ALINACAK CAN

1303 Words
Konağa nasıl gittiğimi bile bilmemiştim. Babam kim bilir ne haldeydi, peki ya amca oğlum? Babam yedi kardeşti. İki erkek, beş kız. Dört kız başka illerde yaşıyordu. Sadece bir halam buradaydı, kocası iki yıl önce vefat ettiği için o da bizimle beraber aynı konakta yaşıyordu. Amcamı ben küçükken kaybetmiştik. Ağalık bu yüzden babama kalmıştı. Amcam yaşasa muhtemelen babam asla Ağa olamazdı, bunu herkes biliyordu içten içe. Amca oğlum bizim için amcamdan bir emanetti. 23 yaşında bir gençti ve deli doluydu. Yengemle beraber sessiz sakin bir hayat yaşardı onlarda. Hepimiz bir konakta toplu yaşardık ve buna rağmen de mutluyduk. Şimdi çok sevdiğim amca oğlum Halit'in vurulduğunu ve hastanede canıyla cebelleştiğini öğreniyordum. Her ne kadar önce hastaneye gitmek istesem de annem babamı tutmamı istemişti. Konağa gittiğimde annemin deli gibi Konak kapısının önüne çöküp haykıra haykıra ağladığını gördüm. Arabadan hızla inip onun yanında diz çökerken aklımda binlerce kötü ihtimal geziniyordu. "Anne, babam nerede? Allah için kötü bir haber daha verme bana, daha fazlasını kaldıramam bugün." Yüreğim sıkışıyordu adeta. Yoksa Halit'e mi bir şey olmuştu? "Çabuk yetiş oğul, baban bunu yapanların evini basmaya gitti. Yüreği yanıyor adamın, ikinci oğlumuz olarak gördüğümüz kişi can çekişiyor hastanede. Baban yüreğinin yangınıyla etrafı kül etmeden yetiş! Kahyayı da al yanına, o seni götürür." Nefesi kesiliyordu sanki. Annem hiç iyi halde değildi. Gerçekten de evladı olarak görürdü Halit'i, bu onun için de büyük bir yıkım olmuştu. Kahya hiçbir şey demeden arabama binerken onun yanına geçmekle annemin yanında kalma konusunda kararsız kalmıştım. Annemi bu halde bırakıp nasıl gidecektim? Kadın kapının önüne çökmüş deli gibi ağlıyordu, nasıl bırakacaktım onu bu halde? "Ben seni bu halde nasıl bırakayım? Allah aşkına kalk, götüreyim seni eve. Bak böyle olursa babamın yanına gitsem bile akıllı karar veremem ben, aklım birde sende kalmasın." Annem başını olumsuz anlamda salladı. Gözlerini hızla elinin tersiyle silerken yerinden kalktı. "Sen beni düşünme. Baban bu eve eli kanlı biri olarak gelmeyecek. Sadece bunu düşün oğul, yoksa bu kan herkesi boğar." Haklıydı. Annem buradan kalkıp konağa geçerdi. Benim daha fazla oyalanmada babamın yanına gitmem gerekiyordu, olacakların önüne geçmeliydim. Birkaç saniye daha anneme bastıktan sonra hiçbir şey demeden arabaya ilerledim. Burada daha fazla duramazdım. Arabaya biner binmez çalıştırdı kahya. Hızlıca ilerlerken bir yandan da yengemi arıyordum Halit'in durumunu öğrenmek için. Telefonu açmayınca endişe içinde tekrar aradım ama yine açılmadı. Bu kez de hastanede olup olmadığından emin olmadığım halde halamı aradım bilgi almak için. Telefon defalarca kez çalmıştı ama açılmamıştı. Tam umudumu yitirip kapatacağım sırada duydum halamın sesini. "Si-Sinan!" Halam annemden daha fena ağlıyordu. Bunu telefondan bile net bir şekilde hissetmiştim. Onlar böyle yaptıkça ben kendimi kötü hissediyordum, ne oluyordu böyle? "Hala, ne halde Halit? Annem durumu anlattı, bende babamın yanına geçiyorum. Ondan sonra hastaneye geleceğim ama. İyi değil mi, toparladı mı kendini?" Kısa bir sessizliğin ardından bir hıçkırık sesi duyuldu, ardından da arkadan bir kadın çığlığı. Ses ne kadar uzakta olsa bu sesin kime ait olduğunu biliyordum, kahretsin ki biliyordum! Yengem... Haykırışları devam ederken halam da ağlayıp hıçkırmaya devam ediyordu. "Halit az önce hakkın rahmetine kavuştu. O öldü Sinan! O katil adam çocuğu kalbine yakın yerden bıçaklamış, öldü o!" Bunu tekrar tekrar söyledi şokta gibi. Bunu duymak beni de şoka sokmuştu. Az önce tek amca oğlumu kaybettiğimi öğrenmiştim, belki de tek erkek kardeşini... Bunun şokuyla tek kelime etmeyip telefonu kapattım öylece. Donup kalmıştım, sanki her şey benim hayal ürünümmüş gibi hissediyordum. Ben tek çocuktum, Halit de öyle. Ne kadar şu an ki ağanın oğlu ben olsam da, yaşı büyük olan ben olsam da ileride Ağa olacak kişi Halit'ti. Şimdi kardeşimi, küçüklüğümü, geleceğin ağasını kaybettiğimi öğreniyordum. Olmuyordu, benim kafam bunları almıyordu. Ben şok içindeyken araba durmuştu, o kadar ki kahya söylemese arabanın durduğunu bile anlamayacaktım. "Sinan beyim, acele etseniz iyi olur. Ağam o adamı vurmak üzere," dediğinde gözüm dalgınlıkla karşıya kaydı." Babam eski bir evin önünde durmuştu, bir adam da önünde diz çökmüştü. Adamı tanımıyordum, amacının ne olduğunu bile bilmiyordum. Gözümdeki ne zaman aktığı belli olmayan yaşları sildim ve hızla indim arabadan. Babama doğru ilerlerken sıkmaması için dua ediyordum. Bu adam her ne kadar canımızı yakmış olsa da babam katil olamazdı. "Öldün sen Veysel, öldün lan puşt!" O böyle bağırınca adımlarımı hızlandırdım. Daha yanına varmadan bende bağırmak zorunda kaldım onu durdurmak için. "Baba, Allah rızası için bir şey yapma!" Babam benim sesimi duyunca hızla bana döndü. Ne kadar öfkeli olduğunu görüyordum, gelmesem şimdiye bu adamı vururdu. Tabi şu an bile vurmayacağı kesin değildi. Öyle bir duruma gelmiştim ki babamın katil olma düşüncesinden dolayı acımı bile çekemiyordum. Babamın yanına gelir gelmez kolunu tuttum silahı indirmesi için, ama yapmadı. "Bırak beni Sinan! O benim oğlumu hastanelik etti, oğlumu öldürmeye çalıştı. Bunun bedelini ödeyecek, ödemek zorunda!" Babam henüz öldüğünden habersizdi oğlu yerine koyduğu Halit'in. Ben aradığım zaman olmuştu her şey belli ki, o sırada babam bu adamın karşısında olmalıydı. "Senin oğlum dediğin kişi benim namusuma göz dikti. Kızıma dokundu, eğer yetişip bir şey yapmasam kızımın namusunu kirletecekti!" Bu sözlerle donup kaldım. Halit serseri takılırdı, çünkü konaktaki herkes tarafından çok sevilip şımartılırdı. Ama taciz? Böyle bir şeye ihtimal veremiyordum, istesem de onu böyle biri olarak düşünemezdim. Babam büyük bir öfkeyle Veysel dediği adama tekme atarken daha fazla vurmasın diye tuttum onu zorla. "Bırak beni Sinan, dediklerinden sonra beni nasıl tutarsın? Görmüyor musun? Senin amca oğluna iftira atıyor, hem de namus iftirası!" Adam anında toparlanıp tekrar babama döndü öfke içinde. Deli gibi bağırıyordu sözlerini. "Ağa olmanız insanları öldüreceğiniz, ırzına gireceğiniz anlamına mı geliyor? Benim kızımın nikahı daha dün kıyıldı be, dün! İki gün sonra düğünü olacaktı, kızım nikahlıyken oğlun ona yanaştı. Ben yetişmesem kızıma leke çalıp tüm hayatını mahvedecekti! Ben o puştu bıçakladım, pişman da değilim." Babam iyice deliye dönüp bu sözleri inkar ederken ben bu söylenilenleri ciddi bir şekilde düşünüyordum. Halit bunu yapmış olabilir miydi gerçekten? Halit benim için canımdan da değerliydi. Ama asla içimden bunu asla yapmaz diyemiyordum, çünkü onu tanıyordum. Çapkın, serseri biriydi o, bunu yapmış olabilirdi. Asla haksız olan birini haklı çıkarmak için uğraşmazdım. Ama hiçbir zaman katiliğin savunması olmazdı. Ne kadar namus söz konusu olsa da can almak ona düşmemişti. "Baba, Halit biraz önce hakkın rahmetine kavuştu." Bunu söylemek zorunda hissettim kendimi, çünkü babam hâlâ onun yaşadığını düşünüyordu. İlk başta anlamamış gibi baktı, anladığı an ağzı hafifçe açılıp geri kapandı. Öfke içinde geri Veysel denen adama dönüp bağırdı. "Seni öldüreceğim lan! Benim oğluma iftira atıp yaşayacağını mı sanırsın sen? Bittin lan, bittin!" Babamın elinden silahı zorla çekip almıştım. Öfkeyle yanlış bir şey yapmasına asla izin veremezdim. "Buradan katil olarak ayrılmana izin vermeyeceğim baba! Adam doğru söylüyor olabilir, Halit'in çapkın olduğunu bilmiyor musun? Ne kadar kardeşim olsa da hata yapmış olabilir. Burada namusun ne olduğunu ve o namusa göz dikenin sonunun ne olduğunu en iyi sen bilirsin. Eğer Halit böyle bir şey yaptıysa bu adamın oturup bunu izlemesini mi bekliyorsun? Sırf senin oğlun olduğu için böyle bir şeye göz mü yumulmalı?" Ah Halit, ah! Böyle bir şey yapamaz diyemiyordum, demeye cesaretim olsa karşımdaki adamı ben vururdum. Ama onu savunamıyordum işte, Halit ne yapmıştı belli değildi çünkü. "Kimi savunuyorsun sen lan? Kardeşin sayılır o senin, buna rağmen onu değil bu şerefsizi mi savunacaksın?" Babam olayı ciddi bir şekilde düşünse benim ne demek istediğimi anlardı belki. Sadece ince düşünmek istemiyordu, illa işi zora sürükleyecekti çünkü. "Bırak işi polisler halletsin. Adamın dediği araştırılsın, bir ceza alacaksa bu emniyet güçleri tarafından olmalı." Babam başını olumsuz anlamda sallarken öfkeyle o adamı süzmeye devam ediyordu ne yapacağını karar vermeye çalışarak. "Olmaz, polis olmaz! Kızı da bunun gibi yalan söyleyip sıyrılırlar işin içinden, olan yine bize olur!" Nasıl bir durumdu bu? Öyle bir hale gelmiştik ki acımızı yaşamak yerine burada saçma sapan hesaplar yapıyorduk. "Ne olursun baba, bir şey yapma adama. Adaleti sağla, bir Ağa'nın görevi budur benim için!" Babam adama öyle bir bakıyordu ki bakışlarıyla öldürüyordu sanki. "Bizim canımızdan bir can gitti, sizinde gidecek! Umarım bekar kızın vardır, yoksa evli olan kızın boşanıp konağımıza köle olacak. Ha eğer o boşanmıyorsa da karını boşatıp onu alırım köle diye. Ama bu evden birinin canını alacağım Veysel iti!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD