(24. bölüm) Cansu ve Furkan'a atom bombası atıldı.

1557 Words
Kapıya gelince, sadece bir defa derin nefes alıp vererek kapıyı açtım. Türkân, yeni kaldırdığı kahvaltının malzemelerini yerleştirirken, masada kalanlar "Hoşgeldin" deyip yanlarına çağırdı. Yoldayken, "Acaba ne söylesem de odasına çıksam, dediğim kişinin bir gün önce boylu boyuna yattığımız sedirde oturduğunu görünce içimden "Ooohhh"ladım. "Herkese hayırlı sabahlar, kliniğe gitmeden bi işim vardı da, onu söyleyip gidicem" deyip masaya yaklaşırken, Furkana dönüp; sanki biraz önce "Oooohhh" dememiş gibi, "Senin burada ne işin var, neden yatakta değilsin bakayım?" diye kızdım. Furkan, cevap vermeden bir şikayette Neriman teyzeden geldi, "Gel kızım gel, al eline sopa kır kafasını. Bizi dinlemiyor belki seni dinler." diyerek boş olan yanını eliyle pıtışlayarak oturmamı söyledi... Furkan, sadece gülümsüyor arada bir de alt dudağını dişi arasında sürükleyerek bırakıyordu. Hakan, telefon konuşmasını bitirip, "Hoşgeldin cansu." dedi "Hoşbulduk Hakan nasılsın?" "İyiyim, sağol?.." "Yaa, kusura bakma sabah sabah böyle alacaklı gibi..." dediğimde Furkan sağ elinin işaret parmağının sırtını ısırıp, boğazından kahkaha attı. Bu gıcık ve karşısına da bulaşması ân meselesi olan kahkahayı duymamış gibi Hakan'la konuşmaya devam ettim. "Bu laptop bozuldu daa, benim de içinde bazı önemli belgelerim var, kurtarabilir miyiz diye sormaya geldim." "Olur, acil mi?" "O kadar değil." "Hıııımmm, bak şöyle yapalım, benim bugün biraz işlerim var, onları yapıp bakayım, sen bırak." "Tamam tamam, sen bak işine sıkıntı değil." Türkân, son götürülecekleri almak için avluya gelince: beni, masada gördüğü için olduğunu düşünmediğim bir şekilde, hızlı adımlarla gelip boynuma sarılarak bir yandan sağa sola sallayıp bir yandan da, "mmmüaççç, mmmüaççç mmmüaççç" sesleriyle yanaklarımı öpüyordu. Hızından sayamadığım öpücüklere gözlerimi kısıp, ne zaman bitecek diye düşünürken, "Doğru söyle altı mı üç müüü?" dedim Türkân bu soruyla birlikte bir kere daha "muck"layıp, "Neymiş o altı mı üç mü?" diyerek yanıma yürüyüp bacağıma dokunarak oturdu. "Ömrüm canım öömmrüümm, altı ay mı kaldı üç ay mı?" "Allah korusun kız, öyle söyleme, Allah gecinden versin. İlle bir şey mi olması lazım, özlediiiiimmm!" Saatime bakıp, "Daha 12 saat olmamış kız ne özlemesi?" deyince Furkan ablasının sorusunun cevabını üstlenerek, "Sevene 12 saatte çok, bir saat geçmeden özlemeye başlar." deyip göz kırptı. Yüzüm kızarmasın diye midir bilinmez tırnaklarımla bastıra bastıra kafamı kaşıdım. Bu cevapla Türkân ayağa kalktı, masada son kalanları alarak gidince bende peşinden kalktım... •~~~~~~•... Neriman hanım, odasını toplamaya çıkınca Furkan Hakan'a bakışlarıyla laptopu işaret ederek, "Ben akşama kadar yatıcam belli, ver ben bakayım." dedi. Hakan, "Memnun olurum" der gibi bakarak, "Tamam sen bak, olmazsa ben akşam bir daha bakarım" deyip oradan ayrıldı... Furkan, Erkan'dan kendi odasındaki takım taklavatı istedi. Erkan'da gidince laptopu çantadan çıkartıp ekranı kaldırdı. Parmaklarını tuşlarda gezdirerek özellikle C.A.N.S.U harfleri üzerinde dairesel dokunuşlar yapıyordu. Cansu'nun bu tuşlara dokunduğunu hayâl ediyor, daha çok zevkleniyordu. Erkan, arkadan yaklaşıp siyah ekrana baktıktan sonra abisine, "Abiii tuvalet kağıdı ister misin?" deyip seksi dokunuşlar yapan parmaklarını göstererek, "böyle devam edersen sonunda lazım olacak" der gibi baktı. Furkan, parmaklarıyla kafasına vurarak, "Kes laaann, tozlanmış." deyince Erkan sınırları zorlayan bir şekilde, "Bana da kendi tozunu attırıyon gibi geldi dee!" deyip abisinin ekseninden kaçarak oradan uzaklaştı. Merdivenleri çıkarken, "Ne yaparsan yaaaappp aşk ile yaaapp!" diye bağırdı. Annesi örgüsünü alıp yanına geldiğinde, Furkan çoktan vidalardan bir kaçını çıkartmaya başlamıştı... •~~~~~~• ...Türkân, bulaşıkları makineye koyarken, bende tezgaha yaslanmış meraklı gözlerle bakıyordum. "N.Neee? Neden öyle bakıyorsun?" "Senceee?" "N.Ne bileyim, müneccim miyim beeenn?" "Medyumsun medyuuumm, başla?" "Kız harbi ne olduğunu bilmiyorum." "Sargıları neden değiştirdin?" "Nereden anladın kız pes vallaa!" "Mesleğinin erbabı gibi pansuman yapmışsın, sarmamış kundaklamışsın da o yüzden." "a-ahahahahahhaahah, Haaayyy Allah iyiliğini versin emiiii?" "Kaynatmaaa, söyle?" "Tamam laaann söylüyorum. Hoca kuru yer kalmaksızın diyor ya, sargıları ıslandığı için değiştirdim." "........." "Ne olduuuuu?" "Aaaayyy iyiki erkek kardeşim abim falan yoookk!" "Kocan olacak amaa!" "Sana nasıl söyledi, ne söyledi?" "Ben banyoya girerken gördüm yatağa gönderirken abim 'sus' dedi!" "Hiiii'iii Hakan'da mı biliyor?" "Cansuuu? Sana ne oluyor kii? Neden heyecanlanıyorsun?" "N.Ne h.heyecanlancaaaamm beee? Kardeşin adına utandım. iyi ki erkek değilim, aaayyy rezillik." "Cansuuu, akşam sizin oraya gelmiş?!" "Aaaa gerçekten miii?" "Cansuu,uuu?!" "Neeee, vallahi ben görmedim, geldim dedi ama söylediğine inanmadımdaaa." "Gelmiş, Enes yardım etmiş." "Aaaaa, Engin'in odasında mıymış yoksaaa?" "O kadarını bilemicem. Sence, bu rüya perisi sen olabilir misin?" ".........." "Benim ki de soru haa, sen nereden bileceksin, kusura bakma canım. Özür dilerim. sormadım farzet. Burada işim bitti, hadi çıkalım." "Türkân, bana pamuklu iki bez yada atlet getirebilir misin?" "Olur, sen masaya geç getiriyorum." Birlikte mutfaktan çıktık, Masaya yaklaşırken, Türkân'da üst kata doğru yürüdü. "Makasta olsuuuunn!" diye peşinden bağırdım. "Tamaaammm!" Furkan'ın ayak ucuna oturup parçaları o tarafa bu tarafa gitmiş laptopa baktım. "Bu hâlde sen neden bakıyorsun, bırak abin halleder." Furkan, annesine çaktırmadan sinirlenmiş gibi baktıktan sonra, "Benim de canım sıkılıyordu, oyalanacak bir şey buldum fena mı?" dedi Konuyu değiştirip ayağını göstererek, "Nasılsın?" dedim Furkan, bu sefer yüzüme bakmadan, "Doktora gittim, tedavimi oldum, gece de boş boş mesajlaşmayıp uyudum" deyince Neriman teyze ne demek istediğini anlamaya çalışan gözlerle bir bana bir oğluna baktı. Kendimi biraz daha Furkan'a yaklaştırarak ayağına uzandım. "Bakalım yara ne durumda, Neriman teyze sen yarayı gördün mü?" dediğimde annesinden önce Furkan araya girdi, "Ablam sabah pansumanı yaptı." diyerek yarasını göstermek istemedi "Bellliii kundaklamış resmen, bu kadar sıkarsa parmakların şişer, terleme yapar, yara nefes alamaz ve geç İyileşir." deyip anlayabileceği dilden olacakları söylediğimde, Eski toprak Neriman teyze, "Haaahh kızım ağzın bal yesin! Bizim zamanımızda böyle bezler mi vardı, keserdik kumaşı bağladık, iki güne kabuk bağlardı. Şimdi okulunu okuyunca kabul etmiyorlar." diyerek serzenişte bulundu. Türkân, temiz iki atletle makas getirdi. Atletleri alıp, makasla kıtlattıktan sonra parmaklarımla ayırıp atlete, "Caağğğrrrttttt" sesi çıkarttırarak, "Böyle mi yapıyordunuz Neriman teyze" dedim Meraklı gözlerin beni izlediğinden emin bir şekilde atletleri istediğim şekilde kesip ayarladıktan sonra, sargıları açmaya başladım. Parmaklarımla tuttuğum sargı bezini her dolayışta Türkân'a daha çok kızar gibi bakıyordum. "Hayırdır canım, bol buldun galiba!" Yarayı açtığımda gerçekten de kenarlarının beyazlamaya başladığını gördüm. Enfeksiyon kapacak gibiydi. Neriman teyzenin içi sızlamış gibi, "Aaahh yavruumm aaahh, gözümün bebeği, canımın özüü, onu oraya koyanı Allah bildiği gibi yapsın." diyerek beddualar ediyordu. Allah'tan oraya girme sebebine diye etmiyordu. Etseydi yanardım kesin, bu kadar içten bir dua reddedilmezdi, emindim. Ayarladığım pamuklu bezlerle yarayı tekrar sardım. "Yaran biraz nefes alsın. Çok boğulmuş!" deyip koluna geldim. Kolu daha erken olduğu için kabuk bağlamaya başlamıştı. Neriman teyze, koluna bakıp, "Bunların aynı anda olduğuna emin misin oğlum, bu daha önce olmuş sanki." deyince, Annelerin de çok şey bildiğini gösterir gibi kaşlarımı anlık kaldırıp indirerek Furkan'a baktım. "Neriman teyze, elin içi ve ayak altı derisi daha hassas olduğu için biraz daha geç İyileşir o yüzden" dedim. Kolunu da sardıktan sonra geriye yaslanıp, "Hadi geçmiş olsun!" diyerek Furkan'a baktım. Bu ilk deyişiymişim gibi söylediğim için oda ilk defa duyuyormuş gibi, "Sağol" dedi. Yanımda oturan Neriman teyze örgüsünü eline alıp, "Aaayyy bu örnek çok güzel duruyor, bana da öğretir misin?" dedim. Neriman teyze Türkân'dan ip isteyip, "Sen yeter ki iste kızım, öğretirim. Hatta bir tane de sana yapayım!" deyince yanağına öpücük kondurup, "Oluuurr, ben bunu öğrenip yapana kadar senin yaptığını eskitirim!" diyerek gülüşmelere sebep oldum. Neriman teyze örgüyü gösterirken, kapı açılmış Meryem içeri girmişti. "Furkan'a da bakıp, ortaya "Geçmiş olsun." diyerek yaklaştı. Furkan, gülümseyip başıyla karşılık vermiş Neriman teyzeyse, "Sağol kızım gel buyur." diyerek yanına çağırmıştı. Meryem, elimde savaş verdiğim şişlerle örgüye bakıp, "Sende durdun durdun en zorundan mı başladın kız?" dedi. Genel huyummuş gibi. "Ben ne zaman kolaydan başladım ki?" dediğimde nedense Furkan; elinde tornavida, donmuş gibi herkesin dikkatini çekecek şekilde gülümseyip aşkla bana bakmaya başladı. Türkân ayağına çarpıp kendine getirmeye çalışınca Furkan, bu hafif dürtmeyle kendine gelip işine devam etti. Meryem:"Eeee, çeyiz hazırlıkları mı?" "Yooo, hoşuma gitti yapmak istedim." "El bezi mi yapacaksın?" "Bitince görürsün ne olduğunu!.." "Hadi bakalım, seneye buraya gelince onu da görmeye gelirim." Türkân, negatif bir enerji hissetmiş olacak ki konuyu değiştirmek istedi. "Eee Meryem nasılsın, düğün belli mi?" "Belli, koşuşturmacaya başlamadan son bir iki gezmeleri yapıyorum." "Meryem, abin düğüne gelecek miymiş sordun mu?" "Sorrduumm, geliyor." "Yani ne bileyim, nişana da geliyordu. yetişemedi yaa, o yüzden dedim." "Abim yetişemedi ama anneme gelip döneyim dedi, biz kabul etmedik, o yüzden gelmedi." "Haaa, iyiii." "Bende sana onu söyleyecektim, abim geliyor arabanı başka bir yere mi götüreceksin ne yapacaksın?" "Abin bi gelsin de, konuşur hallederiz biz, sen canını sıkma." Neriman teyze, Meryem'e annesinin nerede olduğunu sordu. Meryem "Yan komşularda" olduğunu söyleyince, örgüsünü alarak dışarı çıktı. Türkân yine sözü değiştirmek için, "Melek nerede?" dedi Meryem, morali bozulmuş gibi, "Çalışıyor!" deyince bizim dikkatimizi çekmiş ve soru sorar gibi bakan gözlerimizi yanıtlamak için, "Saçma salak bir işe düştü aptal!" demişti Biz hâlâ meraklı gözlerle bakarken, "Birine aşık oldu." dedi T: "Eee karşılığı mı yok?!" "Eveeett karşılığı yok." Furkan, Meryem'e, "Melek'in mi karşılığı yok, okulda herkes peşindeydi, o kimseye yüz vermezdi. Boşversin vallaa elini sallasa ellisi!" deyince Meryem sanki kendine ima eder gibi, "Öyle olmuyor işte Furkan'cığımmm, hem karşılıksız aşk, hemde çocuk kendinden küçük olunca daha kötü oluyor!" Meryem'in bu sözü hiroşimaya atılmış bomba gibi masaya düşmüştü. Herkeste şok etkisine sebep oldu. Kimse konuşmuyor, başkasının konuşmasını da istemiyor gibi bakıyorlardı. Ortamda ilk ses, Meryem'in çalan telefonunundan gelmişti. Arayan nişanlısı olduğu için ayağa kalkıp, "Sonra görüşürüz" deyip acele bir şekilde oradan ayrıldı. Masada kalan üçlü, konuşmayıp bir de hareketsiz kalmıştı. Ben konuşmak istiyordum ama boğazıma takılan tükürükle ağzımdan kaç harf çıkacağını kestiremiyordum. Rakip bir iken iki olmuştu. Türkân, Furkan'a dönüp ânı kurtarmaya çalıştı. "Biz küçükken de abime aşıktı, hatırlıyor musun? Bu kızda amma ayran gönüllü haa, şimdi kim bilir kime aşık oldu." dedi ama ikimizinde yüzünde bir değişiklik olmamıştı. Şimdiden örneğin aşamalarını unutmuş anlamsız bir şekilde, "Ben ne yapacağım şimdi" der gibi elime bakıyordum. Türkân, beni kendime getirecek sözü Furkan'dan duymam gerektiğini biliyor gibi, "Ben içecek bir şeyler getireyim!" deyip mutfağa gitti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD