Saatler Sonra Hakan, hastane koridorunun dar ve sessiz köşesinde, sırtını duvara yaslamış halde bekliyordu. Gözleri karşısındaki beyaz duvarda sabitlenmişti ama zihni bambaşka bir yerlerdeydi—O duvarların ötesinde, Duru’nun hâlâ nefes alıp almadığı, kalbinin atıp atmadığı, onun o masum kahverengi gözlerini bir daha görüp göremeyeceğiyle meşguldü. Bedeninde biriken yorgunluk, ruhunun ezici yükü karşısında hafif kalıyordu. Yüzüne düşen soluk ışık, çenesi boyunca uzanan sert sakalların arasından kayarken, alnındaki damar hâlâ öfkenin kalıntılarıyla atıyordu. Güçlü ve hiçbir savaşın çökertemediği bu bozkurt, şimdi çökmüştü. Geniş omuzları acıyla ağırlaşmıştı. Parmakları, dizlerinin üzerinde bir araya kenetlenmişti. Bir yerlere yumruk atamadığı her saniye sabrını tüketiyor gibiydi. O sırada,

