Doruk
"Bunu öğrendiğim iyi oldu," dedi Meyra, ben ona Rosso tasarımları ve iç çamaşırı zevkim hakkında bilgi verdikten hemen sonra.
Ben ona bu kadar yakınken söylenecek en akıllıca şey değildi. İçinde bulunduğumuz durum için biraz fazla tehlikeliydi; ama bunu umursamadığına emindim.
İlk adımı benim atmamı bekliyordu. Yüzlerimiz birbirimize çok yakındı. Biraz daha yükseldiği anda dudaklarımız birleşecekti; ancak o duruyor ve benim onu öpmemi istiyordu. Beni istiyordu... Bense bunu ona vermekten daha çok hiçbir şeyi arzulamıyordum. Bu kadın tüm dünyamı alt üst ediyordu. Oynadığımız oyun başka zaman olsa bana çok saçma gelirdi. Kedi fare olayı hiç benim tarzı olmamıştı zaten... Meyra Acar'sa bana yepyeni bir bakış açısı kazandırtmıştı. Mantıksız bulduğum her şey bir anda hayatıma giriyordu. Meyra dünyama anlamlandıramadığım bir şeyler yapıyordu ve ben sadece buna devam etmesini istiyordum.
"Neden?" diye sordum, oldukça keyifli bir ses tonuyla
"Ben bilgiye aç bir kadınım Doruk Karan. Her türlü bilgi kırıntısı benim için değerlidir," Yavaşça ona yaklaşmaya devam ettim. Dudakları 'öp beni' diye haykırırken aksini yapmam mümkün değildi zaten "Belki ileride lazım olur."
Evet, çok yakında lazım olacaktı... "Belki Meyra, belki..."
Sessim gittikçe kısılırken, adı dudaklarımdan bir fısıltı şeklinde döküldü. Dudaklarım açlıkla onun dudaklarına ulaşmaya çalıştı. Bir nefes aldım ve son kez ona yaklaştım.
Ve...
"Meyra!"
Odanın kapısı sertçe sonuna kadar açıldı ve sanki bir anda bizi birbirimize bağlayan büyü bozuldu. Meyra umursamadı bile. Biraz bile geri çekilmeden başını yana çevirdi ve öfkeli gözlerle kimin geldiğini görmek için kapıya baktı.
"Baba!"
Baba mı? Kahretsin! Bakışlarımı hemen kapıya çevirdim. Kapıdaki adam Onur Acar mıydı? Hani yanında iki kadın ve genç bir adamla dikilen? Peki, ben niye hâlâ kızının tepesindeydim? Ya şimdi geri çekilecektim ya da her an kolumdan nikâh masasına sürüklenebilirdim; çünkü Onur Acar bana olayı bir namus davasına dönüştürecekmiş gibi bakıyordu.
Hızla kendimi geri çektim ve hafifçe boğazımı temizledim. Pekâlâ, sanırım Onur Bey beni vurmadan önce bu odadan çıkabilirdim. Meyra bir an bile öfkeli bakışlarını babasından ayırmıyordu. Babası ise dikkatini bana vermişti. Sanırım avcılık Acar ailesine özgü bir hobiydi; çünkü avının peşindeki aslan bakışları babasından Meyra'ya geçmiş gibi duruyordu.
"Öhöm! Şey... Meyra Hanım eğer projeyle ilgili başka sorunuz yoksa ben çıkabilir miyim? Firma yetkilileri görüşmeye geleceklerdi."
Aslında gelmeyeceklerdi; ama buradan kaçmak için inanılmaz bir istek duyuyordum. Ya Onur Acar bir daha kızına o kadar yaklaşamayacağıma emin olacak bir şekilde bana işkence edecekti ya da Meyra Acar babasının bir daha odasına ani bir şekilde dalmayacağına emin olacaktı. İki şekilde de bu odada her an kanlı şeyler olabilirdi ve ben bunun bir parçası olmak istemiyordum.
Dosyalarımı topladım ve odadan hemen kaçtım. Umarım birileri babası gittikten sonra kötü kurdu sakinleştirmeyi başarabilirdi; çünkü içeride birazdan savaş çıkacaktı.
Meyra
"Senden hemen bir açıklama bekliyorum!" diyerek masama doğru kızgın bir şekilde yaklaştı babam.
Açıklama mı? Ne cüretle!
"Seni görgülü bir insan sanırdım ama görüyorum ki insanlığın gibi görgülü oluşunda sadece bir boyamaymış!"
Şu an ne kadar öfkeli olduğumu anlatacak kelime yoktu. Hayatıma hiçbir zaman saygı duymayan, hayatta olmamı bile umursamayan babam, şimdi de kalkmış saygısızlığıyla yoluma taş koyuyordu. Çok yaklaşmıştım... Yaklaşmıştık... Ve babam her şeyi mahvetmişti.
"Baban olduğumu unutma Meyra!"
"Ben hiç de öyle hissetmiyorum ama. Arada hatırlatırsan belki daha az unuturum. Mesela bana biraz saygı gösterip odama girmeden önce kapımı çalarak başlayabilirsin."
Yemin ediyorum lanet kapıma ilk iş otomatik kilit taktıracaktım. Ve zil... O zaman da böyle rahat rahat içeri girip çıkabilecek miydi acaba?
Babamın bakışları gittikçe sertleşti. Zaten bana ne zaman sevgiyle bakmıştı ki? Bundan sonra baksa bile artık çok geçti. Sadece annemin hamile kalmasını sağlayıp bana hayat veren, soyadını bana bahşetme lütfunda bulunan öylesine bir adamdı işte. Babam değildi. Şimdi benden ona babammış gibi davranmamı bekleyemezdi. Ona o kadar saygı duymuyordum.
"O kimdi?"
Allah'ım! Sen bana sabır ver!
"Hesap mı soruyorsun bir de? Ne hakla? Kimse kim! Seni ilgilendirmez."
"Belli ki çalışanın... Hareketlerine dikkat et Meyra. Burası bir iş yeri."
Bunu o mu söylüyordu? Karısı evde oğluna bakarken gidip başka bir kadını hamile bırakan adam? Dinime küfreden Müslüman olsa diye bir söz vardır, bilir misiniz? Şu an bunu bağıra bağıra babamın yüzüne söylemiyorsam sırf işler olduğundan daha fazla çirkinleşmesin istediğimdendir.
"Etmezsem ne olur?" diyerek Meydan okudum babama. Ayşen annem ve Çağlar gergin bir şekilde bizi izliyordu. Funda yengem ise oldukça keyifliydi. Utanmasa koltuğa oturup bir de kahve söyleyecekti.
"Kovar mısın beni babacığım? Ne yazık ki öyle bir yetkin yok."
"Onur tamam!" diyerek araya girdi Ayşen annem. Zaten hayatı benle babamın arasındaki kavgaları ayırmak ve kavga potansiyeli taşıyan durumlara müdahale etmekle geçmişti.
Üvey annem Ayşen'e çok şey borçluydum. Beni sevmeyi hiçbir zaman kendine yediremese de babamdan daha çok sahip çıktı o bana. Kâbus gördüğümde onunla uyumama izin verdi. Doğum günlerimi kutladı. Beni parka götürdü. Elimi tuttu. En iyi okullarda okumamı sağladı. Öylece hiçliğin arasında kaybolma izin vermedi.
Yine de beni hiç sevmedi. Sevemedi...
"Evet baba yeter!" diyerek bu sefer araya giren. "Meyra'nın odasına kapısını çalmadan girmemen gerekirdi, haklı. Özel hayatında ne yaşadığı sadece onu ilgilendirir." Bu sefer bakışlarını bana çevirdi "Ama babam da şu konuda haklı ki sen bir patronsun ve daha dikkatli olman gerekiyor."
"Oluyorum ya! Burası benim odam. Bana özel... Şirketimde odama kapıyı çalmadan girecek bir tane bile hadsiz yok!"
"MEYRA!" diyerek gürledi babam. Anlaşılan bugün adımı ezberliyordu.
"Hadi Onur, gel gidip Kudret'i görelim. Sakinleşince geliriz."
Zaten en başta niye gelmişlerdi ki? Çağlar yanlarında olduğuna göre onun İstanbul'a geldiğini haber vermeye gelmişlerdi. Telefonları yok muydu bunların?
"Aaa! Ayşenciğim sen niye karışıyorsun ki? Onlar baba kız!"
"Kimse senle Özge'nin ilişkisine karışmamış, kız pısırığın teki olmuş. Demek ki Ayşen annem de bundan korkuyor! Kendi işine bak yenge. Benim işlerime de sakın ama sakın burnunu sokma."
Babamı savunduğuma inanamıyordum! Eh, Funda cadısını susturmanın bazı bedelleri vardı.
Babamsa söylenenleri hiç duymuyormuş gibi, ceketinin düğmesini açtı ve karşımdaki koltuğa oturdu. Hah! Belli ki başka bir karın ağrısı vardı. Yoksa asla insan gibi karşıma oturup, kaşlarını çatarak bana bakmazdı. İletişim kurmakta hâlâ bazı sıkıntılarımız vardı...
"Kudret'in haberi olmadan Rosso projesinin tüm sorumluluğunu almışsın? Bu ne demek oluyor? İş dünyasında böyle çocukluklara yer yoktur Meyra. Kudret ve sen ortaksınız. Birbirinize danışmanız gerekiyor."
Beni babama mı şikâyet etmişti?
"Beni sana şikayet etmesi çok olgunca çünkü! Belki de bana haddimi bildirmeye gelmeden önce idari işlerle ilgilenen sevgili amcamın neden bir anda proje tasarım aşamasıyla ilgilenmeye başladığını sorgulamalıydın."
Funda yengem bir anda yerinde hindi gibi kabardı. O ukala burnunu da havaya kaldırmıştı.
"Niye ilgilenmeyecekmiş? Bir kere Kudret çok zevkli biridir. Benimle evlenmesinden belli değil mi?"
Değil diyesim gelmişti ya hadi neyse... Daha az önce ben bu kadına işime karışmamasını söylememiş miydim?
"Bilmez miyim? Özellikle projenin kapsadığı iç çamaşırları konusunda çok ince bir zevki vardır. Eğer sen bu zevklerinden haberdar değilsen, amcamın sekreterine söyle seni evine götürüp dolabını göstersin."
Bu proje neden amcam için böyle önemliydi? Ne anlardı ki zaten? Hele ki iç çamaşırlarından... Karısının bu konu da pek zevkli olduğunu sanmıyordum. Yengem 'bu gece başım ağrıyor' diyen kadınlardandı. Eh, amcam da o geceler de kendine başı ağrımayan birilerini buluyordu. Yengem salak olabilirdi; ama ben neden amcamın sekreteriyle her gün en az üç saat toplantı yaptığını anlamayacak kadar salak değildim. Belki ondan bir şeyler kapmış olabilirdi ama... Kızın çok sağlam bir iç çamaşırı koleksiyonu olduğuna bahse girerdim.
"Meyra!" Babam bir kez daha hiddetle çıkıştı. Show mu yapıyordu şimdi? "Haddini aşma! Ayrıca, Kudret amcan tecrübeli bir iş adamı... Onun tecrübelerinden faydalanman senin yararına olur."
Yeter artık! Babamın karşıma geçmiş beni azarlamasına ve Kudret amcamı aklamaya çalışmasına daha fazla katlanmayacaktım.
Elimi sertçe masama vurarak ayağa kalktım ve bağırmaya başladım. "O sadece senin gayri meşru kızının başarılarını kıskanan bir zavallı! Ben bu projenin başındayım; çünkü bu firma bizim için çok önemli; çünkü tecrübe her zaman yeterli değil maalesef. Bu projede en iyi grafikerlerimiz ve pazarlama uzmanlarımız çalışıyor. Başındaki kişi de grafik tasarımından, pazarlamadan ve bilgisayarlardan en iyi anlayan kişi olmalı. Üstelik sektör moda sektörü ve Kudret amcam yaptığı tercihlerle bana zevksizliğini çok iyi kanıtlamış bir adam."
Babam ayağa kalktı ve öfkeli bakışlarla araya girmeye çalıştı; ama elimi havaya kaldırdım ve onu hızla susturdum. Çocuk değildim. Beni bu şekilde azarlayamaz, hayatıma, işimi yapış şeklime karışamazdı.
"Hayır! Sesini duymak istemiyorum! Bir dahaki sefere amcamın lafıyla karşıma çıkmadan önce araştırmanı yap," dedim, derin bir nefes alıp kırgın bakışlarımı üzerine dikmeden önce. Beni hâlâ kırabildiğine inanamıyordum... "Belki bir dahaki sefere gerçekten beni özlediğin için olur; ama bu hiç olmayacağına göre, sanırım bir dahaki görüşmemiz kırmız kar yağdığında olacak."
Babam bir şey söyleyecek gibi oldu; ancak hemen sustu. Herkesin sesi kesilmiş, bakışları yere düşmüştü; çünkü bu odadaki herkes şu an olduğum öfkeli kişinin yaratıcıydı. Beni bu kadar kızdıran onlardı. Onlara olan saygımı yerle bir ettikten sonra daha azını bekleyemezlerdi.
Derin bir nefes alıp sakince yerime oturdum ve gözlerimi biraz önce Doruk'la baktığımız tasarımlara diktim. "Şimdi çıkın!" dedim, net bir sesle.
Babam ikiletmedi. Öfkeyle arkasını döndü ve çıktı. Ayşen annemse hemen onu takip etti.
"Eh, ben de gidip bir Özge'yi göreyim bari."
"Şirket sınırları içinde onunla on dakikadan fazla görüşmene izin vermiyorum yenge."
"Ne münasebet! O benim kızım!"
Evet, öyleydi. Maalesef... "Kızın aklını bulandırıp duruyorsun. Ayaklarının üzerinden durmaya çalışıyor. Rahat bırak kızı. Git, merhaba de ve sonra da evine git."
Funda yengemde öfkeli öfkeli odamı terk ettikten sonra geriye sadece Çağlar ve ben kalmıştık. O yine beni sakinleştirme görevini üstlenmişti. İyi bir abiydi. Sadece kardeş olarak ona en yanlış kişiyi vermişlerdi. Annesinin kalp kırıklığından doğan bir bebeği...
"Sakinleştin mi bari?" diye sordu Çağlar, olanlardan hiç rahatsızlık duymamış bir şekilde koltuğa oturup, arkasına yaslanırken.
"Efendim?"
"Babamı önce mosmor yapıp, sonra da odadan kovdun ya, onu diyorum. Rahatlamışsındır. Eh, en büyük hobin Onur Acar'ın çenesini kapamak malum..."
Dudaklarım istemsiz bir şekilde, bir gülümsemeyle kıvrıldı. Şu an fazlasıyla öfkeliydim; ama abim karşıma geçmiş beni güldürmeye çalışıyordu. Her zamanki gibi başarıyordu da...
"Çağlar! Bak zaten sinirliyim üzerime gelme."
"Senin üzerine gelen gelmiş güzelim. Neydi odaya girdiğimizdeki o halin? Pardon, haliniz?"
Bir de edepsizdi... Dilinin hiç kemeri yoktu. Hangi abi kardeşiyle böyle rahat konuşurdu ki?
Hiçbir şey söylemedim. Sustum ve gözlerimin konuşmasına izin verdim. Gözlerim 'çeneni kapa yoksa sana Funda yengem muamelesi yaparım,' diyordu.
"Ooo! Anladım. Mevzu derin. Meyra Hanım yine av peşinde. Hayırlı işler kardeşim."
"Sen nasıl abisin ya? Bir de geçmiş karşıma rahat rahat söylüyorsun bunu. Ne haltlar yediğimi biliyorsun madem azıcık kalıbının adamı ol da abiliğini göster."
"Sanki göstersem bir işe yarayacak. Sana şimdi kızsam yaşadığıma pişman edersin beni. Bu yüzden ben de ters psikoloji uyguluyorum. Belki kızmazsam bu işte bir tuhaflık olduğunu anlayıp normale dönersin."
Tekrar sustum ve Çağlar'a çatık kaşlarla bakmaya devam ettim. Bu ne demekti şimdi? Bana laf mı sokmuştu bu?
"Normalden kastın ne?"
"Küçükken olduğun kişi... O sevimli küçük kız. Hatırlıyorum da babaannemin aldığı bir elbisen vardı. Böyle kırmızı, üzerinde çiçekler olan. Saçlarını böyle iki yandan toplamıştın. O işte tanıdığım en normal Meyra'ydı. Sakin, sevimli, güler yüzlü ve..."
"Yeter!" Bu konuşmayı daha fazla dinleyemezdim. "Bu konuyu bir daha açma Çağlar. Kalbini kırmak istemediğim sayılı insanlardansın ve bırak bu öyle kalsın."
Eski Meyra hakkında konuşmaya tahammülüm yoktu. O küçük kız benim yıkık hayallerimle birlikte çok eskilerde kalmıştı. Kalbi kırık bir şekilde canlı canlı toprağa gömmüştüm onu. Artık ne çiçekli kırmızı elbiseler vardı hayatımda, ne de sevimli bir gülüşe...
"Öyle olsun. Nasılsa artık buralardayım. Tayinim çıktı. İstanbul'a atandım. Benden bıkana kadar tependeyim."
Ondan sıkılamazdım ki! O kalbi kırık kız hayatından vaz geçmediyse, bu sadece üç kişi içindi. Babaannem, dedem ve Çağlar... Onlar kimse izin vermese de ailem olmak için direnmişlerdi. Onlara belki de bir hayat borçluydum.
Onunla konuşmak sinirlerimin biraz yatışmasına sebep olmuştu. En azından işime odaklanabileceğim kadar. Çağlar bana veda edip odamdan çıktığında, artık düşünmeye hazırdım; fakat işi değil. Yeni oyunumu...
*
Funda, Meyra'nın odasından çıkar çıkmaz hızla kızının odasına gitmişti. İyice haddini aşmıştı bu kız! Onun kızıyla görüşmesini kısıtlamak da neydi? Özge'nin yanına ulaştığından oldukça sinirliydi.
Özge'nin odasına girdiğinde kızını bilgisayarın başında harıl harıl çalışırken buldu. Ne işi vardı onun bu katta? Salak kızı yine kendini ezdirmişti Meyra'ya. Özge bir Acar'dı. Hem de Meyra'dan daha çok Acar'dı. O koltuk Özge'nin hakkındaydı.
"Ayy Özge ne oturuyorsun burada böyle! Ah benim saf kızım! O küçük kaltak yukarıda terör estir sen de ona kölelik yap."
"Ben de hayatımda ne eksik diyordum. Anne dırdırıymış!"
Funda kızının cevabını duymazlıktan gelmiş, dedikoduya hazır bir şekilde kızının karşısına oturmuştu. "Söyle bakayım, bu Roza mı, Rosa mı ne öyle bir proje varmış, öyle mi?"
"Rosso anne!"
"Her ne haltsa! Orada Meyra ile çalışan böyle uzun boylu, esmerce, yakışıklı bir oğlan var. Böyle baya da yapılı biri. Kim o?"
Özge önce annesinin kimden bahsettiğini anlamadı. Sonra hemen geldi bahsettiği yakışıklı kişinin yüzü, gözlerinin önüne.
"Ha sen Doruk'u diyorsun!"
"Ooo! Doruk öyle mi? Hayırdır, bey hangi dağa kaçtı."
"O senin fesatlığın anne."
"Hıh! Ben mi fesadım? Sen burada gözünü süze süze oğlanı düşün, Meyra yukarı da malı götürüyordu valla."
"Ya anne ne biçim konuşu... Ne!"
Özge duyduğu şeyle bir anlık bir şok yaşadı. Meyra ablası ve Doruk mu? Annesi yine abartıyor muydu yoksa?
"Odaya bir girdik, oğlan eğilmiş bunun üzerine öptü öpecek. Onur odaya dalınca yarım kaldı işleri."
Doruk'un Meyra ablasıyla olması onu biraz üzse de hemen toparlanmıştı. Ondan hoşlanmış olabilirdi; ama Meyra ablasına rakip olacak kadar da değildi. Sadece hoş çocuktu işte.
"Sen hoşlanıyor musun yoksa bu Doruk'tan?"
"Ne alakası var anne ya!" diyerek karşı çıktı Özge. Bu kozu Funda Acar'ın eline vermezdi. "Hoş adam kabul; ama..."
"Ayy valla hoşlanıyorsun sen bu adamdan."
"Anne yok diyorum öyle bir şey."
Yok veya var... Funda bunu umursamıyordu. O an aklına gelen fikir, sadece Meyra'nın acı çekmesiyle alakalıydı.
"Bu adamı tavlaman lazım Özge!"
"Anne! Oldu olacak gidip Meyra ablama aramızı yap diyeyim bir de. Sen iyice aştın kendini."
Funda yine tıkamıştı kulaklarını. Sadece kendi isteklerini duyuyor, kendi intikamını umursuyordu.
"Ya bu adamı tavlarsın Özge ya da beni büyük hayal kırıklığına uğratırsın. Benim kızım bir hayal kırıklığı olamaz! Meyra sürtüğünün altında da ezilemez. Öyle bir kızım yok benim. Bunu böyle bil, öyle karar ver."
Özge annesine ne kadar kızsa da ona asla karşı koyamıyordu. Meyra'nın görüşmelerini istememelerinin en büyük nedeni de buydu işte. Funda yine kızının aklını çelmişti. Yine onun sevgisini kullanmış, onu haince manipüle etmişti. Şimdi kalenin içinde bir hain vardı. Funda Acar, Meyra Acar'ın havasını çok fena söndürecekti.