7.BÖLÜM

3837 Words
Evime girince ayağıma takılan kâğıdı elime aldım… (Kenan senden çok özür diliyorum, ben senin kadar kuvvetli değilim. Bahar’ı görünce savaşacak kadar seni sevmediğimi anladım. Oktay geldi onu yine görünce yaptıklarımın yanlış olduğunu fark ettim. Seni değil Oktay’ı sevdiğimi anladım. Sana duyduğum hisler çocukluk aşkıymış… Lütfen Kenan bana birazcık bile değer verdiysen peşime düşme, bırak her şey eskisi gibi olsun. Hemen evlenmeye karar verdik. Mutluluğumu bozmak istemeyeceğini biliyorum. Senin de Bahar’la çok mutlu olmanı dilerim…) Kısacık bir not, inanamıyordum. Bu yazdıkları doğru olamazdı aramızda ki hisler bu kadar basit değildi, koşarak yukarı çıktım. El çantasının içine birkaç parça kıyafetlerimden koyup aşağı indim. Acele etmeliydim onları yolda yakalama olasılığım yüksekti. Kapıya çıkmamla Bahar’la çarpışmam bir oldu. Kolundan ani refleksle yakaladım. “Dikkat et bebeğini vakitsiz kaybetmek mi istiyorsun?” “Nereye gidiyorsun sen?” “Gülnihal gitmiş, ona ulaşmalıyım” “Kenan onlar biz konuşurken yola çıktılarsa neredeyse İstanbul’a varmak üzeredirler. Acele edipte canını tehlikeye atma” “Çekil Bahar, böyle bitemez. Beni oyalama…” “Tamam dikkatli git acele etme, yakalayamazsın” Arabamın önüne geldiğim de gördüğüm manzara hiç iç açıcı değildi. Lastiklerden biri inmişti, biraz hava versem de yeterli gelmedi. İlk benzin istasyonunda durmalı baktırmalıydım. Vakit oldukça geçti, yollar boş sayılırdı. Birkaç kilometre sonra benzinciye girdim, lastikte delik olduğunu değiştirilmesi gerektiğini söylediler. Gittikçe uzaklaşıyor olmalıydılar… “Kardeşim bu lastikçi ne zaman gelecek” “Karısı hastaydı, yardımcısını bulmaya çalışıyoruz” “Araba kiralayacağım veya hemen İstanbul’a giden hızlı bir araç bulamaz mıyım?” “Fethi dayı birazdan yola çıkacak, arabasını beğenir misiniz bilemem” Of eski kamyonetin sallantısıyla gitmek, felaketti. Her şeye katlanabilirdim gerekirse koşmaya bile razıydım. “Fethi dayı az daha gaza bassan” “Olmaz yeğenim benim emektar hıza gelemez, yeni gelin gibi nazlıdır” “Yeni gelinlerin nazı çabuk geçmez mi? Senin gelin oldukça tecrübeli gibi duruyor” “Derdini anlat bakalım niye böyle acele ediyorsun” “Sevdiğime yetişmeye çalışıyorum” “Kaçtı mı?” İçimin acısını saatler geçtikçe daha çok fark eder olmuştum, birden bire fikir değiştirmesini hazmedemiyordum. Benden, bizden bu kadar çabuk vazgeçemezdi… “ Birden aşkımızdan vazgeçti” “Mutlaka bir nedeni vardır yeğenim, hiçbir kadın sebepsiz yere erkeğini terk etmez.” “Bulabilirsem öğreneceğim” Bahar’a telefon açtım, evinin adresini bilmeye ihtiyacım vardı. Yarım saat sonra geri döndü… “Kimseyi şüphelendirmeden öğrenmeye çalıştım, bilen yok. Tek bilenler ailesi ve Oktay’dır” “Oktay telefonunu açmıyor, kafayı yemek üzereyim. Anne veya babasının telefonu gerek onlar evini biliyorlardır” “Sen evine mi gideceksin” “Oktay’ın evine gideceğim tek ümidim orası, İstanbul’a gelirken benim arabamı bıraktığım tamirciden alırsın” “Bende yarın geleceğim, İbrahim kalmamı istemiyor” İstanbul’a iyice yaklaşmıştık “Dayı sen beni münasip bir yerde indiriver” “Çok dertlenme aradığın kadın seni gerçekten seviyorsa, Allah sizi birbirinize yazmışsa eninde sonunda karşına çıkar. Sabret yeğenim bu imtihandır” Veda ederek indim, hemen taksi buldum…  Florya’ya girdik sadece bir kez geldiğim yeri hatırlamam oldukça zordu. Karanlıkta birbirine benzeyen sokakları defalarca dolaştırdım. Sabah olmak üzereyken açılan esnaflara sorarak en sonunda aradığım evi bulabildim. Bahçe içinde dört katlı olan evin hangi katında oturduğunu bile bilmiyordum. Taksiyi göndererek insanların fazlalaşmasını beklemekten başka çarem yoktu. Evin tam karşısına yere oturdum, gelen geçenler fazlalaştıkça kötü kötü bakmaya başlamışlardı. Akşamdan kaldığımı düşünüyor olsalar gerek uzaktan geçmeye çalışıyorlardı. Alt katın balkonuna çıkan yaşlı kadını gördüğümde hızla yerimden fırladım. Oktay’ın hangi dairede oturduğunu sordum aldığım cevapla hayal kırıklığına uğradım. “İki ay evvel buradan taşındı” “Nereye gittiğini bilmiyor musunuz?” “Niye arıyorsun?” Kadın şüpheli gözlerle bana bakıyordu, “Arkadaşıyım, telefonuna ulaşamadım. Sormam gerekenler var” “Dur benim oğlan uyandıysa sorayım, belki yeni evini biliyordur” Biraz sonra balkona çıkan adamın zorla uykusundan kaldırıldığı belliydi. Neden aradığımı, kim olduğumu iyice sorguladıktan sonra üç sokak aşağıda olan yeni evini tarif etti. Koşmaya başladım bir dakika daha beklemek istemiyordum. Yine bahçe içinde bu sefer müstakil olan eve geldim, önünde duran arabasını gördüğümde yüreğim kanatlanır gibi oldu. Her ne olursa olsun konuşmalı, Gülnihal’i sormalıydım… Kapısının ziline basmaya başladım. Uzun süre sonra ayak seslerini duydum kapı açıldı, içeriden gelen içki kokusu midemi kaldırmaya yetmişti. Oktay ayakta zor duruyordu… “Niye geldin” “Gülnihal’i merak ettim, dün olanları duymuşsundur” “Duydum başka çok başka şeylerde duydum” “Duydukların ne” O kadar çok içkiliydi ki yere çöktü… “Gülnihal benden ayrılmak istedi” “Şimdi nerede evi nerde?” “Niye sorup duruyorsun, hem beni nasıl bulabildin” “Birlikte gittiğinizi duyunca defalarca telefon açtım. Ne sen ne de o cevap vermediniz” “Kendi telefonunu kapattı, benim telefonumu da kapatmamı istedi. Sonrasında aklıma bile gelmedi yeniden açmak” “Sana ne söyledi, neler oldu?” “Evine gittim, öylece bahçede oturuyordu. Bavulları yanındaydı bekçi taksi geldi deyince şaşırdım. İstanbul’a gitmek istediğini söyleyince taksiyi geri gönderdim. Tekrar yola çıktık ilk söylediği telefonunu kapatır mısın demek oldu.” Başını arkaya yasladı, birden ağzını tutarak ayağa kalkıp içeri koştu. Evin içine girdim tüm camları açtım, yerde duran viski şişelerinden aşırı şekilde içtiği belliydi. Bir süre sonra sallanarak geldi, koltuğa resmen yayıldı. “Sonra ne oldu?” “Konuşmadı, bende aptal gibi nişanımızın nasıl olacağından bahsedip durdum. İstanbul’a girdik evinin önüne geldik. İşte o an söylediği sözle başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldum. Şuradan bir bardak su versene” Yerimden kalktım istediği suyu bardağa koyup verdim, yüreğim daralıyordu. Bir bardakta ben içtim… “Hadi artık ne söyledi” “Sen benim nişanlımı, olanları niye bu kadar çok merak ediyorsun?” “Yeter anlat artık, lafı döndürüp dolaştırma” “Benimle nişanlanmak istemediğini, beni yeterince sevmediğini, mutsuz olacağımızı söyledi. Öğrendin mi nedenini rahatladın mı?” “Sonra ne oldu?” “Ne olacak, niye olduğunu defalarca sordum. Çok iyi biri olduğumu evlilik için kendisinin yeterli olmadığını. Beni sevecek olan kadınla evlenmem gerektiğini söyleyip durdu. O herifin yaptıklarından mı korktun dedim. Oldukça fazla korktuğunu ama benimle evlenmeme nedeninin o olmadığını söyledi. Yanağımdan öptü elveda dedi ve arabadan indi. Bende peşinden indim kolundan yakaladım, başka erkek mi var sevdiğin mi var dedim.” “Ne dedi?” “Hiç kimseyi sevmediğini… Ama biliyorum, başka bir erkek var. Önceden de vardı” “Önceden ne demek” “Tekrar karşılaştığımızda güzelliğine vuruldum, ne isterse yaptım, nasıl davranmamı istiyorsa öyle davrandım. Bir kadın evleneceği erkekle öpüşmek istemez mi? Ne zaman teşebbüs etsem beni engelledi hep evlendikten sonra dedi.” Oktay anlatırken Gülnihal’le öpüşmelerimiz aklıma geldi… Ne güzeldi tanrım… “Eee” “Ne eee si. Başkasını sevdiği çok belliydi, ya adam evli ya da ona yüz vermemiş biri olmalıydı ki. Benimle evlenmeye karar verdi. Ama o herif kimse tekrar onun aklını çeldiği belli iki üç gün içinde bir kadın bu kadar çabuk değişemez. Sen bir şeylerden şüphelendin mi, telefonla konuştu mu veya yabancı birilerini gördün mü?” “Evi nerede Oktay” “Bebek’te” “Neresinde?” “Boğaziçi apartmanında oturuyor… Dur niye sorup duruyorsun, benim nişanlımla ne alıp veremediğin var” “Seninle nişanlanmak istemediğini sen söyledin, onu merak ediyorum” “Uzunca süredir görüşmediğin kızı niye birden bire bu kadar çok merak etmeye başladın?” Yerinden kalktı karşıma geldi ben zaten ayakta duruyordum. Benden istediği cevabı söylemeyi ona borçluydum. “Onu merak ediyorum nedenini sana söylemekten çekinmiyorum. Çocukluktan beri arkadaşımsın, ilk gece onu gördüğümde gözlerime inanamadım. Kalbim değişik atmaya başladı. Daha önce hiç kimseye duymadığım hissetmediğim duyguların etkisinde kaldım.” “Seni alçak, arkadaşım dediğin adamın kadınına mı göz koydun” Yüzüme gelen yumruğundan kendimi korumayı bile düşünmedim. Yere düştüm, elimle dudağımı sildim kan bulaşmıştı, aldırmadım tekrar ayağa kalktım. İkinci kez atacağı yumruğu engelledim. Zaten ayakta zor duruyordu, kanepenin üzerine ittim… “Bana yumruk atmana izin verdim, arkadaşımın nişanlanacağı kıza tutulduğum için bu yumruğu hak ettim” Yerinden doğrulmaya çalışınca geri ittim…  “Seni öldürmeliyim, onu baştan çıkaran sensin utanmadın mı hem de başkasıyla nişanlısın” “Durumlar göründüğü gibi değil, aydığın zaman sana olduğu gibi anlatacağım. Evet, bir olayda haklısın, Gülnihal’in sevdiği erkek benim yani ben olduğumu sanıyordum. İkimizde dün gece sizlerle konuşmaya karar vermiştik. Birden kararını değiştirdiğini öğrendim kısacık bir notla seni seçtiğini belirten yazısını görünce ne olduğumu şaşırdım. Peşinize düştüm ona ulaşarak gerçek nedenini bulmak zorundayım” “Beni seçseydi şimdi bu halde olmazdım. İkimizi de terk etti… İşte şimdi keyfim yerine geldi, defol git evimden” “Özür dilerim… Onu sevdiğim için özür dilemiyorum, senin gibi iyi bir arkadaşı kaybettiğim için gerçekten üzgünüm. Sen çok iyi insansın ben senin yerinde olsaydım beni öldürürdüm” Yanına gittim elleriyle beni itmeye çalışsa da sarıldım. Çocukluk arkadaşımdı yıllarımız birlikte geçmişti, her ne olursa olsun kalbimin bir köşesinde anılarımda her zaman var olacaktı. Kapıya doğru yürüdüm… “Kenan, o çok iyi bir kız her zaman kalbinde biri olduğundan şüphelendim. Ben olmak istedim o adamın yerini almak istedim ama olmadı. Onu bulacak olursan bırakma sakın, başka bir adamla olacağına senin gibi birisiyle mutlu olmasını isterim. Sevda sokak… Boğaziçi apartmanı…” “Bulursam onu çok mutlu edeceğim yemin ederim dostum, yemin ederim” Kapıdan çıktığım anda koşmaya başladım. Karşıma çıkan ilk taksiyi durdurdum adresi söyledim. Yol oldukça uzundu mesafeler ona kavuşma ümidiyle daha da uzuyor gibiydi. Yolda giderken devamlı telefonunu tuşluyordum yine cevap yoktu. Verilen adrese geldim, koşarak yukarı çıktım. Kapısının önüne geldiğimde nefes nefese kalmıştım. Elimi duvara dayayarak nefesimin düzelmesini bekledim. Yakalarımı düzelttim sanki onu ilk kez görecekmişim gibi heyecan hissediyordum. Zile bastım birkaç çalıştan sonra ayak seslerini duyunca kendi kendime gülümsedim. İlk işim onu deli gibi öpmek olacaktı tadını özlemiştim. Kapı açıldı genç bir adam merak içinde yüzüme bakıyordu… “Buyurun kimi aramıştınız” Kanımın beynime sıçradığını hissettim “Sen kimsin?” “Emlakçıyım, evi görmek için mi geldiniz” “Gülnihal Ergin burada oturmuyor mu?” “Oturuyordu, bu sabah kontratını iptal etti” “Nasıl olur” “Uzunca süreli kontrat yapmıştık bir senelik peşin verdiği halde umursamadı. Hemen gitmek zorunda olduğunu söyledi” “Nereye gittiğini söyledi mi?” “Hayır, bize bildirmek zorunluluğu yok” Aptal gibi adamdan öğrenmeye çalışıyordum, bu kız nereye gitmişti kimden öğrenecektim. Tüm umutlarım yıkılmıştı. Koşarak çıktığım merdivenlerden ağır adımlarla indim. Kapının önünü süpüren görevliyi görünce akılıma geleni sordum bir ihtimal adresini öğrenebilirdim.  “Gülnihal Ergin arkadaşımdır, size herhangi bir not bıraktı mı? Gelen mektuplarının, banka dekontlarının yeni adresine gönderilmesi için” Adam yüzüme şüphe eder gibi bakınca eline para tutuşturdum, ilk elimi itti bir yüzlük daha çıkarınca, cebinden çıkardığı adresi elime tutuşturdu. İşte şimdi olmuştu hemen adresi yazdım, taksiye bindim. Sarıyer sırtlarında lüks villaların olduğu semte geldik. İlk dış kapıda olan görevlinin sorularına muhatap kaldım. Gülnihal Ergin isimli birinin sitelerinde oturmadığını söyledi. Villanın numarasını söyleyince içeri aldı. Taksiyi gönderdiğime pişman oldum oldukça büyük alana inşa edilmiş villaların arasından bulmak zor oldu. En nihayet ulaştım, her villanın kendine özel ufak bahçeleri vardı. Hoş orta yaşlarda bir kadın bana merakla bakıyor altı yedi yaşlarında ki oğlan çocuğunu daha küçük kız çocuğundan korumaya çalışıyordu. Gülnihal’in annesi olduğunu tahmin etmek hiç zor değildi, renklerini annesinden almıştı. Kalbimin acıdığını hissettim kısacık sürede ne çok özlemiştim. Kadının sesiyle kendime geldim… “Kapıdan bildirdiler ama ben sizi tanımıyorum” “Ben Kenan Akbulut, kızınızın arkadaşıyım” “Niye burada arıyorsunuz?” “Evinden taşınmış, giderken sizin adresinizi verince. Buraya geldiğini sandım…” “Hayır buraya gelmedi, taşındığından haberim bile yok” Kadın hemen telefonunu alıp açtı, belki benim telefonumu görüp açıyordu annesine cevap verir diye merakla beklemeye başladım. Sonu hayal kırıklığı oldu annesinin telefonuna da cevap vermedi… “Bir saniye belki babasına gitmiştir” Gitmemişti, babası da nerede olduğunu bilmediğini söyleyince haber alacağım hiç kimse kalmamıştı… “Size telefon açar veya haber alırsanız ufacık bir haber bana haber verirseniz çok mutlu olacağım” “Kızımla ilişkiniz nedir” “Sizden saklamayacağım onu seviyorum” “Nasıl olur o başkasıyla nişanlanacak” “Ayrıldılar” “Sizin yüzünüzden mi?” “İkimizde birbirimizi sevdik” “Kızım ortadan kaybolmuş, sizi de sevmediği aklınıza gelmiyor mu?” “Olabilir beni sevmediğini ağzından duyunca anca inanırım” “Bir haber alırsam bildiririm, sizin aradığınızı söylerim. Kendisi istemediği sürece onun hakkında kim olursanız olun bilgi vermem. Sizi istemiyorsa bu kızımın seçimidir” Teşekkür ederek dışarı çıktım…  Kadın açık konuşmuştu kızı istemezse nerede olduğunu asla söylemeyecekti. Benim telefonumu açmadığına göre dedikleri doğru olmalıydı. Savaşacak kadar beni sevmemişti… Kısacık süren yaz aşkım… Yağmur mu başlamıştı, başımı gökyüzüne kaldırdım güneş parlıyordu elimi yüzüme götürdüğüm de yağmur sandığım damlaların kendi gözyaşlarım olduğunu fark ettim…   ÜÇ AY SONRA:   “Hadi Kenan acele et geç kalıyoruz” “Bıktım senden, nerden şerden yardım ederim dedim. Vır vır bir çenen durmadı” “Çok konuşma dua et işte benimle evlenmekten kurtuldun” “Allah’ın şanslı kuluymuşum, kazara evlenecek olsaydık iki günde seni boşardım” İbrahim karısından boşanmış acil olarak evlenme işlemlerine başlamışlardı. Bahar bu süre zarfında ailesine yurt dışında olduğunu söylemişti. Bu ana kadar herkes bizi hala nişanlı bilmekte devam etmişti. Bu işkence bu gün bitiyordu… Arabayı dikkatli kullanmaya çalışıyordum, Bahar’ın bebeği altı aylık olmuş yine de nikâh da gelinlik giyeceğim diye tutturmuş, her an karnı büyüdüğünden son prova oldukça uzun sürmüştü. Nikâh birkaç kişinin katılımıyla olacak sonrasında ailelerine gerekli açıklama evli olarak yapılacaktı. Aile kabullenecek olursa birkaç gün sonra kalabalık şekilde düğün yapmayı düşünüyorlardı. İşleri zordu. Bahar’ın ailesi her an sert tepki gösterebilir işi namus davasına dönüştürebilirdi. İbrahim’le tanışmıştım, tam bir doğu erkeğiydi, hem görünüş hem de davranış olarak. Yurt dışında okumuş olması beni kabullenme konusu da biraz daha rahat olmasını sağlamış. Onlara her konuda arkadaşça yardım etmelerim sonucu aramızda çok samimi olmasa da arkadaşlık tohumlarının atılması sağlanmıştı. Nikâhtan sonra onlarla birlikte Bahar’ın ailesine durumlarını açıklamaya gidecektik. Ailesi her zaman beni sevmişti. Bundan sonra severler miydi tartışılacak kadar ciddi bir konuydu. Kırmızı ışıkta durduğumuzda önümden geçenlere bakarken kalbim duruyor sandım. Nasıl arabadan fırladığımı bilemedim. “Gülnihal” Kolundan çekip kendime doğru çevirdiğim kadın bana sert gözlerle baktı… “Özür dilerim, arkadaşıma benzettim” Yeşil ışık yanmış arkada olan araçlar kornalarına basmaya başlamışlardı. Donmuş gibi yaya çizgilerinin üstünde kalmıştım, birkaç araç yanımdan geçerken bağırınca kendime gelerek arabanın içine bindim. “Yine mi Gülnihal” Sesimi çıkarmadım, bu sefer gözlerim değil ama kalbim ağlıyordu. “Bir an benzettim” “Kaçıncı bu yeter. Unut artık Gülnihal’i mahvettin kendini” “Hiç kolay değil Bahar, onu unutmam mümkün değil” “Bak sana ne diyeceğim, bizim patronun kızı Berna seni çok beğeniyormuş kadına bir fırsat ver. Güzel, kültürlü ve çok zengin.” “Şimdi de çöpçatanlığa mı başladın” “Neden olmasın, üç ay geçti geri dönmedi. Başkalarıyla ilgilenme zamanın geldi de geçiyor” “İstemediğimi defalarca söyledim, ikide bir değişik kadınları önüme çıkarıp durma” Bilmiyordu, kimse bilemezdi onu ne kadar çok özlediğimi yasemin kokusu duyduğumda gözlerimin önüne geldiğini. Dudaklarımdaki tadını hala hissedebildiğimi kimse bilemezdi. Nihayet nikâhın kıyılacağı binaya geldik. İbrahim deli gibi dolaşır durumdaydı “Nerede kaldınız bende kaçtınız zannettim” “Hata etmişsin nerdeyse doğurmak üzere olan kadını kimse kaçırmaz. Hele ben üstüne para versen yapmam” İsimleri söylenince içeri geçtik, şahitlerinden biri ben oldum, diğer kişiyi ismen tanıtınca Bahar’ın niye öyle konuştuğunu anladım. “Kenan sana bahsettiğim Berna” Yerlerimize oturduk nikâh memuru geldi. Nihayet Bahar ve İbrahim evlenmişti, şahit olarak defteri imzaladıktan sonra. Dışarı çıktık… “Eve hep birlikte gidelim üzerimi değiştikten sonra yemeğe çıkarız” “Ben yokum henüz evlendiğini ne çabuk unuttun. İbrahim karını al evinize gidin, ailene gideceğiniz zaman bana haber verirsiniz” “Kenan madem dediğimi reddediyorsun, Berna daha bu gün benim için yurt dışından geldi yemeğe çıkın birlikte.” “Sizinle iş için konuşmak istiyorum. Şirketimin iyi şekilde tanıtıma ihtiyacı var” Oldukça güzel kadındı, dolgun kalçalar göğüsler. Gözleriyle davetkâr bakıyordu, yeni ilişkilere masum gözleri düşünmeyerek başlayabilir miydim? “Gidelim, yeni bir iş her zaman beni heyecanlandırır” Kadının yüzündeki tatmin olmuş gülümseme her şeye açık olduğunun göstergesiydi. Ben daha hiçbir ilişkiye açık değildim… Onun tadını unutmak için başka dudakların tadını almak istemiyordum… Tarabya da eski bir tanıdığımın lokantasına gittik. Yemeklerimizi seçtik her zamanki gibi lezzetliydi. Konuşmamız yavaşta olsa başlamıştı. “Şirketiniz ne iş üzerine ve nasıl bir tanıtım düşünüyorsunuz” “Tekstil üzerine çalışıyoruz. Yurt dışında tanınmış olan firmaları iç piyasaya sürmek istiyoruz. Türk piyasasına ilk kez girecek FRS markasının reklam işini sizin almanızı istiyorum. Bu başlangıç olacaktır, yurt dışında firmanın çalıştığı reklam firmasıyla ortak çalışıp onların çizgisinde bir konsept hazırlayabilirseniz iyi olacaktır” “Olabilir siz gerekli bilgileri şirketime fakslarsınız. Onların yaptığı reklam üzerinden kendi düşüncelerimizi de katarak size ilk tanıtımı hazırlarız” “Yarın ilk işim bilgileri size göndermek olacak. Şimdi işi kenara bırakıp başka konulardan konuşsak” “Ne gibi?” “Kendinizden bahsetseniz sizi tanımak istiyorum” “Anlatacak pek bir şey yok, ilginç değilimdir” “Bence oldukça ilginçsiniz, kadınlar arasında oldukça popüler olduğunuzu biliyorum. Yan masadaki kadın neredeyse içinize düşecek gibi duruyor” “ Fark etmedim, siz kendinizden bahsedin” “Yeni boşandım, evliliğin bana göre olmadığını acı tecrübeyle öğrendim” “Neden her kadın evlenmek ister” “Bende istedim kocam ilk fırsatta beni aldattı, affettim yine aldattı ve böylece boşandım bir daha da evlenmemeye tövbe ettim” “Ben evliliğe inanırım, birbirini seven eşlerin evliliklerinde aldatma olmaz” “Eh bu dediğiniz doğru sayılır. Benim eşim sadece param için evlendiğini son anda söyledi ama birbirimizi çok seviyoruz diyen eşlerde bile aldatma gördüm” “Kişilerin karakterleriyle ilgili, siz yanlış kişiye rastlamışsınız” “Belki de, ya sizin sevdiğiniz var mı?” “Artık kalksak mı yarın çok erken toplantım var” “Esrarengiz tavırlı erkekleri severim” Kadına nasıl anlatabilirdim, sevgilim kalbimde vardı yanımda yoktu. Söyleyecek olsam kahkahayla gülerdi her halde. Ergen gençler gibi platonik aşk yaşıyordum… Olmayan sevgiliye ağıtlar yakıp, beni bırakıp gittiği halde hala umutsuzca onu bekliyordum. Kadın ayağı burkulmuş gibi dünyanın en eski numarasını yaparak koluma girdi. Sesimi çıkarmadım önemsizdi. Adresini tebessüm ederek söyledi, kapısına geldiğimizde içeriye davet etti. “Kahve içmez miydiniz?” “Toplantım olduğunu söylemiştim” “Yemek hoşuma gitti bir dahakine benim misafirim olmanızı isterim” “Neden olmasın” Arabayı hareket ettiğimde hala arkamdan baktığını gördüm. Sekse açık kadındı birlikte olduğumuz her an bunu belli etse de benim isteğim yoktu. Tecrübeli kadını değil, dudaklarına ilk kez benim dokunduğum kadınımı istiyordum. Hırsla direksiyona vurdum. Neredesin Gülnihal, neredesin küçük sevgilim… ****** “İyi ki doğdun Gülnihal…  BuonCompleanno Gülnihal” “Teşekkür ederim” Arkadaşlarımın sürpriz partisindeydim, elli kez doğum günümü kutlamak istemiyorum desem de her zaman ki gibi beni dinlememişler. Doğum günüm için parti hazırlamışlardı, bu hazırlığın mimarı ev arkadaşım olan Terra muzip gözlerle bana bakıyordu… “Sana kaç kez söyledim istemiyorum diye” “Yeter kızım bu melankolik halin… Kendine gel ceset gibi dolaşıyorsun, çevrene bak bir sürü yakışıklı erkek kabul edilmek için sırada. Gerçi bende senin gibi melankolik takılsam iyi olacak gibi. Erkekler senin bu halinden çıkmanı kendilerine görev edinmişler gibi peşindeler” “Kimseyi istemiyorum” “Bir bak pişman olmazsın, seçenek bol. İtalyan istemezsen elimizde Türk’te mevcut Uğur seni gözleriyle yiyor. Of hele Santino’ya bak hayatında bu kadar yakışıklı adam görmemişsindir. Bana gözüyle işaret etse yatağına balıklama atlarım” “Atla seni tutmuyorum” “Bana bakmıyor sana bakıyor”  Bahsettiği iki adam yan yana duruyorlardı, Uğur İtalya’da doğmuş büyümüş, Türklükle alakası kalmamış insanlardandı. Orta boylarda kumral hoş adamdı… Santino…  İtalyan erkeklerinin tüm cazibesini üzerinde taşıyordu. Uzun boy erkeksi yüz hatları, mükemmel vücut ölçüleri. Bakıp da elde etmediği kadın olmadığından öz güveni oldukça yüksekti. Bu sıralar bana meyillendiğinin farkındaydım. Farkında olmamak mümkün değildi her hafta bir demet gül masamın üzerinde oluyordu. Benim yakışıklım aklıma gelince ikisi de bir anda siliniverdiler. Hiçbir erkek onun eline su dökemezdi kendime gelmeliydim. Benim olmayacak erkeği düşünmemin anlamı yoktu… Yeni bir aşk için hazır değildim asla da olamayacaktım kalbim Kenan’la doluydu… O gece o lanet gece… Korkularımın yanında umutlarım da vardı… ***** “İstediğin olmayacak küçük Gülnihal” diyen Ayşe’ye baktım, Bahar’la Kenan kafenin arkasına doğru yürüyorlardı. “Ne demek istiyorsun?” “Kenan’ın sahibi geldi, kuyruk sallamaktan vazgeç artık” “Terbiyesizlik ediyorsun, senin Kenan’a tutkun olduğunu bilmeyen yok esas sen kuyruk sallıyorsun, karşılığını alamayınca da çevrene saldırıyorsun. Seni dinlemek zorunda değilim git zehrini başkasına kus” Bir şeyler daha söylerken hemen yanından kalktım, bu sinir bozukluğuyla onu dinleyemeyecektim. Az önce sahilde beni saran kollar başka kadını sarmıştı. Kafeden dışarı çıktım arka tarafa dolandım Kenan ne söyleyecekti? Nasıl açıklayacaktı? Merak içindeydim tam o anda cam açıldı. Duvara yaslandım… İlk kelimeyi duyduğumda hayat benim için bitmişti… “Kenan ben hamileyim” Başka söze gerek varmıydı ani kararla koşmaya başladım… Her şey bitmişti… Ağlıyordum hem de bağırarak ağlıyordum, yolda koşarken bana hayretle bakan insanları görmüyordum. Birkaç tanesine çarptım özür bile dilemeden yanlarından hızımı kesmeden ayrıldım. Son çarptığımda yere düştüm… İlk bana söven adam halimi görünce kolumdan tutup kaldırdı, gözlerimden akan yaşlardan hayal meyal gördüğüm yaşlıca bir adam. Acıyarak bana bakıyordu… Ellerinden kurtuldum yine koşmaya başladım eve gelmiştim anahtarlarımı bile bulamıyordum zar zor bulduğumda ilk işim yatak odasına gidip bavullarımı toplamak oldu. Buradan gitmeliydim hemen gitmeliydim… İkisini birlikte görmeye dayanacak takatim yoktu… Taksi çağırdım… Not yazarak kapısının altından attım… Filiz teyze bavullarımı görünce şaşırdı… “Hayırdır kızım gecenin bu saatinde nereye gidiyorsun” “Gitmem gerekiyor” “Geri gelmeyecek misin, ailenden birine bir şey mi oldu. Ölüm var deme sakın” “Yok teyze kimse ölmedi” Aşkım öldü, kalbim öldü. Canım çok fazla acıyor diyemedim… Bir bebekle nasıl savaşırdım. Kenan’ın bebeği, benim olmasını her şeyden çok istediğim bebek başkasının karnında büyüyordu. “Annenlere selamımı söylersin, seneye gelecek misin?” “Gelmem teyzeciğim, yardımların için çok teşekkür ederim diğer komşulara da selamımı söylersin. Kusuruma bakmasınlar veda edemediğim için” “Söylerim kızım, acil gitmesi gerekti derim” Önünde birden beliriveren Oktay’ı görünce şaşırmıştım onun geleceğini unutmuştum… Sevgiyle sarıldı… “Özlemişim seni” Taksi gelince bavulları fark etti “Nereye böyle” “İstanbul’a gidiyorum evime” “Neden yarın gece nişanımız olacaktı” “Bunları sonra konuşuruz gitmeliyim” “Neden ağlıyorsun, kötü bir olay yok değil mi?” “Yok… Oktay hemen gitmek istiyorum, istersen sen kalabilirsin” “Nişanlımı niye yalnız bırakayım, gitmek istiyorsan ben götürüm seni” Taksiyi geri gönderdi, bavullarımı arabaya yerleştirdi. ( Seni sevemediğim için çok üzgünüm Oktay) Yine ağlamaya başlamıştım. Ne olduğunu sorsa bile cevap vermedim bir süre sonra beni kendi halime bıraktı. Yolda telefonum çalınca açmadan baktım o arıyordu. Ayrılmak istediğini duyamazdım, bebeği olacağını onun ağzından duyamazdım… Telefonu kapattım… Evimin önüne gelmiştik, bavullarımı indirdi. “Nişan gününü yine kararlaştırırız, burada olması daha iyi Kumburgaz zor olacaktı” “Oktay çok üzgünüm ben seninle nişanlanamam” “Neden, neden birden bu değişiklik” “Sen her zaman çok iyi oldun, seni seven birini hak ediyorsun. Ben sana layık değilim, hiçbir zaman da olmadım. Lütfen Oktay beni affet…” Uzandım yanağına ufak bir buse kondurdum, hemen sarıldı “Bırakma beni, yanlış bir şey mi yaptım söyle düzelteyim” Kollarından kurtuldum, “Sen değil ben yaptım…  Senin gibi güzel insanı gerektiği gibi sevemedim. Çok mutlu ol Oktay. Gerçekten mutlu olmanı çok isterim” Donmuş gibiydi, bavullarımı apartmanın girişine bıraktım. Aceleyle birkaç bavul daha hazırladım. Evi eşyalı tutmuştum. Kıyafetlerimi ve birkaç parça banyo malzemesini alınca ev boşalmıştı. Emlakçıya telefon ederek kontratı iptal ettim. Taksi çağırdım… Apartman görevlisine evde olan bana ait olanları alıp kullanmasını söyledim. “Atatürk Havaalanına gideceğiz” İtalya’ya bilet var mı yok mu onu bile bilmiyordum. Uzun saatler hava alanında uçuş saatim gelene kadar oturdum, ağladım. Türkiye de kalamazdım, onunla aynı havayı soluyamazdım. Gördüğüm an onun gel sözü benim için ferman olurdu. Daha doğmamış bebeğe, Bahar’a acı çektirmeye hakkım yoktu. Günahtı… *****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD