2.Bölüm

606 Words
Karademirler güçlü bir aileydi. Şehirde adını bilmeyen yoktu. Ve onların kızı...Devranla?  O an Ahmet’in söylediklerini süzmek için istemsizce kollarımı göğsümde kavuşturdum, sanki bedenim kendini korumaya alıyordu.  “Devam et,” dedim. Sesim beklediğimden daha düşük bir tondaydı.  Ahmet, boğazını bir kez daha temizledi. “Birbirlerine… yani… fazla yakınlardı. Sarmaş dolaş gibiydiler. Sonra bu kattaki odalardan birine girdiler.”Kalbim bir an ritmini unuttu sanki.  “Ne?” dedim, şaşkınlığım ağzımdan hızla döküldü. Sanki kelime bana ait değildi, refleks gibi çıkmıştı.  Sonra öfke mi, endişe mi, yoksa ikisinin birbirine karışmış hâli mi olduğunu ayırt edemediğim bir duygu yükseldi içimde.  “Yine ne yapmaya çalışıyor bu çocuk…” dedim kendi kendime, sesim titrek bir fısıltıyla. “İnşallah… düşündüğüm değildir.”  Devran’ın geçmişte yaptıkları gözümün önünde birer birer belirdi.Uyuşturucu işini bırakacağını söylemişti. Yeminler, sözler…Ama o sözlerin altından hep başka yüzler çıkardı.   Elim tezgâhın kenarına giderken baş parmaklarım birbirine kenetlendi.  Ahmet bana bakmaya çalışır gibi yaklaştı.  “Şey…” dedi hafifçe. “Hilal… Kız iyi görünmüyordu. Yani… kafası iyi değildi sanki .Bir tuhaflığı vardı.”  Gözlerim Ahmet’e kilitlendi.Sesim çok hafif çıktı ama içimdeki fırtına apaçıktı“Ne karıştırıyor bu adam yine?”  Gözlerim Ahmet’in yüzündeki o meraklı ifadeye kaydı.Bir şeyi dilinin ucunda evirip çevirir gibi bakıyordu; sanki söyleyemediği cümleleri gözleriyle tamamlıyordu.  “Hiç bakma öyle…” dedim istemsizce “Utanıyorum. Anlatmaya bile utanıyorum.”  Ahmet dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı, merakına engel olamayan biri gibi başını yana eğdi.“Çok özel değilse bilmek isterim,” dedi nazik ama merakını gizleyemeyen bir sesle. “Belli ki… bir şeyler olmuş geçmişte.”  Tam o sırada kahve makinesi kısa bir tıslama sesi çıkararak sustu. Kısa bir anlığına rahatladım konu değişsin istiyordum. Tezgâha uzanıp bardakları aldım; sıcaklığı parmak uçlarımdan içime doğru yürüdü. İçim üşürken dışarıdan ısınmak tuhaf bir teselli gibiydi.  İki bardağı alıp birini Ahmet’e uzattım.“Al,” dedim yumuşak bir sesle. “Kahve merakını biraz bastırsın.”  Ahmet bardağı alırken gülümsedi ama gözleri hâlâ üzerimdeydi; sorular dudaklarının ardına dizilmiş, biri çıkmaya hazır bekliyordu. Ben ise kahvemden bir yudum alıp derin bir nefes verdim.   Ahmet, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra dirseğini hafifçe masaya dayadı ve bana daha rahat bir tavırla baktı. “Bak,” dedi, gözlerinde sıcak ama bitmeyen o merakla, “halihazırda kahvelerimiz de hazırken… insan muhabbet etmek istemez mi?”   Kahvemi iki avucumla sardım, başımı hafifçe yana eğdim. “İsterim,” dedim doğruluğunu bozmadan. “Tabii ki isterim. Ama… bu konuyu açmak hiç istemiyorum, Ahmetciğim."  Konuyu kapatma çabam cılız bir dalga gibi Ahmet’in bakışlarına çarpıp geri döndü. Gözlerinin içindeki soru işaretleri daha da belirginleşti.  Ama ben… Nereden başlardım ki?  Abimin Devran’ın, özellikle bir zamanla Alkıranların en karanlık gölgesi gibi dolaştığını…Uyuşturucu ticareti yaptığını…Alkıranların gözdesi olmak için her türlü pisliği yaptığını...  Bu nasıl anlatılırdı ki?  Gözlerimi kahveme indirdim. Sıcaklığı avuçlarıma iyi geliyordu.  “Bazı şeyler…” dedim, boğazıma düğümlenen nefesi hafif bir gülümsemeyle bastırmaya çalışarak, “anlatması göründüğünden çok daha zor, Ahmet.”  Ahmet’in gülümsemesi sönmüş değildi ama meraklı bakışı yumuşamıştı; sanki anlamadı ama hissetti.“Peki,” dedi nazik bir tonla, “canın ne zaman isterse.”  Ahmet’in “peki” deyişi, havada kısa bir süre asılı kaldı. Sanki fazla üstelememek için seçilmiş bir kelime değil de, içimde sakladığım bütün fırtınalara sessiz bir saygı duruşu gibiydi.  Ahmet, Bilgisayarını açarken çıkan tekdüze fan sesi odaya yayıldı, klavyesine dokunuşları ritmini buldu. Her şey olağan görünüyordu; sabahın sıradanlığı, rutin bir iş gününün dinginliği…  Oysa benim içim, o dinginliği çoktan kaybetmişti.  “Artık o işler yok, Hilal.”Bana böyle söylemişti. Uyuşturucu işinin bittiğini, artık tertemiz restoranlarla ve şirketlerle yollarını bulduklarını iddia etmişti.  Devran’ın ne karıştırdığını… ne sakladığını… ortaya çıkarmalıydım.Bir tuhaftı zaten.Eve de hemen hemen hiç uğramıyordu.Ve hissediyordum .Bu kez görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir şey vardı. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD