~Hapishane ~

1632 Words
Savruluyordu Hicran. Afşin'e doğru koşarken, rüzgarda savrulan dalından kopmuş bir güz yaprağı gibiydi. Dalından kopmuştu ya, Afşin'inden ayırıyorlardı onu. Sanki ateş yanmıştı bağrında. Alev alev yanıyordu. Gözyaşları, oradaki ateşi söndürmek ister gibi, gözlerinden sicim gibi boşalıyordu. Koşarak, Hacer'lerin evinin oraya gitmişti. Sanki, askeri araç orada onu mu bekleyecekti. Yoktu... Afşin'i görme umudu yitip gitmişti. Bir an olsun, dinmeyen gözyaşlarına yenisi eklenirken üst yola çıkıp, Afşin'le sözleştikleri yere doğru koşmaya başladı. Bir umut Hacer yanlış görmüştür dedi. Yol boyu koşarken, gözünü alan ışıkla kaldı olduğu yerde. Karşıdan gelen arabanın farı, güçlü bir şekilde gözlerine dolmuştu. Elini gözüne siper ederken, altından bakmaya çalıştı gelene. Herkesin arabası yoktu buralarda. Kimdi bu gelen? O tanımaya çalışırken askeri araç, üstüne topladığı gençlerle, Hicran'ın yanından geçti. Tam o sırada göz göze geldi sevdiğiyle. Afşin, elleri arkadan kelepçeli vaziyette, Hicran'a bakıyordu. "Hiih... Afşin!" Arkasından koştu aracın. Bir yandan adını bağırıyordu. "Afşin!!" Afşin kızı görünce, oturduğu yerde kalkmaya yeltenmiş, başında dikilen asker tarafından sert bir müdahale ile oturtulmuştu. Sesini duyurmaya çalıştı bu sefer. "Hicran, gelme kurban olayım!" Bağırdı genç adam. Sevdiği ardında perişan olmasın istedi. Kızın istediğiyse gitgide hızlanan araca yetişmekti. Çabaladı... Çok uğraştı. Ciğerlerindeki hava tükenip, onu koşmaz hale getirene kadar koştu. Yere çöktüğünde soluğu kesilmiş, öksürük krizine girmişti. Ne yapacaktı şimdi? Nereye götürüyorlardı onu? Görebilecek miydi bir daha. Onu bir daha göremeyecek olma ihtimali içinin yangınını harladı. Elini göğsüne götürüp vururken, sesli sesli ağlıyordu. "Ah... Yandım ben Ömrüm. Yanıyorum." ~ Aradan iki gün geçmişti. Afşin'in yakın arkadaşlarına gitmişti Hicran. Nerede olabileceğini soruşturmuştu. Ama kimse nerede tutulduğunu bilmiyordu. Son umudu Kerime ablasıydı. Nişanlısı yüzbaşıydı. Bir ihtimal, Afşin'in yerini öğrenebileceğini söylemişti. Onu mahallenin başında beklerken tedirgin bir halde tırnaklarını yoluyordu. Nihayet sokağın başında görünen Kerime ablasıyla soluğunu bıraktı. Ona doğru ilerlerken, çantasına sıkı sıkı tutunuyordu. "Ne yaptın abla? Bulabildiniz mi Afşin'i?" Kerime, sarı saçlarını geriye atarken, kulağındaki büyük küpeler sallandı. İri mavi gözleri parlıyordu. "Buldum kuzum bulmaz mıyım? Müjde Hicran. Asım'ın olduğu yerdeymiş Afşin. Seni görüştürmesini istedim. Bir defaya mahsus kabul etti. Gözün aydın." Bahar gelmişti, Hicran'ın gönlüne. Elleri titrerken ağzına götürdü. "Abla... Sen ciddi misin?" "Ciddiyim ya. Deli kız. Gidelim hadi." Hicran, onu kendine çekip sarılırken, mutluluktan ağlıyordu. "Dile benden ne dilersen ablam. Dünyaları verdiniz bana. Allah ikinize ömür boyu mutlu huzurlu bir yuva versin." Kerime'nin yanakları kızardı. Evlenmelerine az kalmıştı ama Asım'la aynı eve girecek olmak yanaklarının yanmasına sebep oluyordu. "Hadi hadi gidelim. Gör sevdiğini. Allah sizi de kavuştursun." "Amin." dedi Hicran. Bu umuda sarılıyordu. ~ Afşin'i göreceği salondaydı Hicran. Özlemişti. Korkuyordu. Kapıda bekleyen askerler, gerilmesine sebep oluyordu. Yutkunup, saçlarını geriye attı. Onu neyin beklediğini bilmediği için tedirgindi. Sabırsız ve gerginlik dolu on dakikanın ardından kapı açılmıştı. Aralanan kapıdan görünen sevdiğine doğru aktı gönlü. Gözleri o an yaşarmıştı. Afşin'siz nasıl yaşanır bilmiyordu. Yaşayamazdı. Afşin ise çok şaşkındı. Hicran'ı görmeyi hiç beklemiyordu. Özlem dolu gözlerle ona doğru bakan kızın dudaklarından adının döküldüğünü farketmişti. "Afşin..." Şaşkınlıktan, olduğu yerde donup kalınca, sırtından iten askere ters bir bakış atıp ona doğru yürüdü. Birkaç adım daha atmıştı ki, dağ çiçeğini kolları arasında buldu. Ondan yayılan koku, koskoca adamın gözlerini yaşarttı. "Hicran'ım... Nasıl... Nasıl özledim bilsen." Sessizce ağlıyordu kız. Sıcak ve geniş göğsüne iyice sokuldu. Adamın kokusu,yanındaki varlığı rüya gibiydi. Sanki özlem dolu bir rüya görmüş de, onun etkisindeydi. "Ömrüm... Çok.. Çok korktum. Seni bir daha göremem diye öyle korktum ki." "Ayrılın artık!" Askerden gelen talimatla, zorlukla ayırdılar bedenlerini. Onlar için ayrılan yere geçip oturdular. Afşin, hemen elini tuttu Hicran'ın. Kopmak istemediğini gösterircesine sıkıca tuttu. Çekeceği eziyetten, hapis yatmaktan korkmuyordu. Onun korkusu, Hicran'sız kalmaktı. "Sana gelmiştim. Anneme söyleyelim diyecektim. Seni... Seni öyle görünce... Aklımı yitireceğim sandım." Dudaklarından firar eden hıçkırığa dayanamadı genç adam. Elini onun yanağına götürüp, sildi inci tanelerini. "Hişş... Ağlama gülüm. Kıyamam göz yaşlarına." Hicran kızaran burnunu çekip, başını kaldırdı. Afşin'in gözlerine bakıp, "Ömrüm... Ne olacak şimdi? Sen-neden aldılar seni buraya?" diye sorarken sesi umutluydu. Afşin başını eğdi. Hicran onu uyarmıştı. Pişman mısın deseler, evet bir miktar pişmanlık taşıyordu. Hicran'ı dışarıda bir başına koymak, onu korkutuyordu. Başını iki yana sallayıp, "Özür dilerim gülüm. Seni dinlemeliydim. "dedi. Onun böyle umutsuz konuşması, kızı korkutmuştu. Başını eğen adamı kendine bakmaya zorlamak için, elini sıktı. " Ama-ama bırakacaklar... Değil mi ömrüm? " Afşin'den ses çıkmayınca, yanan gözlerine direnip yutkundu." Değil mi Afşin'im? " Sesinde yakarış olan bu kız Afşin'in imtihanı ve belki de imkansızıydı. Bu belirsizlik yüzünden konuşamadı. O konuşmadıkça, Hicran kör kuyulara düştü. " Görüş bitti! " Askerin sesi ikisini de rüyadan uyandırmış gibiydi. Onlar sevdiğini götürürken, kız eli ayağı boşalmış, yerinden kalkamamıştı bile. ~Bir hafta sonra~ Gözleri uzağa dalıp duruyordu kızın. Elindeki patatesi soyacaktı güya. Oysa, elinde patates az ilerideki dut ağacına konan kumruları izliyordu. Elinde olmadan kıskandı onları. İki kumru yanyana, her zaman dip dibelerdi. Onları ayıran da yoktu. Gözünden damlayan yaşı elinin tersiyle silip burnunu çekti. Elindeki işi bitiremezse,annesinin dikkatini çekecekti. Burnunu çekip, patatesi soymaya girişecekken annesinin sesini duydu. "Hicran kızım. Ne yapıyorsun burada?" "Patates soyuyorum anacım. Birşey mi oldu?" Anası gülümseyip, eliyle kendi oturduğu sedirin diğer yanını gösterdi. "Gel gele kızım. Diyeceğim var sana." Hicran tedirgin olmuş vaziyette, yanına gitti anasının. O oturunca, Gülsüm Ana devam etti konuşmaya. "Kınalı kuzum. Serpildin. Çok alımlı bir genç kız oldun. Talibin çok. Ama Allah biliyor ya, yanına yakıştırdığım yoktu. Ta ki Doktor Hakan'a kadar." Hicran başını eğmiş, akmasın diye gözyaşlarını zaptediyordu. Bunu bekliyordu da, Afşin bu durumdayken, anasına nasıl diyecekti? Sevdiğim var ama tutuklandı, nasıl denirdi? Gülsüm Ana, kızının sessizliğini, utanmasına yordu. Saçlarını okşarken," Doktor Hakan, seninle evlenmek istiyor kızım. Bana geldi. Ciddi olduğunu söyledi. Eğer he dersen, anne babasını alsın gelsin derim. Sen ne dersin?" diye devam etti sözlerine. Ne olduğunu anlamadan Hicran ellerine kapanmıştı. "Anne kurbanın olayım verme beni. Yalvarıyorum sana. Kıyma kızına." Hicran'ın memnun olmasını beklerken ondan böyle bir karşılık almak şaşırtmıştı. Eline kapanan kızının saçını okşayıp, kalkmaya zorladı. Hicran doğrulduğunda gözleri yaşlıydı. "Sen istemezsen verir miyim hiç kızım? Başka birşey var bu işte. De bakalım. Biri mi var?" Başını salladı Hicran. Bir haftadır onu yalnız bırakmayan göz yaşları, yine yerini almıştı. "Ana. Ben... Ben.." Anası zorlandığını anlayınca, elini kızının sırtına koyup, "Söyle kuzum.. Kim benim kızımın kalbini çalan genç?" diyerek cesaretlendirdi onu. Yüzü umutla aydınlandı Hicran'ın. Ancak, birazdan söyleyecekleri yüzünden, yeniden soldu gülüşü. "Afşin... Sevdiğim Afşin, ana." Gülsüm Ananın göğsüne bir yangın düştü. Bu Afşin, o Afşin miydi? On gün evvel, askerin aldığı Afşin. "Afşin... Hangi Afşin kuzum?" Başı eğikti Hicran'ın. Anasının ses tonu, bu durumdan hoşlanmadığını söylüyordu. Başını kaldırmadan, "Seher Teyze'nin oğlu Afşin." diye mırıldandı. "Seher'in oğlu ha? Askerin götürdüğü Afşin. Ne söylüyorsun sen kızım?" Hicran hıçkırarak ağlıyor, konuşmaya takat getiremiyordu. "Biliyorum... Anam... Biliyorum. Ama... Kalbim... Söz dinlemiyor ana. Vazgeçmiyor. Kıyma bana.. Bize kıyma ana. '' Eli göğsünü döven kızına bakarken, Gülsüm Ana da ağlıyordu. Kızı nasıl bir sevdaya düşmüştü böyle. Hicran gözü kapalı, bir yumruk daha atacaktı göğsüne ki, Anası durdurdu onu. Kahve gözlerine baktı gül goncasının. Dalında solan gülünün kanayan yarası, anasının yüreğini deşti. "Kıymam sana. Kıyamam güzel kızım. Ama nasıl olacak? Afşin... Girdi bir defa o uğursuz deliğe. Salarlar mı kuzum?" "Bilmiyorum ana..." derken omzu sarsılan kızını kendine çekip, göğsünde dinlendirdi. ~ "Bu son Hicran. Alamam bir daha seni içeriye. Komutan asla müsade etmiyor." Hicran telaşlı telaşlı başını salladı. "Sağol Asım abi. Allah seni de sevdiğine kavuştursun." Güldü genç adam. "Amin" çekti içinden. Gri kapıdan içeri girerken, gözlerindeki kedere eşlik eden bir umudu vardı. Anası Afşin'i sevdiğini, çıktığı zaman iksini evlendireceğini söylemişti. Bu müjdeyi verecekti sevdiği adama. Yine aynı odada beklerken, bu sefer daha huzurluydu. Kapı aralanınca, Afşin geldi diye sevinmişti. Ancak bir başkasıydı gelen. Omuzlarını düşürüp, beklemeye devam etti. Ancak az önce kapıdan giren adam, oturduğu masanın tam önünde durmuş,kapıyı görmesini engelliyordu. Başını kaldırıp uyaracaktı ki, uğruna öleceğim bal rengi gözlerin, kan çanağına dönmüş halde kendisini izlediğini gördü. Bu... Bu Afşin'di. Hayır, hayır onunla uzaktan yakından alakası yoktu. Hicran'ın dokunmaktan hoşlandığı, dalgalı kahve saçları önüne dökülmüyordu artık. Saçları tamamen kazıtılmıştı. Yüzü yara bere içindeydi. Bal rengi gözlerine kan oturmuştu. Dudaklarının arasından bir hıçkırık firar ederken bir elini ağzına kapattı. Diğer elini onun dudağının kenarındaki yaraya götürdü Hicran. "Bunu... Bunu nasıl yaparlar? Seni... Neden bu hale getirdiler?" Afşin geriye çekilip, kendine dokunmasına izin vermedi. Hicran'ın kaşları çatılmış, onun bu hareketinin sebebini anlamaya çalışıyordu. Afşin, sandalyeye oturup, ellerini sandalyenin kenarlarına koydu. " Neden geldin? " Hicran, onun kötü bir şaka yaptığını var saydı. Zorlukla gülüp, "Sana bir.. Sürprizim vardı. Onu söylemeye geldim."dedi. Afşin'in gözleri masada, kaşları çatıktı. Hicran ona aldırmayıp devam etti sözlerine. Birazdan diyecekleri, nasıl olsa yumuşatırdı onu. Boğazını temizleyip, ellerini önünde birleştirdi. " Anam izin verdi ömrüm. Afşin çıksın, size düğün yaparız dedi." Afşin'in dikkatini çekmişti şimdi. Ancak genç adam umutsuzdu. Buradan çıkamayacaktı. Hicran'a umut vermek istemiyordu. "Nasıl oldu bu?" Hicran kıkırdayıp omuz silkti. O bunu yaparken, Afşin'in ömrü bir yıl daha uzadı. "O doktor beni istemiş anamdan. Varmam dedim. Sevdiği var dedim. Kıyamadı bana." Afşin masanın altında yumruk yaptı ellerini. Buz gibi bakışlarını Hicran'a dikti. "Evlen o halde." "N-Ne?" "Evlen o doktorla Hicran." İçinde yetiştirdiği güller bir anda boyun büktüler. Neden böyle yaptığını anlıyordu aslında. İçeride uzun zaman kalmaktan korkuyor olmalıydı. Buna sığınıp yumuşak sesiyle konuştu. "Yapma ömrüm. Senden başkasıyla nasıl evlenirim?" "Evlenirsin. Unutursun da. O kadar da zor değil." Ayağa kalkınca, sandalye büyük bir gürültüyle yere düştü. Hicran yerinde sıçramıştı. "Sen ne yapacaksın benim gibi bir adamı. Bekleme beni Hicran. Ben çıksam da, seninle olmayacağım." Ardına dönüp gidecekti ki, Hicran koşup kolundan tuttu. Dizleri onu taşımayınca yere çöktü. Ama kolunu bırakmamıştı. "Beni böyle cezalandırma. Beni... Öldürürsün. Sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum ben. Yapma Afşin. Kurban olayım yapma." Genç adam dişini sıkıp, akmaya heveslenen gözyaşlarını öteledi. Kolunu istemese de onun tutuşundan kurtardı. "Son sözüm Hicran. Olmaz ikimizden. Sen o doktorla evlen. Unut beni." Bir adım atmıştı kapıya doğru ki, dönüp yerde ağlayan kıza baktı. "Ben seni unutacağım çünkü," diyerek bitirdi sözlerini. Afşin uzaklaşıp, kapıdan çıkınca tüm umutları tükendi kızın. Yalnızca, son zamanlarda ona dos olan gözyaşları kalmıştı onunla birlikte. Afşin, Hicran'ını terketmişti. Birkaç gün kendine gelmeye çalışan Hicran, annesini sedirde tesbih çekerken buldu. Yanına oturup dizini, onun dizine dayadı. "Gelsin ana." dedi. "Doktor Hakan'la evleneceğim."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD