~İstanbula Gideceksin~

1278 Words
Afşin, kilerden öylece çıkıp gittiğinde Hicran sıtmaya tutulmuş gibi titretmişti. Bu, geri dönüşü olmayan bir gidiş gibi gelmişti. Onsuz nasıl yaşardı bilmiyordu. Afşin çocukluk sevdasıydı Hicran'ın. Kendinden dört yaş büyük bu oğlana gönül vermişti zamanla. Babasının öldüğü gün, bir köşede ağlayan kıza, bir gonca gül getirmiş, "Sen bundan daha güzelsin,"diyerek gönlünü almıştı. O gün, ağlamasını durduran bu oğlan, bugün içinin kan ağlamasına sebep oluyordu. İçeriye girip, turşu bidonunu masaya bıraktı. Gözlerine dolan yaşları, akmadan kurulayarak, iki tabağa turşu çıkarıp koydu. Kapı vurulduğunda, Tahir açmaya gitmişti bile. Evin erkeği oydu. Babası öldükten sonra, kendine görev bilmişti bunu. Öyle ya, annesi de ona her konuda güvenir, önayak olurdu. "Hoşgeldiniz doktor bey." Annesiyle beraber, misafiri karşılamaya koridora çıktı Hicran. İçi boş bir çuval gibiydi. Annesi nereye sürüklerse oraya gidiyordu. Eli kolu doluydu doktorun. Bir elinde tatlı kutusu, diğerinde çiçek vardı. Görenler onu kız istemeye geldi sanırdı. Ki öyle de olacaktı. Herkes onu. Hicran'ı istemeye geldi zannedecek, annesi de vermiş diye dedikodu çıkaracaklardı. ~ Yemek faslına geçildiğinde, herkesin keyfi yerindeydi. Hicran hariç... Bedeni salonda, aklı ve kalbi Afşin'in hayal kırıklığıyla bezenmiş gözlerinde takılı kalmıştı. "Hakan oğlumun çayını tazele kızım." Hicran, düşüncelerinden sıyrılıp annesini onayladı. Hakan'ın boşalan bardağını alıp mutfağa geçti. Şu adamın, müstehzi bakışını sadece Hicran mı görüyordu. Annesi nasıl farketmiyordu, şaşırıyordu. Bilmediği birşey vardı Hicran'ın. Doktor Hakan, onlardan gerçek yüzünü saklıyordu. Bardağı götürüp, Hakan'a verdiğinde annesinin sorusuyla donup kaldı olduğu yerde. "Evlenmeyi düşünüyor musun Hakan oğlum? ." Gergince yutkunup, annesinin soruyu sorma amacını anlamaya çalıştı. Hakan ise keyiflenmiş, Gülsüm Ananın gözünü boyadığı terbiyeli duruşuyla ellerini dizlerinin üzerine koydu. "Düşünüyorum Gülsüm Hanım. Gönlümün seveceğini bulmak için bekledim bunca zamandır. Onu da buldum. İkna edebilirsem düşünüyorum." Bunları söylerken, gözleri Hicran'ın üzerindeydi. Anlamaması için hiçbir sebep yoktu Gülsüm Ananın. Anlamıştı, Hakan'ın gönlü Hicran'daydı. Hicran da evet derse, bu iş tamamdı. Rahatsız edici iki saatin sonunda, doktor Hakan evden ayrılmış Hicran da odasına çekilmişti. Gülsüm Ana, Gülce'ye unuttukları ilaçları içiriyordu. Tahir, doktoru uğurlayıp, yanlarına geldiğinde onları bu vaziyette bulmuştu. Gülce, az önce içmemek için direttiği şurupları, Tahir'i görünce hızlı hızlı içmiş, kaçarcasına salondan çıkmıştı. Tahir onun bu haline gülerken, Annesine yakalanmış, başını aşağıya eğmişti. Gülsüm Ana günlerdir sormak istediği ama alacağı cevaptan çekindiği o sorunun zamanının geldiğini anladı. "Oğlum gel otur bakalım." Tahir derince yutkunup, Annesinin gösterdiği yere oturdu. Meraklı bakışları annesinin üstündeydi. "De bakalım. Gülce'nin o gece sokağa kaçmasında sen sebep olmuş olabilir misin?" Delikanlı, yerinde rahatsızca kıpırdanıp, kaçacak delik aradı. "Ana..-" "Tahir'im... Çok açık soruyorum. Sen Gülce'yi korkutup kaçırmış olabilir misin?" Tahir yenilgiyle başını eğdi. Başını sallarken, Annesinin gözündeki hayal kırıklığı, kendini açıklama çabasına girmesine sebep oldu. "Ana... Güzel anam. Aklım yerinde değildi. Uykuyla uyanıklık arasında git dedim. Bilemezdim ki dinleyeceğini." Sarhoştum demeye dili varmamıştı. Anasını bir de oradan hayal kırıklığına uğratmak istememişti. İlk defa içmiş, onda da kör kütük sarhoş olmuştu. Bu hali de Gülce'ye çatmıştı. Gülsüm Ana, öfkelendi. Duydukları hiç hoşuna gitmemişti. Emanete az daha oğlu yüzünden zarar gelecekti demek. Tahir'in söylediklerini düşündü, tarttı. Bu sırada oğlunun bakışları, üstünden bir an olsun ayrılmamıştı. Sonunda başındaki yazmasını düzeltip, ellerini dizlerine koydu. Kaşları çatık vaziyette, Tahir'e baktı. "Anlaşıldı oğlum. Sen bu kızla aynı evde durdukça, belli ki sabiye zarar vereceksin." Bir an sevindi Tahir. Gülce'yi bir aileye evlatlık verecek sandı. Bunu da annesine söylemekten geri durmadı. "Hah kurban olurum sana. Zarar vermek değil de, olmaz aynı evde. Sen onu en iyisi bir ailenin yanına yerleştir." Gülsüm Ana gülecek gibi oldu. "Ben Gülce'yi kastetmiyorum ki oğlum. Seni düşünüyorum." Tahir beklemediği bu hamle karşısında şaşkındı. Hem nereye gidecekti. Evini, yuvasını bırakıp gidecek değildi ya. Gülsüm Ana konuşmaya devam etti. "Dayın ne zamandır yanına çağırıyor. İş öğreteyim diye. Git İstanbul'a. İş öğren. Hayatı tanı. Gülce büyüyünce gel." Kendini anlık bir öfkeyle divandan atan Tahir, ellerini saçlarına geçirip yüksek perdeden annesine konuştu. "Beni evden mi kovuyorsun ana?! Beni ne olduğu belirsiz bir küçük yüzünden, evden mi kovuyorsun?!" "Haddini aşma Tahir! Kovuyorum demedim. Git dayından iş öğren. Gülce'yi başkasına emanet edemem. Ahretliğimin evladı o. Nasıl başkasına bırakırım. Sen rahat dursaydın böyle olmazdı. O kızcağız senden korkuyor. Yine giderse ne yaparım ben?!" Ardından ayaklandı oturduğu yerden. Her zaman yaptığı gibi, örtüsünü düzeltip yine konuştu. " İstanbul'a gidiyorsun. Askerliğin de geldi çattı. Biraz orada kalıp asker ocağına gidersin. Gülce burada kalacak. Son sözüm bu! " Tahir, annesi salonu terkedince, ellerini saçına daldırıp bir o yana bir bu yana yürüdü. Şu bacaksız yüzünden ona ettikleri, kanına dokunuyordu. Hiçbir zaman, o çitlembik gözlüyü istemeyecekti. Annesinin istemediği bir evlilik yapamayacağının farkındaydı. Ancak gerekirse ömür boyu evlenmez, ama Gülce'ye eşi gözüyle bakamazdı. ~ Sonraki gün, Hicran'ın doktor tarafından istendiği, Gülsüm Ananın da kızını verdiği dedikodusu dilden dile yayılmıştı. Afşin, duydukları karşısında köpürmüş, soluğu Hicran'ın evinde almıştı. Gülsüm Ananın kuran okumasına gideceğini biliyordu. Annesi de katılacaktı çünkü. Onları, Tahir'in arabasına binip uzaklaşırken izledi ve evin arka kapısından içeriye girdi. Avluya girip, evin merdivenlerini tırmandı. Bu sefer kaçak girmek yerine kapıyı hırsla çaldı. O sırada, Hicran ve Gülce, mutfakta tatlı yapıyorlardı. Küçük Gülce, korku dolu gözlerle kendine bakınca, onu sakinleştirmek için göz kırptı. Amacı bir sıkıntı olmadığını göstermekti. "Korkma kuzum. Birşey yok. Sen dur burda geliyorum ben." Hicran da korkmuştu. Anası birşey unutmuş dese, böyle kapı çalmışlığı yoktu. "Kim o?" diye seslendi uzaktan kapıya doğru. "Benim Hicran. Aç kapıyı." Tanıdık ses kulaklarından girip kalbine ulaştığında, almakta olduğu soluk boğazında asılı kaldı. Elini kalbine götürüp, orada yumruk yaparken kapıyı aralayıp geriye çekildi. Afşin, gözlerindeki yangınla kapının ağzında ona bakıyordu. " A-Afşin... Sen..." "Ben ya... Enayi yerine koyduğun Afşin." Hicran'ın kahve gözleri duyduğu suçlamaya karşın, dou dolu oldu. "Ne - diyorsun sen ömrüm? Ne oldu böyle sana?" Anlamaya çalışıyordu Hicran. Aklı ermemişti sevdiğinin bu haline. Afşin onun yaprak gibi titreyen haline bakıp, biraz durulur gibi oldu. Hala suçlayıcıydı cümleleri. "Sözlenmişsin Hicran. Hayırlı olsuna geldim." "Ne?! Ne sözlenmesi?" Afşin biraz daha yaklaştı kıza. Onun gözlerine ömrünü verirdi de, Hicran bu sevdayı ayakları altına almıştı işte. "Doktor olamadık diye mi oyalayıp durdun beni? Yakıştıramadın yanına?" Elini biraz daha göğsüne doğru bastırdı Hicran. Oradaki sancı, bu sayede geçecek gibiydi sanki. Ne oluyordu şuan, hiçbir fikri yoktu. Adamın elini hızla tutup ona yaklaştı. "Senden başkasına varır mıyım ben Afşin'im?Nerden çıktı kurbanın olayım. Yapma böyle." "Ne bu konuşulanlar o zaman? Annenin seni doktora verdiği konuşuluyor her yerde." Panikle başını iki yana salladı Hicran. "Hayır. Yemin olsun yok öyle birşey. İnsanlar ağzına geleni konuşur işte. Ben seni seviyorum. Bir daha deme öyle şeyler." Afşin şimdi nefesini hissedecek kadar kıza yakındı. Elini, onun kızıl kahve saçlarına götürüp önüne düşen tutamı okşayarak geriye itti. Kendine çekip, alnına derin bir öpücük bıraktı. Ardından yanağına da sıcak bir buse kondurdu. Alınlarını birbirine dayayıp, orada soluklandı. "Gülsüm Anaya söyleyelim Gülüm. Bilsin sevdiğin olduğunu." Tereddütlüydü Hicran. Ne söyleyeceğini bilemez vaziyette duraksadı. Afşin onun sessizliğinden hoşlanmayıp, geriye çekti bedenini. Kaşları çatılmıştı. "Bu son şansın Hicran'ım. Akşam, yamacın oraya gel. O zamana kadar bir karar ver. Saat onda orada bekleyeceğim seni." Rüzgar gibi gelmiş, rüzgar gibi gitmişti Afşin. Biraz sonra, mutfağın kapısında beliren Gülce, onun soluk teninden kötü birşey olduğunu anlamıştı. " Hicran abla... "diye seslenmese daha ne kadar orada ayakta dikilir muammaydı. Kendine gelip, gülümsemeye çalıştı. "Gel kuzum. Devam edelim tatlımıza." Akşam olup buluşma yerine giderken, yüzü gülüyordu Hicran'ın. Karar vermişti. Ne olursa olsun söyleyelim diyecekti. Annesi anlayışlıydı. Onları da kabul ederdi elbette. Sokağın köşesini döndüğü sırada, arkadaşı Hacer'i gördü. Hıçkırarak ağlıyor, bir yandan da ona doğru geliyordu. Hicran'ı farketmemişti. Yanından geçip gidecekken durdurdu onu. "Ne oldu Hacer? Neyin var senin?" Hacer, Hicran'ı görünce, uykudan uyanır gibi oldu. Ardından, yine omuzları sarsılarak ağlamaya başladı. "Hicran... Abimi... Askerler götürdü. Evden alıp, askeri araca koyup gittiler. Annem teyzemde ona haber vermeye gidiyorum." Hicran'ın beti benzi attı. Afşin de bu sağ sol davaları yüzünden, hapse alınırsa Hicran yaşayamazdı. "Çok üzüldüm canım. İyi misin? Beraber gidelim istersen? " Hacer başını sallayıp, '' İyiyim, '' derken, aklına gelen şeyle duraksadı. " Hicran... Afşin 'de o araçtaydı."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD