Duru, bıçağı hâlâ elinde tutuyordu. Avuçlarının içindeki o soğuk metal ağırlık artık bir tehdit gibi değil de sanki içindeki karmaşanın somut bir parçası gibiydi. Bıçağın ucunu hâlâ Hakan’ın boğazına dayalıydı ama kolu gevşemişti. O an, zaman donmuş gibiydi. Odada taş duvarların soğukluğu, şöminenin kızıla çalan dans eden gölgeleri ve Hakan’ın gözlerindeki yemyeşil sabır, her şey sarıp sarmalamıştı. Hakan son sözleri olarak bu dizeleri fısıldayınca sanki kalbinin derinliklerinden bir cevap yükselmişti: *“Bu şiiri… hatırlıyorum… Bu adamı hatırlıyorum...”* Başını hafifçe eğdi, kirpiklerinin gölgesinden Hakan’ın yüzüne baktı. İçinde bir şey kırıldı o an. Gözlerini kapadı. Şiirin yankıları zihninde büyürken, bedenini saran nefretin kabuğu çatlamaya başladı. Bitmiş bir geçmişin küllerinden b

