Sinirden ellerim titriyordu. Restorandan öyle hızlı çıkmıştım ki nereye doğru yürüdüğümün bile farkında değildim. Aktığından bi haber olduğum göz yaşlarımın görüşümü bulanıklaştırmasıyla adımlarımı yavaşlattım. Yandaki mağazalardan birine yaslandım. Sakinleşmeye çalışsamda bu hiçbir iş yaramıyordu.
Bozulan sinirlerimle bir anda gülmeye başladım. O kadar çok gülüyordum ki elimle ağzımı kapattım. Daha sonra bacaklarımda daha fazla beni taşıyacak güç kalmamış olacak ki olduğum yere çöktüm. Acı nedenini anlayamadığım büyük bir acı vardı içimde. Öyle bir acıydı ki bu kalbimi kasıp kavuruyordu.
Kendi kocam dedim, kendi kocam bana evlenme teklif etti. Bir kez daha güldüm. Dışarıdan beni gören biri kesinlikle sinir krizi geçirdiğimi düşünürdü. Başımı kaldırdım tekrardan yanımda birkaç kişi geçiyordu. Ama kimsenin sokağın kenarında ki deli kadına bulaşmak gibi bir niyeti yoktu. Ciğerlerime acı bir nefes daha çektim. Yalnızdım, işte ben yapayalnızdım.
Gözyaşlarımı dindirmeye çalıştım ama bir türlü başarılı olamıyordum. Titreyen ellerimle montumun cebindeki telefonumu çıkardım. Şifreyi girmeye çalıştım titreyen ellerimle. Lanet şey sürekli yanlış şifre diyordu. Hırsla bir kez daha göz yaşlarımı sildim. Şifreyi bu sefer doğru girmemle direk rehberimden Aylil'in numarasını buldum. Çaldı, çaldı ve sonunda Aylin'in yorgun sesini duydum.
" Efendim, Leyal." dedi yorgun bir sesle. Kesinlikle uyumuştu aslında saat daha erkendi ama işten yorgun gelmiş olmalıydı.
" Aylin." dedim çatallanan sesimle. Sonrasında konuşamadım bile hıçkırıklarım boğazımı düğümledi. Lanet olsun kontrolümü çoktan kaybetmiştim.
" Leyal, Leyal bana cevap ver. Ne oldu? Tanrı aşkına bana bir şey söyle!" Sesi o kadar endişeliydi ki kendimi konuşmaya zorladım.
" Be-n ben iyi değilim Aylin. Araba kullanamam. Nerede olduğumuda bilmiyorum."
Karşıdan derin bir iç çekme sesi duydum sonra telaşla konuştu.
" Olduğun yerden sakına ayrılma ve tenha bir yerde durma. Duydun mu beni sakına kalbalıktan çıkma. Şimdi bana konum gönder hemen geleceğim tamam mı güzelim?"
" Aylin geliyor bak. Sakin ol lütfen. Sorun neyse halledeceğiz. Sadece bana bir konum gönder."
Tamam diyip kapattım telefonu. Sonrada konum yolladım. Çokta tenha bir yerde değildim o yüzden buradan ayrılmama gerek yoktu.
Aylin'i ne kadar öyle bekledim bilmiyordum ama bana sanki bir ömür gibi gelmişti. Aylil'in beyaz arabasının önümde durmasıyla gözyaşlarımı gizlemeye çalışmıştım ama nafile. Zaten bu çbam nedendi onu bile bilmiyordum. Sonuçta telefonda ağlarken duymuştu şimdi bu saklama çabası gereksizdi.
Aylil'in yanıma gelip bana destek olmasıyla yerden kalkabildim. O olmasaydı sabaha kadar buradan kalkacak gücü kendimde bulamayacağıma emindim. Beni yavaşça yürütüp arka kapıyı açtı ve oraya yatmamı istedi. Dediğini ikiletmedim. Kendimde oturacak gücü bile bulamıyordum zira. Bu gece yıllardır içimde biriktirdiğim ne varsa ortaya çıkmıştı.
Öyle bir dejavu silsilesinin içindeydim ki evlendikten sonra yaşadığım her şey, her an, her bakış gözlerimin önünde tekrar ve tekrar canlanıyordu. Sonra o an geliyordu aklıma. Nikah masasındaki birbirimize evet dediğimiz o an. Duvağımı bile açmadan gitmişti. Bir an yüzümde alaycı bir gülüş belirdi. Duvağımı açma zahmetine girseydin belki beni tanırdın adi herif diye geçirdim içimden.
Gururuma dokunuyordu bu her şey. Beni öyle bir çöpmüş gibi onlarca insanın içinde bırakıp gitmesi. Yıllarca insanların konuşması, onun ardı arkası kesilmeyen magazin haberleri. Yıllarca kendimi içten içe hep çirkin, yetersiz hissederken şimdi gelip bana seni istiyorum demesi.
Ne yani şimdi yeterli miydim beyfendi için. Halbuki yıllar önce telefonda konuşurken benim için cahil taşralı kız dediğini dumuştum. Ah, o an canım nasıl yanmıştı kimse bilemezdi. Belki de akademik kariyerime sırf bu yüzden takmıştım. Sırf bu yüzden paralamıştım kendimi üniversite hayatım boyunca. Sonra yetinmemiş yüksek lisansa başlamıştım ardından da doktora gelecekti.
Düşünmek istemiyorum diye geçirdim içimden daha fazla düşünmek istemiyorum. Ama bütün anılar umarsızca zihnime hücum ediyordu. Bu gece belki bu hafta bana uyku yoktu. Zihnimde geçmişimin geçit töreni vardı ve öyle kısa sürecekmiş gibi durmuyordu. Ruhumu sökecek kadar görkemli ve şaşalı olacaktı bu sefer ki.
**********
Aynı saatlerde New York'un başka bir köşesinde de fırtınalar kopuyordu. Ama bu fırtınalar kadının ki gibi içten içe kopan fırtınalar değildi. Manhatten'ın tam göbeğindeki büyük otelde gerçek anlamda kıyametler kopuyordu. Genç adamın öfkesi her yere yakıp yıkacak kadar kuvvetliydi.
Odadaki belki son sağlam vazoyuda parçaladıktan sonra kendini yere attı. Elleri yanlarına çaresizce düşerken çaresizliği canını daha da sıktı. Boynunda ilmek ilk kez kendini bu kadar boğuyordu.
İlk kez dedi, ilk kez bir şey istediğim şu sıçtığımın dünyasından. Ama hayat ona yine çok görmüştü değil mi? Yüzünde nefret dolu bir gülümseme belirdi. Arif Turanoğlu dedi tıslarcasına. Bir kez daha dudaklarından bu isim çıktı ve hırsla yumruğunu yere vurdu. Babasının hayatını mahvettiği gibi işte kendisininkini de mahvetmişti. İçten içe yemin etti bir kez daha o adama son nefesini verene kadar huzur vermeyecekti.
Vicdan azabının geçmesine asla izin vermeyecekti. Biricik dedesi yıllar önce yediği haltlardan değil yeni geline karşı işlediği günahtan dolayı acı çekiyordu değil mi? Kendisinden bir kere bile af dilememişti annesine yaptığı muameleden dolayı. Sonuçta annesi bunları hak eden bir kadındı değil mi? Ama o güya masum kızın(!) yaşadıkları yaşlı adamın vicdanını sızlatmıştı.
Defalarca kez aramıştı kendisini, gerçi telefonlarına çıkmamıştı ama ne istediğini biliyordu. Yaşlı adam, gencecik bir kızın adının çıkmasından hayatının kararmasından korkuyordu. Arif Turanoğlu'nun yıllar önce annesinde ortaya çıkmayan vicdanı bu kıza gelince bir an bile susmuyordu.
Alayla güldü adam. O bunağın son nefesini rahat vermesine izin vermeyecekti, gözü açık gidecekti. Bir keresinde onu arayıp o öldükten sonra ilk işinin o kadını tek kuruş vermeden boşamak olacağını söylemişti. Kendine nasıl yalvardığını hatırlıyordu dedesinin. Yapma demişti, kız zaten kimsesiz. Ne yapar, nereye gider. O ise umrumda değil demişti. Halbuki Allah varya bir kadına asla böyle bir şey yapmazdı.
Ne kadar içten içe o kızada öfkeli olsada , içten içe onunda dedesinin başka bir kurbanı olduğunun farkındaydı. Maraştaki çiftliği o kadına verecekti dedesi öldükten sonra. Böylece kadının kalacak yeride, ömrünün sonuna kadar onu geçindirecek gelir kaynağıda olurdu.
Şimdi ise bütün planları bozacak biri girmişti denkleme. Bir tarafta dedesinin bu hayattan gözü açık göçtüğünü görmeden dinmeyecek intikam arzusu, diğer tarafta saf bir tutkuyla arzuladığı gizemini bir türlü çözemediği kadın vardı.
Hırsla dişlerini sıktı. Alçak puşt bu dünyadan gitmeden son kazığını atmıştı. Öfkesi onu yiyip bitiriyordu. Bekleyeceğim dedi, senin bu dünyadan yok olup gitmeni bekleyeceğim. O yüzden o beş para etmez ruhunu çabuk teslim et Azrail'e. Artık o günün gelişi Karan için her şeyden daha önemliydi.
O gün geldiğinde hem bu hayatta ki en büyük düşmanından kurtulacak hemde o zümrüt gözlere kavuşması için önünde hiçbir engel kalmayacaktı.
****************
Leyal'den
Apartmanın kapısından çıkmamla önümdeki manzara karşısında durakladım. Bu adamın burada ne işi vardı burada? Akşamdan beri yatışmayan sinirlerim tekrardan kendini göstermeye başladı. Karan ise beni görmesiyle beraber yaslandığı arabadan çekilip bana doğru yürümeye başladı. Onu görmemiş gibi direk arabama doğru ilerledim.
Tam kapısını açtığım arabaya binecektim ki Karan benden önce davranıp kapıyı kapattı. Ben hırsla kapıyı tekrar açmaya çalışırken ısrarla açmamı engelliyordu. En sonunda pes edip hırsla ona döndüm.
" Nerdin ne senin?" Gözlerimden adeta ateş fışkırıyordu. Bu adamı tam burada boğsam zerre kadar vicdan azabı çekmezdim.
" Konuşmamız lazım." dedi yorgun bir sesle.
" Bizim konuşacak bir şeyimiz yok Karan Bey." Derin bir nefes aldı ve sıkıntıyla saçını karıştırdı.
" Bak Leyal, beni dinlemelisin. Emin ol sen beni dileyene kadar beni her sabah kapında bulacaksın."
Alayla güldüm ona.
" Boşu boşunu nefesinizi tüketmeyin. Birinci kıyamete kadar beklesenizde sizi dinlemek gibi bir niyetim yok. İkincisi ikimizde Türkiye dönmek zorunda olduğunuzun farkındayız. O yüzden tutamayacağınız sözler vermeyin."
Yüzünde büyük bir sıkıntı vardı. Sırrının ortaya çıkmasından dolayı duyduğu rahatsızlıktan mıydı bütün bu tavırları. Yüzümde alaycı bir ifade belirdi. En azından hala bazı şeylerden utana biliyordu demek ki.
" Senden ne olursa olsun vazgeçmeyeceğim."
" Neden , neden bu ısrarınız gerçekten anlamıyorum. Sizden hoşlanmadığı söyledim defalarca. Üstüne üstlük siz evlisiz. Hem ben ayrıca bende"
Kırmak üzere olduğum bir potla bir anda duraksadım. Ama bu durum ondan kaçmamıştı.
" Sen de ne Leyal. Sen de ne?"
Bir an tereddütle açıp kapandı dudaklarım. Bunu söylemeli miydim söylememeli miydim? Acaba bu işin peşine düşer miydi ? Sıkıntıyla saçlarımı geriye attım.
" Ben de ciddi bir ilişkinin içindeyim. Oldu mu? İstediğiniz cevabı aldınız mı? Şimdi uzak durun benden."
Kaşları çatılmıştı. Bir süre tepki vermeden gözlerin içine baktı. Kafasına oturmayan şeyler olduğu belliydi. Bu iş giderek kör düğüm oluyordu ama hadi hayırlısı diye düşündüm.
" Ne demek ciddi bir ilişki?"
" Ne anlıyorsanız o! Artık rica ediyorum beni daha fazla rahatsız etmeyin. Daha fazla böylesine rezil, böylesine küçük düşürücü bir olayın içinde yer almak istemiyorum."
Tam arabaya binmeye tekrardan yeltenecektim ki kolumdan tuttu ve gözlerimin tam içine baktı.
" Belki doğru zamanda tanışmadık ama emin ol vakti geldiğinde mutlaka senin için geri döneceğim."
Bana doğru attığı bir adımla aramızdaki bütün mesafeyi kapattı.
" Ve sana yemin ederim o gün bu ciddi bir ilişkin (!) umrumda bile olmayacak. Bana olan bu aşırı önyargılı tavrını asla anlamasamda o gün ördüğün bütün duvarları tek tek yıkacağım."
Alayla baktım gözlerine. Yüzümde küçümseyici bir ifade belirdi.
" Kendine fazla güveniyorsun ama şimdi beni iyi dinle. Sana karşı asla ama asla iyi bir duygu beslemeyeceğim."
O da bana aynı alaylı ifadeyle baktı. Ama onunki benimkinden çok daha karanlıktı. Gözleri sanki her zamankinden daha siyahtı şimdi.
" Sadece bekle güzelim, sadece zincirlerimden kurtulup sana geleceğim günü bekle. Çünkü o gün geldiğinde sende benim gibi aramızda ki bu büyük çekimden kaçamayacaksın."
Ben daha ne olduğunu anlamamıştım dudakları dudaklarıma değdi. Bir an öylece afalladım kaldım. Hiç bir tepki veremedim. Bu, bu çok fazlaydı. Dudaklarım dudakları arasında ezilirken anlık gelen farkındalıkta kendimi ondan uzaklaştırdım. Ve tam da o anda içimdeki bütün öfkemi çıkaracak bir tokat attım.
Tanrım bu gerçekten sert olmuştu. Hafif sağa doğru düşen başı bile bunu anlamam için yeterliydi. Eli önce yanağına gitti sonra bana doğru bakıp gülümsedi. Bu adam kesinlikle deliydi.
" Elin ağırmış güzelim ama emin ol bu tokada değdi dudakların."
" Utanmaz." dedim bir çırpıda. Yüzündeki alaycı ifade dahada büyüdü.
" Hadi ama güzelim. Gelecekteki kocana bir veda öpücüğünü çok görmemelisin."
Parmağımı hırsla ona doğru uzattım. Tehdit edercesine onu gösterdim.
" Sen, sen evlisin." ve parmağımı kendi göğsüme doğru döndürüp devam ettim. " Ve benimde bir ilişkim var." Evliyim kelimesini kullanmaktan kaçınıyordum. Biliyordum ki zaten bu gerçeği öğrenecekti. Büyük ihtimalle ben gittikten sonra ki ilk işi Aylin'e gitmek olacaktı. Böylesi daha iyi dedim. Böylece artık peşimi bırakır.
Bir ilişkim olduğunu söylediğimde ki ifadesi nasıl desem ürkütücüydü. Sanki sanki o bilmediği adamı boğmak ister gibi bakmıştı bana.
" Anlayacağın üzere bizim için aklındaki ihtimaller yok. Ha, sen boşanda hiçi bir değişmeyecek. Son kez söyleyeceğim Karan Bey sizden zerre kadar hoşlanmıyorum ve hoşlanmayacağım."
" O zaman dün gece neden ağladın." diye sordu bir an da. Öylece kalakaldım. " Madem benden hiç hoşlanmamıştın, nefret ettiğin adam için neden ağladın." Tam ağzımı açıp karşı çıkacaktım ki beni susturdu.
" Sakın inkar etmeye kalkma. Gözlerinden belli." İçimden küfrettim kendime. En azından göz altlarımı bari kapatmalıydım diye.
Tam bir şey daha diyecektim ben dinlemeden konuşmaya başladı.
" İnkarlarınla ilgilenmiyorum ben alacağım cevabı aldım." Bir parmağı ile yanağımı tüy hafifliğinde okşadı ve son sözlerini söyledi.
" Ben senin için dönene kadar sakın bir daha ağlama ve beni özle. Ayrıca o it herife de söyle benim kadınımdan uzak dursun değilse sonuçlarına katlanır."
Ve benim bir tepki vermeme izin vermeden dudaklarımı ufak bir buse bırakıp arabasına bindi. Donup kalmıştım öylece. Adam resmen yazmış oynamış ve hükmümüzü vermişti. Tanrım diye inledim ben bu işin içinden nasıl çıkacaktım.
Ve aylar sonra gelecek olan kara habere kadar bana sürekli yolladığı çiçek buketleri dışında ondan hiç bir haber almadım. Ama bir gece yarısı gelen telefon artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının habercisiydi.
Biz kader tarafından birbirimize çekilirken, kadere inat boşamam gereken bir adam vardı ortada o benim kim olduğumu öğrenmeden .Tanrı yardımcım olsundu.