Dehliz

1424 Words
Önümüzde ki dört gün her gün bir bölüm güncelleyeceğim. Ve son gün bayrama yakışır bi kapanış yapacağız. İngilizcesine destek vermeyi unutmayalım ki, orada kalmasın. Öpüldünüz.... Sabahın erken saatlerinde gelen haberle hasteneye gelmiştik. Karan'ın boşanma evraklarını göndermesinin üzerinden üç gün geçmişti ki Arif Dedenin artık daha fazla direnememişti. O gitmişti. Son bir kez vedalaşamadan , ona ne yapmam gerektiğini danışamadan gitmişti. Şimdi yanımda Hasan Efendi dikilirken onu son bir defa görmek için morgun önünde bekliyordum. Bu kadardı işte soğuk bir odada bir kaç dakikalık bir veda. Bu fikre kendimi alıştırdığımdan mıdır, girdiğim buhrandan mı ağlayamıyordum. O kadar göz yaşı dökmüştüm ki galiba daha fazla kalmamıştı artık. " Girmek istediğine emin misin Gelin Hanım, bak korkmayasın sonra." Önce hiç tepki vermedim dediklerine sonrası kısık bir sesle "korkmam" dedim. Belki başka birinin cesedi olsa bakamazdım ama Arif Dede tek yakınımdı. Ondan korkmazdım. Derin bir nefes alıp morga adımladığım zaman yeni yeni bir şeylerin farkına varmıştım sanki. İçerideki görevli beni yönlendirip naaşın yanına geldiğimde yavaşça üzerindeki çarşafı kaldırdı. Her bir çizgisine aşina olduğum yüze bakarken içimden onlarca parça koptu. Her zamanki gibi çatıktı kaşları işte. Sanki daha demin biri onu sinirlendirecek bir şey söylemiş gibiydi ifadesi. Ağzımdan bir hıçkırık firar ederken dokunamadım ona. Öylece hıçkırıklarımı bastırmak için ağzıma koyduğum elimle çıktım odadan. Beni o halde gören Hasan Efendi koluma girmek istesede iyiyim diyip yardım etmesini engelledim. Yalnız kalmak istiyordum sadece ama buna fırsatım olmayacağını biliyordum. Hıçkırıklarım arasından sordum yavaşça. " Ne- ne zaman? Cenaze namazı ne zaman kılınacak? Bir süre bana üzgün gözlerle bakan adam bu manzaraya daha fazla katlanamamış olacak ki gözlerini yere indirdi. Onunda gözlerinin kızardığının farkındaydım ama o her zaman ki gibi dik durmaya çalışıyordu. Ben ise savruluyordum işte öylece savruluyordum. " Yarın ikindi namazına müteakip." dedi. Kaşlarımı çattım. " Neden bu gün değil? Cenazenin beklemesi iyi değildir? dedim. Yerdeki bakışlarını bana çıkarttı önce sonra sağa sola doğru oynattı göz bebeklerini. Bellli ki söylemek istemediği bir şey vardı. " Şey Gelin Hanım, biz nasıl desem. Belki Karan Bey gelir diye öyle ayarladık." Yüzümde alaycı bir ifade belirdi. İstemsizce ağzımdan acıyla karılık histirik bir gülümseme belirdi. " Benim kocam, " dedim bastırarak. İlk kez kullanıyordum ona karşı bu ifadeyi. " Benim kocam, ne dedesinin ne de benim mezarıma gelir. O öyle bir adam ki Hasan Efendi ciğeri beş para etmezin teki." Tükürürcesine söylemiştim her şeyi. İçimde ki bütün öfkeyi kusarcasına. Herkese haykırmak istiyordum hiçbir şeyi unutmadığımı sadece çok ama çok derinlere gömdüğümü göstermek istiyordum. Dediklerinden pişman olmuş gibi başını öne eğdi sonra mahçup bi sesle konuşmaya başladı. " Haklısınız Gelin Hanım. Ama ağam ne olursa olsun beklememizi isterdi. O yüzden lütfen af buyurun." " Tamam" dedim bıkkın bir ifadeyle. Nasıl olsa gelmeyecekti. O koridordan çıkıp giderken bundan o adımı tek celsede boşayacağımdan emin olduğum kadar emindim. *************** Cenaze Sabahı Üzerimdeki siyah diz altı elbise ve omuzlarımdaki siyah şalla her zamankinden yorgun gözüküyordum. Omuzlarım çökmüş göz altlarım morarmıştı. Bir kaç gündür devam eden iştahsızlığım üzerine daha da halsizleşmiştim. Aşağıya yavaş yavaş eşraftan misafirler gelmeye başlamıştı ama benim hiç inmek istemiyordum. Ama biliyordum ki Arif Dede'ye bir son görev olarak orada durmalı ve taziyeleri kabul etmeliydim. Bunca insan gelmişken koskoca Arif Ağanın taziyeleri kabul edecek bir yakını bile olmaması ne acı olurdu. Son bir kez kendimi süzüp odadan çıkacakken kapının çalmasıyla geleni görmek için arkamı döndüm. Gelen evin işleriyle ilgilenen Ayşe Hanım'dı. Hep sessiz ve sakin olan bu kadının yüzünde bile bu gün bir hüzün vardı. Bana kısa bir selam verdikten sonra Arif Dede'nin çalışma odasında önemli iki misafirim olduğunu söyledi. Kaşlarımı çattım önce. " Kim bunlar?" dedim düz bir sesle. " Arif Bey'in avukatı Engin Bey ile bir adam daha. Sanki yıllar önce bir kaç kez buralarda görmüştüm ama çıkaramadım." dedi. Anladım der gibi başımı salladıktan sonra yavaş adımlarla koridorun sonunda ki odaya doğru ilerlemeye başladım. İçimde garip bir ürperti vardı sanki sanki çok yakında kötü bir şeyler olacaktı. Bir şeyler tersti ama ne olduğunu bilmiyordum. Kapıyı açtığımda gördüğüm yüzle bir an ürperdim. Aynı ilk gördüğümde olduğu gibi boğazım düğümlendi. Bu bu adam Karan'ın avukatıydı. Burada olması hayra alamet miydi hiç sanmıyordum. Böyle bir günde burada olmasın ancak tek bir sebebi olabilirdi. Bana artık burada işim olmadığını hatırlatmak. İçimde beliren derin sızıyla odaya girmek istemedim ama zorunluluktan birkaç adım attım. Tam onların yanına geldiğimde adını unuttuğum adam ayağa kalktı ve bana elini uzattı. " Daha önce tanışmıştık zaten Feyza Hanım." Bana uzattığı eli tutup yavaşça sıktım. " Evet tanışmıştık ama isminizi hatırlayamadım kusura bakmayın. Çok doğru bir o zaman gelmemiştiniz bana hak verirsiniz ki." " Evet, kusura bakmayın zamanlama pek doğru değildi o zaman. Ama ben kendimi yeniden tanıtayım size. Ben İlhan Özüdoğru." " İsminizi yeniden hatırlamazsam kusura bakmayın çünkü yine yanlış zamanda geldiniz." dedim lafımı sakınmadan. Bu tavrıma karşı gülümsedi ve bir şey söylemeden yerine tekrardan oturdu. Ukala herif. " Farkındayım ama İstanbul'a dönmeden önce sizinle ve avukatınızla görüşmem gerekiyor." " Buna gerek yoktu." dedim. Bana tek kaşını kaldırıp baktı. Ne demeye çalıştığımı anlamaya çalışıyordu. " Boşanmayacak mısınız?" dedi şüpheci bir sesle. Bu sefer gülen taraf bendim. " Aksine imzaladım bile. Eğer sadece bunun için geldiyseniz artık gidebilirsiniz. Haa eğer konaktan hemen ayrılmamı falan bekliyorsanız bunu şimdi yapmayacağım." Beni bölüp konuşmak istedi ama izin vermedim. " Cenaze için gelip gidenler, taziye haftası bitsin ayrılırım ama. Meraklı değilim patronunuzun malına." Bana yeniden gülümsedi sonra ise yavaşça konuşmaya başladı. " Aslında konuşmama izin verseydiniz bende tam da bu konuyu açıklayacaktım size." Kaşlarımı çatıp baktım önce. Neyi açıklayacaktı bana şimdi. Neden burayı hemen terk etmem gerektiğini mi? " Aslında biz avukatınıza bildirdik ama galiba daha size anlatma fırsatı bulamamış. Evlenmeden sözleşmesi imzalamış olsanızda Karan Bey bu çiftliği ve Maraş'taki mülklerini size bırakmaya karar verdi. Yani burası sizin eviniz artık hanımefendi." Bir süre güldüm dediklerine. Sonra gözlerinin içine bakıp konuştum. " Vicdanını böyle mi rahatlatıyor şimdi?" Adam yerinde huzursuzca kıpırdanıp konuşmaya başladı. " Karan Bey'in vicdan yapmasını gerektiren bir ey yaptığı düşünmüyorum Hanımefendi. Kendisi size ne fiziksel nede sözlü zarar verdi ." Bu kadar basitti demi onun için. Yüzüme kötü bir şey dememişti. Bana kızmamıştı, bağırmamıştı, vurmamıştı. Bunlar vicdanının rahat olması için yeterliydi Karan için. " Öyle ya sizin için hasarı gösteren bir kanıt yoksa her şey hukuki ama size bir şey diyeyim mi? Karan bana bunlardan çok daha fazlasını yaptı. Ama bunu size anlatsamda anlayacağınızı düşünmüyorum çünkü maalesef size gösterebileceğim bir yara izi yok." " Üzgünüm Feyza Hanım ama Karan Bey'in özel hayat tercihlerini yargılamak bana düşmez. Ama eğer manevi tazminat talebiniz varsa bunu müvekkilime iletirim." Yüzümdeki alaycı gülümseme daha da büyüdü. " Oradan dilenci gibi mi görünüyorum?" dedim sert bir sesle. Sakinliğim yerini yavaş yavaş öfkeye bırakmaya başlamıştı bile. " Ben öyle söylemek istemedim Hanımefendi." dedi kendini açıklamaya çalışarak. Adama bir adım daha yaklaşıp tam önünde durdum ve en kararlı sesimle konuşmaya başladım. " Söyleyin o haysiyetsiz müvekkilinize onun tek kuruşunu dahi istemiyorum." Engin Feyza diyerek beni susturmaya çalışsada sözlerime devam ettim. " Onun soyadını bile kabul etmemişken malına asla tenezzül etmem duydunuz mu beni? " Tam arkamı dönecektim ki son bir cümle daha ekledim sözlerime. " Ha bu arada ona haysiyetsiz dediğimide özellikle belirtin. Atlamayın sakın." " Feyza Hanım." diye bana seslenmesiyle ne var dercesine ona döndüm. " Bu çiftliği seviyor musunuz?" diye sordu. Ona sen ne saçmalıyorsun sen dercesine baktım. " Eğer bu çiftliğe ve dedenizin hatırasına biraz değer veriyorsanız en az bu kadarını kabul edin. Çünkü sizi temin ederim ki siz burayı almazsanız Karan Bey'in ilk yapacağı şey burayı düm düz etmek olacaktır." Sen ciddi misin der gibi baktım ona. Ne saçmalıyordu bu adam böyle. " Buda bir taktik mi? Hangi manyak böyle bir şey yaparki . Bu çiftlik neredeyse yüz yıllık?" " Sizi temin ederin Karan Bey gözünü bile kırpmadan yapar bunu." Sesi oldukça ciddiydi. Dediklerinin gerçekliğiyle sarsıldım bir an. Burası bu çiftlik Arif Dedenin göz bebeğiydi. " Sessizliğini onay olarak kabul ediyorum. Emin olun buna pişman olmayacaksınız." Bir şey dememe bile fırsat vermemişti. Öylece kendi kafasında benimle anlaşmış, sözleşmeyi tamamlamış ve konuyu kapatmıştı. " Size kabul ettiğimi söylemedim daha. Ayrıca dediklerinize inandığımıda söylemedim." Elindeki evrak çantasıyla karşımda dikilirken beni büyük bir girdabın içine sokacak o sözleri söyledi. " İsterseniz kendiniz sorabilirsiniz bunu Karan Beye. Büyük ihtimalle uçağından inmesine birkaç saat kalmıştır." Duyduğum şeyi idrak etmekte zorlanırken kendimi zorlukla koltuğa attım. Şimdi ben ne yapacaktım. Titreyen sesimle sordum. " Cenazeye mi katılacak?" " Evet, Filiz Hanım'la beraber tören için geliyorlar. Büyük ihtimalle naaş defnedilirken orada bulunurlar." Ne diyeceğimi bilemiyordum.Dilim damağım kurumuştu. Kelimeler boğazımda düğüm düğümdü. " Bu eve" dedim zorlukla " Bu eve adımını atmasın." Bana anlamaz gözlerle baktı önce. Sonrasında ise ben büyük bir netlikle bitirdim son sözlerimi. " Madem burayı bana bıraktı sakın buraya gelmesin çünkü bu evin kapıları asla ona açılmayacak."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD