Meyra
Alkolik, kayıp bir anne ve adi bir babanın kızıysanız eğer, insanlardan sevgi beklemek aptallıktan başka bir şey değildir. Babanız size değer vermiyor, saçınızı okşamıyor ya da doğum günlerinizi hatırlamıyordur. Anne olarak bildiğiniz ama aslında sizi bırakıp giden alkolik bir fahişenin yerine geçen üvey anneniz size acı çekmeden bakamıyordur. Sizi hep koruyup kollayan abinizi sevemezsiniz çünkü kimse sizi onun öz kardeşi olarak görmez. Akrabalarınız size tiksinti dolu gözlerle bakar ve bunun tek sebebi, babanızın evli olduğu kadına bir gram bile saygı duymadan penisinin ona yapmasını söylediği şeyleri sorgusuz sualsiz yerine getirmesidir. O uçkuruna sahip çıkamaz, cezasını siz çekersiniz. Küçük bir kız olmanız kimsenin umurunda değildir. Anneniz gelip sizi kurtarsın istersiniz, gelmez. Çünkü tehditle babanızdan çaldığı paralarla kim bilir hangi aşağılık herifin altına yatmıştır. Babanız size gülsün istersiniz, gülmez. Utanç kaynağı olmak böyle bir şeydir.
İşte bu yüzden ben ne sevebilir, ne âşık olabilirdim; fakat hayattan hâlâ zevk alabilirdim...
Şu an kesinlikle hayatımdan fazlasıyla zevk alıyordum. Doruk Karan'ın gittikçe ağıma düştüğünü hissediyordum. Onu her gün belli bir süre kendime yakın tutuyor, ardından tüm gün boyunca yüzüne bile bakmıyordum. Böylece huzursuz olmasına, kafasının karışmasına ve beni sürekli merak ettiği bir takıntısı haline getirmesine sebep olacaktım. Yine günün Doruk saatindeydik. Doruk ve ben, ofisimde başbaşa çalışıyorduk. İtalyan iş ortaklarımız sonunda katalog taslağını göndermişlerdi ve biz de tanıtımlar ve reklam filmi için çalışmalara başlamıştık. Reklam filmi Türkiye'de dönmeyecekti; ancak hazırlanan her türlü afiş, sosyal medya reklamı ve alışveriş sitelerinin tanıtımları için hazırlanan her görsel bizim ülkemizde de paylaşılacaktı. Markanın reklamlarını yaptırdığı koleksiyonun bir iç çamaşırı koleksiyonu olduğundan bahsetmiş miydim? Bu iş gittikçe daha da eğlenceli bir hal alıyordu.
"Ayrıntıların üzerinden geçtiğimize göre, lütfen bir kez daha baştan bana projenin önemli noktalarını anlatır mısınız Doruk Bey?"
"Elbette Meyra Hanım..."
Doruk'ta beni çeken şey neydi, hâlâ tam olarak bilmiyordum. Bakışları, yakışıklı yüzü, çarpık gülüşü, dağınık saçları, kirli sakalları, muhteşem vücudu, sesi ya da sadece adımı söyleyiş şekli... Onun her yeri ayrı ayrı ilgi çekiciydi benim için. Tüm bir paket olarak seksiydi. Asla sesli olarak itiraf etmeyecek olsam da bir bakışıyla kontrolümü tamamen kaybedecek gibi oluyordum. Eğer çok zevk aldığım bir oyunun içinde olmasaydık, şu an her şeyi boş verip üzerine atlayabilirdim. Masanın üzerine sırt üstü yattığımı ve onun üzerime uzanarak içimdeki bu ateşi söndürdüğünü düşünmek bile kendimden geçecek gibi olmama yetiyordu. Onun sadece zeki görünmeye çalışan aptal bir adam olduğuna inanmak istiyordum sürekli; fakat bana ilk kez böyle yoğun bir arzu hissettiren adamın biraz bile aptal olduğuna inanmak güçlü. Aksine, oldukça zeki ve dişli bir rakip olması gerekiyordu. Öyle olduğunu bilmek hem güzeldi, hem de sinir bozucu...
"Firmanın tasarımları sadece ürünler renkli olacak şekilde. Katalog siyah, beyaz ve kırmızı olarak tasarlanmış. Mankenlerin giydiği iç çamaşırları dışında her şey siyah ve beyaz. Marka, her kadın içinde aslında kırmızıdır mesajı vererek Rosso'yu tanıtmayı amaçlamış. Biz de reklam filmleri ve tanıtımlar da bu yolu izleyeceğiz. Buraya kadar atladığım ya da kafanızın karıştığı bir nokta var mıydı?"
Evet, ben markanın adını söylediğin yerde takılıp kaldım... Firma sorumlularıyla toplantılarımız boyunca İtalyanca konuştuğu anları düşünüyordum da... Belki de İtalyanca konuşan en seksi adamdı. Belki de ona projeyi İtalyanca anlatmasını söylemeli ve bunun zevkini çıkarmalıydım... Ne diyordum ben böyle? Kendine gel Meyra! Ne zamandan beri kedi fare oyunun da fareye oyuncak oluyorsun?
"Hayır, devam edin lütfen."
"Pekâlâ, reklam filmi hayattan sıkılmış, tüm günleri aynı monotonlukta geçen siyah beyaz bir kadının görüntüsü ile başlıyor. Kadın kapalı bir günde, siyah beyaz insanların arasından geçerek evine gidiyor. Üzerini çıkarıyor ve markanın tasarladığı iç çamaşırlarıyla kalıyor. Ardından aynada kendine bakıyor ve gördüğü görüntüden memnun bir şekilde gülümsüyor. Hayatta onun için her şey siyah beyaz... Rosso hariç. Katalog tasarımlarında gördüğümüz kalabalığın içinde Rosso takımıyla duran kadın modellerinden esinlendik aslında bu çalışmada. Reklam ekibi ve benim üzerinde tartıştığımız fikirler arasında en çok hoşumuza giden bu oldu. Tabii son karar yine sizin."
Bunun farkında olması iyi bir şeydi tabii... Son karar her zaman bendim. Bunu bilmesine tuhaf bir şekilde ihtiyacım vardı. Onu kontrol edebildiğimi bilmeye de... Bu benim oyunumdu ve ben asla kendi oyunumda kaybetmezdim. Oysa Doruk Karan bana aksinin mümkün olduğunu düşündürtüyordu. Beynimdeki tüm tehlike alarmları o yanımdayken kırmızı ışıklarını yakıp söndürüyor ve acı acı bağırıyorlardı. Kendime yanlış bir rakip mi seçmiştim? Hayır, Doruk en doğru rakipti. O bile benim karşımda bir hiçti. Onu yenmek, onu da oyuncaklarımdan birine çevirmek çok eğlenceli olacaktı. Çünkü hayat ancak bu şekilde acılardan uzaktı. Birilerinin oyuncağı olmaktan kurtulmanın tek yolu buydu. Yönetmek... Bir zamanlar sevilmek için zavallı bir oyuncağa dönüşen o kızdan çok şey öğrenmiştim ben. Asla onun gibi olmamayı acı çeke çeke öğrenmiştim. Şimdi ise ben acı çektiriyordum ve bunun zevk veren bir yanı vardı. Sadistçe miydi? Umurumda değildi.
"Bence proje gayet güzel olmuş. Artık sunum için hazırlıklara başlayabiliriz," dedim beğenimi ses tonuma yansıtarak "Yalnız üzerinde durmak istediğim bir nokta daha var."
"Nedir?"
Gülümsemem ben daha kendimi kontrol edemeden yüzüme yayıldı. "Lütfen buraya gelin ve size göstermeme izin verin Doruk Bey."
Şimdi aynı gülümsemeden Doruk'un yüzünde de vardı. Ah, en az benim kadar zeki olmasa bu oyun çok sıkıcı olabilirdi.
"Yanlış hatırlamıyorsam bu taktiği dün sabahki toplantımızda da kullanmıştınız. Yoksa numaralarınız mı eskiyor Meyra Hanım? İsterseniz size kendi numaralarımdan birkaç tanesini seve seve gösteririm."
Onun da zamanı gelecekti Doruk Bey; ama şimdilik elimizde sadece benim numaralarım vardı.
"Peki," dedim dirseklerimi masama dayayıp öne doğru eğilirken "Eğer otuz saniye içinde bu tarafa gelmezsen yarın sabah kalktığında bir işin olmaz numarası nasıl?"
Doruk abartılı bir şekilde elini kalbine koydu ve sanki onu bir silahla, tam kalbinden vurmuşum gibi geriye doğru savruldu. "Off! Bu ağır oldu işte! Patron kozunu kullanmanızı beklemiyordum."
Cevabı üzerine kahkahama hâkim olamadım. O kozu, CV'sini bu şirkete gönderdiği gün kendi elleriyle bana vermişti. Eh, sonuçlarına katlanacaktı şimdi.
Yavaşça ayağa kalktı ve yüzünde kendinden emin adımlarla bana yürümeye başladı. Yürüyüşü bile ona özgüydü sanki. Attığı her adımda 'Ben Doruk Karan'ım,' diyordu 'Kendinden emin, ukala, tatlı bir serseriyim.'
Üstüne üstük bir de centilmendi... Bunu biliyordum çünkü onun şirkette attığı her adımı izliyordum. Kapılardan geçerken yol verdiği, ağır dosyalarını taşıdığı ve türlü konuda yardım ettiği her dişi bir anda düşmanım oluyordu. Kıskanıyor muydum? Böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Ben kıskanmanın ne demek olduğunu bile bilmezdim. Büyük ihtimalle o anlarda hissettiğim şey, Doruk'un kendine yeni birini bulup oyundan geri çekileceğini düşünmemdi. Oyun ben bitti demeden bitemezdi. Aksi bir durum beni fena halde öfkelendirebilirdi...
Doruk yanıma geldi ve soluğunu yüzümde hissedebileceğim kadar eğildi. Ve tüm bedenimde...
"Evet Meyra Hanım, sizi dinliyorum," dedi ciddi olmaya çalışan bir ses tonuyla.
Birlikteyken ne o yeteri kadar ciddi olabiliyordu, ne de ben. Aslında bu durum hiç bana göre değildi. Çalışanlarıma gülümsediğim görülmüş şey değildi! Ya da onların yanında bu kadar eğlendiğim. Ayrıca hiçbir çalışanımın benimle bu kadar ukala bir ses tonuyla konuşmasına da izin vermemiştim. Doruk benim için ilginç bir istisnaydı. Nedenini çözemiyordum; ama bu oyundan gereğinden fazla zevk alıyordum.
"Ne düşünüyorsun?" diye sordum, bakışlarımı Doruk'un yüzüne çevirerek.
"Ne hakkında?" diyerek karşılık verdi, bakışlarını benimkilere kenetleyerek.
Gözlerine bakarken etrafımda olup biten her şeyi unutmuş gibi hissediyordum. Ne korkunç bir duyguydu bu böyle! Fakat bakışları öyle güzeldi ki insan onlara bakmadan edemiyordu. Baktım... Baktım... Baktım... Ba... Ne yapıyorsun Meyra?
Hızla kendimi geri çektiğimde, Doruk'un yüzünde oluşan serseri gülüş gözümden kaçmamıştı. Ukala piç!
Bakışlarımı bilgisayarımın ekranına çevirdim ve oyuna geri dönmek için kendimi zorladım. "Markanın tasarımları hakkında tabii ki!"
Doruk şaşkın bir bana bir de bilgisayara bakıyordu. Bu soruyor sormamı beklemiyordu anlaşılan. Ne olmuştu o ukala piç gülüşüne?
"Yani şimdi benden iç çamaşırları hakkında ne düşündüğümü söylememi mi istiyorsun?" Kaşlarımı çatıp bakışlarımı hafifçe sertleştirdim. "Öhöm! Şey, yani istiyorsunuz"
Meyra Acar'a kıs kıs gülmek öyle kolay değildi. İşte böyle yerle bir ederlerdi adamın öz güvenini. Daha altımda çok ezilecekti de haberi yoktu.
"Elbette. Sonuçta, bu tasarımlar bir sanatçının elinden çıktı. Eh, sen de bizim şirketimizin sanatçısı olduğuna göre, bir sanatçıya, diğerinin eseri hakkında ne düşündüğünü sormam da, ne gibi bir sorun olabilir ki?"
Rakibinizden iyi olmanızın en iyi yolu, onu tanımanızdı. Eh, bir erkeği tanımanın yolu da onun en tehlikeli arzularını öğrenmekten geçiyordu. Sanırım Doruk Karan'ın iç çamaşırı zevkini öğrenmek, beni bu bilgiye götürmek için yeterli olacaktı.
"Hmm... Güzel?"
Hadi ama... Sıkıcı olmak zorunda mıydı? Oyunu kurallarına göre oynaması gerekiyordu. Ben av atardım, o salağa yatar yemi kapardı. Ben zevk alırdım, o da av olurdu.
"Sadece güzel mi? Bence bundan daha iyisini yapabilirsiniz Doruk Bey. Mesela... Bir kadına en çok yakışan rengin kırmızı olduğunu söylerler. Ateşli. Tutkulu. Baştan çıkarıcı..."
Her bir kelime de ona biraz daha yaklaştım. Yavaş yavaş, usulca, sessizce, avımı ürkütmeden... Doruk'un gözlerinde çakan ışığı daha bana dönmeden gördüm. İşte yine o gülümseme... Demek oyuna dönmeye karar vermişti. Ne hoş!
"Hmm... Kırmızı... Evet, güzel bir renktir. Kırmızı ayakkabı, kırmızı elbise, kırmızı çanta... Tabii bunlar her kadında güzel durma potansiyeline sahip eşyalar."
"Peki ya iç çamaşırları?"
"Onlar da güzel durabilir tabii..."
Neden böyle kaçak dövüşüyordu ki? Bana istediğim cevabı verse ölür müydü? Off! Gittikçe sinirimi bozmaya başlıyordu bu adam. Rekabet iyiydi hoştu ama bu kadarı da fazlaydı canım!
"O ne demek?"
Doruk bu sefer sadece bakışlarını değil, tüm bedenini bana çevirdi ve döner sandalyemi de kendine çevirip, ellerini sandalyemin iki yanına yasladı. Huh! Burası biraz sıcak mı olmuştu?
"Bence, bir kadına en yakışan renk, yani iç çamaşırları konusunda, siyah... Kadınları cesur olmasını her zaman hem desteklemiş, hem de çok... İlgi çekici bulmuşumdur; ama bir kadın en güçlü silahlarını ustaca gizlediği, onları asaletinin altına sakladığı zaman daha çekici. Siyah... Asil, gizemli, nefes kesici..."
Mesela ben şu an kesinlikle nefes alamıyordum. Beş dakika sonra panik atak geçirecektim; ama şimdi bir sonraki aşamaya geçmek için hazırdım. Resmen kendi kaleme gol atmıştım. Umurumda değildi Doruk Karan iki saniye içinde beni öpmezse alev alabilirdim.
"Kırmızı da yakışır tabii; ama benim ilgimi çekeceğini sanmıyorum. Tabii istisnalar olabilir. Yani, sevgili patronum, tasarımlar güzel; fakat pek benim tarzım değil."
Ne diyordu bu adam? Ben diyordum ateş, bu diyordu su. Boşver suyu şimdi...
"Demek siyah," dedim kendimi hafifçe yukarı doğru itip, ellerimle usulca kravatını kavrarken. "Bunu öğrendiğim iyi oldu."
Yüzü yüzüme tehlikeli derecede yakındı. Tehlike benim göbek adımdı. Tehlikeli şeyleri hep sevmiştim zaten. Hayat güvenli yaşamak için çok ama çok kısaydı. Yani çok fazla vaktimiz yoktu. O yüzden şu mesafeyi bir an önce kapatması gerekiyordu.
İlk adımı atan ben olmayacaktım. Zaten o adımı atan hiç ben olmazdım.
"Neden?" diye sordu, keyifli bir ses tonuyla.
"Ben bilgiye aç bir kadınım Doruk Karan. Her türlü bilgi kırıntısı benim için değerlidir," Doruk yavaşça bana yaklaşmaya doğru devam etti. Yavaş değil, hızlı... Daha hızlı olmasına ihtiyacım vardı. "Belki ileride lazım olur."
"Belki Meyra, belki..."
Adım dudaklarında gittikçe bir fısıltıya dönüşürken, kalp atışlarımız hızlandı.
Geri sayım başladı. 5, 4, 3, 2, 1...
"Meyra!"
Kapım sonuna kadar sertçe açılana kadar her şey harika ilerliyordu; fakat oyunum kapı çalmayı bilmeyen bir densiz yüzünden mahvolmuştu.
Biraz bile geriye çekilmeden başımı hafifçe sağa çevirdim ve...
"Baba!"
İşte bu geri çekilmem için çok geçerli bir nedendi!