Sırtımı ve başımı Furkan'ın göğsüne yaslamış sessizliğin huzurunda kaybolurken, içimden _"Seni seviyorum Furkan." demek gelmişti...
Furkan, beni duymuş gibi, "Bende seni seviyorum Cansu." deyince kollarımı aşağıya indirip, beni duydu mu acaba der gibi omuz hizamdan geriye baktım.
Furkan, şaşırmama şaşırmamış gibi bakıyordu...
"Neee?.. Seni seviyorum demedin mi?" deyince belerttiğim gözlerimden içeriye soğuk havanın girdiğini hissediyordum...
"Hııııı hııııı?!"
"Yaa!.. Ne sandın Cansu hanım?.. Senin kalp ritmini ve içinden geçeni bile hissedebiliyorum, biz sevdik dediysek kalbimiz ile sevmişiz demektir, dilimiz ve nefesimiz sadece ikrar eder."
Benim nefesimle söylediğim sevgi sözcüğünü Furkan anlamıştı... Furkan duymasa da orada bir söz daha vermiştim, Furkan'a ve kendime... Bundan sonra her ne olursa olsun, Furkan'dan yana aksi bir şey olmadıkça, iki elim kanda bile olsa Furkan'dan ayrılmayacak onu asla bırakmayacaktım...
... Furkan, kalorifer peteği gibi sıcacıkta olsa, Kalp atışını bedenimde biraz daha hissetmeye devam etmekte istesem, İçime dolan soğuk hava ile üşüdüğümü hissetmiştim...
Furkan, "Yeter bu kadar, söz veriyorum bir daha geleceğiz." deyip bir koluyla beni sıkıca sardıktan sonra diğer eliyle kanguruyu çözdü...
Bebekken annemin tülbent, büyük atkı ile yaptığını şimdi Furkan yapıyordu... Bir fark vardı, o da ben şuan bunu anlayabiliyordum ve unutmayacaktım... Bebekken yapılanı hatırlatan sadece bir kaç fotoğraf vardı...
...Beni kucağına alıp, arabanın bagaj kısmına götürünce, acaba bu sefer ne planlıyor diye düşündüm...
Çok geçmeden bagaj kapağı açılmış ve ben yine gördüklerim karşısında şok olmuştum. Arabanın arkası oda gibiydi, arka koltuklar yatmış, boydan Furkan'ın bile sığacağı bir yatak olmuştu...
Beni oturttup düşmeyeceğimden emin olduktan sonra, kendisi de yukarı çıktı. Kol altımdan belime sarılıp, geri geri çekerken, "Böyle çekiyorum ama inşaallah hatunu sakatlamayız." dediğinde güldüm... Ben o an sakat değil de neydim acaba?..
"Gülme kız! Korkuyorum." dediğinde içini rahatlatmak için kollarımla kollarını sıkıca tuttum...
Benim de yardımımla Furkan beni oturtmuş, sırtıma da yastıklar koymuştu...
"Burası soğuk, başka bir yere gidelim." derken düşmeyeceğimden emin olmaya çalışıyor gibiydi...
Çalışan arabayı hareket ettirip oradan giderken, geride bıraktığım dağı izliyordum... Dağımın biri arkamda biri önümdeydi...
Bu ânımın rüya olmaması için dualar ediyordum...
...Nihayet, konumundan dolayı yazın ferah kışın sıcak olan bir dağın yamacına gelmiştik. Burası, dedelerimizin dedelerinin zamanında köy iken, nüfus artışı yüzünden taşındıkları rivayet ediliyordu...
Arabayı durduran Furkan, "Düştün mü kız?" deyip düşmediğimi bilmiyormuş gibi benden cevap beklerken, "Hııııı hııııı." dedim.
Yanıma gelip, her sorusunda dudaklarıma buseler kondurarak, "Nasıl düştün... nereye düştün... neye düştün... bakayım..." dedi
Aklımda sayısız sorular varken, gönül eğlendirmenin zamanı değildi...
"Furkan?.."
"Furkan... kurban!.. söyle?"
"Nnn..o..lll...dd..uuu?"
"Ne oldu mu?"
"Hııııı hııııı!"
"Kime?"
"Bbb...aan...aaa?"
"Hâlâ bilmiyor musun?.."
"ıııı ıııııhhh."
"Ah Yılmaz amca aaahh!.. Annen söyletmedi demek ki?.. Ben de ileride baban gibi hanım köylü olmamak için büyük konuşmuyorum...
Gerçi, ben daha mı çok olurum acaba, bildiğin kılıbıklar abidesi olurum, heykelimi dikip ödül bile verirlerse şaşırma. Son yüz yılın kılıbık ödülünü takdim etmek üzere Furkan-"
"BBB...AAASS...LLL....AAA!"
"Onlar seni dört ay oyalamış bana dört dakika vermiyorsun, bu ne yaa?"
"HHHa..aaad...diiii."
"Nereden başlayayım ki Cansu'yum... Senin kasabaya gittiğini zannedip oraya gittik, sonrasında köyde olduğunu öğrendim... Bu sefer Cansu'yu görmeden gitmek istemiyorum dedim ama olmamıştı... Üç yolu geçmiştik, Enes'le konuştuktan biraz sonra içimde acayip bir şey hissettim... Birden ağlamaya başladım ama ben neden ağladığımı bilmiyordum... Göremeden gidiyorum diye zannediyordum ama öyle olmadığını acı bir şekilde gördüm... Ablam, 'ne oluyor' diye sordu, bilmiyorum dedim, kendimi durduramıyordum... 'Dön geri Furkan, bu yol böyle gitmez, Allah korusun kaza yaparız... Olmazsa yarın gideriz, okul kaçmıyor ya...' dedi... Döndüm ama ben geldikçe içim daha kötü oluyordu..."
"Aaa...llla...aaa...mmaa!"
"Kusura bakmayın Cansu hanım, ben beş aydır ağlıyorum, hiç kolay değildi... Bennn... Sana geldiğimi düşünürken... Sensizliğe gidiyormuşum... Haberim yokmuş... Seni aradık, açmadın... Enes'i aradım açmadı... Ablamın yüzü de bi tuhaf olunca, senin kustuğun çeşme var yaa, oraya çektim... Elimi yüzümü yıkadım, nefes alamıyor gibi hissettim... Biliyorum dedim, bir şey oldu... Ama kime... kimlere... Tekrar arabaya geçtik... Ablam sürekli birilerini arıyordu, abim dükkanda olduğunu söyledi, Engin'i aradık Meriç'i, sanki anlaşmışlar gibi kimse açmıyordu... mıcır yola yaklaşmıştık ki bi ambulans oradan çıkıp acı çeker gibi sirenlerini çalarak devam etti... Konduramadım Cansu... Konduramadık... O ambulanstaki senmişsin... Bilemedim... Hızlı bir şekilde giderken, diğer ambulansın Enes'in yanında durup, ona müdahale ettiğini gördüm... Derya, arabada yarı baygın, Derin 'çabuk olun' diye bağırıyordu... Ben o an, içimdeki sıkıntının sebebinin Enes olduğunu zannettim ama Erkan beni görüp, 'abi kızları al git, Cansu abla!' deyip yanımdan geçip giden ambulansı işaret edince sen olduğunu anladım... Kızları arabaya bindirdik... Diğer ambulansın şoförü, 'merkeze gidiyor' deyip seni nereye götürdüklerini söyledi... O yollar zaten uzundu ama sanki ben arabayı sürerken yıllar geçiyor gibiydi... Uzaktan ambulansın sesini duymaya başladığımızda hepimiz farklı bir atmosfere girmiş gibiydik... Seni ambulanstan indirdiklerinde, yıkıldım... İçimden bi Furkan'ı aldılar, bedenim sedye ile koşuyor ama ruhum ölüyor gibiydi... Kan grubunu sordular, onu bile söyleyemedim... Sen ameliyattan çıkana kadar, 'a negatif a negatif a negatif' deyip durdum... Annenler de Enes'in ambulansına denk gelmiş, onunla geldiler... annene de serum takmışlar... Onlarda hissetmiş... Ameliyatın ortasında... bi görevli... Abime... 'Ailenin yanında olun'... deyince... Yılmaz amca duymuş, kalp krizi geçirdi...."
"NNN..EEE?"
"Eee Cansu hanım, kolaymıymış anlatmak söyle bakalım.... Annen bayıldı, kızlar yıkıldı... Babana hemen müdahale ettiler, bir hafta yoğun bakımda kaldı... Ameliyatta senin kalbin durmuş, otuz saniye beynin oksijensiz kalmış... Ameliyatın bitti ama sen komadaydın... Doktorlar o kadar ümitsiz konuşuyordu ki, bir tanesi 'uyansa bile eskisi gibi olamaz' dedi... Ben eve hiç gitmedim, ablam kıyafet getiriyordu arabada değiştirip tekrar geliyordum... Babanla annene ayrı oda açtılar, kızlar bi sana bir onlara koştular... Bir ay sonra, uyandırmaya karar verdiler... Uyandın ama ne görüyordun, ne konuşuyordun, sadece bağırıyordun... Acı çeker gibi... 'Uyusa bundan iyi' dedirtecek kadar hemde... Sakinleştirici ilaçlarla bir hafta da öyle yoğun bakımda kaldın... Her gün yanına birimiz gelip seninle konuşuyorduk... İlk tepkini vermeden beş dakika önce ben yanındaydım..."
Furkan anlatırken, yanımda burnunu çekenlerden birinin o olduğunu anladım...Onun beş dakika dediği bana günler hatta aylar gibi geliyordu.
"Sonrasında ikinci defa uyandın, doktorlar bu sefer de sadece duyuyor görüyor ama hafıza kaybı var dediler... Anneni babanı beni kimseyi hatırlamıyordun... Neyse ki iyi haberi Yavuz abi verdi, bu geçici hafıza kaybı dedi... Seni ambulans ile İstanbul'a götürürlerken, annenleri de ben götürdüm... Baban bir süre araba kullanamadığı için ben götürüp getirdim."
"Oookk...uuull?"
"Ne okulu laaann?.. s.kerim okulunu da öğretimini de, senden önemli mi a.k... Gitmedim... Yavuz abi odada seninle ilgili konuşuyordu, 'Bundan sonraki hayatınızı Cansu'ya göre şekillendirmeniz lazım' deyince bende kağıt kalem alıp odanın planını çizdim... Sonra da, 'Cansu böyle bir odada yatmak ister.' dedim... Yavuz abi de, 'sen bu çizimi şuan mı yaptın, çok güzel, tam hasta psikolojisine göre.' dedi... Bana ikinci hastanenin oda planlamasını yapıp yapmayacağımı sordu... Bende kabul ettim. Amcanlar da İstanbul'a geldi... Kuzenin Beyza'nın kocası Yavuz abi ile konuşmuş, senin için tablet yapacaklarını söylemiş... Vallaa bende anlamadım, karısının arkasından iş çeviriyor gibime geldi..."
"Ooo.nuu..rr aaabiii?"
"Onur mu?"
"Hııııı hııııı?"
"Hayır canım, Okan... Bizzat konuştum... bana senin sağlak mı solak mı olduğunu sordu... Gözlük kullanıyor mu dedi? Eminim eminim Okan'dı... Seni amcanlarla bırakıp babanla ben buraya geldim... Odanı yaptım ve senin sözünü de aldım canım... Baban, 'Burayı dilediğin gibi yap, ileride karınla sana kiralarım' dedi... İç güveysi de olsam kiramı veririm canım... Bir odamız hazır, yaza kadar toparlan, diğer odaların planlarını da kafanda tasarla, mutfağın planı da değiştirmek istiyorum..."
"Eee.nne..eeesss?"
"Enes?"
"Hııııı hııııı?"
"Enes bir süre daha İstanbul'da kalacak."
"NNNEEE?"
"Bir ameliyatı daha varmış canım."
"Ööö..llm.eed...im...iii?"
"Enes miii? Hayır canım, ölmedi... O senin kadar kötü değildi kiii, hayati tehlikesi yoktu, iki hafta yoğun bakımda kaldı sadece... Onu direk İstanbul'a götürdüler... Recep doktor Enes'i de Yavuz abinin yanına gönderdi... Sen oradayken yanına geldi, seni ziyaret etti... Hatırlamıyor musun?.."
"ııı ııııhhh!"
"İyi olmuş, sulu göz, seni ne zaman görse ağlıyordu..."
"Bbb..irii... Ölld...düü?"
"Sen hastanedeyken mi?"
"Hııııı hııııı?"
"Yoğun bakımda üç dört kişi vardı canım, seksen yaşında bi amca vefat etmişti onu mu söylüyorsun acaba?"
Çok uzatmanın bir anlamı yoktu, demek ki bazı şeyler halüsinasyondu...
"Eveeett, merak ettiğin başka bir şey varmı?"
"Nnna..z..?"
"Nazo' mu?"
"Hııııı hııııı, hııııı hııııı?"
"Neçirvan önce saklamış ama Nazo', nereden öğrendiyse kaza geçirdiğini duymuş gelmek istemiş, yolda da sancıları tutmuş, Neçirvan, 'Doğma büyüme Mardinli ana babanın Sivaslı çocuğu nasıl olur aklım almıyor.' diyordu... Kimlikte doğum yeri Sivas yazıyor."
"a-ahahahahahhaahah..."
"Hep gül emi Cansumm, sana gülmek çok yakışıyor... Sen biraz daha iyileş, bazı yollar kapalıymış üç aylık çocukla gelemiyorlardır..."
"Hııııı hııııı..."
"Eee güzelim başka?"
"Yyyoo...kk!"
"İyi, o zaman zamanı geldi."
"Neee..yy..inn?"
"Görürsün birazdan..." derken bluzumun düğmelerini açmaya başlayınca ne yapıyor bu der gibi baktım...
"Hayâl ettik, rüyayı da gördük... Şimdi sırada ne var?"
"Nnnneee?!"
"Yaşamak..."
"Nnnee..yyy..iii?"
"Hayâl ettiklerimizi?"
Furkan, konuşurken bir yandan da üzerimi çıkartmaya devam ediyordu... Olsa mı iyiydi olmasa mı diye düşünürken, bluzum üzerimden çıkmış, ön koltuğun kafasına savrulmuştu bile...
"Furkan?"
"Ne oldu Cansu hanım, bir zamanlar, 'Furkaaaaaannn' diye uzatıyordunuz? Yemedi değil mi?"
"FFF..Furkan?!"
"Hiiiiççç üfleme püfleme, akşam bir metre uzattığını şimdi şaha kaldıracaksın... Korkma, bu sefer ısırmayacağım..."
Yutkundum...
"Bu sefer" derken, hadi kızım, hadi Cansu... Sen ölümden döndünnn bunu mu akıl edemeyeceksin... Biraz düşün... Bu sefer derken, önceden yapmış olduğu bir şey olmalı, o da ney... ısırmaaa... Şimdiii, bu sefer ısırmayacaksa, ne yapacak?..