Hasan, dışarıdan bakıldığında başarılı, zengin ve saygın bir iş adamıydı. Kendi kurduğu şirketi kısa sürede büyük kazançlar sağlamış, lüks bir yaşamın kapılarını ona sonuna kadar açmıştı. Fakat bu zenginlik, onun içinde saklı duran karanlık arzuları da körüklemişti. Paranın gücüne kapılmış, sadakat kavramını çoktan unutmuştu. Evliydi, ama bu onu durdurmamıştı. Gözleri hep yeni maceralara, yeni kadınlara kayıyordu. Her şeyin sahibi olduğunu sanıyordu, ama Derya onun için bambaşka bir oyun hazırlıyordu.
Derya, kahvesinden küçük bir yudum alırken gözlerini hafifçe kıstı. Hasan’ın tavırları, bakışları, dokunuşları… Her şey tahmin ettiği gibi ilerliyordu. İçinden sinsice gülümsedi. *Şimdi elime düştün, Hasan. Seni senin silahınla vuracağım. Yaptıklarının cezasını ödeyeceksin.* Ancak yüzüne hiçbir şey yansıtmadı. Usta bir oyuncu gibi rolüne sadık kaldı. Ses tonu, mimikleri, bedeni… Hepsi Hasan’ı kandırmak üzere kusursuz bir biçimde hareket ediyordu.
Saatler ilerledikçe Hasan’ın ilgisi daha da yoğunlaşmaya başlamıştı. İlk başta sadece gözleriyle onu süzüyor, konuşurken hafifçe gülümsüyor, ilgisini belli eden cümleler kuruyordu. Ama bir süre sonra artık sadece sözlerle yetinmemeye başladı. Önce parmak uçlarını Derya’nın eline hafifçe dokundurdu. Sözde yanlışlıkla değmiş gibi yaptı ama aslında bilinçliydi. Sonra cesaretini biraz daha toplayarak Derya’nın ellerini tutmaya başladı.
Derya, içinde duyduğu tiksintiyi bastırarak gülümsedi. Planı işliyordu. Hasan onun güzelliğine ve cazibesine kapılmış, tuzağa adım adım yürüyordu. Ama Hasan bunun farkında bile değildi.
Adam, cesaretini biraz daha toplayarak Derya’nın koluna dokundu. Ona daha yakın olmak istiyordu, onu tamamen etkisi altına almak için sabırsızlanıyordu. Derya ise tam o anda başını yana eğip hafifçe iç çekti.
"Canım sıkıldı," dedi, dudaklarını büzerek. "Burada daha fazla oturmak istemiyorum. Biraz hareket istiyorum."
Hasan, onun bu sözlerini fırsata çevirmek için anında atıldı. Gözleri parladı, çünkü bu onun için açık bir davetti.
"Tabii ki, tatlım," dedi, kolunu daha sıkı kavrayarak. "Az ileride çok güzel bir gece kulübü var. Oraya gidelim, biraz dans edelim, eğlenelim. Ne dersin?"
Derya, dudaklarının köşesini hafifçe yukarı kaldırdı. Sesi neşeli ama içinde sinsice bir zafer havası vardı.
"Hay hay," dedi, nazikçe Hasan’ın elini sıyırarak ayağa kalktı.
Hasan hızla hesabı ödeyip ceketini düzeltti, ardından Derya’yı yanına aldı ve birlikte kafenin kapısından çıktılar. Derya, içindeki nefreti gizleyerek Hasan’ın koluna girdi. Onun farkında olmadan avına nasıl yaklaştığını görmek, içten içe ona büyük bir tatmin duygusu veriyordu.
Gece henüz başlamıştı. Ama bu gece, Hasan için eğlenceden çok bir cezanın başlangıcı olacaktı.
Gece kulübüne vardıklarında, dışarıdan bile duyulan yüksek müzik ritmi, içeri girdiklerinde bedenlerinde yankılanmaya başladı. Loş ışıkların arasında dans eden insanların gölgeleri hareket ediyor, hava ağır bir parfüm ve alkol kokusuyla doluydu. Renkli spot ışıkları arada bir göz alıcı parlamalar yaparak ortamın kasvetli havasını daha da büyüleyici hale getiriyordu.
Hasan kapıda durup içeriyi süzdü. Hafif bir gülümsemeyle Derya’ya döndü. Onun gözleri de ortama alışmaya çalışıyordu, ama içinde sakladığı nefretle parlıyordu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir gece gibi görünse de, bu gece aslında Hasan için hazırlanan büyük oyunun bir parçasıydı.
Hasan, Derya’nın beline hafifçe dokunarak onu kalabalığın içine doğru yönlendirdi. Derin kırmızı rujuyla parlayan dudakları, müziğin ritmine uyumlu bir şekilde hafifçe kıpırdanıyordu. Beden dili her şeyin farkında olduğunu ama oyuna dahil olduğunu gösteriyordu.
Bara ulaştıklarında Hasan hiç düşünmeden iki tane sert alkol sipariş etti. Barmen, tezgahın üzerine koyduğu cam bardaklara buzları ekledi, ardından koyu renkli içkiyi yavaşça doldurdu. Buz küpleri içkinin içinde hafifçe çınlarken Hasan, içkilerden birini Derya’ya uzattı.
Bu, onun niyetinin açık bir göstergesiydi. Daha fazla direnmek istemiyordu, zaten Derya’nın gözlerinde kendisini kabul etmiş gibi bir bakış görüyordu. Fakat bu, Derya’nın ustalıkla yarattığı bir illüzyondu.
Derya, eline aldığı bardağı dudaklarına götürdü. İlk yudumda acı tadı hissetmesine rağmen yüzüne herhangi bir rahatsızlık ifadesi yerleştirmedi. Aksine, içkiden keyif alıyormuş gibi başını hafifçe yana eğerek gülümsedi.
Saatler ilerledikçe Hasan giderek daha da rahatlamış, elini Derya’nın sırtında gezdirmeye başlamıştı. Arada bir kulağına doğru eğilip, tatlı sözler fısıldıyordu. Derya ise içindeki iğrenme hissini bastırarak oyunu sürdürdü.
Tam doğru zamanın geldiğini düşündüğünde, aniden sarhoş taklidi yapmaya başladı. Vücudunu hafifçe gevşetti, başını yana eğerek gözlerini bulanık bakıyormuş gibi kırpıştırdı. İçkisini bir anda fazla içmiş gibi nefesini düzensiz hale getirdi, masaya hafifçe yaslandı.
Hasan’ın gözleri parladı. Beklediği anın geldiğini düşünüyordu. Derya’yı kontrol edebileceğini, onu yönlendirebileceğini sanıyordu. Elini nazikçe Derya’nın omzuna koydu ve yüzünde kurnazca bir gülümsemeyle, "Sanırım biraz fazla içtin," dedi.
Derya, hafifçe gülümseyerek başını salladı. "Evet, biraz başım dönüyor galiba..." dedi, sesi kırılgan ve yumuşaktı.
Hasan, fırsatı kaçırmak istemeyen biri gibi hızla ekledi: "Bence artık buradan çıkalım. Sana bende bir kahve yaparım, iyi gelir."
Derya, içinde büyük bir zafer hissiyle gözlerini kısarak ona baktı. Planı kusursuzca ilerliyordu. Hafifçe başını salladı ve yavaş bir ses tonuyla, "Tamam… Bir kahve içeriz," dedi.
Hasan, bunun kabul edilişine sevinmişti. Kendinden emin bir şekilde Derya’nın elini tutarak onu kulüpten dışarı çıkardı. Derya ise, içinde fırtınalar kopmasına rağmen hala oyununun başrolünde, kusursuz bir performans sergiliyordu. Gece, Hasan’ın sandığından çok farklı bir şekilde sonuçlanacaktı.
Hasan, kapıyı açar açmaz Derya’nın aniden üzerine atlamasına şaşırmış ama bir o kadar da hoşnut olmuştu. Kadın, dudaklarını tutkuyla onun dudaklarına bastırdı, kollarını boynuna doladı. Dışarıdan bakan biri bu öpücüğün gerçek olduğuna inanabilirdi, ama Derya’nın içi nefretle doluydu. O anı yaşarken içinde büyük bir tiksinti duyuyordu, ama planının sorunsuz işlemesi için en ufak bir şüpheye bile yer bırakmamalıydı.
Hasan öpücüğe karşılık verdi, ellerini Derya’nın beline doladı, onu daha da kendisine çekmek istedi. Fakat Derya, işlerin bu noktada ilerlemesini istemiyordu. Kontrollü bir şekilde dudaklarını geri çekti ve başını yana eğerek hafifçe gülümsedi.
“Bekle burada,” dedi, kısık bir sesle. Sonra da adımlarını ahenkle mutfağa yönlendirdi.
Mutfakta, mutfak tezgâhına yaslanıp derin bir nefes aldı. İçindeki rahatsızlığı bastırmaya çalışıyordu. Bütün bunlar onun için zordu ama her şeyin sonunda amacına ulaşacağını biliyordu. Birkaç saniye içinde kendini toparladı ve plana devam etmek için harekete geçti.
göğüsün arasında sakladığı küçük şişeyi çıkardı. Şeffaf cam şişenin içinde renksiz bir sıvı vardı. Bu, onu Hasan’ın bilinçsiz hâle gelmesi için yeterince etkisiz hâle getirecek ama ölümcül olmayan bir ilaçtı. Hasan’ın her şeyiyle elinde olmasını istiyordu ve bunu en uygun şekilde gerçekleştirecekti.
İki bardağa su doldurdu. Biri tamamen normaldi, diğeri ise içine birkaç damla ilaç karıştırılmış olan bardaktı. Hafifçe karıştırdı, suyun içinde hiçbir anormallik olmadığından emin oldu. Sonra tepsiyi alıp Hasan’ın yanına döndü.
Hasan, koltuğa iyice yayılmış, gevşemiş bir hâlde bekliyordu. Derya’yı görünce dudaklarını yukarı kaldırarak gülümsedi.
“İşte geldim,” dedi Derya, sesi tatlı bir melodi gibi yumuşaktı. “Ağzımızdaki alkol kokusu gitsin diye biraz su getirdim.”
Bardaklardan birini Hasan’a uzattı, diğerini kendisi aldı. Göz kırptı ve baştan çıkarıcı bir edayla bardağını kaldırarak, “Haydi, bir dikişte içelim,” dedi.
Hasan ona uydu. Derya’nın kendisiyle aynı anda içtiğini görünce hiçbir şüphe duymadı. Ağzına götürdü ve tek seferde bardağın tamamını boşalttı.
Derya, elindeki bardağı dudaklarına götürmüş gibi yapmış ama suyu içmemişti. Onun yerine Hasan’ın yüzünü dikkatle izliyordu. İçinde zaferin o tanıdık hissi yükselmeye başlamıştı. Hasan, birkaç dakika içinde tamamen kontrolsüz bir hâle gelecekti ve işte o zaman Derya’nın gerçek planı devreye girecekti.