Hesaplaşma

2785 Words
Ne mi yapıyordum? Kulağımda bangır bangır dinlediğim rock müzikle dünyanın en özensiz kombini yapıyordum. Biraz fazla mı abarttım acaba diye düşündüm sonra yüzümde bir sırıtış belirdi. Eğer bende utanmayacak olsam sırf onu o Lüx restoranda rezil etmek için eşofman giyerdim. Yırtık kotum, sweatshirt'üm ve sneakerlarımla tam anlamıyla öylesine kahve içmeye çıkmış bir amerikalı gibi duruyordum. Elime dinlendirici gözlüğümüde aldım ve yavaşça burnumun üzerine bıraktım işte şimdi fevkalede bilimsel çalışmalarımı sunmaya hazırdım. Saçlarımı salık bırakmıştım bilerek, orada toplamam gerekirse bir kalemle hallederdim. Her anlamda seni zerre umursamıyorum mesajının net bir şekilde verilmesini istiyordum. Evden çıkmadan önce bilgisayar çantamla, dosyalarımı aldım. Gözüm elimdeki dosyalara kayınca ister istemez yüzümde bir sırıtış belirdi. İçlerinde öyle deneyler vardı ki bakalım resimlere bakmaya beyfendinin soylu midesi tahammül edebilecek miydi? Elimdeki dosyaları arabanın kaportasına bırakıp kapıları açtım. Hayır utanmaz herif bi de beni evimden almayı teklif etmişti. Hah, onunla bunda sonra ancak cenaze arabasına binerdim. O da ölünün o olması şartıyla. İçimde bitmeyen sinirle, hırsla anahtarı kontağa taktım. Sakin ol kızım diye fısıldadım. Siniri bozulan değil sinir bozan olacağız bu gece. Arabamı restorandan bir kaç sokak aşağıdaki otoparka park ettim ve yavaş adımlarla yürüdüm. Sonuçta acelem yoktu değil mi? Lüx restoranın girişine geldiğimde resepsiyondaki benden şık giyinmiş görevli anlamaz gözlerle süzdü beni. Ona ufak bir gülüş bahsettim, bu bakışları doğru yolda olduğumun habercisiydi sonuçta değil mi? Kıza ismimi söyleyip rezervasyonum olduğunu söyleyince önce önündeki defterden bir kontrol etti sonrasında ise beni masama doğru götürmeye başladı. Çoktan ileride masada oturan adamı ensesinden tamıştım. Üzerinde takım elbise yoktu ama pahalı bir markadan olduğa emin olduğum kaşmir siyah boyunlu bir kazak ve siyah bir pantolon giymişti. Kesinlikle şıktı. Tam masanın yanına geldiğimizde kadın bize selam vererek yanımızdan ayrıldı. Karan'ın bana dönen bakışlarında oyunbaz pırıltılar belirdi bir anda. Sanki bu halime hiç şaşırmamış gibiydi. Gerçi süslenip gelmemi beklemesi aptallık olurdu diye düşündüm. İyi bari aptal değildi. Yüzündeki aynı eğlenen ifadeyle ayağa kalktı ve elini uzattı. " Hoşgeldiniz Leyal Hanım. Yine her zaman ki gibi çok şıksınız." Bende ona aynı alaylı ifade ile baktım. Sandalyemi çekmesiyle yerime oturdum. Demek kadınları etkilemek için centilmenlikte yapıyordu? Ah, bu adamı kesinlikle boğmak istiyordum. Masada ikimizinde yerini almasıyla gözlüğümü düzeltip gayet ciddi bir hava ile sordum. " Önce siz mi aklınıza takılanları sormanızı istesiniz yoksa ben mi genel bir özet geçeyim?" Önce yüzümdeki ciddi ifadeye baktı sonrasında yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. " Aslına bakarsanız sizin anlatacağınız her şey ilgimi çeker ama önce yemeklerimizi sipariş etmeye ne dersiniz." Ona alayla baktım. Ne yani onunla karşılıklı oturup yemek yiyeceğimi mi düşünmüştü? Yemezler canım. Tabiki de yemeğimi yiyip gelmiştim neden? Çünkü canım öyle istemişti. " İsterseniz siz yemeğinizi sipariş verebilirsiniz Karan Bey. Ben bir arkadaşımla yedim akşam yemeğimi." Arkadaşım kim miydi? Bir deney tüpünün içindeki larvalar. Sonuçta ben sandviçimi yerken uslu uslu oturup beni beklemişler miydi? Evet. O halde bir arkadaştan beklenen en büyük görevi yerine getirmişlerdi, susup oturmak. Eee fazlası şamda kayısıydı canım. Yüzündeki ifadeden bu durumdan pekte memnun olmadığı belliydi ama yanımıza garsonu çağırdı önce. Sonrasında ise garsona dönerek sipariş vermeye başladı. " İki tane Boeuf Bourguignon ve yanınada şarap olarak Bordeaux alalım. Tatlımıza daha sonrasında karar vereceğiz." Garsonun yanımızdan gitmesiyle hafif çattığım kaşlarımla konuşmaya başlamıştım. " Buna gerek olmadığını söylemiştim Karan Bey." " Yalnız yemek yemeyi sevmem." dedi umursamazca. Bende ona aynı umursamazlıkla karşılık verdim. " Ama maalesef ki yalnız yemek zorunda kalacaksınız çünkü ben alkol tüketmiyorum, buna yemeklerin içine konulan şarapta dahil." Yüzünde ilgili bir ifade belirdi. " Muhafazakarız yani." dedi sorar gibi. " Evet." dedim. Ama öyle bir evet demiştim ki benim içimdeki orta çağ kadınını uyandırma der gibiydi. " Şaşırdım doğrusu, genelde Amerikada yaşayan insanlar çok uzun süre muhafazakar kalamazlar." " Ama ben kaldım." dedim meydan okurcasına. " Evet, görüyorum." dedi beni gözlerini kısarak incelerken. Sanki arka bahçesinde garip bir şey keşfetmiş ufak bir oğlan çocuğu gibi davranıyordu. " Neyse, bence fazla konudan uzaklaşmadan işimize odaklanalım." diyip elimdeki muhteşem dosyayı açıyordum ki bir andan elimden alıp kapattı. " Çeki çoktan yazdım." dedi ve sonra bana doğru yaklaşarak devam etti. " Yani kendinizi yormanıza gerek yok ben daha çok sizi merak ediyorum açıkçası." dedi. Ona en öldürücü olduğunu düşündüğüm bakışlarımı attım. " Madem çeki yazmıştınız beni neden buraya kadar yordunuz?" Aslında sorunun cevabını biliyordum ama sinirimi çıkarmam lazımdı. " Dediğim gibi sizi merak ettim." " Ama ben sizi hiç merak etmiyorum emin olun." "Yaa, hiç merak etmiyorsunuz öyle mi?" " Evet, hiç merak etmiyorum." Tam ben masadan kalkmaya niyetlenecektim ki o can alıcı cümleyi kurdu. " Peki o halde bende sizden öğrenemediğim her şeyi araştırarak öğrenirim. Bakalım kimmiş bu Leyal Sipahi." Tanrım şimdi faka basmıştım. Eğer birazcık bile araştırırsa bunun benim kızlık soyadım olduğunu öğrenirdi. Çokta telaşlandığımı belli etmeden bir şekilde bu işin içinden sıyrılmalıydım. " Ne yani sapık gibi beni mi araştıracaksınız." " Sapık demeyelimde ona meraklı bir dost diyelim. Hem siz anlatmazsanız neden olmasın ki?" " Bunun çok rahatsız edici olduğunun farkındasınız değil mi?" Yüzünde alaylı bir gülümseme belirdi. " Ne o, Leyal Hanım yoksa bir şey mi saklıyorsunuz?" " Yok canım, ne münasebet." dedim önce sonra aynı sinirli gözlerle devam ettim. " Benim gibi bir akademisyenin hayatında saklayacağı tek şey hayvan severlerinin yanında fareler üzerinde deney yaptığı gerçeğidir." dedim. Dediğime bir süre gülmüştü. Hah şimdi benim ciddi ciddi söylediğim şeyi bir komik buluyordu. " Hah, gülün bakalım. Siz New York'un aktivistlerin gazabını hiç tatmamışsınız ."dedim. " Siz birkaç kere tatmışsınız galiba dedi." Gözlerinde bariz bir neşe vardı. Bir an boş bulundum ve devam ettim. " Yani birkaç kere az daha postu deldiriyordum ama kedi gibiyimdir her defasında dört ayağımın üstüne düşerim ben." Samimi bir şekilde dediklerim karşısında güldü. Yavaşça kendi kendine söylercesine bir şeyler fısıldadı ama ben duymuştum. " Eğlencelide." Aman tanrım resmen adam benden hoşlanmaya başlıyordu. Bir an panikledim. Düşün Leyal, düşün kızım öyle bir şey bul ki bir daha yanına yakmaşmasın bu adam. Hayır Allah kahretmesin aklımada hiçbir şey gelmiyordu ki. Allah'ım ben neden bu kadar iyi bir insanım ya. Kendi içimde yaşadığım çatışmalar karşıya yansımış olacak ki bana seslendi. " İyi misiniz." " İyiyim iyiyim, ama bence sizinde eğer bana bir sorunuz yoksa ben kalksam iyi olur. Çünkü malum laboratuvar, fareler, larvalar falan beklemez. Hahh , hisse senetleri gibi düşünün asla bıraktığınız gibi bulamazsınız. Hep bi aksiyon . O yüzden..." Diyip tam kalkacaktım ki bir kolumu nazikçe tuttu. " Peki eğer sadece bana fevkalede çalışmalarınızı anlatarak burada kalacaksanız. Sizi dinlemeyi çok isterim." " İyi de çeki çoktan yazdığınızı ve buna gerek olmadığını söylemiştiniz." " Şimdide bu kadar büyük bağış yapacağım bir yer hakkında bir kaç parça şey bilmem gerektiğine karar verdim. Sonuçta insanlara bunu anlatırken havalı gözükecek bir kaç bilgi hiçte fena olmaz." " Havalı?" dedim imayla tek kaşım havadayken. Sonrasında ise kafamı hafifçe ona doğru yaklaştırıp devam ettim. " Biz roket fırlatmıyoruz biliyorsunuz değil mi? Fare falan parçalıyoruz, bi tüpün içine öyle saatlerce bakıyoruz filan hani" Yüzünde yine aynı eğlenen ifade belirdi. Sanki benimle saatlerce konuşabilir gibi bakıyordu bana. " Evet, farkındayım." dedi sonra beni adeta şok eden sözlerine devam etti. "Ama sizin anlattığınız her şey bana Marsa koloni kurmaktan bile daha heyecan verci geliyor." Derince yutkundum. Bu iş hiç iyi bir yere gitmiyordu. Bu adam şimdi beni yatağa atmayı falan mı düşünüyordu? Bir an kendi aklımda kurduklarıma kendim sinirlendim. Sonra iç sesim konuşmaya başladı ee ne sandım kızım iki günde sana vurulacağını mı? Kafamın içindeki seslerle öfkem kendi kendine tepkimeye girerken içimden az sonra ben sana heyecanı yaşatacağım Karan dedim. Hele şu yemeğin bir gelsin ben sana heyecan neymiş göstereceğim. Yanımıza gelen garson ikimiz için getirdiği yemekleri masaya yerleştirirken ben benim için olanları paket yapmasını ve çıkışta Karan'a vermesini söyledim. Garson dahil herkes tavrıma bu şaşırmıştı. Ne canım ziyan mı olsunlardı. Ayrıca benim bu masada sergilemek istediğim daha orijinal şeylerim vardı. Karan benim için yeni bir şeyler istemeye kalksada ısrarla reddettim. Ve kurbanım etinden ilk lokmasını alırken keyifle ilk sayfayı çevirdim. Bunu yaparken yemeğe acıyan gözlerle baktım, başına gelecekler için üzgünüm inek kardeş maalesef öldükten sonra bile huzur yok sana. Karan ne kadar tepkisiz kalıp yemeğini yemeye çalışsada artık bir raddeden sonra pes etmiş gibiydi. Bu dosyayı öyle bir hazırlamıştım ki değil benim üniversitedeki yapılmış en iğrenç deneyleri toplamıştım. Hayır 1970'lerden bile deney koymuştum. Maksat yeşillik olsundu. Zaten karşımdaki sanki bilim adamıydı da bunların eski olduğunu anlayacaktı. Gösterdiğim son parçalanmış hayvan görseliyle artık karşımda ki adamda değil, bu gün bir hafta bir şey yiyecek durum kalmamıştı. Elindeki çatalı tabağının kenarına bırakıp yavaşça önümde ki dosyayı kapattı. "Bence bu kadarı kafi ."dedi " Aaa, ama daha en iyi kısmına gelmemiştim. Biraz daha beklerseniz farelerin safra keselerinde keşfettiğimiz çok yeni bir bakteri türünden bahsedecektim." " Teşekkürler Leyal, ben anlayacağımı anladım." Ona gülümseyerek baktım. Anlamıştı değil mi Paşam? Bir an yüzündeki sıkıntılı ifade kaybolup bana derince baktı. " Gülünce çok güzel oluyorsun. Peki bana karşı neden bu kadar acımasızsın?" Bende aynı şekilde ona baktım. Ben mi acımasızdım. Sana az bile yapmıştım bir kere. " Size karşı acımasız olduğumu düşünmüyorum. Ayrıca baştan beri sizden hoşlanmadığımı dile getirdim." dedim net bir sesle. " Hadi ama Leyal, açıkça bana fazla mesafeli ve soğuksun. Bu hak edecek ne yaptım bilmek istiyorum?" Bir an bütün sinirlerim gerilmişti. Ne mi yapmıştı? Ahh burada söylenecek çok fazla söz vardı ama ne yeri ne zamanıydı. Gerçi ona bu sözleri hiç bir zaman söylemeyi istemiyordum. Ona yaralarımı göstermek, bir zamanlar nasıl acizce ortada kaldığımı asla anlatmak istemiyordum. O son günde, ondan ayrılacağım son günde bile tek kelime etmeyecekti. Daima dik duracaktım. Bu konuda kendime söz vermiştim. Ciddi ve tavizsiz bir sesle konuşmaya başladım. " Bir şey yapmadınız Karan Bey, yapmanızada gerek yok açıkça söylediğim gibi sizden hoşlanmadım. Ve ben bir insanda hoşlanmamışsan, hoşlanmamışımdır. Benim için hayat bu kadar basit." " Ben neden bunun tam tersi izlenime kapılıyorum o zaman sizde." Gözlerimi kısarak baktım karşımdaki adama. Ne saçmalıyordu bu adam. " Bence siz gayet sakin, naif ve yeri geldiğinde neşeli birisiniz. Tırnaklarınızı özellikle bana karşı çıkarıyorsunuz. Yine de bir tek bana karşı böyle olmanızda güzel. " " Kendinizi fazla önemsiyorsunuz." dedim üsten bir bakış atarak. " Size özel bir muamele yaptığım falan yok. Ayrıca bu tavrım eğer size özelse emin olun bu çokta iyi bir şey değildir." Dudaklarının kenarı kıvrıldı şimdi gözlerinde tehlikeli bir ifade vardı. Avına yaklaşan bir avcı gibi bana doğru yaklaştı. " Vahşiliğinin bir tek bana karşı olması emin ol benim hoşuma gider." Ona sen neyin peşindesin der gibi baktım. Sanırım kartları açık oynamanın vakti gelmişti. " Açık konuşun Karan Bey, siz neyin peşindesiniz. Eğer tüm bu saçmalıklar sırf o gün size ters davrandım diyeyse bir psikoloğa gitmelisiniz. Çünkü üzülerek söylüyorum ki hayatta reddedileceğiniz tek kadın ben olmayacağım." " Bu artık alışmalısınız. Yaşlanıyorsunuz ve formdan düşüyorsunuz." Ah, adamı başımdan def etmeye çalışırken bile damarına basarak teşvik ediyordum resmen. Dilimi eşek arısı soksundu benim. " Bütün bu ilgimin sırf beni terslediğiniz için mi olduğunu düşünüyorsunuz?" diye sordu bende bezgince başımı salladım. Eee, başka neden olacaktı paşam. Sen ve senin şımarıklarından biridir muhakkak bu da. " O zaman sizinle bütün açıklığımla konuşacağım. Sizi ilk gördüğüm an bu kadın benim olmalı." dedim. " Gözlerine baktığım ilk an senin hayatımdaki diğer bütün kadınlardan farklı olduğunu anlamıştım ve işte şimdi bu masada bir kez daha emin oldum." Bakışlarında romantizm yoktu bakışlarında saf tutku vardı. Karanlık yoğun bir istek. Bir an içim titredi ne yapacağımı şaşırdım. Böyle bir şey olamazdı. Böyle bir şey kesinlikle olmamalıydı. " Saçmalıyorsunuz. " dedim. Bu çaresiz bir reddedişti. Saçmalıyor olmalıydı değilse, değilsesi yoktu işte. " Hiç olmadığım kadar ciddiyim. Ve sende birgün benimle aynı tutkuda yanacaksın." " Haddinizi aşıyorsunuz." Alayla güldü ve sandalyesine yaslandı. O kadar özgüvenliydi ki sanki bunun olacağından emindi. " Kendinizi de benide bu saçma durumun içine sokmayın ve buna bir an önce son verin." Gözlerini zerimden bir an bile çekmeden şarap kadehine uzandı ve dudaklarına götürdü. " Daha hiçbir şey yapmadım ki son versem ama emin ol bana seninde benimle aynı ateşte yanman için her şeyi yapacağım." " Siz delisiniz." dedim bir çırpıda. Kontrolü kaybetmeye başlamıştım o ise keyifle benim bu halimi izliyordu. " Daha iki gündür tanıdığınız bir kadına.." ne diyeceğimi bilemedim bir an aşk, tutku " Aşk mı dedi?" " Aşık olamaz mıyım?" " Olamazsınız dedim. Daha iki gündür tanıdığınız birine hiçbir duygu besleyemezsiniz. " Elini yavaşça havaya kaldırdı ve çıldırtıcı bir rahatlıkla konuştu. " Beş" dedi . Anlamaz gözlerle baktım ona. " Ne, ne demek istiyorsunuz?" " Beş gün, beş gün oldu tanışalı ve ben çoktan kararı mı verdim." Yavaşça bana doğru yaklaştı ve tehlikeli bir tınıda fısıldadı. " Ben sadece seni istiyorum Leyal, üstelik öyle geçici bir heves olarakta değil." Sözüne devam edecekti ki ben hırsla kestim sözünü. " Ama ben istemiyorum. Anlata bildim mi? İs-te-mi-yo-rum. " Yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. Adeta benim bu tavrımdan zevk alıyordu. " Emin ol fikrini değiştirmek hayatımda yaşadığım en büyük haz olacak." Ona tehditkar bir şekilde baktım ve parmağımı salladım. " Asla, asla duydun mu beni? Fikrim asla değişmeyecek ve sende bunun için hiçbir şey yapmayacaksın." " Bu asi, dişli hallerin beni sana daha da çok çekiyor farkındasın değil mi ? Gerçi içindeki o komik kadını da oldukça sevdim ama artık onunlada evlendikten sonra tanışırız." " Evlilik mi? " Delinin zoruna bak sen ya. " Sizin ne dediğinizi kulağınız duyuyor mu Karan Bey? Ne evliliği?" " Sana bunun geçici bir heves olmadığını söylemiştim." Sinirle saçlarımı arkaya doğru topladım. Bu adam benimle kafamı buluyordu. Sen zaten evlisin dememek için kendimi zor tuttum. " Siz gerçekten benim kafa buluyorsunuz. Hem belki de gerçekte evlisiniz ve sırf beni kandırmak için böyle saçma sapan yalanlar söylüyorsunuz. Nerden bileceğim ben bunu?" Hah işte şimdi tam doğru noktaya parmak basmıştım. Öt bakalım Karan efendi. De bakalım şimdi de ben evli değilim diye. Hadi hodri meydan, seni dinliyorum. Ona meydan okuyan bakışlarımı dikmiş bakarken onun çehresi tamamen kararmıştı. " Ben kimseye boş vaatlerde bulunmam." dedi önce sonra da tam gözlerimin içine bakarak devam etti. " Eğer bu uğurda kurtulmam gereken pürüzler olursa da bunundan da asla çekinmem." dedi " Pürüz?" dedim alayla. " Hayatınızda olan kadınlardan pürüz diye mi bahsedersiniz genelde?" Şimdi ikimizde öfkeliydik. Hayır ben öfkeliydimde be adam sen neden öfkeliydin? " Hayatımda gerçekten bir şey paylaştığım hiç bir kadından kötü bahsetmem." dedi " Öyleyse zahmet olmayacaksa o küçük pürüzlerin ne olduğunu açıklar mısınız?" dedim meydan okurcasına. Bu işin peşini bırakmayacaktım. Seni öyle bir köşeye sıkıştırıp rezil edecektim ki? Ah içimdeki öfke resmen nefes almamı engelliyordu. " Birkaç evrak işi ve imza. " dedi. Hah demek gereksiz evrak işlerinden ibarettim ben ha. Tepemin tası iyice atmıştı. " Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Nasıl ilişkiler içindesiniz ki bir kaç parça evrakla insanlardan kurtula biliyorsunuz." Ve o bombayı patlatan cevabı verdi. " Feyza benim karım." Ağzımdan bir hah nidası çıktı. " Ciddi ciddi evlisiniz yani ve hiç utanmadan geçmiş karşıma abuk subuk konuşuyorsunuz." Sinirliydim, aşırı sinirliydim. Bu adamı buraya gömecek kadar sinirliydim hem de. " O ve ben gerçek anlamda karı koca değiliz. İkimizde kendi hayatlarımızı yaşıyoruz." dedi. Sinirle seyiren gözümle hiddetle konuştum. " Peki bundan Feyza Hanım'ın haberi var mı?" O da öfkelenmeye başlamıştı. " Bilmediğiniz konular hakkında konuşmayın." dedi uyarıcı bir sesle. Bak bak sen, bilmediğim konular mı? Yüzümde alaylı bir ifade belirdi. " Bilmediğim konular mı? Bu rezilliğin nasıl bilmediğim bir tarafı olabilir ki?" Masadan kalkmış çıkışa doğru gidiyordum ki kolumdan tuttu ve beni koridora doğru çekti. " Beni dinleyeceksin." dedi " Karısı olan ve başka kadınlara utanmadan yaklaşan bir adamı dinleyecek vaktim yok benim." dedim bir çırpıda. Tutuşunu sıklaştırdı ve dişlerinin arasından konuştu. " Beni dinleyeceksin, ilk kez biri oturup beni dinleyecek." Sona doğru resmen düşük desibelde kükreyen bir aslan gibiydi. Bir insan sesini yükseltmeden nasıl bağırabilirdi. Bu adam başarmıştı. " Bu evlilik iki tarafında öyle meraklı olduğu bir şey değildi. O yani Feyza, zengin bir aileye gelin oldu, bende hakkım olanı aldım. Herkes kazandı yani, bu kadar basit." Kolumdaki elini hırsla ittirip konuşmaya başladım. " Senin için bu kadar basit yani. O kadını öylece ortada bırakmış olman bu kadar basit bir olay." " Ben öyle bir şey demedim. " dedi dişlerinin arasından. " Ne dedin peki? Hadi açıkla kendini, dinliyorum seni." " O kadına yapacağım en büyük haksızlık yanıma almak olurdu. Ben bütün bunlara o herif sebep olmuşken o kadını sevemezdim. Arif Turanoğlu'nun bir kez daha kazanmasına asla izin veremezdim." " Her şey , herkes, o kadının hayatı senin gözünde dedenle girdiğin saçma inattan daha önemsiz değil mi?" Daha bir adım daha yaklaştı ve burnumun dibinde konuşmaya başladı. Resmen boynundaki damar kalp gibi atıyordu. " Birincisi dedemle aramızdaki şey saçma bir inadın çok daha ötesinde bunu tahmin dahi edemezsin. İkincisi o kadında hayatı boyunca asla sahibi olmayacağı şeylerin sahibi oldu. Hiçbir zaman ulaşamayacağı imkanlara ulaştı. Üstelik ona dokunmak gibi bir adilikte yapmadım." Aramızdaki mesafeyi kapatıp konuştu. " Benden sonra hayatına zengin ve mutlu bir kadın olarak devam edecek. Bence bana minnettar olmalı." Yüzümde küçümseyici bir ifade belirdi. " Bencilsin. " dedim " Öyle küçük bir şehirde o kadına söylenebilecek şeyleri düşünmeyecek kadar bencil." " Şimdi bu kapitalist argümanlarınıda al ve önümden çekil. Bir daha da asla karşıma çıkma." ********************
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD