〄 Kara Haber 〄

2247 Words
●11 Ay Sonra ● Dakikalardır ekrandaki kabul mektubuna bakıyordum. Derin bir of çektim. Kararsızlık bir kuyuysa ben şu an o kuyunun en dibindeydim. Aldığım son kabulle an itibariyle kafam tam bir çorbaya dönmüştü. Bir tarafım Amerika'da kalmamı bağırırken diğer yanım İngiltere'ye gitmem gerektiğini söylüyordu. İngiltere pek çok açıdan benim için mantıklı olabilirdi. Bir kere Türkiye'ye çok daha yakındı her an ulaşabilirdim. Ama diğer taraftan burada bir hayat kurdun diyordu. Derin bir nefes daha çektim içime. Belki yine beni kimsenin tanımadığı bir yerde yeniden başlamak çok daha iyi olurdu. Sonuçta insanlar sizi tanıdıkça hakkınızda daha fazla şey merak ediyorlardı. Ayrıca birde Karan meselesi vardı tabi. İşte o konuda da her şey daha beter hale gelmişti. Israrla hep pazartesi çiçek buketi yolluyordu. Artık insanların sorularından, yorumlarından yorulmuştum. Sanki İngiltereye gitsen bu adamın kıskacından kurtulabileceksin dedi iç sesim. Haklıydı. Benim öyle gizli kalabileceğim bir işim yoktu. Yapacağım bütün çalışmalar üniversite tarafından yayınlanacaktı. İçim daha da daralırken kendimi ferahlatmaya çalıştım. Sonuçta bana zorla bir şey yaptıramazdı ve bir noktada pes edecekti. İsterse ömrümün sonuna kadar çiçek yollamaya devam edebilirdi umrumda değildi. Her şeyi düşünmekten bıkmıştım. Salıvermek istiyordum artık. Ondan kurtulmama sadece bir adım kalmıştı. Ve boşanma davasını atlattım mı her şey bitecekti. Karan'ı biraz tanıyorsam karısına son bir kere bakma zahmetine asla girmezdi. Büyük ihtimalle o gün geldiğinde avukatını gönderip sessizce halletmesini isteyecekti tıpkı yıllar önce bana o sözleşmeyi imzalatırken yaptığı gibi. İşte o gün bende onun tahmin ettiğinden bile sessiz bitirecektim bu işi. Acaba dedim, ona boşandıktan bir zamanlar karısı olduğunu söylemeli miydim? Yüzümde anlık eğlenen bir ifade belirdi. Aslında suratını görmek eğlenceli olurdu ama onun ne yapacağı belli olmazdı. Başıma sonrasında bela olabilirdi. Yüzüne bakarak aptallığıyla eğlenmek yeterli dedim kendi kendime. Aksiyona gerek yok kızım akıllı davranmalıyız. Bu adamdan kesinlikle sonsuza kadar kurtulduğumuzda emin olmalıyız. Kafamın içinde onlarca senaryo dönerken Aylin'in bana seslenmesiyle irkildim bir an. " Leyal, kime diyorum ben. Hadi gel artık pizzalar geldi." Allah bilir bana kaç kere seslenmişti. Tanrım onu delirtmiş olmalıydım. " Tamam, geliyorum ben sen başla." Bilgisayarı kapattıktan sonra biraz esnedim. Saatlerdir bu masanın başındaydım. Ayağımdan çıkardığım pandiflerimden birini yeniden ayağıma giyip sürünen adımlarla mutfağa geçtim. Pizzadan kafasını kaldı ve bana bakıp konuşmaya başladı. " Hadisene kızım vallaha ben öldüm açlıktan." Yorgun gözlerimle gülümsedim ona. Yemeğe karşı küçük bir çocuk gibiydi hep, hiç sabrı yoktu bu konuda. " Geldim işte, gelen maillerime bakıyordum." Eee dercesine baktı bana. Sandalyeye oturduktan sonra konuşmaya başladım. " Hiç öyle Queen Mary'den kabul almışım." " Nee ve bunu şimdi mi söylüyorsun, Allah'ım gel buraya." Beni kendine çekip kocaman sarılırken gülümsedim. " Hadi kalk kutlamaya gidelim bu gece." O heyecanla şakıyıp hızlı hızlı konuşurken. Kafamı hafifçe olmaz dercesine salladım. " Geçenlerde kutlama için yemeğe çıktık ya ne gerek var her seferinde aynı tantanaya." Bana bakıp muzipçe gülümsedi. " Bu benim için ne ki diyorsun yani. Haklısın tabi böyle başarılar küçük şeyler Leyal Hanım için." " Aylin bunu hava atmak için söylemediğimi biliyorsun. Hem gerçekten dünyada ne başarılı insanlar var bu ne ki." Bıkkınca bana baktı. " Tamam Leyal dünyada aşırı zeki, aşırı başarılı tipler var ama ne yani sence sen onlar var diye ortalama mı oluyorsun." Tam bir şey diyecektim ki elini kaldırıp beni susturdu. " Tek bir kelime dahi duymak istemiyorum laboratuvar faresi. Değilse o dişlerini sökerim." Onun bu çocuksu hallerine güldüm. Aylin'le aşırı yakın olmasam da onu gerçekten seviyordum. Büyük ihtimal çok yakınlaşamamamızın sebebide bendim. Nedensiz bir şekilde insanlarla arama hep bir mesafe koyuyordum bunun sebebi belki kimsesiz büyümemdi belki de sakladığım şeyler. Nedenini bilmiyordum ama bu durum çoktan benim karakterimin bir parçası olmuştu. " Leyal, bak sana bir şey soracağım ama bana kızma tamam mı? Ona yan gözlerle baktım önce. Kızma dediğine göre kesin beni sinirlendireceğini biliyordu. " Şey, nasıl desem. Yanii" " Hadi, Aylin söyle artık ne söyleyeceksen." " Karan diyorum Karan'la gerçekten hiç mi olmaz?" " Aylin" dedim önce öfkeli bir sesle. " Bu durumu seninle kaç kere konuştuk. İstemiyorum. Ne beni sevmesi , ne gönderdiği çiçekler ne de zengin olması umrumda. Ben kimseyi istemiyorum." " Bak demeyim demeyim diyorum ama neden yapıyorsun kendine bunu. Hayır en azından açık bir kapı bırak. Ya adam senin de dediğin gibi hem zengin hem aşık hemde taş gibi taş. Daha ne istiyorsun anlamıyorum ki." En sonunda sabrım taşmıştı. " Evliyim, evliyim Aylin. İkinizinde anlaması gereken şey bu ben evliyim ve bundan sonra başka bir adamla başka bir ilişkide istemiyorum." " Ne evliliği Allah'ını seversen Leyal ya. Yıllardır arkadaşız adamın adını bile bilmiyorum ben. Hayır sen adamın soy ismini bile kullanmıyorsun bu nasıl evlilik." Derin bir nefes aldım ve tane tane konuşmaya başladım. " Onunla evli bir çift gibi yaşamasakta hatta soyadını bile taşımasamda kağıt üstünde bir kocam var. Beni anlıyorsun değil mi Aylin? Haa, ondanda vakti gelince tamamen kurtulacak mıyım evet. Ama o güne kadar ben evliyim." Bana onaylamaz gözlerle baktı. Kafasında asla oturmayan şeyler vardı biliyordum ama bunun için yapabileceğim hiçbir şey yoktu. " Buraya gelmeden önce ne yaşadın, neden evlendin ya da evliliğin neden yürümedi bilmiyorum Leyal ama bildiğim tek bir şey var. Seninde mutlu olmaya hakkın var. Birinin seni sevdiğini görmeye, bir kez olsun kontrolü bırakmaya." Sesi sakindi sonlara doğru ise hüzünlü bir ton eklenmişti. Benim kendimi bu kadar kapatmama üzüldüğünü biliyordum. " Ne olur Karan'ın seni sevmesine izin versen. Bak peşinde divane olmaya hazır bekliyor. Beni kaç kere arıyor seni sormak için bir bilsen. Ya varya biri , beni onun seni düşündüğünün yarısı kadar düşünse yemin ediyorum yarın nikahı basarım." Konunun yine Karan'a gelmesiyle bıkkın bir nefes aldım. Ve defalarca yaptığım gibi yine aynı cümleleri kurmaya başladım. " Karan'ın bana duyduğu şey aşk veya sevgi yada bu tip duygular değil Aylin. Sadece bir takıntı, saplantılı bir elde etme isteği şımarıklık başka her ne dersen işte." Benim yine aynı şeyleri iddaa etmem üzerine derin bir nefes verdi. Anlaşılan yine aynı kısır döngüye girmiştik. Bir o , bir ben sırayla aynı argümanları söylemeye devam edecektik. " Karan'ı geri çeviren ilk kadının kendinin mi olduğunu düşünüyorsun Leyal? Seni temin ederim daha önce sırf daha çok dikkat çekmek için bile bir sürü kadın yapmıştır bunu. Hem Karan'ı biraz tanısan o zengin ailesine rağmen hiçte şımarık olmadığını anlarsın. Tamam kibirlidir, ukaladır falan ama asla şımarık takıntılı bir manyak değildir." Beni ilgilendirmez dercesine omuz silktim. " Hiçbiri umrumda değil. Bence defalarca hayır dememe rağmen peşimdeyse ya sapık ya da gurursuzun teki. Yani her ihtimalde işim olmaz." Bana kınar gözlerle baktı Aylin. Ona ne var canım dercesine omuz silktim yine. " Aşık birine gurursuz demek çok acımasızca Leyal." dedi beni kınarcasına. " Haksız mıyım Aylin? Ne yani seviyoruz diye gurursuz mu olmalıyız. Saçmalık." Küskün bir çocuk gibi trip atmama karşılık benimle yarışamayacağını anlamış olacak ki pizzasını yemeye döndü. Konuştuklarımızı aynen Karan'a yetiştireceğine emindim. Hayır arsız herif arkadaşımıda kendi tarafına çekmişti. Öfkeyle pizzamdan bir ısırık daha aldım. Ah şu ısırdığım şey senin kafan olsaydı Karan efendi. O zaman ben seni varya.. Kendi kendime şiddet senaryolarıyla yemeğimi yerken telefonum çaldı. Sesin odamdan gelmesiyle ofladım. Şimdi hiç kalkıp gidemezdim valla. Kesin tez savunması hakkında bir şeyler sorcaktı Alexa. Ben savunmamı iki hafta önce yapmıştım ama onun ki bir takım aksaklıklardan dolayı gecikmişti. Önce kalkıp almayı düşünsemde aman yemekten sonra ararım dedim. Sonuçta bir acelesi yoktu ya. Telefonun sustuktan hemen sonra tekrar çalmasıyla kaşlarımı çattım. Arayan kimse fazla ısrarlı çaldırıyordu. Elimde ki dilimi bıraktıktan sonra önce masada ki mendile elimi sildim ve odama doğru ilerlemeye başladım. Ağır adımlarla ilerlerken telefonun ısrarlı çalışları içimde garip bir ürperme oluşturdu. Böyle aramalar beni hep korkuturdu. Adımlarımı hızlandırıp odaya girdiğimde Aylin'in sesini duydum. " Kimmiş arayan?" Telefonun elime alıp ekranda yazan ismi görmemle beraber sesim çatallandı. " Engin, Engin Bey arıyor." Ekranda gördüğüm isim içimdeki kötü hissi daha da büyüttü. Kesinlikle kötü bir şey olmuştu değilse Arif Dede'nin avukatı beni asla aramazdı. Gerçi Engin, Arif Dede için bir avukattan fazlasıydı ama yine de bu iyiye işaret değildi. Tedirgin sesimle açtım telefonu. " Efendim. Engin Bey." dedim sesimi sakin tutmaya çalışırken. " İyi günler Leyal Hanım. Umarım çok geç bir saat değildir orada." " Hayır, çok geç değil dedim" Karşıdan ne diyeceğini bilmez gibi bir nefes alış verişi oldu önce sonra bu garip sessizliği yorgun sesi bozdu. " Ben nasıl diyeceğimi bilmiyorum ama en iyisi direk söylemek." " Ne oluyor Engin Bey, lütfen lafı dolandırmayın. Dedeme bir şey mi oldu?" Sesimin kontrolü çoktan gitmeye başlamıştı bile. " Lütfen sakin olmaya çalışın Leyal Hanım. Daha bir şey belli değil?" " Ne demek daha bir şey belli değil . Neler oluyor söylesenize !" " Dedeniz maalesef kalp krizi geçirdi Leyal Hanım. Biz önce eşinize ulaşmaya çalıştık ama ona ulaşamadık. Sonrada sizi aradık." " Dedem nasıl? İyi mi? " Konuşacak takatim kalmamış gibi hissediyordum. Resmen elimde ayağımda takat kalmamıştı. " Şuan bir şey demek için erken ama her şeye hazırlıklı olmalıyız." İşte o cümle beni yıkıştı. Her şeye hazırlıklı olmalıydım demek. Bu pekte umut yok demenin üstü kapalı haliydi. " Ben, ben ilk uçakla geliyorum. " diyebildim sadece ondan sonra ne konuştuk o telefonu nasıl kapattım bilmiyordum ama o dakikadan sonra her şeyi sanki garip bir hızda ilerlemeye başlamıştı. Bir taraftan ağlarken bir taraftan uçak bileti arıyordum. Sonra nasıl hazırlandım, nasıl evden çıktım bilmiyordum ama kendimi havaalanında bulmuştum. Yanımda bana vedalaşmak için sarılan Aylin'le kendime geldim. " Üzme kendini Leyal, dedenin iyi olacağına eminim. Hatta sen uçaktan inmeden gözlerini açacak bak görürsün sen." dedi. Ona burukça gülümsedim ve sadece İnşaAllah dedim. Yapacak başka bir şey yoktu. Tam check in için gidiyordum ki aklıma gelen şeyle aniden durdum. Aklıma gelen şey böyle bir acının arasında bile beni onlarca kötü ihtimal düşünmeye itiyordu. Böyle bir anda beni bunları dahi düşünmek zorunda bıraktığı için Karan'a bir kez daha küfrettim. Aniden dönmemle Aylinde şaşırmıştı. Bana anlamaz gözlerle baktı. " Neler oluyor Leyal, bişey mi unuttun?" " Hayır. hayır. " dedim önce telaşla sonra Aylin'in elini tutup gözlerine bakarak konuşmaya başladım. " Şimdi senden bir şey isteyeceğim ama bana asla neden diye sorma tamam mı Aylin?" Tamam dercesine kafasını salladı ama kesinlikle kafası karışmış görünüyordu. " Eğer Karan seni ararsa asla ama asla dedem rahatsızlandığı için Türkiye'ye gittiğimi söylemeyeceksin tamam mı? Dedemin rahatsızlandığını ne olursa olsun söylemeyeceksin." Tam neden diye soracaktı ki onu durdurdum. " Sormayacağına söz verdin Aylin. Söz veriyorum vakti gelince sana her şeyi anlatacağım ama şimdi bana güven ve her şey normalmiş gibi davran." Yüzünde bu durumdan hoşlanmayan bir ifade olsa da dediklerimi kabul etti ve son bir kez daha sarıldık. Bu iş artık içinden çıkamadığım bir hal almıştı. Aynı anda dedelerimizin hasta olduğunu öğrenmesi bile domino etkisini başlatan bilgi olabilirdi. Ne olursa olsun aramızda herhangi bir bağ kurmasına izin veremezdim. Kendi kendime bunları düşünürken bir an akılıma hastaneye gelme ihtimali geldi. İç sesim aptal, tabi gelicek sonuçta adamın dededi dedi. Ben oradayken gelir miydi hastaneye? Ne yani sırf ona yakalanmayacağım diye belki de son kez Arif Dedeyi görme şansımı mı kaybedecektim. Asla dedim, ne olursa olsun o hastaneye gidecektim. Eğer oynadığım oyun bu şeklide bitecekse buna razıydım işte. ●●●●●●●●●●●●● Saatler süren iki uçak yolculuğunun ardından Maraş'a ayak basmıştım. Beni çiftliğin genel düzeninden sorumlu Hasan Efendi alacaktı havaalanından. Bavulumla ilerlerken ileride hafif göbekli adamı görmemle yüzümde buruk bir gülümseme belirdi. Karşımdaki adam onu görmeyeli yaşlanmıştı sanki. Beni görmesiyle hızla bana doğru gelmeye başladı. " Hoşgeldiniz, gelin hanım bavulunuzu bana verin hele." Önce pek vermek istemesemde sonra ricasını kırmayıp verdim. İkimizce sesizce ilerlerken önce o konuşmaya başladı. " Önce çiftliğe götüreyim sizi. Üstünüzü başınızı değiştikten sonra gidersiniz hastaneye dedi." İtiraz edecek gibi olmasamda beni susturdu ve devam etti. " Sizin yapacağınız bişey yoktur. Ağam uyuyup durur hastanede. Halinizden belli perişan olmuşunuz yollarda sizi ağama böyle götüremem. Hem sonra uyanınca bana kızar gelinime ne ettin diye demi. Bilirsiniz ağamın siniri pektir." Sesini sona doğru neşeli çıkarmaya çalışsada onun da boğazının düğüm düğüm olduğunu biliyordum. Dile kolay belkide otuz yıldır bu evden ekmek yiyordu. " Tamam Hasan Efendi önce eve uğrayalım ama çok durmam ona göre. Sadece üstümü değiştireceğim." Hızlıca kafasını salladı ve arabaya yerleştik ikimizde. Aklımda sormak istediğim bir soru vardı ama sormaya bir türlü dilim varmıyordu. Bunu sormak bana hiç olmadığı kadar garip hissettiriyordu. " Deyin hele Gelin Hanım. Ne soracaksınız da bana öyle kıvranıp durursunuz." Bakışlarım yanımda ki adama döndü. O kadar belli mi etmiştim yani. Önce sıkıntılı bir nefes aldım sonra ise bütün cesaretimle sordum. " Karan, Karan geldi mi?" Aramızda büyük bir sessizlik oldu önce. Sonra istemsizce başımı yere eğdim. Kendi kocamı başkalarına sormak beni hala utandırıyordu. Belki de buralardaki insanların tutamlarından çekindiğimden dolaydı bu halim. Ama hala bu topraklara her ayağımı bastığımda üstümde garip bir suçluluk hissederdim. Sanki ayıp bir şey yapmışımda herkes bana bakıp konuşacakmış gibi. Halbuki artık insanlar bile konuşmaz olmuştu belki de. Karşımda ki adamın bu soruyla çehresinin karardığını gördüm. Önce ağzını bir kaç kez açıp kapadı sonra sinirle konuşmaya başladı. " Ağamın torunudur, neticede senin kocandır demeyeyim diyorum Gelin Hanım ama yok . Ben hayatımda böyle tiniyetsiz bir adam görmedim. Beyim ne etmiştirde ona bu kadar kinlidir bilmem ama bir geçmiş olsun bile demedi bilir misin?" Bakışlarını yoldan ayırıp bana döndürdü bir süre. " Ama bak sen öyle misin? Elin kızı olan sensin ama daha dünyanın bir ucundan geldin . O bir saatlik uçağa binmeyi kendine zul gördü. Yazıklar olsun vallaha boyuna posuna." O böyle kendi kendine söylenmeye devam ederken benim rahatladığımın farkında bile değildi. Elbette içimden bir taraf Arif Dedeye böyle davranmasını sindiremese de diğer tarafım onunla yüzleşmekten bir kere daha kurtulduğu için mutluydu. Arkama yaslanıp değişen şehri izledim. Bir yıl bile ne çok şey değiştiriyordu böyle. İçimdeki sıkıntı ve umut birbirini trenin vagonları misali takip ederken kaderin benim için hazırladıklarını sessizce beklemeye başladım. Biliyordum ki önümdeki günler benim için hiçte kolay olmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD