Hakan o günün erken saatlerinden beri evde bir ileri bir geri volta atıyordu. Yumruklarını sıkıyor, kaşları öfkeyle seğiriyor, yeşil gözleri adeta kıvılcım saçıyordu. Geceden kalma öfkesi, içinde bir volkan gibi köpürüyor, bir türlü kabına sığamıyordu. Dün gece gelen zarf, içindeki resim… Duru'nun o hâli… Hâlâ gözlerinin önünden gitmiyordu. Öylece bırakılmış, savunmasız, yorgun… Onun o hali göğsüne saplanıp kalmıştı. Ve bu durumun sebebi Hakan Alparslan'dı. Onun geçmişi Duru’yu bu lanet duruma sürüklemişti. "Kürşat." Diye hırladı öfkeyle. Hakan’ın dudakları öfkeyle gerildi. Saat öğleye geliyordu. Havada sıkıcı, puslu bir sessizlik vardı. Artık harekete geçmeliydi. Böyle oturup kendini yemeye devam edemezdi. Evden çıkarken beylik silahını kontrol etti. Gövdesine taktığı gizli kılıfa

