∙Canavarı Gömmek∙

1797 Words
Bazı geceler geçmezdi insanın hayatında ve ben bugün tamda öyle bir gün yaşıyordum. Bütün gece bei rahat bırakmayan düşüncelerle yatakta dönüp durmuştum. Nihayetinde ise yatakta dönmeyi bırakıp sıkıntıyla üzerimdeki ince örtüyü attım ve yataktan doğruldum. Yanımdaki gece lambasının ışığını yakmamla benden uykumu çalan birkaç sayfalık yazıyla yeniden karşılaştım. Boşanma evrakları işte tamda yanı başımdaydı. Bugün her zaman ki gibi hastaneye gittiğimde Karan'ın avukatı getirip vermişti. O an hiçbir şey hissedememiştim ne sevinç, ne rahatlama ne de öfke. Öyle bir andı ki bomboş hissetmiştim. Yanımda ölmek üzere olan bir adam elimde ise belkide artık bu kapandan kurtuluşumu müjdeleyen beraat belgem vardı. Belki sevinmeliydim buna belki de böyle saygısız , böyle acımasız bir anda geldiği için kızmalıydım. Ama ben bomboş hissetmiştim o an. Karşımdaki avukata sadece "tamam" diyebilmiştim. Ne bir kelime az nede bir kelime fazla. Derin bir nefes alıp saçlarımı bağladım önce. Artık bunları düşünmeyi bırakmalıydım ama bir türlü yapamıyordum. Bir tarafım Arif Dedenin uyanması için dualar ederken diğer tarafım uyandığında Karan'ın bu yaptığına çok üzülür mü diye düşünüyordu? İşte tamda o anda acımasız bir ses fısıldıyordu zihnimde " O asla uyanmayacak Leyal. Kendini kandırmayı bırak." diyordu. Eğer Karan böyle bir şeye cesaret edebildiyse mutlaka oda Arif Dedenin asla uyanmayacağını düşünüyordu. Yataktan kalkarken belki de toplanmalıyım diye düşündüm. Evraklara bakmamıştım ama Karan suratına bile bakmadığı karısına hiçbir şey vermek istemeyecekti. O beni kovmadan ben gitmeliyim diye düşündüm. Bir an için bu kapıdan elimde valizlerle çıkmak zoruma gitti. Burası yaşadığım onca kötü şeye rağmen benim evim olmuştu. Yıllarca halamın yanında hep misafir gibi hissettikten sonra bu ev gerçekten ait hissettiğim tek yerdi. Belki böyle hissetmem ironikti ama burada fazlalık gibi hissetmemiştim işte. Sürahiye baktığımda boş olduğunu görmemle oflayarak terliklerimi giydim. Bu saatte aşağı inmeyi hiç istemiyordum ama yapacak bir şeyde yoktu. Tembel adımlarla mutfağa indiğimde masanın üstündeki çiçekler dikkatimi çekti. Gece geç gelmiştim ve herkes çoktan ya evine gitmiş ya da odasına çekilmişti. O yüzden kimse bana eve gelen çiçeklerden bahsetmemişti. Herhalde Arif Dede için gönderilen çiçeklerden birisi diye düşündüm. Tam suyumu alıp çıkacakken gönderen kişiyi merak etmemle geri döndüm. Beyaz bir çiçek buketiydi. Bu çiçeklerin adını bilmiyordum ama hepsi büyük bir özenle birleştirilmiş, aranjmanı oldukça naif ve zarif yapılmıştı. Çiçeğin üstündeki küçük zarfı görmemle usulca yerinden çektim. Elimdeki küçük zarfa bakarken içimde garip bir duygu belirdi. İçini açıp küçük not kağıdını gördüğümde ise yüzüm sinirle kasıldı. Kağıdın üstünde isim yazmıyordu ama ben kim olduğunu gayet iyi anlamıştım. " Artık Özgür Bir Kadınsın." Rica ederim. Elimdeki kağıdı hırsla buruşturup çiçek buketini elime aldığım gibi hırsla tezgaha vurdum. Ne kadar süre aynı şeyi yapmıştım bilmiyordum ama elimdeki zavallı çiçekler paramparça olmuştu ve bütün zemini kopan yapraklar kaplamıştı. Derin nefesler alırken sakinleşmeye çalıştım. Buna aniden neden bu kadar tepki verdiğimi anlayamazken bir sinir boşalmasının eşiğinde olduğumu anladım. Her şey yine üstüme geliyor gibi hissetmeye başlamıştım. Arif Dede'nin , bu evin çok sıcak olmasalar bile aile olarak hatırlaya bileceğim bu yegane şeylerin elimden kayıp gidecek olma düşüncesi bir anda bütün benliğimi sarsmıştı. Arif Dede hiçbir zaman sıcak bir insan olmamıştı ama varlığı, sürekli yanımda olduğunu hissettirmesi yetiyordu bana. Bu güne kadar hiçbir zaman sahip olmadığım baba figürünün yerini doldurmuştu galiba . Belki sevgi dolu değildi ama arkamdaydı bu bile yetmişti bana. Bir süre elimdeki parçalanmış bukete baktım öylece. O ve ben şu an birbirimize o kadar benziyorduk ki. İkimizde başkalarının ellerinde haksız yere paramparça olmuştuk. Tam elimdeki buketi çöpe atacaktım ki içinden hala tek parça olan küçük bir tomurcuk dikkatimi çekti. Her şeye rağmen sağlamdı. Yavaşça çektim onu buketin içinden sanki daha demin gaddarca hırpalamamışım gibi. Bir avucumun içine nazikçe yerleştirdikten sonra nedensizce içimde onu bir nişane olarak saklama hissi doğdu. Sen ve ben dedim her şeye rağmen bu fırtınadan sağ çıkacağız. Ve Karan sen bilmesende ben bu çiçeği ömrümün sonuna kadar özgürlüğümün ilk nişanesi kabul edeceğim. O yüzden Karan, asıl ben rica ederim bunu çiçeği kabul ettiğim için. Arzuladığın kadına ulaşmanda sana engel olmayıp senden boşanacağım için de asıl ben rica ederim. Sana kısa sürede olsa ona ulaşabileceği düşündürdüğüm içinde ben rica ederim. Ve seni hayal kırıklığına uğratma zevkini bana tattıracağın için de bu sefer ben teşekkür ederim ilk ve son kez. *********************** Aynı gün , aynı beyaz çiçekler bir başka kadına da gidiyordu ama bu sefer genç adamın ellerinde. Bu çiçekler başka bir kadın için de nihayet özgür olmanın nişanesiydi. Ama bu özgürlük çok daha fazla hasreti çekilmiş bir özgürlüktü. Bu özgürlük nihayet bir ruhun acılarından azat edilişinin habercisiydi. Genç adam sessizce bahçede oturan kadına yaklaştı ve usulca fısıldadı. " Anne." Sesi hiç olmadığı kadar merhametliydi. Bu kelimenin içinde onlarca duygu gizliydi, acı, hüzün ama en çokta çaresizlik. Orta yaşlarının sonlarında olan kadın zamana meydan okuyan güzelliğiyle genç adama döndü. " Mehmet." dedi önce şaşkınca sonra devam etti genç adamın kalbini parçalayan sözlerine. " Erken gelmişsin bügün." Sonra sesine gelen neşeli bir tonla ayağa kalkarak konuşmaya başladı. " Karan çok sevinecek. Dur hemen onu çağırayım." dedi. Genç adamın yüzünde acılı bir ifade belirdi. Yine aynı şeyleri yaşıyorlardı işte. Bu senaryonu onlarca kere yaşamışlardı tekrar ve tekrar. Tam annesi yanından geçip gidecekti usulca kolundan tuttu. " Anne benim, Karan hatırlamadın mı beni?" Kadının yüzünde anlamsız bir ifade belirdi önce sonra uzun uzun baktı karşısındaki yüze. Farkına vardığı gerçeklikle sol gözünden bir damla yaş aktı önce. Sonra bir eli yavaşça adamın sakallı yüzünü okşadı. " Karan oğlum, ama sen nasıl, nasıl buldun beni dedi?" " Deden, deden duymasın. Hadi git oğlum O- o öğrenirse.." Sesi titriyordu. Her zaman ki gibi. Bir kabus yeniden yaşanıyordu anne ve oğul arasında. Bu öyle bir kabustu ki hiçbir ölüm bu kabusun izlerini silemezdi. " Geçti anne." dedi yavaşça. Sonra kadının halsizleşen bedenini yavaşça kalktığı yere oturttu. Kadının zihninde beliren sanrılar bir kör kuyu olup bütün teselli kelimelerini yutarken telaşla konuşmaya başladı. " Ben-n ben yemin ederim yanlış bir şey yapmadım Karan. O-o canavar beni hiç dinlemedi. Eğer bir sadece bir kere beni dinlersen oğlum sana olan her şeyi hemde her şeyi anlatırım." " Biliyorum. Ben her şeyi biliyorum anne." dedi önce sonra boğazındaki yumruya rağmen konuşmaya devam etti. " Ben sana reva gördükleri her şeyi biliyorum. Ama bak geçti her şey, oğlun burada senin yanında." Kadının göz bebekleri titredi önce. Sonra ağzından bir hıçkırık firar etti. Oğlu burdaydı işte tam karşısında. Hızla kollarını boynuna doladı. Sanki az sonra yeniden onu kollarından alacaklarmış gibi sıkı sarıldı. Bir süre öyle sıkı sıkıya oğlunu sarıldıktan sonra zihninde beliren yeni anılarla yaptıklarının farkındalığı geldi. Tam sakinleşmek üzereyken ağlaması bir anda şiddetlenmenleye başladı. " Be-ben ben yine unuttum değil mi?" dedi çaresizce. " Önemli değil." dedi adam annesinin saçlarında elini dolaştırırken. Çocukken ne çok severdi bunu yapmayı halbuki sırf bu anı yenden yaşaya bilmesi için yıllarca beklemesi gerekmişti. " Sen yeniden yanımda olduktan sonra hiçbir şey önemli değil." Annesinden yavaşça uzaklaştıktan sonra bir elini avuçlarının içine hapsedip usulca azarlamaya başladı. Aslında bu daha çok sitem gibiydi. " Yine ilaçlarını aksatmaya başladın değil mi? Neden yapıyorsun annem bunu bize. " " İstemiyorum." dedi kadın küskünce. " Artık o ilaçlarıda doktorlarıda hiç birini istemiyorum. Hem neye iyi geliyorlar ki." " Öyle deme Anne. Benim senin beni hatırlamana ihtiyacım var." Öyle bir söylemişti ki genç adam kadının yüreğin sızladı. Evladı ondan adeta sevgi dileniyordu, o ise geçmişin karanlık kuyusundan çıkmayı bir türlü başaramamıştı. Kendine kızdı bir kez daha. Ama en çokta onları bu hale getiren adamdan nefret etti. " Ben özür dilerim Karan. Her şeyi unuturken olanları unutamadığım için. Sana yeniden anne olmam gerekirken gün geçtikçe sana yük olan bir deliye dönüştüğüm için özür dilerim. Beni affet oğlum ne olursun." Genç adam derin bir nefes alıp duygusallaşan tarafını dizginlemeye çalıştı. Annesini böyle görmek, yıllarca tekrar görmek için beklediği o neşeli gözleri derin bir kasvet içerisinde bulmak onu mahvediyordu. Bu öyle derin bir yaraydı ki genç adamın içindeki dünyaları yaksa bu yaranın ateşini söndüremezdi. " Sen affedilecek bir şey yapmadın Anne. Bir daha başkalarının günahları yüzünden asla kendini üzme. Tamam mı, duydun mu beni? Hem ben bu gün sana mutlu bir haber vermeye geldim. Bak sana babamın her seferinde aldığı çiçeklerden bile aldım." Çiçekleri farkeden kadının yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. Bu gülümsemenin anlamı büyüktü. O bir buket çiçek, Mehmet'in ona aldığı çiçekler hem büyük bir aşkım hemde beraberinde getirdiği katlanılmaz bir acının sembolüydüler. Elini yavaşça bukete doğru uzatıp gülümsemeye çalışarak aldı. " Seni üzdüm mü yoksa?" " Yo yo hayır bilakis çok mutlu oldum. Bu çiçekleri hatırlıyor olman bile beni mutlu etmeye yeter dedi." Gözlerinde ki hüznü silmeye çalışırken. Ne acı şeydi insanın en sevdiği şeylerin bir gün gelip boğazdan gitmeyen düğümler oluşturması. Ama kadın yinede gülümsemeye çalıştı Mehmet'in ona bu çiçekleri verdiği zamanlarda yaptığı gibi. " Eee, neyi kutluyoruz bu gün Karan Bey? Daha fazla meraklandırma beni hadi." Karan bir süre sessiz kaldı sonrasında ise bütün duygulardan arındırdığı düz sesiyle konuştu. " O adamın nihayet bizi asla ayıramayacağı bir yere gidecek olmasını." Kadın bir an için sessizleşti. Bakışlarını yere doğru indirdi. Aklından neler geçtiğini bir tanrı bilirdi. Nihayetinde ağızdan tek bir kelime çıktı. " Öldü mü?" " Daha değil. " dedi genç adam. " Ama ölecek, belki yarın belki iki gün sonra. Ama cehennemin alevlerine merhaba demesine çok az kaldı Annem" Birbirlerinin gözlerine baktılar bir süre ikiside bir şey demeden. Sonra kadın cevabını bildiği bir soru sordu. " Cenazesine gidecek misin? " Asla." dedi önce genç adam, sonra acımasızca devam etti. " Hatta imamdan başka kimsenin katılmasınada izin vermeyeceğim. Öylece hak ettiği gibi kimsesiz gömülecek." " Buna izin vermezler ki." dedi kadın. Adamın yüzünde karanlık bir ifade belirdi. " Onlardan izin alacağımı kim söyledi. Bir avuç taşralı hizmetkarının beni durdurmaya asla gücü yetmez. Belki de Maraş'a bile gömmemeliyim onu. Ne dersin anne? Kimsenin bilmediği bir yere götürmeliyim ki hiçbir seveni gelemesin yanına. Hak ettiği gibi yalnız başına çürüsün." " Hayır." dedi kadın sert bir sesle. " Sana yakışmayacak şeyler yapmayacaksın. Duydun mu beni Karan? O adam gibi acımasız bir yaratığa dönüşmeyeceksin." Genç adam çok şeyler söylemek istedi ama sesini çıkarmadı annesine karşı. Onu üzmek istemedi zaten hayat ondan bütün gülüşlerini çalmıştı şimdi bir de o kırmayacaktı en değerlisini. Yumruk yaptığı elini açık kapatırken öfkesini kontrol etmeye çalıştı. Şimdi annesinin yanında o bu kadar hassasken böyle davranamazdı. Tekrar keyifli çıkarmaya çalıştığı sesiyle konuşmaya başladı. " Hadi ama ben kutlamaya geldim dedim Filiz Hanım. Bu özel haberi kutlamak için oğlunla bir yemek dahi yemeyecek misin?" Kadın burukça gülümsedi önce sonra boğazından geçmeyeceğini bilsede " yerim tabi" dedi. Sonra tereddütlü çıkan sesiyle oğlundan hiç tahmin edemeyeceği bir şey istedi. " Karan "dedi önce usulca sonra devam etti aynı çekingenlikle. " Ben, ben Maraş'a gitmek istiyorum. Son bir kez yüzleşmek için." Genç adam itiraz edecek gibi olmuştu ki elini kaldırdı ve onu susturdu. " Geçmişin kabuslarından kurtulmak için buna ihtiyacım var. Artık her şeyi bittiğini kendi gözlerimle görmeliyim. Görmeliyim ki artık o kabuslarıma girmeden bir gece olsun uyuyabileyim." Yavaşça oğlunun elini tuttu ve son sözlerini söyledi. "O yüzden Maraş'a o cenazeye gideceğiz ve ben bizden geçmişimizi çalan canavarı geleceğimizide çalmaması için son defa toprağın altına gömeceğim."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD