Davadan 3 Gün Önce
Çiftliğin bahçesinde önümdeki tuvale odaklanmaya çalışıyordum ama kesinlikle başarılı değildim. Bir önümdeki tuvale birde çizmeye çalıştığım atlara baktım. Tanrım daha nerdeyse hiçbir şey çizmemiştim.
Yanımdaki telefondan çalan müziği kapatırken kendi kendime kızdım. Böyle saçma sapan melankolik şeyler dinlersen tabi başarılı olamazdım. Kendi kendimi sabote etmede üstüme yoktu. Tam telefonumda ki şarkı listesine bakarken gelen aramayla yüzümde bir gülümseme belirdi.
" Naber, Laboratuvar faresi. Aramazda oldun beni hiç."
" Bir nefes al Aylin. Açar açmaz sitem edilmez ki be kızım."
Bir gülüş geldi karşıdan. Onu görmesem bile geriye attığı saçlarıyla kibirli kibirli gülümsediğine emindim.
" Bende böyleyim işte bebek. Nazımı da çekmeyeceksen yani bitsin bu arkadaşlık." Eğlenerek söylediği şeyler karşısında güldüm.
" Af ederseniz majesteleri haddimi aştım. Sizin nazınızı çekmek benim için bir onurdur."
Dediklerim karşısında kırırdadı.
" Kesinlikle gelmiş geçiş en akıllı fare sensin Leyal. "
" Öyle mi? Profesöre söylerim birde benim beynime bakar. Bakalım beni diğer farelerden ayıran neymiş."
Onunla bir süre daha böyle saçma sapan konuştuktan sonra bir süre çizemediğim resim konusunda söylendim.
" Ya bak saatlerdir aynı ata bakıyorum Aylin yok yani yok çizemiyorum. Hayır ne dinlersem dinleyeyim odaklanamıyorumda. Aaa bak ne fark ettim biliyor musun?
" Ne fark ettin Leyal? " dedi eğlenen bir sesle.
" Benim rock şarkılarım bile melankolikmiş. Ben bu güne kadar nasıl intihar etmemişim?"
Ciddi ciddi sorduğum soru karşısında güldü.
" Belki de kendin yerine farecikleri öldürdüğün içindir tatlım."
" Aslında mantıklı biliyor musun? Acaba Hasan efendiden çiftlikteki tavşanlardan bir kaçını getirmesini mi istesem."
" Saçmalama istersen Leyal. Başımıza iyice psikopat olucan sende. Senin Rock şarkılarının melankolik falan olduğu yok sadece bu aralar götünle dinliyorsundur."
" Ayıp ayıp. Hiç böyle şeyler demek yakışıyor mu?" Cık cıklamam üzerine güldü. Bende güldüm böyle aptal şeyler üzerinde konuşmayı, kendi kafamda saçma espiriler uydurup gülmeyi özlemiştim.
" Leyal o değil de ben sana bir şey soracağım."
" Dinliyorum." dedim.
"Karan'a evli olduğunuzu söylemişsin."
" Evet, öyle gerekti ve söyledim. Umarım ortalığı karıştıracak bir "şey söylememişsindir Aylin."
" Hayır hayır. Hiçbir şey söylemedim ama sana bu soruyu bir kere soracağım ve dürüst olacaksın tamam mı?"
" Ne oluyor Aylin?" dedim. Sesime telaş bulandı bir anda. Aylin'in sesi fazla ciddiydi ve bu iyi bir anlama gelmiyordu.
" Senin kocan yani yıllardır evli olduğun adam Karan mı Leyal? Bak bana doğruyu söyle. "
Sorduğu soruyla bir an ne diyeceğimi şaşırdım. Dumur olmak buydu her halde.
" İlk başta kendi kendime saçmalama kızım dedim ama o değil mi Leyal? Senin onu ilk gördüğün andan beri garip davranman, ikinizinde dedesinin aynı gün ölmesi ve ne hikmetse boşanmak üzere olmanız bir tesadüf olamaz."
Evet işte patlamıştım. İnkar etmenin bir anlamı yoktu.
" Evet, doğru." dedim kısık bir sesle. Başka ne diyebilirdimki.
" Allahım aklımı kaçıracağım. Bu nasıl olabilir Leyal. Seni nasıl tanımaya bilir? Bunlar hiç mantıklı değil? Hayır yani başka nikah memurlarına mı evet dediniz bu saçma iş."
Sıkıntılı bir nefes aldım.
" Durumun garipliğinin bende farkındayım Aylin ama işte durum bu. Ben beni tanımayan bir adamla evliyim."
Karşıdan belli belirsiz küfürümsü şeyler duydum.
" Allah sakin olayım bişey demeyim diyorum ama yani ben almamıyorum. Karan şimdi bile senin etrafında pervane olmuşken nasıl aslında sen karısı olabilirsin. Bu adam aptal mı şerefsiz mi? "
Bir süre daha kendi kendine konuştu.
" Hayır yani Karan'ı da yıllardır tanırım. Allah'ım kafayı yiyeceğim. Ya sen hanım efendi bunu benden nasıl saklarsın Allah aşkına."
" Ne dememi bekliyordun Aylin. Aylin baksana bu gece yemekte karşımda oturan adam varya. O adam benim kocamdı işte ama beni tanımadı kendilerimi. Ha ne deseydim ben."
Sitemli çıkan sesim karşısında bir süre sessizleşti. Ne diyeceğini o da bilmiyordu.
" Ben ne diyeceğimi bilmiyorum Leyal. Ama söyleseydin en azından ne bileyim Karan'ı senden uzak tutmaya falan çalışırdım. Ne bileyim sana destek olurdum. Şimdiyse kendimi aylardır kandırılmış bir aptal olarak hissediyorum."
Bir süre bende sessiz kaldım. Aylini asla aptal yerine koymak istememiştim ama beni de anlamalıydı ben sırlarını paylaşan biri olmamıştım asla.
" Ben seni asla kandırmak yada aptal durumuna sokmak istemedim Aylin." Tam sözlerime devam edecektim ki öfkeli bir ses geldi karşıdan.
" Ama yaptın Leyal. "
" Ben eğer seni küçük düşürdüysen özür dilerim Aylin. Ama ben böyle biriyim anlasana kimseye anlatamıyorum. Ben bu saçmalığa kendim bile inanmak istemiyor ki."
Derin bir nefes aldım.
" Bana zaten herkes bilirmiş herkes beni yargılarmış gibi gelirken nasıl olurda bi de kendi ağzımla itiraf ederim bu durumu. Ben yapamam bunu Aylin. Kendimin unutmak istediği gerçekleri hatta unutmuş gibi davrandığım şeyleri anlatarak daha gerçek bir hal gelmelerine izin veremem."
Hiçbir şey demedi dediklerim karşısında. Biliyordum ki hem sinirli hem de üzgündü ve bana kötü bir şey demek istemiyrdu.
" Ben bir yalana inanmak istedim Aylin. Leyal olduğum gerçeğine inanıp Feyza olarak yaşadığım bütün hayatı silmek istedim."
Karşıdan alaycı bir ses geldi.
" Benden diğer ismini de mi sakladın yani."
" Uzun bir hikaye ama evet Feyza ismini Amerikada kullanmak istemedim. Ama bunu yaparken aklımda bu günkü gibi bir ihtimalin yaşanma ihtimali hiç gelmemişti. Yani açıkçası Karan'dan bunu saklamak isteyeceğimi hiç düşünmemiştim."
" İnanmıyorum ya resmen yanımda yıllardır polisiye filmi çevrilmiş bende öyle mal gibi her söylenene inanmışım."
" Aylin." dedim yorgun bir sesle. "Lütfen beni anlamaya çalış."
" Ben ne diyeceğimi bilmiyorum Leyal. Bunlar bunlar çok fazla."
" Biliyorum." dedim çaresizce. " Ama yemin ediyorum bu hale gelmesi benim suçum değildi. Ben ben ne yapacağımı bilemedim sadece."
Karşıdan bir tepki bekledim ama galiba öğrendiklerini sindirmeye çalışıyordu.
" Senin soy ismin neden Karan'la farklı. Her leyi kafamda oturtmuştum ama bunu kafamda oturtamamıştım. O da sahte değil demi?" dedi yarı öfkeli bir sesle. Sıkıntılı bir nefes verdim.
" Karan'la yaşadığımız şeylerden dolayı Amerika'ya gelmeden önce soy ismini sildirme kararı aldım. İlerdeki kariyerimde o soy ismin hiçbir işimin altında yazmasını istemiyordum."
" Anladım." dedi sanki bir tarafı bana sarılmak istiyordu ama gururlu tarafı onadan bunca şey saklamamdan dolayı incinmişti.
" Karan öğrenmeden nasıl boşanacaksın? Ya da daha önemli soru hanımefendi öğrenirse ne halt yiyeceksin."
" Öğrenmeyecek Aylin. Karan ne olursa olsun bunu öğrenmeyecek. Hem davaya üç gün kaldı sadece. Perşembe günü her şey bitecek."
" Bunu istediğine eminsin demi Leyal. Aranızda ne yaşandı bilmiyorum ama sonra pişman olma."
" Bizimkisi zaten hiç gerçekleşmesi gereken bir evlilikti Aylin. Bu ikimiz içinde en iyisi."
" Yani başka yerde başka zamanda olsa olurdu mu diyorsun?"
" Ben öyle bir şey demedim Aylin?"
" Bilmiyorum Leyal. Benim kafamda oturmayan şeyler var. Eğer o gece sende onu tanımasaydın acaba diyorum olur muydunuz?"
" Biraz daha uç istersen Aylin? Biraz daha uydur?"
"Bana bağırma Leyal zaten seni daha affetmedim uslu bir fare ol."
" Aylin." dedim dişlerimin arasından.
" Aman ne var be sadece bir ihtimalden bahsettim. Karan seni bir yabancı olarak tanıyınca aşık oldu ne bileyim ya sende onu tanımasaydın. Belki sende ona aşık olurdun. Sonra birbirini tekrar evlenmek için boşayan ahmaklar olarak tarihe geçerdiniz."
Kendi uydurduğu senaryoya gülerken ben yeniden Aylin diye uyardım ama o kendi halinde eğleniyordu.
" O değilde Karan kesin yüzyılın enayisi seçilecek. Tanrım bir gün ona söyleyecek olursan lütfen bende orada olayım."
Onu umursamıyormuş gibi bir şey demedim önce o ise konuşmaya devam ettim.
" Ama canon kameramda yanımda olmalı. Ah o ifade kesinlikle ölümsüzleşmeli. Ya da dur dur ben vazgeçtim ya. Bunu öğrenince kesin sinirlenir. Yok yok ben orada olmasam da olur."
Daha demin bana trip atan kız gitmiş klasik Aylin geri gelmişti işte. Hep böyle uçarıydı böyle ciddi bir durumda bile kendine eğlenecek malzeme çıkarabiliyordu.
" Aksine beni affetmeyecek olursan ona senin de bildiğini söylerim o an." dedim. Bir an karşıdan ciddi olamazsın der gibi bir ses geldi.
" Bu kadar acımasız olamazsın? Beni beni Aylin'ini de i yakacaksın."
" Ben yanarsam neden olmasın. O yüzden dua ette Karan efendi sonsuza kadar küçük sırrımızı öğrenmesin."
" O biraz zor." dedi. Kaşlarımı çattım.
" Neden zormuş bakalım."
" İllaki bir yerde patlayacak Leyal. Karan'ın şimdiye kadar öğrenmemiş olmaması bile bir mucize. Büyük ihtimal aptal sana olan aşkından mecnuna döndü."
" Hıı hıı, bir görsen çöllere bile düşmüş." İçimden beter olasıca diye söylenirken Aylin'in söylediği şeyle yutkunamadım bir an.
" Aslında daha ilk gece söylemiştim ben sana sizin çocuklarınız çok güzel olur diye. Ben de göz varda işte hiç aklıma gelmedi ki bu ihtimal."
Öksürüklerim arasında konuşmaya çalışırken onu azarlamayı ihmal etmedim.
" Ben boşanıyoruz diyorum sen çocuk diyorsun. Gözünü seveyim sen ben yokken Netflix'ten çok mu romantik komedi izledin."
" Ooo, romantik komediler sizin yanınızda halt etmiş vallaha."
" Doğru bizimki sen biraz daha konuşmaya devam edersen gerilim korkuya dönüşecek."
" Aman ya biraz eğlenelim dedik hemen tehdit hemen şiddet. Hem unutma şu an durum uygun olmadığı için trip atmıyorum. Hele buraya bir gel nazımla şerefleneceksin."
Konuşma tarzına karşı gülümsedim. Kesinlikle çocuk gibiydi. Biliyordum ki onu bir akşam yemeğiyle tavlardım.
" Peki majesteleri." dedim. Bir süre daha boşanma hakkında konuştuktan sonra telefonu kapattım ve ikindin serinliği gelmeye başladığı için yavaş yavaş toplanmaya başladım.
Son yağlı boya tüplerinide kutunun içine yerleştirmiştim ki yanıma yaklaşan Kazım'la ona döndüm.
" Feyza Hanım, Engin Bey geldiler efendim." Tamam anlamında kafamı sallayıp içeri doğru ilerlemeye devam ettim.
Birkaç gün sonraki dava için geldiğini bilsemde her an bir terslik çıkma ihtimaline karşı tetikteydim. Çalışma odasından içeri girdiğimde Engin beni görmesiyle elini uzattı ama elime şöyle bir bakıp gülümsedim.
" Kusura bakma engin ellerim hala biraz boyalı sayılır."
" Anladım Feyza Hanım, bahçede resim yaptığınızı söylemişlerdi."
Engin'e gülümseyip karşısındaki koltuğa oturdum.
" Seni dinliyorum Engin, umarım bir sorum yoktur."
" Yok Feyza Hanım ben sadece sizi bir kaç husus hakkında bilgilendirmek için geldim."
" Sizi dinliyorum Engin Bey."
Elindeki çantayı açıp bir kaç dosya çıkardı içinden. Daha sonra bir kaç tanesini bana döndürerek konuşmaya başladı.
" Şimdi Feyza Hanım zaten mal paylaşımı için evlendikten kısa bir süre sonra bir sözleşme imzalamışsınız ama bildiğiniz üzere Karan Bey'in isteği üzerine üzerinde birkaç değişiklik yapıldı. Bu değişiklikler çiftliğin ve Maraştaki bazı gayrimenkullerin mülkiyeti hakında. Çiftlik ve kiralık dükkanlarım mülkiyeti sizde kalacak."
" Ben çiftlikten başka bir şey istemediğimi söylemiştim."
" Biliyorum Feyza Hanım ama karşı taraf bu konuda ısrarcı ve aslında bakarsanız çiftlikteki çalışan sayısını azaltmak gibi bir düşünceniz yoksa bu gelirlere ihtiyacınız var."
Bir süre zihnimde Engin'in dediklerini değerlendirdim. Aptal aptal gurur yapıp onca insanın emek parasıyla oynamanın alemi yoktu. İçimden bir kızım zaten bunlar senin hakkın sayılır neden aptal gibi hiçbir şey almam diyorsun da diyordu. Aslında haklı bile olabilirdi. Karan'ın donuna kadar alsam öfkem geçmemeliydi. Ama diğer tarafımda o herifin bir kuruşuna tenezzül etmek istemiyordu. Kafamın içindeki sesler bile ayrı telden çalıyordu. Allah'ım şu kuluna biraz akıl fikir yarabbim dedim içimden.
" Anladım Engin Bey, boşanmaya bu kadar az kalmışken itilafa girip boşu boşuna kafamı ağrıtmak istemiyorum şahsen."
" Çok doğru bir karar aldınız Feyza Hanım. Bide ayrıca size dava günü mahkeme salonunda bulunup bulunmayacağınızı sormak istiyordum."
Önce şüpheli bir şekilde Karan'ın gelip gelmeyeceğini sordum.
" Bana sorarsanız geleceklerini düşünmüyorum Feyza Hanım. Hem herhangi bir aksilik çıkmazsa on dakikadan bile az sürebilir mahkeme."
" On dakika?" dedim şaşırmış bir sesle. Bu kadar basit miydi bütün dertlerimin çözümü yani.
" Evet, yani bu anlaşmalı bir boşanma ve sizin ne mal paylaşımında ne de çocuk velayeti gibi bir konuda itilafınız yok."
"Anladım, umarım dediğiniz gibi kısa bir sürede çözülür her şey."
" Umarım Feyza Hanım. Ha, bu arada sizden yarın ofisime uğramanızı rica etmek durumundayım . Kusura bakmayım imzanızı almam gerken birkaç evrak vardı ama unutmuşum koymayı. Adliyeden çıkmıştım buraya gelirken. Ofise geçmeyince kalmış orada."
" Tamam önemli değil Engin Bey. Yarın ben uğrarım ofisinize."
Bana işlemlerle ilgili birkaç teknik detaydan daha bahsettikten sonra izin isteyip yanımdan ayrıldı. Benim aklımda ki tek soru ise o on dakikayı kazasız belasız atlatıp atlatamayacağımdı.
●●●●●●●●●
Genç adam yanında avukatıyla kaldığı otelden yeni çıkmıştı. İki gün sonra ki dava hakkında oldukça sabırsızdı hatta öyle ki ilk kez bir şeyin ters gitmesinden bu kadar korkuyordu. Kadının boşanmada sıkıntı çıkarmaması bulunmaz bir nimet olmuştu onun için. Eğer boşanmak için on milyon dolar bile istese çekinmeden verirdi ama beklediğinin aksine kadın ondan hiç bir şey istememişti.
Güzel dedi en azından dedesinin yanında onun gibi aç gözlü birine dönüşmemiş. Yanında ki adama döndü yavaşça.
"Feyza, o duruşmaya katılacak mı?"
" Neden soruyorsun yoksa karını so bir defa görmek mi istiyorsun?
Adamın yüzünde alaylı bir gülüş belirdi. O kadına dair hiçbir şeyi merak etmiyordu. Gerçi merak etse bile kendisine oldukça öfkeli olan karısı kesinlikle onu görmeye yanaşmazdı biliyordu. Kadının bu tavrı konusunda keyfi biraz daha yerine geldi. O insanların kendine karşı duyduğu nefretle eğlenmek konusunda kesinlikle uzmandı. Bundan garip bir haz aldığı bile söylenebilirdi. Kesinlikle insanları çileden çıkaramaya karşı engelleyemediği bir eğilimi vardı.
" Benin gibi bir haysiyetsizi görmek isteyeceğini sanmıyorum?"
İlhanda onun bu sözleri karşısında güldü.
" İnan bana yapacağı tek şey bu olmaz. Bir kaç uzvunu feda edersin bu uğurda."
" Hımm, demek bizim taşra kızı fazla vahşi ha. Nasıl olmuşta Arif Turanoğlu buna izin verebilmiş?"
" Onu bilmem ama Feyza Hanım'ın davaya geleceğini düşünmüyorum zaten avukatı yakında geri döneceğine dair bir şeyler söylemişti ama tam bilmiyorum."
Karan bir kaşını kaldırdı.
" Nereye dönecekmiş burada yaşamıyor mu zaten?"
" O kadarını bilmiyorum Karan Bey belki de dedenizin İstanbul'daki evlerinden ya dan Muğladaki yazlıktan falan bahsediyordur."
" Anladım." dedi önce düşünürcesine sonra önemsiz bir şeymiş gibi kafasını salladı.
" Neyse önemli değil zaten nerden geldiğide nereye döneceği de. Birbirimizden uzak olalım yeterli."
Bir süre bir şey demeden yürüdükten sonra Karan'dan ilginç bir istek geldi.
" Hiç fotoğrafı var mı?"
İlhan kaşlarını kaldırdı anlamazca. Bu gün fazla meraklıydı sanki bu adam.
" Pek sanmıyorum ama belki dava dosyalarından birinde vardır da. Ne yapacaksın sen kadının fotoğrafını. Saklayacağını söyleme bana?
Karan'ın ağzından gür bir kahkaha çıktı.
" İnan bana karımı sokakta görsem tanımam. Sadece ne bileyim bir gün karşılaşırsak diye. Kimden boşandığımı bileyim bari."
Sözlerine eğlenir bir ifadeyle devam etti.
" Dediğin kadar vahşiyse gördüğümde tanısam iyi ederim. Genç yaşta cinayete kurban gitmek istemiyorum."
" Kadının seni umursayacağını düşünmüyorum." dedi İlhan sıkkın bir sesle. Çok nadir sen diye hitap ederdi karşısında ki adama. Ama şu an muhabbetleri yeterince öylesineydi zaten.
" Biri avukatımı etkilemiş galiba." dedi Karan alay edercesine. İlhan ise onun bu alaycı tavrına karşı oldukça ciddi bir sesle cevapladı karşısında ki bir adamı.
" Aslına bakarsa haklı olabilirsin. Şahsen o kadına ve evliliğinize hiç şans vermeni anlamadım."
" Yine güzellik meselesi demi. Yıllar önce de onun güzel olmasıyla ilgilenmediğini söylemiştim. Hem benim için dünyanın en güzel kadını çoktan belli. "
İlhan karşısındaki adamın yüzüne baktı uzun uzun sonra şüpheyle sordu.
" Aşık mısın? Yani sen ne bileyim Karan bana pek mantıklı gelmiyor?"
Karan alayla güldü karşısında ki adamın tepkisi karşısında.
" Haklısın aşık değilim."
İlhan'ın kaşları tekrardan çatıldı. Ne saçmalıyordu bu adam. Bazen hala anlayamıyordu karşısında ki adamı.
" Benim ki aşkan öte bir şey İlhan. Bu anlatamayacağım bir şey."
" Peki yengeyi ikna edebilecek misin bu aşktan öte duygularına."
Karan'ın yüzünde bir gülümseme belirdi. Cümlede ki yenge sözcüğünü bile sevmişti. Adam giderek garipleştiğini far ediyordu ama konu o olunca bu sorun değildi.
" Görecek o da onun için neler yapabileceğimi görecek."
"Kendinden çok eminsin?" dedi adam alayala.
" Her zaman." dedi genç adam umursamaz bir sesle. O kadınla kesinlikle birbirleri için yaratılmışlardı ve inadını kırdığında er ya da geç Leyal'de bunun farkına varacaktı.
" Geldik, Karan. Bu binanın dördüncü katında Engin Atalay'ın bürosu."
Adam tamam anlamında kafasını sallayıp beraber binadan içeriye girdiler. Dedesinin mirasıyla ilgili imzalaması gereken bir kaç evrak vardı. Bunlarında hallettikten sonra nihayet hakkı olan her şey tamamen onun olacaktı.
Bürodan içeri girdiklerinde asistan çocuk iki adam Engin'in odasına götürdü. Tam saat üçte randevuları vardı.
Engin odaya girenleri görmesiyle beraber ayağa kalktı.
"Buyrun şöyle oturun lütfen ama sizi biraz bekleteceğim maalesef."
İlhan ve Karan koltuklara yerleştikten sonra Karan konuşmaya başladı.
" Fazla vaktimiz yok umarım uzun bir işiniz yoktur." dedi memnunuyetsiz bir sesle. Zamanında olmayan işlerden.
" Hayır çok kısa bir işimiz kalmıştı Feyza Hanım ile kendisi şimdi lavaboya gitmişti. Gelince evrakları imzalayıp ayrılacak. Umarım bu sizin için sorun olmaz."
Adam yüzünde beliren tehlikeli gülümsemeyle cevap verdi.
" Hayır, hiç sorun değil. Tanışmış oluruz hem fena mı?"