İLK TOKAT

1302 Words
Duyduklarım beni bile şok etmişti. Babam namus için cinayet işleyen adama nasıl böyle bir şey teklif ederdi? "Baba, sen neler diyorsun böyle? Böyle bir şey söylemeye nasıl varıyor dilin? Yapma, böyle bir laf etme. Hem olsa bile ne yapacaksın bu adamın karısını, kızını? Hizmete ihtiyacımız mı var bizim?" Aklım almıyordu bir türlü babamın ne yapmak istediğini. Babam öfkeli gözlerini bana dikti sanki tüm suçlu benmişim gibi. "Canını almama izin vermiyorsun, o halde bende onun namusunu alırım evime! Ya karısını kendime alırım karı diye, ya da kızını alırım gelin diye." Babam gerçekten kafayı yemiş olmalıydı. Birkaç gün sonra bu söylediklerinden ötürü kendisi bile pişman olacaktı. İnşallah pişman olacağı güne kadar yanlış kararlar almazdı. Babamın canı yanmıştı, tıpkı bizim gibi. Ama canı yandığı için böyle bir karar alması daha da kötüydü. Anamın üzerine kuma mı getirecekti bu adam kabul etse? Ayrıca gelin alacak oğlu mu kalmıştı sanki? "Baba, gerçekten saçmalıyorsun! Halit öldü, bu adam kız verecek olsa bile kim alacak sanıyorsun? Ayrıca adamın namusunu böyle kolayca diline dolayamazsın!" Babam ben bir şey dememişim gibi Veysel denen adama dönüp ona doğru yaklaştı. Öfkeli gözleri korkutuyordu beni, bu adamın hali hal değildi. Babamı ilk kez böyle delicesine görüyordum. "Kaç kızın var lan? Bana bak, sakın ters cevap vereyim deme, yoksa ailenle birlikte hepinizi bu toprağın altına gömerim! Kanıtın var mı lan, oğlumun senin kızına dokunduğuna ya da bir şey yaptığına dair kanıtın var mı? Göster, varsa göster ki seni öldürmek zorunda kalmayayım! Tabi varsa, senin iftira attığını anlamıyor muyum ben?" Adamın yüzünde ilk kez bir korku görmüştüm. Babamdan birkaç santim uzaklaşırken düşünüyordu. Öyle bir hale gelmiştik ki şu an acımızı bile yaşayamıyorduk. "Ka-kanıt yok. Ama ben göreceğimi gördüm, benim namusuma diktiği gözünü oymadığıma şükretsin! Çek git Hüseyin Ağa, bana sakın oğlunu savunma. Sana verecek bir canım yok, adalet benden yana olacak." Halit ne yapmıştı böyle? Buranın insanları için namusun ne denli önemli olduğunu bilmiyor muydu da o kıza sarkıntılık etmişti? Yapardı o, lanet olsun ki yapardı! Babam hızla yerinden kalkıp bana doğru geldi. Gözlerimin içine baktığında ne kadar kırgın olduğuna bir kez daha şahit olmuştum. Biraz da olsa sakinleşti sanmıştım, ta ki elimde gevşek duran silahı hiç ummadığım anda elimden çekene kadar. Silahı elimden alıp hızla Veysel'in arkasına geçti, adamın boynunu tutup silahı başına yerleştirdi. "Sakın yaklaşma Sinan, eğer bana yaklaşırsan bu adamın kafasını dağıtırım! Şimdi söyle lan, şimdi namus de bana! Bana bak, sizden bir can alacağım derken şaka yapmıyorum lan ben! Söyle, bu evden bir kişinin canını mı alayım, hepinizin mi? Ama şunu bil, eğer seni öldürürsem senden sonra namusunu kirletir öyle öldürürüm evdeki karıları! Canını yakacağım lan senin, hem de çok fena!" Babam kafayı yemişti. O kadar ki yaklaşmaya bile korkuyordum gerçekten dediğini yapar diye. Gözü dönmüştü, o bu haldeyken dediğini yapmak zorundaydım. "Baba beni dinle, ne olursun dinle. Bak şimdi, biz buradan birini alıp konağa götürsek bile hiçbir işimize yaramaz. Gel beni dinle, gidelim hastaneye. Halit için son görevimizi yapalım, gerisini de adalete bırakalım." Babam deli gibi başını sallarken adamın arkasına iyice geçip oturmuştu. Öldürmek için hazırlık yapıyordu resmen. "Olmaz, eğer bu işi emniyete bırakırsak yanarız biz. Namus diyip kurtulurlar işin içinden. Bizi namussuz gösterip kendilerini haklı gösterecekler herkese, bu da yetmez gibi herkes bunlarla övünecek. Madem ben bu adamı öldüremem, o zaman kendi aramızda halledip bedel olarak birini alacağız bu evden." Bir şey demeye korkuyordum adama. Ben bu adamı nasıl tutacaktım şimdi? "Benim kızım yeni evli, ama diğer kızımı size kan bedeli olarak veririm. Yeter ki uzak durun bizden, bırak artık beni! Tek isteğim var Ağa, kızımı teliyle duvağıyla alacaksın evine. Yoksa hepimizi yakarım, hem seni yakarım, hem kendimi." Bu olay duyulursa babam bu adamı kesin öldürürdü. Ama eğer berdel olarak kızını verirse o zaman herkesin dili kapanırdı. "Kızını oğluma veriyor musun? Eğer kabul edersen imam nikahıyla alacağım. Düğün bekleme, sadece nikah! Kararını çabuk versen iyi edersin!" Ne? Babam neyden bahsediyordu böyle? Hayır, bu mümkün bile değildi! Benim sevdiğim vardı, onunla evlenip mutlu bir yuva kuracaktım. Halit'le beraber beni de mi gömmek istiyordu babam? "Hayır, asla olmaz! Baba, sen nasıl olur da benim adıma karar veriyorsun? Ben istemiyorum, beni diri diri gömmene izin vermeyeceğim!" Öfkeyle bağırdım ona. Benim hayatımı böyle mahvetmeye hakları yoktu. Tüm bu olanların hesabı sadece bana mı sorulacaktı yani? "Son soruşum Veysel, kızını bize veriyor musun? Onu nikahıyla alırız, ama köleden farkı olmaz konakta! Hadi, ters bir cevap ver de dağıtayım şu beynini!" Hayır. O adam kabul etse bile ben bu teklifi kabul etmiyordum. Gerekirse ben sıkardım kafama, ama Hüma varken başka biriyle evlenemezdim. "Ta-tamam! Kabul ediyorum, kızımın namusuna laf getirmeyin yeter ki. Eğer onun adına leke sürmeye çalışırsan o zaman herkese Halit denen çocuğun yaptıklarını anlatırım ama, tek şartım bu." Bu adam kuzenimi kızını sevdiği için değil, namusunu korumak için öldürmüştü. Şimdi de kızımı alıp öldürün ama namusuma laf getirmeyin kafasındaydı. Burada neden çoğu insan böyleydi? Kızım namusuma laf getirmek yerine ölsün demek nasıl bir zihniyetti? Adam hiç tanımadığı insana kızını emanet ediyordu. Ben istemiyorum diyordum ama o bunu kabul ediyordu! "Beni anlamıyor musun sen baba? Ben istemiyorum, bunu asla kabul etmeyeceğim!" Babam Veysel efendiyi yere doğru itti ve kalktı ayağa. Bana doğru yöneldiğinde öfkeyle başımı sallıyordum olumsuz anlamda. Yüzüme baktı baktı ve bir anda sert bir tokat attı. Ondan şimdiye kadar dayak yediğimi hatırlamıyordum, bu ilk olmuştu. Yüzüm sola doğru döndüğünde neye uğradığımı şaşırdım, ne diyeceğimi bilemeden öylece durdum yerimde. "Evleneceksin, o kız senin değil konağın gelini olacak. Kan bedeli olarak onu alacağız ki canımız yandıkça canımızı yakanı yakalım! Duydun mu lan beni? İsyan etme, dediğimi yap sadece." Yüzümü ona çevirdiğimde karşımda başka bir adam var gibi hissettim. Hayal kırıklığıyla ona bakarken babam yanımdan geçip arabasına yöneldi. Anında onu takip ettim konuşmak için. "İstesem bile olmaz. Benim sevdiğim var, iki yıldır seviyorum onu. Daha bugün konuştuk evlilik için. Ne olursun yapma baba, bize bunu yapma! Ben o olmadan ölürüm." Babam yerinde durup bana döndü. Birkaç saniyelik kısa bakıştan sonra başını olumsuz anlamda salladı. "Bu adamın kızıyla evleneceksin, bunu yapmak zorundasın. O kız berdel olarak gelecek evimize, senin karın olacak. Çok istiyorsan diğerini de kuma olarak alırsın, ama bu kız kesinlikle karın olacak. Şimdi uzatma, yoksa inkar ettiğin için cezasını sevdiğine keserim!" Son sözüyle büyük bir şok yaşadım. Babam beni sevdiğim kadının canıyla mı tehdit ediyordu? Hüma ile ilgili nasıl böyle konuşurdu, nasıl? "Ona bir şey yaparsan beni öldü bil. Sakın baba, sakın beni sevdiğim kadınla sınama. Ben sadece onu istiyorum, bu adamın kızını değil." "Kes artık Sinan! Benim dediğim olmazsa zaten öl, o kız da ölsün! Dediğim olacak, uzatma. Eğer bu kızı iki gün içinde gelin etmezsen sevdiğini ölü bil. Bu son sözüm, tek bir laf daha edersen kötü olur!" Bunu söyledikten sonra hiç beklemeden arabasına binerek uzaklaştı. Onun arkasından bakarken göğsüm daralıyordu. Bu yaşanılan şeyler bir hayaldi, değil mi? Acıyla arabaya yönelirken ağlamamak için tutuyordum kendimi. Hüma aklıma geldikçe mahvoluyordum sanki. Arabaya bindiğimde kahyanın bana baktığını fark ettim, ama o yöne hiç dönmedim. Öylece önüme bakıyordum, halimi anlamış olacak ki sessizce çalıştırdı arabayı. Muhtemelen arabada görmüştü babamla aramızda geçen şeyleri. Birkaç dakika sonra ben hayallere daldığım esnada çaldı telefon, baktığımda arayan kişinin Hüma olduğunu gördüm. Onun adını ekranda gördüğüm an kısa bir süre kalbim sıkışmıştı. Ben ona ne diyecektim, bu sorunu nasıl çözecektim? Olaya bir çözüm yolu bulmadan açamazdım telefonu. Ona böyle bir şey söyleyemezdim, başka çare bulmam gerekti. Uzun bir çalıştan sonra kapandı telefon. Birkaç saniye sonra telefona mesaj geldi. Yazan kişiyi tahmin ettiğim için bildirim kısmından okudum sadece. 'Müjde! Bizimkilere her şeyi anlattım, artık biliyorlar. Yakında isteme olsun diyorlar, gerisi sende sevgilim :)' Okuduğum mesajla daha kötü olurken hiçbir tepki veremedim. Yüreğim yanıyor, gözüm doluyordu sinirden. Ben daha cenaze için bile üzülemeden kendi kaderime yanar olmuştum. Acıyla başımı arkaya yaslarken sakinleşmeye çalışıyordum. "Allah'ım, ne olursun babamın aklı başına gelsin. Beni onun dediğini yapmaya mecbur etme ne olursun, yoksa ben ölmekten beter olurum. Sevdiğim kadından ayrı bırakma beni." Çaresizce yakarsam da faydasızdı. Babamın aklı başına gelmezdi, geldiğinde de her şey için çok geç olurdu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD