11. Bölüm – Gecenin Kalbinde

553 Words
Elira, penceresinin önünde oturmuş, dışarıda yavaşça kararan gökyüzünü izliyordu. Akşamın hüznü, odanın duvarlarına yansıyordu. Uzakta, bir köpek havlaması ve bir yerlerden gelen hafif rüzgâr sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu. O sessizlik, artık ona huzur vermekten çok düşünmeye zorluyordu. Günlerdir Deniz’i görmemişti. Sanki o rüzgârla birlikte kaybolmuştu. Ne okulda ne sokakta, hiçbir yerde yoktu. Ama Elira, her sabah yine aynı yolu yürüyordu belki bir köşede, bir gölgede, bir tesadüfte onu bulurum diye.O akşam içinden bir dürtü geldi, odasından çıktı. Evin sessizliğini geride bırakıp dışarı adım attığında hava soğuktu. Gökyüzü, bulutların ardında gizlenmiş birkaç yıldızla süslenmişti. Sokak lambalarının sarı ışığı kaldırım taşlarına düşüyor, yeryüzüne solgun bir sıcaklık katıyordu. Elira montunun yakasını kaldırdı, ellerini cebine soktu ve yürümeye başladı. Her adımında geçmişin yankısı vardı Deniz’in sesi, onunla yaptığı kısa konuşmalar, birlikte geçirdikleri birkaç saniye bile şimdi bir ömür kadar anlamlıydı.Yol onu farkında olmadan okula götürdü. Kapı kapalıydı, ama duvarların ardında hâlâ onların kahkahaları, ders zillerinin sesi ve gençliğin o tatlı telaşı yankılanıyor gibiydi. Elira demir parmaklıkların arasından baktı. Bahçedeki rüzgâr, ağaçların dallarını hüzünle sallıyordu. Orası artık sadece bir okul değil, hatıraların saklandığı bir yerdi.Birden cebinde günlüğünü hissetti. Yanında getirdiğini fark etmemişti. Günlüğü çıkardı, kapalı kapağına baktı. “Gecenin kalbinde,” diye mırıldandı kendi kendine, “belki her şeyin cevabı buradadır.” Oturduğu taş basamağa yaslandı, sayfaları çevirmeye başladı. Her sayfa, başka bir duygunun aynasıydı: mutluluk, özlem, korku, sevgi… ve sessizlik.Bir sayfada durdu “Rüzgâr bugün bana senin sesini getirdi.” O cümleyi okurken gözleri doldu. “Deniz,” diye fısıldadı, “keşke gerçekten rüzgâr seni getirseydi.” O anda hafif bir meltem esti. Saçları yüzüne savruldu. Belki bir tesadüftü, belki de kaderin küçük bir cevabıydı. Elira, kalbinde bir titreşim hissetti; sanki biri adını uzaktan söylüyordu. Arkasına dönüp baktı ama kimse yoktu. Yine de o hissi içinden atamadı. Gecenin kalbinde, bir şey ona dokunmuştu. Yavaşça ayağa kalktı, günlüğünü kapattı ve cebine koydu. Adımlarını evine doğru yöneltti, ama bu kez yürüyüşü farklıydı. Artık kaybolmuş biri gibi değil, bir şeyi bulmuş gibi yürüyordu. O şey, Deniz değildi. O şey, kendi içinde sakladığı güçtü. O gece yatağına girdiğinde uzun süre uyuyamadı. Tavanı izledi, geçmişteki anların her birini aklından geçirdi. Sonra derin bir nefes aldı ve fısıldadı: “Belki de bazı insanlar bize kalmak için değil, kendimizi bulmak için gelir.” Sabah olduğunda güneş perdelerin arasından odaya sızdı. Elira gözlerini açtığında garip bir dinginlik hissediyordu. Hava hâlâ serindi ama içinde bir sıcaklık vardı. Kahvaltı masasındayken annesi “Yine sabahlara kadar yazı mı yazdın?” diye sorduğunda sadece gülümsedi. “Hayır,” dedi, “bu kez sadece düşündüm.” Okula gittiğinde, koridorlar her zamanki gibi kalabalıktı. Ama artık o kalabalık ona yabancı gelmiyordu. İnsanların sesleri, kahkahaları, ayak sesleri… Hepsi bir bütünün parçasıydı. Hayat, sessizlikle değil, hareketle doluydu. Öğle arasında resim atölyesine girdi. Duvarlarda kendi eski tabloları asılıydı. En köşede, gri gökyüzüyle denizin birleştiği tablo vardı o Deniz’i çizdiği tablo. Yaklaştı, parmak uçlarıyla dokundu. Renkler solmuştu ama anlamı hâlâ oradaydı. O an içinden geçenleri sessizce söyledi: “Artık seni hatırladığımda acı hissetmiyorum. Çünkü sen, artık bir eksiklik değil, bir parçasın.” Atölyeden çıkarken rüzgâr yeniden esti. Bu kez yüzünü okşayan bir sıcaklık gibiydi. Elira gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. Ve o anda anladı: Rüzgâr, bazen bir veda değil; bir selamdır. O günden sonra günlüğüne son bir cümle yazdı: “Gecenin kalbinde, kendi ışığımı buldum.” Ve kalemi ilk kez elinden huzurla bıraktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD