DEFOL

2202 Words
Cenaze herkesin ağıtlarıyla bitmişti. Yengem deli gibi ağlarken annem onu teselli etmişti. Cenazede yakını olarak ağlamayan tek kişi ben olmuştum. Çünkü ben daha kötü duruma düşmüştüm, yaşayan ölüydüm. Başım ağrıyordu, bu öyle bir ağrıydı ki rahat bile vermiyordu bana. Herkese dalgın dalgın baksam da hiçbir şeyi almıyordu aklım. Cenazeden sonraki gün o kadar hızlı gelmişti ki geçen saatlere bile lanet eder olmuştum. Zor durumda olunca bu lanet zaman neden bu kadar hızlı geçiyordu? İki saat uyuyabilmiştim ancak. 5'te uyuyup 7'de kalkmıştım. Kalktığım zaman dolabımın üzerinde jilet gibi ütülenmiş bir takım elbise vardı. Her şeyi hazır etmişlerdi. Benim iyi durumda olmadığımı bildikleri için hiçbir şeye dahil etmemişlerdi. İstedikleri tek şey o nikaha gelip o kızı nikahta karım olarak saymamdı. Zaten beni en çok zorlayan durum buydu. Hiç tanımadığım insanı karım olarak kabul etmek çok koyardı. Yataktan kalkıp duş alarak bana ayarladıkları takım elbiseyi giydim. Odadan çıktıktan sonra anamla karşılaştım. Sanki sevdiğimi alıyormuşum gibi büyük bir hazırlık vardı evde. Her yerden elleri dolu kadınlar ve adamlar çıkıyordu. Anam önce memnuniyet dolu bakışlarla takım elbiseme baktı, ardından gözleri elimdeki anahtara kaydı. Araba anahtarını fark eder etmez yüzü değişmişti. "O araba anahtarını alıp ne yapacaksın? Aman oğlum, lütfen babanı sinir edecek bir şeyler yapma." Kadının tek derdi babamın sinir olup olmamasıydı. Beni hiçbiri düşünmüyordu, annem bile umursamıyordu. "Yok anne, onu sinir edecek bir şey neden yapayım? Ben tıraş olmaya gidiyorum, damat tıraşı. Madem bana biçtiğiniz değer bu, o zaman bende kaderime razı geleceğim." Annem biraz şaşırmıştı, ama bir yandan da verdiğim karardan ötürü memnun kalmıştı. Yüzünde memnuniyet içeren bir gülüş oluşmuştu. "Git bakalım, öğleden sonra kızı getirecek ailesi. Bir an önce kıyalım nikahını da kurtulalım. Sen şimdi kızıyorsun ama daha sonra çok mutlu olacaksın oğul, hele bir çocuklarını kucağına al da..." "Ben gidiyorum!" Öfkeyle bağırmıştım, çünkü bu sözleri duymaya tahammül edemiyordum. Anamın rengi atınca sakinleştim anında. "Siz hazırlıkları bitirin, daha sonra konuşacak çok vaktimiz olacak!" Bunu söyleyince onayı aldım, ardından da bu cehennemden kaçarak çıktım. Arabaya bindikten sonra kimseye bir şey belli etmemek için yavaşça sürdüm, yeterince uzaklaştıktan sonra da gaza bastım. Beni kolay lokma sanıyorlardı, ama bu iş öyle değildi işte! Ben onları öyle bir zorlayacaktım ki günlerini göreceklerdi. Gideceğim yer belliydi, benim yerim asla bu konak değildi. Hüma'nın tek katlı modern evinin yakınlarında durduktan sonra saatin 7 olmasını umursamadan aradım onu. Dün fazla konuşma fırsatımız olmamıştı, ama bugün her şeyi konuşup ona olayları anlatacaktım. Cenazeye gelmek istemişti ama o an yüzüne bakacak cesaretim olmadığı için bunu kabul etmemiştim. Şimdi tam sırasıydı onunla gitmek için. "Alo, sevgilim?" Uyku mahmuru çıkmıştı sesi. O kadar tatlıydı ki... Bu sesi duymak bir yandan içimi rahatlatırken bir yandan da canımın yanmasına vesile oluyordu. "Evinizin oradaki marketin önündeyim. Bir an önce gelir misin, konuşmamız gerekiyor." Anında ayaklanmıştı, benim derdim olduğunu bildiğinden durmazdı o zaten. "Tamam, geliyorum. İyi misin bilmiyorum, ama lütfen kendini üzme. Birkaç dakika zaman ver bana." Hâlâ beni düşünüyordu. Birazdan neler duyacağını bilmiyordu çünkü. Telefon kapandıktan sonra cebime koydum. Ona bir şey demedim, diyemezdim. Arabada beklemeye devam ettim onu. Birkaç dakika sonra kabarmış saçlarını düzeltmeye çalışarak ilerledi arabama. Etrafa birkaç saniye baktıktan sonra sakin olduğunu anladı ve arabaya bindi. Binerken bile tedirgin göründüğü için arabayı çalıştırdım. Buralarda babama ait geniş ama ıssız bir arsa vardı. Arsa kullanılmıyordu, bu yüzden de ben o arsaya gül dikmiştim, arada bir de Hüma'yı getiriyordum. Hem sessizdi, hem mis gibi kokuyordu. Tam onun seveceği ve güvende hissedeceği bir yer olduğu için buraya gelirdik konuşmak için. "Neden bu saatte takım elbiseli olduğunu sen mi söylemek istersin, yoksa benim sormamı mı bekliyorsun?" Onu bu saatte buraya çağırmama takmazdı, beni düşünüyordu çünkü. Ama buna takması çok normaldi. Normaldi de, ben ne cevap verecektim şimdi? "Bahçeye gidelim, öyle konuşuruz. Bazı olaylar var, seninle konuşmam lazım." Hüma merak etse de oraya gitmeden konuşmayacağımı bildiği için sustu. Zaten yaklaşık beş dakika sonra varmıştık arsaya. Hüma ile beraber indikten sonra demir kapıdan geçtik, tekrar kapattım kapıyı. Burada bizi gören olmazdı, zaten bu yüzden buraya gelmiştik. Hüma ile en rahat konuşacağım yer şimdilik burasıydı. Ortadaki banka oturdu ve merak içinde bana da oturmamı işaret etti. Daha fazla kaçamazdım. Yanına oturup bedenimi ona çevirdim gergince. Hüma'nın yüzünde tatlı bir gülüş oluşmuştu. Yeşil gözleri iyice parlamıştı. "Böyle bir durumda bana evlenme teklifi mi edeceksin yoksa? Bu takım elbise bunu mu açıklıyor?" Bunu sorarken çok mutluydu. O kadar mutluydu ki bu mutluluğu yıkmak en korktuğum şeydi. Bir anda yüz ifadesi ciddileşti, dudağını ısırdı hafifçe. "Yok ya, böyle bir zamanda bunu yapmak olmaz. Hem sen pek mutlu durmuyorsun, sanırım başka bir şey var. Her neyse, sadece küçük bir tahmindi." Bir şey olduğunu biliyordu, ama o bile bunun ne olduğunu tahmin edemiyordu. O daha fazla heyecana kapılmadan olanları anlatmaya karar verdim. "Sana her şeyi baştan sona anlatacağım, olay çok karışık ama senin de bilmeye hakkın var." Duraksadığımda ciddi bir yüz ifadesi takınarak arkasına yaslandı. Pür dikkat beni izliyordu. "Sanırım beni buraya güzel bir şey konuşmak için değil, kötü bir şey için çağırdın. Lütfen hemen söyle, sen böyle bekledikçe korkarım ben." İşte onu korkutmak istemediğim için acele edecektim bende. Hüma'nın derin gözlerinden ne kadar gergin olduğu anlaşılıyordu çünkü. "Amca oğlum öldü, bunu biliyorsun sevgilim. Ama ölüm sebebi öyle doğal bir ölüm değil, bunu seninle konuşmadık. Amca oğlum vurularak öldürüldü." Hüma bunu duyduğu an korkuyla elini ağzına bastırdı. Gözlerinden ne kadar büyük bir şok yaşadığı belli oluyordu. Bir anda bana sarıldı ve ellerini sırtıma koyarak gezdirdi teselli etmek için. "Ben bilmiyordum, bunu gerçekten bilmiyordum. Sinan, bana neden anlatmadın bunu? Sen bunca olay yaşarken ben nasıl bundan habersiz kalırım, nasıl seni yalnız bırakırım?" Kız her şeyden habersiz hâlâ beni teselli etme derdindeydi. Canım yanıyordu onu böyle merhametli gördükçe. Ben şimdi nasıl verecektim bu haberi? "Kolay bir şey değil ki, kardeş yerine koyduğun kişinin öldürülmesi kolay anlatılacak bir olay değil. Dahası var, o cinayetten sonra babanın gidip katili öldürmeye çalışmasını görmek hiç kolay değil, onu durdurmaya çalışmak hiç kolay değil. Ama en zoru ne biliyor musun Hüma? Senin deliler gibi sevdiğin bir kız varken ailenin sırf inat uğruna seni berdele kurban edip başkasıyla evlendirmek istemesi belki de en zoru." Bunu söylediğim an eli durmuştu sırtımda. Söylediğim şeyi anlayınca uzaklaştı bir anda. Donuk yeşil gözleri isyan edercesine geziniyordu yüzümde. "Sen ne diyorsun?" Sadece bunu sormuştu, bu da çok kısık bir sesle sorulmuştu. Ona acıyla bakarken nasıl açıklama yapacağımı şaşırmıştım. "Olay bir anda berdele döndü işte. Benim isteğim dışında böyle bir karar aldı babam, beni de dinlemiyor hiçbiri. Sevdiğim sensin, ama bugün başka biriyle nikahımı kıymak istiyorlar!" Bunu söylediğim an hızla ayaklandı. O ayağa kalkınca bende kalkıp korkuyla karşısında dikildim. "Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu Sinan? Bana ne anlatıyorsun ya sen, nasıl böyle bir şey konuşursun benimle?" O iyice benden kaçmaya çalışırken ellerini tuttum engel olmak için. Beni dinleyip anlaması gerekiyordu, böyle bir tepki koyamazdı ortaya. "Babamın Mardin'de ne kadar acımasız olduğunu duymayan kalmadı. Ona yalvardım, sevdiğim var dedim, beni yakma dedim. Ama o beni dinlemiyor, beni umursamıyor bile! Hüma, beni senin canınla tehdit etti," dediğimde sesim titremişti. Anlasın istiyordum ne kadar çaresiz olduğumu. Ama belli ki Hüma çoktan hüküm vermişti olanlara karşı. Bana karşı soğuk bakışı bunu belli ediyordu. "Buraya neden geldin Sinan Ağa, beni düğününe çağırmak için mi zahmet ettin?" Nefret dolu bakışlarına şimdi de tiksinti eklenmişti. Hüma bana böyle baktıkça delirecek gibi oluyordum, bu kadarını mı hak ediyordum gerçekten? İlk defa Ağa demişti bana, Sinan Ağa demişti! Ama ben onun sevgilim kelimesine çok alışmıştım, hem de çok. "Saçmalama Hüma, sen beni hiç mi tanımıyorsun? Ben senden vazgeçmem, seni sevmeyi bırakmam. O kadınla evlenmeyeceğim, benim yolum sensin!" Ben ondan vazgeçmek için anlatmıyordum bunları, onunla bir yol çizmek için konuşuyordum her şeyi. Hüma ya her şeyi yanlış anlıyordu, ya da direkt anlamak istemiyordu. "Sen ne yolundan bahsediyorsun bana? Karşıma geçip evleneceğini söylüyorsun, bir de utanmadan bunu kan davası olarak açıklıyorsun! Ama asıl suç bende, bu ilişkinin yürümeyeceğini bildiğim halde sana sevdalanarak en büyük hatayı ben yaptım!" Bunu söyledikten sonra hızlıca elini çekti ellerimden. Söylediği söz mü daha çok canımı yakacaktı, benden uzaklaştırdığı eli mi? Her ikisi de benim paramparça etmeye yetmişti, yüreğimi yakmıştı. "Ben seni çok seviyorum, senden de asla vazgeçmeyeceğim. Güzelim, ne olursun beni bir kez dinlemeyi dene. Sana evlilik haberi vermek için gelmedim ki buraya, ben senin olmak için geldim. Gidelim buralardan, kaçıp gidelim! Biz ancak bu şekilde kurtuluruz buradakilerin elinden, yoksa asla rahata erdirmezler bizi. Bin arabaya, kaçalım buralardan. Seninle her yere gitmeye razıyım ben, ama ne olursun beni sensiz bırakma." Öfkeli gözleri irileşirken bir anda yüzüme tokat attı. Böyle bir şey beklemezdim ondan, şaşırmıştım sevdiğim kadından tokat yiyince. Yüzüm sola doğru dönmüştü, hayret içinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ona döndüğümde yine o nefret dolu gözleriyle karşılaştım. "Sen çoktan nasibini bulmuşsun Sinan ağa, git evlen! Ben senin kaçırıp evine kapatacağın o kadın değilim, belli ki çok yanlış tanımışsın beni! Şimdi git, karınla beraber mutluluklar sana. Kendine başka oynaş bul." Bana dünyanın en ağır küfürlerini etse de zoruma gitmezdi, hatta onu aklımda haklı bulmaya bile çalışabilirdim. Ama bu sözleri ne anlayabilirdim, ne de onu haklı bulabilirdim. Bu sözlerin hiçbir yanı haklı değildi. Ona doğru birkaç adım attığımda öfkeyle uzaklaştı benden. Ona bir şey yapmamdan mı korkuyordu yoksa? Yaptığı her hareket yüreğimde yeni bir yara açıyordu. "Sakın bana yaklaşma, benden uzak dur! Dediğimi anlamıyor musun sen? Bitti her şey, bitti! Önce beni, sonra da o kızı mı alacaksın nikahına? Ailem bizi buldu, onu da alacağım mı diyeceksin? Yok yok, ya da benimle kaçıp kullanarak bırakacak mısın? Daha bir sürü teori var, mesela beni alıp..." "Kes artık, gerçekten kes sesini! Ben senden bu lafları işitmek için gelmedim buraya, sana da hiçbir zaman ihanet etmedim zaten. Ben sana bugüne kadar ne yaptım da benim hakkımda böyle şeyler düşünüyorsun? Söyle Hüma, sana bugüne kadar ne yaptım? Ne zaman yaktım canını, ne zaman kırdım bana olan güvenini? Cevap ver, o zaman anlayacağım böyle düşünmenin sebebini." Gözlerinden akan yaşlar canımı yaksa da ben de bağırarak konuşmuştum. Bu sözlerin hiçbirini hak etmiyordum, ben ona bugüne kadar sevmek dışında hiçbir şey yapmamıştım. "Seninle konuşmanın hiçbir anlamı yok artık, çünkü bitirdim seni kalbimde! Şimdi defol git, bir daha sakın karşıma çıkma. Eğer seni tekrar görecek olursam doğduğuna pişman ederim!" Bunu söyledikten sonra bahçenin kapısına doğru koştu. Her ne kadar kalbimi kırmış olsa da ben de onun peşinden koştum, onu öylece bırakıp gitmeyi cesaretim yoktu. "Beni böyle bırakıp gidemezsin. Ben senin beni terk etmeni hak etmiyorum, niye beni dinlemek istemiyorsun? Sana bugüne kadar ne zaman yalan söyledim ki inanıyorsun bana?" Kapıya yetişmişti ama açmadı, öfkeyle bana döndü. Bana ne zaman böyle öfkeyle baksa yüreğim yanıyordu, acı çektiriyordu sanki. "Koskoca Sinan ağanın istediği olmayacak mı yani? Buna inanmamı mı bekliyorsun gerçekten? Kan bedeli olarak kız almak zorunda değilsiniz, bunu yok sayabilirdin, ya da başka bir yol bulabilirdin. Çok mu güzeldi, ya da benden daha mı genç? Bu mu dikkatini çekti beni terk etmek için? Söylesene, benim ondan eksiğim neydi?" Bu sözleri duyunca kan beynime sıçramıştı artık, öfkeyle onun üzerine yürüdüm ve kollarından tutarak duvara yasladım. Ona kızgınlıkla bakıyordum, o da aynı şekilde bakıyordu tabi. O kadar kızgındım ki ne yaptığımı fark etmeden onu sertçe bastırdım duvara, istemeden kolunu sıkmıştım. Ama o kadar öfkeliydim ki ne yaptığının farkında bile değildim. "Ağzından çıkanı kulağın duysun! Gören de sana sürekli ihanet eden birinden bahsediyorsun sanar! Benim ben, 2 yıldır sen deli gibi seven adam! Bana reva gördüğün şey bu muydu yani? Yazıklar olsun be sana, benim tüm emeğim yok sayıp böyle bir kefeye koydun ya, yazık gerçekten!" Kollarını ellerimden kurtarmaya çalışınca ve ağlayınca anlamıştım canını yaktığımı. Anında ellerimi geri çektim kolundan. Korkuyordu benden. Ben ona zarar vermek istememiştim, ama yaptığı şeyden sonra bir an yanlış yapmıştım işte. "Asıl sana yazık. Allah kahretsin seni ya, şu an karşımda evlenecek bir adam var, ama o benimle kaçmayı teklif ediyor. Beni kullanmana izin vermeyeceğim, bu asla olmayacak. Çık git hayatımdan, defol!" Bu kez durmadı ve kapıyı açıp çıktı. Onun sözleri beni öyle bir yaralamıştı ki donup kaldım bir an. Şok içinde arkasından bakarken yaptığım hiçbir şeyin anlamı olmadığını anladım. Yaklaşık bir saat oturdum bankta. Ben ne yapacaktım şimdi? Benim son umudum Hüma'ydı bu hayatta, artık o da gitmişti. Yapayalnız kalmıştım, sevdiğim artık yoktu burada. Dalgın dalgın otururken annemin aramaları durmak bilmiyordu, ama hepsini de reddediyordum. Sonunda dayanamadım ve kalktım yerimden. Ağlayıp sızlanmak boştu, benim için verilen bir hüküm vardı. "Onlardan uzağa kaçmayı çok isterdim, ama babam beni seninle cezalandırmak ister. Keşke kabul etseydin nadide çiçeğim, keşke beni geri çevirmeseydin." Göğsümdeki ağrıya rağmen arabaya binip çıktım yola. Konağa vardığımda bitkin bir şekilde indim arabadan, kalabalığı görünce daha da yorgun hissetmiştim kendimi. Annem anında kapıda karşıladı beni, sanki geri dönmemi bekler gibi. "Sen neredesin? Tıraş olacağım diyip çıktın, onu da yapmamışsın! Sen beni deli mi edeceksin oğlum, ne yapıyorsun sen böyle?" Anneme sadece bakmakla yetindim. Beni hızla konağa doğru çekiştirirken karşı gelmedim ona. Gelsem ne olacak? Sevdiğim kız beni terk etmişken ne anlamı vardı karşı koymanın? "Gelini ayağımıza kadar getirdi o soysuzlar, bir an evvel nikahı kıyalım da bitsin. Sende sefasını sür daha sonra, gerdek var sırada." Ben nikahtan kaçma derdindeydim, o bana gelmiş gerdek diyordu. Kalbim sıkışıyordu, ama derdimi içime atıyordum. "Sefayı çekecek olan sizsiniz, cefası bana kalan anne. Siz düğün kurun, ben cenaze namazımı kılayım." Her ne kadar böyle söylesem de yenilgiyi kabul etmiştim herkese karşı. Benimle gelmeyi kabul etmeyen sevgilimin hayatı için nikahımı kıydıracaktım. Ondan ayrı olacaktım evet, ama en azından yaşadığından emin olacaktım. Onun aldığı her nefes için kurban olmaya razıydım. O benden vazgeçmişti, ama ben sevgimden asla vazgeçmeyecektim, sonsuza kadar onu sevecektim!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD