.
"ENES, ÜÇ DEYİNCE TAM SAĞA KIR!.. YILMAZ AMCA, SEN DE DİREKSİYONU SAĞA KIRIP EL FRENİ ÇEK?"
"TAMAM!"
"HAKKINIZI HELAL EDİN ÜÜÜÜÇÇÇ!"
Enes, tam sağa kırıp frene basınca, Yılmaz beyde el frenini çekip sağa kırdı... Furkan araba takla atmasın diye vücudunun yarısıyla Cansu'nun arabasına bastırdı... Enes'in arabayla birlikte Yılmaz beyin arabada yüz seksen derece dönerek yol kenarındaki ağaca çarparak durabildi...
Enes, kendi kapısını açamayınca camdan dışarı çıktı. Arabanın etrafını dolandığında annesi Seher hanıma sarılmış ağlıyordu. Derya, Enes'i görüp koşarak sarıldı. "Çok korktuk. Ölüyoruz zannettim." deyince Enes sıkı sıkıya sarılıp teselli etti.
Furkan da Enes'in camdan çıkıp Yılmaz beyin arabadan inmesine yardım ettikten sonra, "Geçmiş olsun." diyerek sarıldı.
Yılmaz bey de, "Sağol oğlum." dedi günahını aldığı için vicdanı sızlayarak...
Enes, Derya'nın kulağına eğilip, "Hani sen servisle gidecektin?" deyince Derya, "Son dakika bir şey hatırladım, eve gelmem gerekti." dedi.
Yılmaz bey, Furkan'dan sonra Seher hanımın yanına gelip, "Hadi yine iyisiniz, o kadar gıybete karşılık dualarınız hâlâ kabul oluyor." diyerek kadınları sakinleştirmeye çalıştı.
Derya, babasının sesini duyup Enes'ten ayrılarak annesinin yanına geldi. Enes'te annesine, "Hani babam-" deyip ağlamaya başladı. Afife hanım, arkadaşının kolundan çıkıp, çocuk gibi elini yüzüne kapatıp ağlayan oğluna sarıldı.
"Babanın işi uzamış, bize beklemeyin dedi." diyerek arabada olma sebebini söyledi...
... Seher hanım Yılmaz beyin gömleğine bakıp, "Yılmaz bu kan ne? Senin neren kanıyor?" diye sordu. Yılmaz bey biraz düşündükten sonra kendinde bir şey olmadığını anlayıp, Seher hanıma belli etmemek için, "Arabada burnum akıyor zannettim, üzerime silmiştim, demek ki kanmış önemli bir şey yok, siz gelen taksiyle gidin, bende bi ilçeye inip tansiyonuma baktırayım." dedikten sonra Furkan'ların yanına doğru yürüdü. Furkan'ın hararetli konuştuğunu görünce ikiliyi dinlemeye başladı...
... Arabadan su içip, taksi çağırdıktan sonra Enes Furkan'ın yanına gelip, "Furkan, sen olmasaydın anneme bir şey olabilirdi. Teşekkür ederim." deyince Furkan, "Ben kahraman damat olmadan sen kahraman evlat oldun daha ne istiyorsun?" dedi
Enes, arkadaşının sesinde gerginlik hissedince sebebini sordu. Furkan: "Meriç yaptı Enes, şüphelenmiştim. Bunu ikisi yaptı. Meriç'le abin?" deyince Enes itiraz ederek, "Saçmalama Furkan, ikisi de yapmaz öyle bir şey." dedi.
"Gördüm diyorum anlamıyor musun? Kaputla oynuyordu. Ben lastiğini falan patlattı zannettim... Gördüm diyorum lan, klinikte benimle evlenmezsen öldürürüm dedi."
"Furkan, Meriç abi yapmaz öyle bir şey, tamam tehdit etmiştir ama bu kadar cani olamaz laann. Hele de abim Cansu ablaya asla kıyamaz, izin vermez."
"Sağol yaa, abinin sevgilime olan aşkını çok güzel gözüme sokuyorsun bravo."
Yılmaz bey öksürerek yanlarına gelince konuşmaları yarım kaldı.
"Gençler, iyi misiniz?"
E: "İyiyiz Yılmaz amca sen nasılsın?"
"Ben de hafif bir kanama var ama sebebini bilmiyorum, sen burada tutanak tuttur da Furkan benimle ilçeye gelsin."
E: "Olur olur Yılmaz amca. Sen merak etme."
F: "Neyin var Yılmaz amca?"
"Önemli bir şey yoktur inşaallah, tansiyonuma baktırayım bakalım."
Gelen iki taksinin birine kadınları koyup diğerine de Furkan'la Yılmaz bey bindi...
... Furkan, dakikalar geçtikçe terlemeye ve acı çekmeye başlamıştı. Camı açıp hava almaya çalışınca Yılmaz bey kolu ve sırtından tutarak, "İyi misin?" diye sordu...
Hastanenin acil kapısına gelince Yılmaz bey koşarak inip Furkan'ın yanına geldi, koluna girerek inmesine yardım etti.
"Gel, gel tutun bana... Korkma düşürmem..."
"Yılmaz amca beeenn..."
"Gel hadi çok konuşma."
Yılmaz bey ve sağlık çalışanı Furkan'ı acil alana alıp doktorun gelmesini beklerken Yılmaz bey tişörtünü yukarı sıvadı.
Furkan gülümseyerek, "Nereden anladın?" diye sorunca Yılmaz bey, beyaz gömlekteki kanı göstererek, "Bu senin kanın!" dedi
Tişörtünü kaldırdığında, sargı bezinden taşan kanları görünce sakinliği endişeye döndü.
"Sen vuruldun mu Furkan?" dedi panikle...