~Misafir~

1377 Words
Bir haftanın sonunda, Gülce kendine gelmiş sağlığı iyiden iyiye toparlamıştı. Hicran ablası ona yardımcı olmuş,üzerini değiştirmişti. Gür, kumral saçlarını da örünce eve gitmeye hazırlardı artık. "Hah... Çok güzel oldun Gülce. Hadi Tahir gelir birazdan." Ayağa kalkmış, kapıya yönelmişlerdi ki, kapı tıklanıp açıldı. İçeriye Doktor Hakan girdi. Çapkın bir bakışla, Hicran'ı süzdü önce. Ardından sevimli bir ses tonuyla, Gülce'ye nasıl olduğunu sordu. Hicran'ın farkettiği bir şey varsa, Hakan'ın Hicran'a karşı ne kadar haddini bilmez ve çapkınsa, annesine ve Gülce'ye karşı da o kadar, samimi ve seviyeli davranmasıydı. Rahatsız oluyordu. Annesinin bu doktora karşı ne kadar iyi hisler beslediğinin farkındaydı. Hakan oğlum aşağı, doktor oğlum yukarı, sürekli ondan bahsediyordu. Bir haftada tavlamıştı annesini. İki yüzlüydü resmen. Bu Hicran'ı korkutuyordu. Üstelik annesi, Doktor Hakan'ı, Gülce iyi olur olmaz yemeğe çağıracağını söylemişti. Gülce'nin sesiyle, onu boğan düşüncelerden sıyrıldı. "İyiyim.." demişti küçük kız, sıkıla sıkıla. Hicran gibi düşünen biri varsa o da Gülce'ydi. Hicran ablasının, o adamdan hoşlanmadığının farkındaydı. Üstelik, yanında çok kez, anlamasa da hoşuna gitmeyecek şeyler söylemişti Hicran ablasına. Onun için sevmiyordu onu. Hicran gülümseyerek küçük kızı kolunun altına alıp, burnunu havaya dikti. "Biz artık taburcuyuz. Sağolun herşey için." Hakan kızın kendine karşı olan soğuk tutumundan hoşlanmasa da gülümsemekle yetinmişti. O sırada odaya giren Tahir'in gözleri Gülce'yi buldu. Bir haftadır olduğu gibi, telaşla gözlerini kaçırmıştı küçük kız. Bir haftadır ömründen ömür gitmişti. Şu kız ölse, ömrünce affetmezdi kendini. Elini ensesine atıp kaşıdı. "Hazır mısınız abla?" Hicran alel acele yerdeki çantayı Tahir'e uzattı. "Hazırız ablam. Hadi gidelim." Tahir çantayı alıp, elini Hakan'a uzattı. "Teşekkür ederiz herşey için doktor bey. '' Hicran gözlerini devirip, tokalaşan adamlara baktı göz ucuyla. Ardından Gülce 'yi çekiştirdi beraberinde. ''Biz dışarıdayız Tahir." Gülce dünden hevesli, takıldı ablasının peşine. Tahir de onlar çıkınca gelmişti arkalarından. Bahçeye çıkınca, bahar havasını soludu Gülce. Köyü gibi kokuyordu. Söyleyemiyordu kimseye ama çok özlemişti köyünü. Kedisi de orada kalmıştı. Hergün ona yemek veriyordu Gülce. Şimdi aç mıydı ki? Gözü yine Tahir'e değince, kaçırdı bakışlarını. Dudaklarını dişledi. Korkuyordu o uzun adamdan. "Abla niye kaçar gibi gidiyorsun?" diye sordu Tahir. Bir yandan da arabanın kapısını açıyordu. Hicran omuz silkip, arka koltuğa yönlendirdi Gülce'yi. "Aman ne kaçacağım. Hastane kokusundan bıkkınlık geldi. Çıkmak istedim biran önce." Gülce arkaya, Hicran ablasının olduğu tarafa binip kapıya doğru sokulmuştu iyice. Hicran ve Tahir de öndeydi. Tahir arabayı kullanıyordu. Arabası olan, sayılı kişi vardı. Biri de, Gülsüm Ana sayesinde Tahir'in altındaydı devamlı. Gülsüm Ana, babadan toprak zenginiydi. Maraşın sayılı zenginlerindendi babası. Zeytin bahçeleri, dönüm dönüm pamuk tarlaları vardı. İş kadınıydı Gülsüm Ana. Aracılarını çok iyi yönetir, yatırımlarını iyi yapardı. Tarlalarda kullanılan traktörleri ve kamyonu vardı. Bir de taksi aldırmıştı Tahir büyüyünce. "Anam Doktor Bey'i yemeğe davet edecekmiş yarın. Onu söyledim. Sen de yanımda olsan iyi olurdu." Gözlerini kaçırdı Hicran. Omuz silkip normal çıkmasına uğraştığı sesiyle, "İyi işte. Sen konuşmuşsun. Bana ne hacet?," diye cevap verdi. Tahir'in kaşları havalandı. Ablasının o adamdan hoşlanmadığının farkındaydı. " Anam özellikle, Hicran'la beraber söyleyin demişti. Yoksa dediğin gibi ne hacet?" Ablasından çektiği bakışlarını, aynadan arkadaki kıza çevirdi. İyice köşeye sindiğinden, görünmediği için derin bir nefes aldı. Ne olurdu, hayatında da şöyle görünmez olsaydı şu kız? Onun yüzünden sevdiğini kaybetmiş olmak, kanına dokunuyordu. Suzan... Ah Suzan. Bir haftadır yüz vermiyordu ona. En sonunda başka bir adamın kolunda görmüştü sevdiğini. Anası haklı çıkmıştı. Suzan'ın derdi sevda değil, paraydı. Suzan o gün bitmişti onun için. ~ Eve vardıklarında Gülsüm Ana ve evin yardımcısı, Meryem karşıladı onları. Tahir'in elinden aldı çantayı Meryem. Gülsüm Ana yüzünde güller açarak, sarıldı Gülce'ye. "Oy kuzum benim. İyisin maşallah. İyisin." Utanmıştı Gülce. Uyanmıştı uyanmasına da, Gülsüm Ana'ya sarılmaktan alamıyordu kendini. Adı gibi Anaydı. Ana gibi şirindi. Gülce'nin anasıydı. Başını salladı Gülce. "İyiyim Ana." Gözleri dolmuştu Gülsüm Ananın. Gülce her konuştuğunda, sanki ilk kelimelerini söyleyen bebek gibi heyecanlanıyordu. "Oy anan kurban olsun seni verene. Gel bakalım Gül kızım. Meryem abla sana şekerli çörek yaptı. Ondan ye." İçeriye girdiklerinde gözü Tahir'e kaydı Gülsüm Ana'nın. "Doktor oğlumu çağırdınız mı evladım?" "Çağırdık ana. Evi bulurum dedi. Ben gelip alayım dedim de gerek yok dedi." Duydukları hoşuna gitti Gülsüm Ana'nın. Gülümseyip, beyaz örtüsündeki oyaları sallayacak kadar oynattı başını. '' İyi yapmışsın iyi. " Hicran ve Hakan Doktoru yakıştırmıştı birbirine. Hakan'ın bakışlarından belliydi de kızının da gönlü olursa bu iş tamamdı. İnsan sarrafı olarak, Hakan'ın iyi yetişmiş bir oğlan olduğunu düşünüyordu. Kızını ona emanet edebilirdi. Hislerinde pek yanılmayan Gülsüm Ana bu sefer yanılacak , hataya düşecekti. ~ Aradan bir gün geçmiş, akşam için mutfakta hummalı bir çalışma başlamıştı. İçli köfteler, dolmalar... Maraş yöresine ait ne varsa, annesi Antalya'lı doktora tattıracaktı. Zaten eli bol, gönlü geniş olan Gülsüm Ana, Gülce'yi kurtaran bu doktor için, döktürmüşte döktürmüştü. "Misafir takımlarını çıkardın mı kızım? " Hicran, elini havluya silerken annesine göz devirecekti neredeyse. Daha yeni söylemişti. Onda da elindeki bardağı yıkadıktan sonra çıkaracağını söylemişti. Anasının bir sevmediği huyu da buydu. Hemen, her söylediğini anında yapsınlar isterdi. Tez canlıydı. Hicran bile onun hızına yetişemiyordu. Annesine maşallah çekerek, gümüşlüğün altındaki dolaptan, misafirler için olan takımı çıkardı. Mutfağa geçip masanın üzerine bıraktı. "Getirdim ana." "Hah kızım koy oraya. Git üzerine güzel birşeyler giy. Gülce'ye de hazırla." Hicran anasının niyetini az çok anlıyordu da, kendine sormadan adama söz vermeyeceğini bilmek, içini rahatlatıyordu. Odaya girdiğinde, Gülce yine bez bebeğiyle oynuyordu. Annesinin onun için diktirdiği elbiseyi dolaptan çıkarıp, Gülce'ye gösterdi. " Bak anam senin için ne diktirdi." "Benim için mi?" Gülce'nin şaşkın gözleri, umutla parlamıştı. Çok beğenmişti elbiseyi. Hicran ablası başını sallayınca, hızla ayaklanıp yanına vardı. "Hadi giy bakalım. Üzerinde nasıl duracak görelim." Hevesle yeni elbisesini giyinen küçük kız, etrafında dönerek uçuşturdu eteklerini. "Teşekkür ederim Hicran abla," diye cıvıldadı. Hicran yüzündeki tebessümle, kızı elinden tutup yeniden döndürürken, "Gülsüm Annene teşekkür et. Mutfaktaydı," diye tembihledi onu. Gülce çıkınca, üzerine çok da dikkat çekmeyecek bir elbise giydi. Kızıl hahve tonlarındaki saçlarını gevşekçe örüp birkaç tutam zülüf bıraktı yanlardan. Bu gözlerinin güzelliğini tamamen ortaya çıkarmıştı. Başına yemeni atıp atmamak arasında kaldı ancak, bu sefer açık bırakmak istedi. Belki akşam Afşin gelirdi. Ona güzel görünmek niyetindeydi. Hazır olduğuna emin olunca, mutfağa yardım etmeye döndü. "Herşeyi halletmişsiniz. Yardım lazım mı?" Anası o sırada salondan geliyordu. "Hah kızım geldin mi? Aşağıdaki kilerden turşu getir yavrum. Burda kalmamış." "Tamam ana. Gider alırım şimdi." Aşağıya inen Hicran, kilerden turşuyu alıp çıkıyordu ki, kapıda başı eğik bir vaziyette ona bakan Afşin'i gördü. Tavan onun uzun boyuna alçak gelmiş, boynunu eğmek zorunda kalmıştı. Kalbi heyecanla çarparken, az daha elindeki turşu bidonunu düşürecekti. "Dur gülüm, dur. Sakin ol. Benim başkası değil." Afşin, Hicran'a gülerken bariz bir şekilde eğleniyordu. Erkeksi kalın dudağı yukarıya kıvrılmış, köşeli çenesindeki gamzesi ortaya çıkmıştı. Hicran da ona katılırken, elindeki bidonu bıraktı. Salınarak adama yaklaştı ve elini o hayranı olduğu gamzenin üzerine koydu. İki aşık göz buluştuğunda, artık gülmüyorlardı. Afşin yutkunurken, adem elması oynadı. Alnına dökülen uzun saçlarını beyhude bir çabayla eliyle geriye atıp, kızın belinden tutarak kendine çekti. Asi tutamlar yeniden alnına döküldüğünde, kız onlara dokunup usulca okşadı. "Böyle yaparsan, tehlikeli sulara yelken açarız sevdiğim." Hicran kıkırdayarak kendini geriye çekse de, Afşin izin vermemişti. Burnunu onun zarif boynuna getirip uzunca soludu kokusunu. "Sevda çiçeğim... Ne de güzel kokuyorsun." Hicran az daha eriyip bitiyordu karşısında. Sonra annesinin onu beklediğini hatırlayınca, panikle Afşin'i itti. "Anam bekliyor Ömrüm. Sonra konuşalım olur mu?" Adamın kara kaşları çatıldı. "Neden ki bu acele? Hayırdır?" Hicran, sanki anlayacak gibi kaçırdı gözlerini. "Misafir geliyor da yemeğe. Ondan..." Şimdi de havalanmıştı Afşin'in kaşları. "Nasıl bir misafir bu gülüm?" Hicran boğazını temizleyip, "Gülce'nin doktorunu çağırdı anam." diye açıkladı. Sakin olmaya çalışsa da Afşin anlamıştı birşey olduğunu. "Genç bir adamın ne işi olur sizin evde Hicran?" Hicran yutkunup, Afşin'in ona, aitlik eki kullanmadan adıyla seslenmesini sindirmeye çalıştı. Hiç yapmazdı. Yada Hicran'ım derdi. Dolan gözlerini kaçırıp, "Sen... Nerden biliyorsun ki genç olduğunu?" dedi zorlukla. "Tahir kahvede söyledi. Bu mu bizim sorunumuz şimdi? Söyle, ne demeye geliyor o herif?!" Hicran, onun git gide yükselen sesini duyurmamak için aceleyle elini ağzına kapattı. "Gülce için minnetinden çağırdı anam. Yalvarırım sessiz ol. Anam duyacak. " Afşin'in hayal kırıklığıyla bezenmiş gözleri, Hicran'ın üzerinde gezindi. Sevdiğinin ellerini ağzından çekip, bir adım uzaklaştı. "Sen beni daima susturdun Hicran. Anam duymasın, anam bilmesin. Şimdi şüpheye düştüm. Sen beni gerçekten seviyor musun?" Hicran'ın da gözlerinde hayal kırıklığının gölgeleri dolaştı o an. Afişin'in sözleri iki kaburgası arasında sancıya yol açmıştı. "Ömrüm... Yanlış anladın, "dedi zorlukla. " Genç olsa ne olur? Bana gelmiyor ki. Dedim ya, anam minnet ettiği için çağırdı. Başka sebebi yok. " Hicran öyle diyordu da yarın tüm Maraş, Gülsüm Sarı'nın kızı Hicran'ın, Antalya'lı bir doktora verildiğini konuşacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD