⑉Tehlikeli Sular⑉

2445 Words
Odada dönüp duruyordum. O kadar gergindim ki aşağıya misafirlerin yanına inmemiştim. Ya konağa da gelirse diye onlarca kötü senaryo dönüyordu aklımda. Hayır ondan kurtulmaya bu kadar yaklaşmışken şimdi böyle bitmemeliydi. En sonunda kendimi toparlayıp önlem almaya karar verdim. O gelmeden ben harekete geçmeliydim. Daha fazla dikkat çekmemek adına aşağıya inmeye karar verdim. Bu sırada merdivenlerden inerken gördüğüm Ayşe'ye Hasan Efendiyi bana çağırmasını söyledim. Büyük salona girdiğimde tanıdık gelen yüzlerle içim biraz daha daraldı. Nedensiz yere sanki herkes benim arkamdan konuşuyormuş gibi hissediyordum. Bu düşünceyi bu bunaltıyı atlatamıyordum. Elinde yasin cüzü olan orta yaşlı bir kadının yerinden kalkıp oturmam için bana yer vermesiyle hiç bir şey söylemeden yerime oturdum. Bazıları merhumun ruhuna Kuran okurken bazıları aralarında konuşuyordu. Kimileri Arif Dedenin ne kadar yüce gönüllü bir adam olduğundan bahsederken bazı tenha fısıldaşmalarda benim adım geçiyordu. Şimdi diyorlardı bu kızın hali ne olacak. Artık beni kınayıcı bakışlar yoktu gözlerinde galiba herkes Karan'ın ne kadar gaddar bir adam olduğu konusunda az çok bir şey duymuştu. Sonuçta dedesi ölüm döşeğindeyken bile gelmemişti. Bu kadınların gözlerinde bana acıyan bakışlar vardı. Ne olacak bu kızın hali dercesine bakıyorlardı. Umursamadım. Bana bir şey olacağı yoktu. Eğitimime devam edip kendi paramı kazanacaktım işte onlarca insanın yaptığı gibi. Hem kimsesizde kalmamıştım değil mi halam vardı sonuçta. Kendimi avutmaya çalışırken aslında hiçbirinin beni avutamayacağını biliyordum. Kadınların yanında bir süre oturduktan sonra beni bekleyen Hasan Efendinin çıkmaya başladım. Çalışma odasına benden önce gitmişti. Odaya girmemle ayakta beklediğini fark ettim. Bu davranışı karşısında yüzümde hafif bir tebessüm belirdi. Bu adam her şeyi kaideler göre yapardı. " Otur Hasan Efendi seninle konuşacağım ciddi meseleler var." " Hayırdır Gelin Hanım, bir müşkül durum mu vardır?" " Otur Hansan Efendi otur. Tek tek anlatacağım ve senden bir şey isteyeceğim." Yüzündeki endişe büyürken çalışma masasının karşısındaki tekli koltuklardan birine oturdu. Bende tam karşısındaki ne oturdum. Arif Dede'nin yerine oturmak hala saygısızlık gibi geliyordu bana. " Şimdi sana bir soru soracağım ve bana dolandırmadan cevap vereceksin tamam mı?" " Tamamda Gelin Hanım. Ne oluyor anlatın bi hele?" Ona sakin ol dercesine bir el işareti yaptım. " Beni ya da Karan Turanoğlu'ndan birimizi seçecek olsaydın kimi seçerdin? Tek cevap, aması şöylesi böylesi yok." Bir süre düşünür gibi yaptı daha sonra yerdeki bakışlarını bana çevirip cevabını verdi. " Karan ağamın kanıdır ama Allah varya sizin ona gösterdiğiniz vefanın binde birini göstermedi. Yani demem o ki Gelin Hanım deyin bakalım benden ona karşı ne istiyorsunuz. Ne isterseniz yaparım. Siz bana ağamın emaneti sayılırsınız." Güzel dercesine kafamı salladım. Şimdi Hasan Efendi ne kadarını bilmeliydi ona karar veremeliydim. Elbette her şeyi anlatamazdım. Risk alamazdım boşanmaya bu kadar az kalmışken. " Karan bu evden hatta çiftliğin kapısından adımını atmayacak tamam mı. ? Ne o benim yüzümü görecek ne ben onunkini? " Emriniz başım gözüm üstüne Hanımım?" Bana karşı ilk kez gelin hanımdan başka bir hitap kullanmıştı. Bu bile artık onun gözünde konumumun değiştiğinin kanıtıydı. " Ayrıca cenaze defnedildikten sonra Karan oradan gidene kadar mezarın başından ayrılma. Karan gidincede beni ara? Anlaştık mı?" " Anladım Hanım'ımda bu temkin nedendir?" " Öyle gerekiyor Hasan Efendi. Bunun benim için hayati bir mesela olduğunu bil yeter." Hasan Efendi'nin bir baş selamı verip çıkmasıyla sıkıntıyla arkama yaslanmıştım. Şimdilik elimden gelen her şeyi yapmıştım bundan sonrası artık kaderdi. Zaten Karan her neden geldiyse buralara çok kalacağını düşünmüyordum. Cenazeyi atlattığımızda sadece onun bu şehirden gitmesini beklemek kalacaktı. Cenazede de şimdilik karşılaşma ihtimalimizi oldukça azaltmıştım. Çiftliğe giremezdi, zaten bende ne cenaze namazında ne de cenaze defnedilirken orada olacaktım. Zaten anadoluda kadınlar mezarlığa erkekler naaşı defnettikten sonra giderdi. Şimdilik görünür bir problem kalmamıştı eğer Karan'ın aklında benim bilmediğim planlar yoksa. ************ Salonda kadınların yanında oturuyordum. Benim gözüm sürekli telefondayken çalışanlar bir taraftan misafirlere helva dağıtılıyordu. Hasan Efendi'nin arayıp gitti demesini bekliyordum. O tek kelimeyi duyup derin bir nefes almaya ihtiyacım vardı. Elimdeki telefonun bir anda çalmaya başlamasıyla endişeyle panikledim önce. İçimdeki telaşı durduramıyordum. Yavaşça oturduğum koltuktan kalkıp koridora doğru ilerledim. Kulağıma götürdüğüm telefonla telaşlı bir sesle konuştum. " Seni dinliyorum Hasan Efendi." " İmam efendinin son duaları okumasıyla Karan Bey ve diğer erkekler ayrıldı efendim. İsterseniz siz ve konaktan gelmek isteyenler kabristana gelebilirler." " Tamam." dedim önce sonra teyit etmek için tekrar sordum. " Eminsin değil mi Hasan Efendi?" " Eminim, eminim hanımım. Hatta anasıyla gittiler." " Annesi mi? "dedim şaşkın bir sesle. " İşte buranın örfünü adetini bilmediğinden kadını da yanında getirmiş. Halbuki iş midir yaptığı?" Benim takıldığım nokta bu değildi ama bişey demedim. Karan'ın burada ki adetleri bilmemesine zaten zerre kadar şaşırmamıştım. " Sen artık buraya geri dönebilirsin Hasan Efendi. Beni Kazım kabristana götürür. O sırada sende buralara göz kulak olursun." " Hanım'ım yanınızda birileriyle gelseydiniz. Olmaz öyle tek başınıza. Ayşe'yi , halanızı birilerini alın yanınıza." " Yarın onlarla giderim Hasan Efendi. Şimdilik Kazım'ın beni arkada beklemesi kafi gelir. Israr etme daha fazla." " Siz nasıl uygun gördüyseniz o vakit hanımım" Telefonu kapatmamla beraber çantamı almak için yukarı çıkmaya başladım. Hala içimde geçmeyen bir sıkıntı vardı. Sinirlerim yıprandığı içindir her halde diyip geçiştirmeye çalıştım. Çantamı almamla aşağı inerken dış kapıdan çıktım yavaşça. Yaz olduğu için erkekler için taziye çadırı dışarıda kurulmuştu. Kadınlar ise evin içinde duruyorlardı. Cenaze defnedildikten sonra bahçe yeniden kalabalıklaşmaya başlanmıştı. Kenarda dikilen Kazım ı görmemle elimle ufak bir gel işareti yaptım. Bana doğru koşar adımlarla gelirken tam önümde durdu. " Buyrun Feyza Hanım. Bir ihtiyacınız mı var?" " Yok Kazım. Beni kabristana götürmeni isteyecektim." " Tek mi gideceksiniz Feyza Hanım. Yanızda en azından Ayşe gelsin." " Bu gün tek gideceğim Kazım. Hem sen beklersin beni sorun olmaz merak etme dedim." Kafasını tamam anlamında sallayıp benimle beraber arabaya doğru ilerlemeye başladı. Birkaç meraklı bakışın beni bulduğunu biliyordum ama bir şey yokmuş gibi davrandım. Arabaya yerleşmemle içimdeki sebepsiz huzursuzluk daha da büyürken bunu cenaze yüzünden olduğunu düşünmeye çalıştım. İçimden tekrar ettim. Bir şey olmayaca Leyal sadece gidip dedene dua edeceksin. O adamla karşılaşmayacaksın. Eve giremez, mezarlıktan da ayrıldı rahat ol artık. Sıkıntıyla alıp verdiğim nefeslerin ardından arabanın mezarlığın önünde durmasıyla aşağıya indim. Koskoca mezarlığa bakarken içimde garip duygular oluştu. İşte son durak önümde duruyordu. Kazım'da benimle birlikte mezarlığa girdi önce. Sonra beni yönlendirilerek yeni mezarların olduğu bölüme doğru götürdü. Dedemin mezarının yanında birkaç günlük üç dört mezar daha vardı. O mezarlara doğru ilerleyecektim ki o mezarlardan birinin başında bir kadının olduğunu fark ettim. Burada tahtada yazan ismi okuyamıyordum. Kazım'a biraz ileride beklemesini söyledikten sonra kadının yanına doğru ilerlemeye başladım. İlerledikçe içimdeki şüphe arttı. Tam kadının yanına geldiğimde önünde ağladığı mezarın Arif Dedeye ait olduğunu fark ettim. Kimdi bu kadın böyle? Haline bakılırsa seven biri olmalıydı, gözleri yaşla dolmuştu. Elinde hırsla bir avuç toprağı sıkıyordu. Bu kadar çok mu etkilemişti Arif Dede'nin kaybı. Belki benim yokluğumda Arif Dedeyle yakınlaşmış biridir diye düşündüm. Yavaşça yanına eğilip sordum. " Merhumun yakınımıydınız Hanımefendi?" Karşımdaki kişiyi tanımadığım için temkinli konuşuyordum. Dedem olduğunu baştan söylemek mantıklı değildi böyle durumlarda. " Hayır." dedi anlamlandıramadığım bir keskinlikte. Sanki bir şeyi reddeder gibi demişti. " Anladım." dedim kısaca. " İsterseniz kalmanıza yardım edeyim, üstünüz batmış." " Önemli değil." dedi önce. Tavırları biraz ilginçti. Tam ben onunla ilgilenmeyi bırakmıştım ki aniden bana döndü. " Ya da beni oğluma götür yani rica etsem yardımcı olur musun? Beni arka çıkışta bekleyecekti, buraya benimle gelmesine izin vermedimde." Durum giderek ilginç bir hal alıyordu. Aklıma bu kadının Karan'ın annesi olma ihtimali bile geldi bir an. Ama ilk bakışta benzer bir tarafları yoktu ve en önemlisi Karan'ın annesinin Arif Dede için ağlayacağını hiç zannetmiyordum. Kadının çaresiz haline karşın yavaşça koluna girdim. Kazım peşimden gelmek ister gibi hareketlensede onu elimle durdurdum. Bu kadar evham yapacak bir şey yoktu neticede. Kolumda ki kadınla yavaş adımlarla ilerlerken içinde oluşan tuhaf acıma hissiyle konuştum. " Daha iyimisiniz hanımefendi?" " Daha iyi olacağım." dedi anlamlandıramadığım bir sesle sonra devam etti yavaşça bana dönüp. " Teşekkür ederim ." dedi ondan beklemediğim bir gülümseme eşliğinde. Sanki dışarıya doğru attığımız her adımda koluna girdiğim kadın, üstündeki kara bulutlardan biraz daha kurtuluyordu. O melankoli yavaş yavaş çekiliyordu yüzünden. Belki de mezarlıklar bu kadını bu denli kötü etkiliyordu diye düşündüm. Nihayet çıkış kapısına geldiğimizde önce birini göremedim. Tam sağa sola bakınacaktım ki duyduğum sesle adeta yerime mıhlandım. " Anne" Tek kelime kalbimi delicesine arttırmaya yetmişti. Soluma doğru döndüğümde bize doğru gelen adamında donup kaldığını fark etttim. O da en az benim kadar şaşkındı. Gözlerindeki duyguyu okuyamadım, hüzün müydü, özlem mi yoksa merak mıydı. O kadar dalgalıydı ki bakışları. Önce varlığımı doğrulamak ister gibi adımı fısıldadı dudakları. " Leyal" hiç bir tepki vermedim önce. Titren elimi yumruk yaparak sakinleştirmeye çalıştım. Yakalanmayacaksın, yakalanmayacaksın, sakin ol, derin nefes al. İçimden bunları tekrar ederken artık benimde bir tepki vermem gerektiğine karar verdim. Zira bütün bakışlar bendeydi. Düz tutmaya çalıştığım sesimle bende aynı onun gibi cevap verdim. " Karan Bey" Sonuna eklediğim beye karşı alayla güldü. Sanki bu gülüşün içinde ona hala direnmemden aldığı bir haz vardı. Bana doğru ilerleyip yavaşça kolumdaki kadını kendi kollarına aldı. Kadını kırılacak bir vazoymuşçasına kollarına aldığında bana dönüp konuşmaya başladı. " Burada beni bekle seninle konuşacaklarımız var. " dedi . Meydan okurcasına kaşımı kaldırdım. "Yoksa?" bana doğru bakıp alaylı bir ciddiyetle konuştu. " Yoksa konuşmak için evine gelirim. Bulmak benim için çok zor olmasa gerek." Ona kaşlarımı çatarak baktım. Karşımda ki adama belli olmazdı. Bu tehdidi ciddiye almayacak bir durumda değildim. O annesini ilerideki arabaya götürene kadar ellerimi trençkotuma katıp bekledim. Beklediğim her saniye içimdeki gerilim daha da artıyordu. Ama karşısında ne yaparsam yapayım telaşlı gözükmemeliydim. İşte bu altın kuraldı. Bana o doğru gelirken kalbimin maraton koştuğuna yemin edebilirdim. Nihayetinde o karşımda durduğunda benim kalbim hala durmamıştı. " Evet, seni dinliyorum. Haa bu arada başın saolsun." Bir süre şüpheli gözlerle süzdü beni. " Onun mezarına mı geldin? " dedi. Sesi şüpheciydi. Sanki neden hemen geldiğimi sorguluyordu. " Aslında tek amacım bu değildi. Ne zamandır aklımda bir mezarlık ziyareti vardı, Arif beyin ölümüde denk gelince bende bu günün uygun olduğunu düşündüm." dedim rahat olduğunu düşündüğüm bir sesle. " Pek yakın değiliz demiştin?" " Sende dedene düşmandın güya bak buradasın. " Tam sözüme devam edecektim ki beni öfkeli bir tonda kesti. " Bir şey değişmedi hala öyleyim." dedi. Ona omuz silkerek karşılık verdim. Onun duyguları umrumda değildi açıkçası. " Herneyse, Arif Bey bana yıllarca burs veren kişelerden biri oldu. Şimdide hazır memleketteyken onun için son görevimi yapıyorum bu kadar." "Ağlamışsın ama?" " Eee, yani insanlar ölüm karşısında duygusallaşamaz mı?" Dediğim şeye karşı alayla güldü. Bir elini saçlarına atarken kendi kendine konuşur gibi konuştu. " Kafamı karıştırıyorsun Leyal, hem de çok." Bende alayla ona baktım. " Kafan bu kadar hızlı karışıyorsa o şirketi yönetebilmen bir mucize." Bana bir adım daha atıp tam dibime girdi. Gözlerimin içine bakarken bir şeyin cevabını arar gibiydi. " Sen de bir şey var, çözemediğim bir gizem ama bir türlü anlayamıyorum." " Biz ona gizem değil elde etme arzusu diyoruz Karan Bey. Sizinkisi sadece bir obsesyona dönüşen bir acaba bu kadın neden beni istemiyor merakı." Tek kaşı havaya kalktı önce. Düşünürmüş gibi dudaklarını büzdü. " Hayır, bu başka bir şey. Bu saf bir tutku Leyal. Beni sana çeken anlamlandıramadığım değişik bir bağ." " ve bence sen bunun nedenini biliyorusun." Panikle geriye gittim. " Saçmalamayın Karan Bey ben nereden bileyim sizin saçma sapan takıntınızın sebebini." Benim geriye attığım adımlara karşılık o bana doğru geldi. " Bir daha sana olan duygularıma takıntı deme güzelim. Çünkü onlar benim işdiye kadar sahip olduğum en değerli duygular." Sesinde tehlikeli bir ton vardı. Tehdit eder gibi söylememişti ama ben bariz şekilde tehdit edilmiştim. Yoksa diye sormaya korktum çünkü vereceği cevap hiç hoşuma gitmeyecekti belli ki. Durumu lehime çevirmek için konuyu tamamen saptırdım. Şimdi dikkat dağıtma vaktiydi. " Neyse bence artık çiftliğe dönmelisiniz Karan Bey. Yarın bende gelmek istiyorum taziye için belki değerli eşinizin önünde bahsedersiniz değerli duygularınızdan." Çehresinin kararmasını beklerken o daha da rahatladı. Ellerini cebine koyup rahatça konuşmaya başladı. " Değerli eşimin benim kıymetli hislerimle ilgileneceğini düşünmüyorum. Zira kendisi benim gibi bir haysiyetsizin oraya gelmemesini kesin bir dille bildirdi bana." Dediklerine karşı dudaklarımdan kontrolüm dışında bir kahkaha çıktı. Böyle yapmıştım değil mi? Haysiyetsiz kelimeside dikkatimden kaçmamıştı demek ki avukat dediğimi yapmıştı. Kelimesi kelimesine dediklerimi söylemişti. Yüzümde bir kez daha alaylı bir gülümseme belirdi. " Demek bana haysiyetsiz denmesi birilerinin çok hoşuna gitti. Halbuki ben en azından gelecekteki eşimin bir az daha anlayışlı bir kadın olmasını bekliyordum." Sahte bir üzüntüyle söylediği şeyler karşısında yutkunamadığım için öksürmeye başladım. Ne diyordu bu herif hala ya. Sen sabırdan ayırma ya Rabbim ya Resulallah ya. Cinnet geçirecektim resmen. " Siz önce birini boşayında ikincisini sonra düşünürsünüz." diye hırsla konuştum. Hayır şurada boğacaktım o olacaktı yeminle. " Eğer merak edipte soramadığın ne zaman boşanacağımsa güzelim ben söyleyeyim sen hiç merak etme. Hemen, bir kaç hafta içinde." " Ya demek evrendeki şanslı bir kadın sizden kurtuluyor nihayetinde ha. Sevindim onun için. Ama bu size olan tavrımda zerre bir şey değiştirmeyecek." Tam yanından geçip gidecektim ki kolumdan tuttu yavaşça. Hırsla çekmek istesemde izin vermedi. " Ne var?" dedim öfkeli bir sesle. " Neden bana bir şans dahi vermiyorsun." " Şansı hak ettiğinizi düşünmüyorum ayrıca size bir ilişkim olduğunu söylemiştim." Alaylı bir ifadeyle baktı bana. " Bende o adamın umrumda olmadığını söylemiştim. O adamı umursamam için gözlerinde onun aşkına dair bir "şey görmem lazımdı." Aramızdaki mesafeyi en aza indirip kulağıma fısıldadı yavaşça. " Ama aksine ben ne gördüm biliyor musun koca bir boşluk. Her seferinde ondan bir eşyadan bahseder gib bahsediyorsun. Yani o adam sadece hayali bir bariyer aramız. " Onu ittirip kendimden uzaklaştırırken hırsla saçlarımı geriye doğru savurdum. " Öyle mi?" " Öyle" " Peki bu ne öyleyse?" diyip trençkotumun cebinde olan alyansımı gösterdim. " Sence buda hayali mi?" " Sen? " dedi önce. " Sen evlisin." " Ne oldu sana ciddi bir ilişkim var dediğimde Aylin'e bunu sormaya tenezzül etmedin mi?" Bir süre bir şey demedi. Sonra bir şeyleri anlamlandırmaya çalışır gibi konuşmaya başladı. " Ama Aylin'le yaşadığına göre kocanla aran hiçbir zaman iyi olmadı. Belki de bu tavrın bu yüzden bana karşı. Seni aldatan bir kocan var ve benim ile Feyza arasında olan ilişki ile kendi kocanla olan barasında bir bağlantı kurdun." Kendi kendine ürettiği teoriler hakkında konuşurken onu şaşkınlıkla izledim. " Hangi gerizekalı seni üzer ki? Tanrım o iti öldüreceğim." " Sakın. " dedim önce. " Eşimle benim aramda olan hiçbir şeye karışmayacaksın. Hem biz bir şeyleri düzeltmeye çalışıyoruz. O yüzden benden uzak dur." " Yalan söylüyorsun." dedi. Sesi oldukça kendinden emindi. " Sadece Maraşta olduğun için yanında taşıyorsun o alyansı. Değilse cebinde değil parmağında olurdu." " Ne düşündüğün umrumda değil? Ben evliyim ve sen boşansan bile bu durum değişmeyecek." " Orasını göreceğiz Güzelim. Önce bir boşanayım seni üzen o puştlada ilgileneceğim ama hepsi sırayla değil mi? " Bir eliyle yüzüme düşen tutamları zarif hareketlerle saçımın arkasına doğru götürürken son sözlerini söyledi. " Sana söz veriyorum Leyal, bir daha ki sefere karşına bekar bir adam olarak çıkacağım. Ve sen istesende istemesende seni o şerefsizden kurtaracağım." Benim bir şey dememe fırsat vermeden giderken arkasından fısıldadım. " Umarım Karan, umarım bir daha ki sefere karşıma bekar bir adam olarak çıkarsın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD