6. BÖLÜM

4902 Words
Zeynep Hanım oğlunun elini öpüp kokusunu içine özlemle çekti. "Oğlum uyan. Hani sen benim üzülmeme dayanamıyordun, yalan mı söyledin bana? Perişan haldeyim oğlum, aç gözlerini ne olursun. Annene daha fazla acı verme yavrum." Zeynep Hanım sessizce ağlarken Poyraz Bey kollarından tutup onu göğsüne bastırdı. "Ağlama Zeynep'im, uyanacak oğlumuz. Baksana nasıl da güçlü. Eminim şu an senin ağladığını duyuyor ve kızıyor. O kadınların hiçbir zaman ağlamasını istemez, bilmiyor musun? Şimdi annesi yanı başında hıçkıra hıçkıra ağlıyor, canı nasıl yanıyordur kim bilir." Zeynep Hanım derin nefes alıp oğluna yaklaştı. Alnını öpüp, "ağlamıyorum annem" diye fısıldadı kulağına. "Seni dışarıda bekliyoruz sakın bizi yalnız bırakma." Geri çekilip kocasıyla beraber yoğun bakımdan çıktılar. Onlara gelen doktora doğru yürüyüp, "neden uyanmıyor?" dediler seslerine yansıyan acıyla. "Zor bir ameliyat oldu. Kurşun omurgasına yakın bir kere saplanmış. Çok şanslıymış ki omurgasına gelmemiş, gelseydi yüzde yüz felç kalma ihtimali vardı. Zeynep Hanım elini göğsüne koyup, "şu an öyle bir risk var mı?" dedi endişeyle. Doktor başını iki yana sallayıp, "yok" dedi. "Eminim sabaha kadar kendine gelir. Sizlerde çok yorgun görünüyorsunuz dinlenin." "Sağ olun doktor bey." Doktor yanlarından ayrılınca çift birbirine sarılıp, içlerinden şükürler olsun dediler. Dinlenme odasına gelince yan yana uyuyan kızlarının üzerlerine pike örtüp pencerenin yanına geçti Zeynep Hanım. Dalgın duran kocasının koluna başını yaslayıp, onun gibi dışarıyı izledi. "Kalbimde bir his var, oğlum bu gece uyanacak." "İnşallah." & Saat gece üçe gelirken Selim gözlerini aralamıştı. Sırtında hissettiği ağrıyla nefesi kesilir gibi olsa da olan bitenin farkındaydı. Hala yoğun bakımda tutulan genç adamın yanına annesi girmişti ilk. Oğlunun açık olan gözlerini dakikalarca öpmüş şükretmişti Allah'a. Selim acı çekse de annesinin ağlamasına dayanamadığı için zorla tebessüm etmiş, annesinin pamuk gibi olan elini sıkmıştı. Zeynep Hanım oğlunun iyi olduğunu gördükçe defalarca şükrediyordu içinden. O dışarı çıktığında babası Poyraz Bey gelmişti yanına. "İyi misin oğlum?" "İyi olacağım baba. Nasıl olduğunu anlamadım adamı yakaladığım esnada sırtımda acı hissettim." "Düşünme bunları oğlum, iyisin önemli olan bu. Hem o şerefsizlerde yakalandı için rahat olsun." Selim gözlerini açıp kapadı. "Kızlar nasıl?" "Herkes iyi oğlum, sevenin çok söyleyeyim. Mahallendeki komşuların hepsi geldi. Sağ olsunlar seni çok seviyorlar." Selim komşular deyince aklına düşen komşu kızını sormak için başını kaldırmaya çalıştı. Sırtına ağrı girince başını yatağa koydu tekrardan. "Kalkma oğlum." Kuruyan dudaklarını diliyle ıslatıp, "kimler geldi?" dedi kısık sesle. Poyraz Bey oğlunun terleyen saçlarını eliyle silip, geri çekildi. "Bütün komşuların geldi evladım. Sorman gereken özel biri varsa sor, çekinme. Ben senin babanım." Selim tebessüm edip, "yok" dedi. Aslında Pınar'ı babasına sormak istemişti sonradan babasının yanlış anlayacağını düşünüp susmuştu. "Sen dinlen, birazdan kardeşlerinde yanına gelir oğlum." "Tamam baba." Poyraz Bey odadan çıkınca genç adam gözlerini kapayıp gülümsedi. "Vurulduğumu duyunca nasıl tepki verdin acaba, Pınar Hanım." ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM. Sabah alarmın sesiyle gözlerini açan Pınar başını tutarak yataktan kalktı. Sabaha kadar sürekli düşünceleri içinde kaybolmuştu. Duygularının farkına varmasından beri kalbinde bir acı vardı anlatamadığı. Selim'in uyanmayacağı düşüncesi yüreğini sıkıştırıyordu. Evet, genç adamla uzun bir süre vakit geçirmemişti ya da onunla saatlere göz göze bakışmamıştı veya elini tutamamıştı. Ama farklıydı işte annesinin dediği gibi gözleriyle değil kalbiyle bakıyordu artık. Ağrıyan başını ovalayıp komodinin üzerinden telefonunu aldı. Neşe'nin mesaj attığını görünce hemen mesajı okumaya başladı gülümseyerek. Selim uyanmış. İki kelime alevler içinde kalan yüreğini serinletmişti. Elini göğsünün üzerine bastırıp, sabah dörtte gelen mesajı dakikalarca okudu. "Çok şükür." Telefonunu yatağın üzerine bırakıp rahatlamış bir şekilde ayağa kalktı. Dolaptan kıyafetlerini aldıktan sonra hızla banyoya girip duşunu aldı. Aynı şekilde hızlı hareketlerle saçlarını kurutup elbise tarzındaki dantel detaylı triko kazağını giydi. Ten rengi çorabını da giyince banyodan çıkıp son kez aynanın karşısında kendini kontrol etti. Aynaya yansıyan görüntüsünü beğenince tebessüm ederek odasından çıktı. Her zamankinden farklı Pınar vardı bu sabah. Sadece görüntüsü açısından değil bakışlarında da değişiklik vardı. Keza öyle olmasa masaya oturup hızlı hızlı kahvaltılısını eden kızına şaşkınlıkla bakmazdı Ali Bey. Ali bey yanı başında oturan karısına göz kırpıp, başıyla sessizce kahvaltısını eden kızını gösterdi. Ayşem Hanım omuzlarını havaya kaldırıp tebessüm etti. Eğer yuvanda sıcacık bir ortam istiyorsan ilk başta güven olmalıydı, sonra sevgi, sonra sadakat ve merhamet. Sonsuz güveni vermişti Ayşem Hanım kocasına. Bakışlarıyla her şey yolunda gönlün rahat olsun diyordu hayat arkadaşına. Ali Bey de gözünün arkada kalmayacağını bildiği için sorgulamazdı kızlarını. "Ben kahvaltımı bitirdim, işe gidiyorum." "Taksi çağıralım öyle git kızım, dışarıda çok yağmur yağıyor. Kasım ayı sert geçecek bu sene galiba?" "Galiba, siz kahvaltınızı edin ben taksi çağırırım baba. Hem Neşe'ye uğramam gerekiyor." "Tamam kızım." Anne ve babasının yanaklarını öpüp mutfaktan ayrıldı genç kız. Ayşem Hanım kızının mutlu hallerini gördükçe canının yanmaması için dualar ediyordu içinden. O sevmişti ve sevilmişti. Peki, kızının sevdiği adam onu sever miydi? İçini çekip hayırlısı dedi çayını içerken. "Hayırlı olan ne Ayşem Hanım?" Ayşem Hanım sesli konuştuğunu anlayıp hızla kendini toparladı. Masanın üzerinden kocasının elini tutup gülümsedi. "Kızları düşünüyorum, umarım sevdikleri adamlar senin gibi olur Ali'm. " Ali bey tebessüm ederek iç çekti. "İkisi de üzülmez inşallah." "İnşallah." Genç kız Neşe'nin dairesinin önüne gelince içindeki heyecanla zile peş peşe bastı. Kabanını giyen Neşe koşarak kapıyı açtı. "Hayırdır alacaklı gibi?" "Nasılsın kardeşim?" "İyiyim, hayırdır bir mutlu gördüm seni?" Pınar omzunu kapının eşiğine yaslayıp, "her zamanki halim" dedi gülümseyerek. "Selim'le bir ilgisi yok yani, öyle mi?" "Sus kız biri duyup yanlış anlayacak." Neşe omzunu silkip, "anlasınlar" dedi gülümseyerek. "Bu akşam yanına ziyarete gidelim. Buğra kalacakmış akşam yanında." "Ayıp olmasın?" "Gitmezsek ayıp olur, sonuçta o kadar şey yaşadık şimdi. Bir geçmiş olsun demeyelim mi enişteme?" Neşe'nin kolunu sıkıp, "sus" dedi dişlerinin arasından. "Valla kızıyorum bak." "Tamam tamam kızma canım arkadaşım. Abim bırakacak bizi." "Beni de mi?" "He canım seni de. Ne zaman ayırdı seni benden?" Pınar tebessüm edip, "haklısın" dedi. Osman da evden çıkınca birlikte arabaya bindiler. Önce Neşe'yi kuaföre bıraktılar sonra da adliyeye gitmek için yola koyuldular. "Yağmur çok yağıyor, akşam otobüsle eve geleceğim diye uğraşma Pınar, ben seni alırım." "Sağ olasın Osman abi, ama zahmet etme benim akşam bir yere uğramam gerekiyor." "Tamam o zaman." Pınar yan dönüp Osman'ın gergin yüzüne kaşlarını kaldırarak baktı. "Hayırdır bir sorun mu var? Gerginsin." Osman derin nefes alıp başını Pınar'a çevirip ofladı. "Hey ne oldu?" "Bugün Asuman'a evlenme teklifi edeceğim, çok gerginim." Pınar heyecanla, "yaa" deyip oturduğu yerde öne doğru kaydı. "Çok güzel bir haber, kesin kabul eder. Seni de çok seviyor." Osman gülümseyip, "eder dimi?" dedi sesine yansıyan heyecanla. Uzun zamandır sevdiği kıza kavuşmanın hayalini kuran genç adam en sonunda bir adım atmaya karar vermişti. Eğer olumsuz cevap alırsa yıkılırdı. "Bildiğim kadarıyla siz çocukluktan beri birbirinizi seviyorsunuz. Sevginizi tüm mahalle biliyor. Asuman çok şaşıracak." "Valla ben de çok heyecanlıyım, öğlen izin alıp yemeğe göreceğim onu. Hayırlısı olur inşallah." "İnşallah abim." Adliyenin önüne gelince Pınar arabadan inip koşarak adliyenin içine girdi. Bugün nasıl çalışacaktı bilmiyordu. Akşam Selim'i görmeye gidecekti ve o heyecandan yerinde duramıyordu. Masasına oturup, incelemesi gereken dosyaları kontrol etmeye başladı. Ülkede fazlasıyla boşanma oranı olduğu için, üzgün halde kâğıtta yazan boşanma dilekçelerini okudu. Mutlulukla evlenenler şiddetli geçimsizlikle ayrılıyordu. O evlendi mi sonsuza kadar evli olarak kalmak isterdi. Kendi yuvası da anne ve babasınınki gibi olmasını canı gönülden diliyordu. **** Akşam adliyeden bir saat erken çıktı. Neşe'yi kuaförden alınca hastaneye geldiler. Hastanenin girişinde bedenini ateş basmıştı. Üzerindeki kalın kabanı çıkarıp koluna aldı. Neşe arkadaşının gergin olduğunu anlayıp gülümsedi. "Sakin olur musun?" Saçlarını omzunun üzerinden sarkıtıp, "olamıyorum" dedi genç kız. "Anla beni lütfen." "Anlıyorum canım arkadaşım. Biraz rahat olmanı istiyorum sadece." Pınar başını sallayıp merdivenlere doğru yürümeye başladı. "Asansörle çıkmayacak mıyız?" "Alt tarafı dördüncü kata çıkacağız Neşe, yürü hadi." "Dördüncü kat mı? Ben o kadar katı yürüyerek çıkamam." "Alla Allah evine uçarak mı çıkıyorsun her gün?" "Asansör vardı da ben mi çıkmadım?" "Yürü Neşe." "Of tamam." Neşe hızlı hızlı çıkmaya başladığı merdivenleri, Pınar Yavaş yavaş çıkıyordu. Yanındaki arkadaşı hızlı olması için sürekli hadi Pınar dese de o sanki onu duymuyormuş gibi ağırdan alıyordu kendini. Aslında kalbi yukarı çıkmak için hızlı adım at dese de aklı yavaş ol diyordu. Kalbi ve aklıyla boğuşurken odanın önüne gelmişlerdi. Neşe kapıya hafif vurup, kapının kolunu tuttu. O ağır bir şekilde kapıyı açarken Pınar ecel terleri döküyordu arkasında. Her zaman baktığı adama şu an farklı bir şekilde bakacaktı. İlk defa hissettiği duygularının onu ele vermesinden deli gibi korkuyordu. İçeri adım attığında gözleri yorgun gözlerle karşılaşınca derin bir nefes çekti ciğerlerine. Genç adam başını yastıktan hafif kaldırıp gözlerini pencereye çevirdi. Dışarıda yağan şiddetli yağmura baktıktan sonra tekrar Pınar'a dönüp onu baştan aşağı süzdü. "Dışarıda kar yağıyor, sizin oralara kış gelmedi mi henüz ?" Pınar kaşlarını havaya kaldırıp, "kar mı?' Dedi şaşkın halde. Kasım ayıydı hangi kardan bahsediyordu, Selim? Bakışlarını pencereye çevrilip, "yağmur yağıyor, kar değil "dedi tekrar bakışlarını genç adama çevirerek. "Ah öyle mi? Sırtımdan vurulunca beynime giden damarlarda hafif hasar oluşmuş, yağmurla kârı ayırt edemiyorum." "Ne?" Selim, Pınar'ın şaşkın haline tebessüm edip elini havaya kaldırdı. "Hoş geldin komşu kızı." "Hoş buldum. Geçmiş olsun." "Teşekkür ederim. Otursana ayakta kaldın." Genç kız etrafına bakıp oturacak yer aradı. Neşe Buğra'nın yanına koltuğu oturmuş sessizce konuşuyordu. Ona oturacak yer kalmadığı için Selim'e tebessüm edip, "iyi böyle" dedi. "Yatağın ucuna oturur musun Pınar. Zaten zor konuşuyorum." Pınar endişeyle Selim'e yaklaşıp, "çok mu ağrın var?" dedi. Selim başını aşağı yukarı sallayıp, "çok" dedi küçük bir çocuk gibi. Buğra kaşlarını havaya kaldırarak, "beş dakika önce yoktu ağrın" dedi dostunu süzerek. "İki dakika önce başladı kardeşim, sen sevgilinle konuşsana." Buğra kollarını göğsünde bağlayıp, "maşallah iyileşmişsin" dedi sesine yansıyan imayla. Selim kaşlarını çatıp, "Buğra" diye dişlerinin arasında mırıldandı. "Neyse, hazır Pınar burada biz de Neşe'yle dışarı çıkıp hava alalım. Bir problem olursa ararsın, dimi Pınar?" "Ararım." Buğra gülümseyip Neşe'nin elinden tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. "Biz kaçar. " "Kaçmayın kardeşim Allah'ın izniyle gidin." Buğra Neşe'yle beraber odadan çıkınca dört duvar arasında Pınar ve Selim kalmıştı. Pınar koltuğa doğru yürüyüp oturdu. Kazağının etek kısmı yukarı çıkınca aşağı doğru çekiştirip derin nefes aldı. "Bence rahat edebileceğin kıyafetler giymelisin. Hem kış ayına giriyoruz havalar soğudu. O yüzden kalın giymelisin, mesela pantolon." Pınar heyecanını bastırmak için gülümsedi. Zaten Selim'in karşısında zor duruyorken bir de genç adamın onu düşünmesi kalbinin delice atmasını sağlıyordu. Selim'in ses tonundan onu düşündüğü her halinden belliydi. Maço gibi görünüp kadını kısıtlayan biri gibi durmuyordu. "Muhabbetine de doyum olmuyor" deyip iç çekti genç adam. Pınar yerde olan başını kaldırıp gülümsedi. "İyileşmişsin sen. Baksana hasta halinden eser yok." "İyileştim tabi. Ama bir süre daha burada kalmam gerekiyor." "İyi ol da." "Zahmet olmazsa yatağı biraz kaldırabilir misin? Sürekli yatmaktan sırtıma ağrı girdi." "Tabi" deyip ayağa kaldı genç kız. Yatağın ayakucuna gelip alt kısımda duran kırımızı düğmeye bastı. "Rahat olunca söyle." Selim biraz doğrulunca, "iyi böyle" dedi. Pınar ayağa kalkınca genç kızın gözlerine bakıp, "teşekkür ederim" dedi yüzündeki tebessümle. "Ben yaralanınca nasıl hissettin?" Pınar yerine oturup o anı düşündü. Öleceğini hissetmişti, bir daha genç adamı göremeyeceğini düşünmüştü. Ve duygularını anlamıştı. "Üzüldüm." En yakını yaralanmış gibi canı yanmıştı. Şu an karşısında gülümseyerek bakan adamın gözlerinin bir daha açılmadığını görseydi nasıl hissedeceğini tahmin bile edemiyordu. "Ben de üzülmemişsindir diye düşündüm. "Neden üzülmeyim ki? Sonuçta seni tanıyorum, hoş tanımasam da üzülürdüm. Ben tüm asker ve polislerimizi çok seviyorum. Sizlerin her zaman iyi olmasını istiyorum." "Bizlerde sizlerin huzurla evlerinizde oturmanızı istiyoruz. Ülkenin güvenliği için canımızın bir önemi yok. Yeter ki iyi insanlara bir şey olmasın." "Size de olmasın." Selim içinden 'âmin' deyip açılan kapıya başını çevirdi. İki hemşire yanına doğru gelince gülümsediler. "Nasıl hissediyorsunuz?" "İyiyim, bir an önce evime gitmek istiyorum." "Acele etmeyin Selim Bey, bakın nişanlınızda yanınızda. Siz yoğun bakımdayken yanınızdan bir saniye ayrılmadı." Pınar yanakları kızarık halde hemşireye bakarken, Selim de şok olmuş halde genç kıza bakıyordu. "Nasıl yani sen benim yanıma mı geldin?" "Şey, biz mahalleliyle toplanıp geldik." Sanki kötü bir şey yapmışta annesinden azar yiyor gibi hissediyordu genç kız. Bakışları ellerindeyken utancını gizlemek için olabildiğince başını kaldırmıyordu. Neşe de yoktu, onu burada tek başına bırakıp gitmişti. Arkadaşına sinirlenip ellerini sıktı. Odanın kapısı kapanınca derin nefes alıp, "ben gideyim" dedi. "Nereye?" "Eve." "Beni burada tek mi bırakacaksın?" "Buğra'yı arayım gelsin öyle giderim." Çantasından telefonunu çıkarıp Buğra'nın numarasını aradı. Konuştuktan sonra telefonu kapatıp bakışlarını genç adama çevirdi. Genç adamın yüzünde farklı bir bakış vardı. Pınar bakışlarını kaçıracağı zaman, "mutlu oldum" dedi genç adam. Pınar oturduğu yerde kıpırdayıp, "nasıl?" dedi kısık sesle. "Geldiğin için mutlu oldum. Yoğun bakımda yanıma uğradığın içinde çok mutlu oldum." Genç kız elini hızlı atan kalbinin üzerine getirmemek için zor duruyordu. Tebessüm edip bakışlarını genç adamın gözlerinden çekti. "Ama neden seni nişanlım sandılar anlamadım." Hızla başını Selim'e çevirip, "ben demedim onlara" dedi iki elini sallarken. "Sakin ol, eminim sen dememişsindir. Belki yanlış anlamışlardır." "Belki de." Odanın kapısı açılınca genç kız rahat bir nefes aldı. Gülümseyerek yanına gelen arkadaşına tebessüm etti. "İyi misin? Yanakların kızarmış." "İyiyim, burası sıcak o yüzden kızarmıştır. Gidelim mi?" "Olur." Koltuktan kalkınca Selim'e tebessüm ederek, "tekrar geçmiş olsun" dedi. "Sağ olasın, geldiğiniz için teşekkür ederim. Hoş, Neşe beni değil Buğra'yı görmeye gelmiş ama neyse." Neşe elini göğsünün üzerine bastırıp, "aşk olsun Selim, kalbimden yaraladın beni." Deyip Buğra'ya göz kırptı. "Hadi hadi görünen köy kılavuz istemez. Pınar yanımda otururken sen hemen sevgilinle dışarı çıktın." 'Biz sizi yalnız bırakmak için dışarı çıktık' diyeceği zaman arkadaşının yüzündeki masum sevgiyi görüp susmuştu. Pınar ilk defa birine karşı böylesine yoğun duygular hissediyorken, genç kızı hayatta zor durumda bırakmazdı. Selim'e tebessüm edip, "tekrar geliriz yanına" dedi Pınar'dan onayı beklerken. "Dimi Pınar?" "Rahatsız etmeyelim Selim'i." "Siz gelin ben rahatsız olmam." "Geliriz o zaman." Odanın kapısı açılınca bakışlar kapıya döndü. "Ana ölü gelin gelmiş." "Defne?" "Selim, ya inanamıyorum." İçeriye bodoslama dalan genç kız Selim'e doğru koşup boynuna sarıldı. Pınar bakışlarını kapıya çevirip, "gidelim Neşe" dedi sesini diğerlerinin duymayacağı tonda. "Nereye gidiyoruz kız? Bu ölü gelin seninkini yer benden söylemesi. Baksana adama ahtapot gibi sarıldı." "Neşe hadi yürü." Neşe Pınar'ın kolundan tuttuğu gibi koltuğa çekti. "Ne yapıyorsun?" "Bu ölü gelinin seninkinde gözü var benden söylemesi, onları yalnız bırakırsak senin itiraf edemediğin duygularını o edecek" "Sussana kızım duyacak şimdi." "Bana ne duyarsa duysun, pislik." Onlar fısır fısır konuşurken Buğra sevgilisinin yanına yaklaşıp, "gitmiyor musunuz?" dedi. "Hayır gitmiyoruz. Bu ölü gelin neden gelmiş?" Buğra parmağını dudağına bastırıp "şşt" dedi sevgilisine. "Duyarsa ayıp olur." "Ne olacak be, baksana şuna çok çirkin." Buğra bakacağı zaman çenesinden tutup, "bakma" dedi gözlerini kısarak. "Sen bak dedin ya." "Sus bana cevap verme." Buğra gözlerini kocaman açıp kahkaha atmaya başladı. Pınar da kendini tutamamış oda gülüyordu. "Hayatıma iyi ki geldin Neşe." "Valla mı? Sen de benim hayatıma iyi ki geldin komiserim." Pınar onların bu haline ne kadar gülse de bakışları konuşan diğer çifte kayıyordu. Selim ne kadar geri dursa da Defne her fırsata ellerini genç adamın üzerinde gezdiriyordu. Selim rahatsız olsa da ayıp olmasın diye bir şey diyemiyordu. "Siz sevgili misiniz Selim'le?" Neşe'nin sorusu herkesi şaşırtmıştı. Özellikle Selim'i. "Hayır sevgili değiliz" deyip yatağın kenarına doğru kaydı. "Şimdi değiliz ama ileride olabiliriz." Pınar'ın gözleri dolunca derin nefes alıp, "gidelim Neşe" dedi. Neşe arkadaşının yüzündeki hüznü fark edip ayağı kalktı. "İyi akşamlar." "Pınar taksiyle gitmeyin, Buğra sizi eve bıraksın." Pınar Selim'e cevap vermeden odadan çıktı. Orada biraz daha kalsa gözyaşları akmaya başlayacaktı. Neşe; "biz gideriz" deyip Pınar'ın arkasından konuşmadan yürüdü. Nasıl olsa eve gidince arkadaşıyla dertleşirdi. Şimdilik Pınar'ın yalnız kalması gerekiyordu. Kızların ani gidişinin ardından Selim şaşkın bir halde Buğra'ya baktı. Yanlış bir şey mi söylemişti? Yoo, peki Pınar neden kırılır gibi gitmişti? Onun ani gidişi genç adamın kalbini neden acıtmıştı? Ona sırnaşan Defne'ye, "biraz ağrım var, uyuyacağım" deyip gözlerini kapadı. Tüm neşesi kaçmıştı. ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM. Başını taksinin camına yaslamış İstanbul'un trafiğini izliyordu Pınar. Dışarıda kalan tek tük insanlar, yağmurdan kaçmak için kaldırımın üzerinden koşuyorlardı. Herkesin bir hayatı vardı, herkesin yaşamak için bir nedeni vardı. Pınar'ın da yaşamak için bir amacı vardı. Başlarda sadece iş konusunda başaralı olsa mutlu olacağını düşünüyordu. Deli gibi çalışıp istediği mesleğe sahip olmak için pes etmeden azimle savaşırken dünyanın en mutlu insanın kendisi olduğunu o kadar çok emindi ki. Şimdi cama vuran yağmur damlalarını izlerken aslında o kadarda mutlu olmadığını anlamıştı akşamüzeri. Hayatında hep bir eksiklik varmış, onu da bu akşam çok iyi anlamıştı. Kalbi ilk defa bir erkeğin karşısında deli gibi çarpıyor, işine duyduğu sevgi gibi fazlasıyla heyecanlanıyordu. Gözlerini yumup elini göğsünün üzerine koydu. Kırgınlık vardı orada. Nedenini bilmese de kırgın hissediyordu kendini. Belki bu akşam hastane odasında Defne'nin Selim'e olan yakınlığını gördüğü içindi. Evet, genç adamı seviyordu, gönlü onunda onu sevmesini istese de zorlayamazdı ki genç adamı. O seviyor diye o da onu sevmek zorunda değildi ki. Zaten o hiçbir zaman duygularını söylemeyi de düşünmüyordu. Her zaman içinde yaşamak istiyordu. "Geldik canım." Gözlerini açıp tanıdık mahallesine göz gezdirdi. Neşe şoföre parayı uzatınca arabadan inip arkadaşıyla karşı karşıya geldi. "Bu akşam sen de kalmamı ister misin?" Pınar başını aşağı yukarı sallayıp, arkadaşına sarıldı. "O kız ona sarılınca kötü hissettim. Çok kıskandım, bakamadım onlara." "Şşt, Selim'in o kıza karşı hisleri yok. Görmedin mi kendini nasıl geri çekiyordu? Yılışık kız yaralı adamdan faydalanıyordu." Pınar kendini geri çekip derin nefes aldı. Gözlerini ışıkları yanan evlerin üzerinde gezdirip tebessüm etti. "Şu halime bak. Aşka inanmayan ben deli gibi âşık olmuşum." "Sevmek ve sevilmek çok güzel Pınar, duygularını içinde yaşama. Selim'le konuş." Pınar başını iki yana sallayıp Neşe'nin kollarını tuttu. "Bana söz ver Neşe, sakın Selim'e karşı olan duygularımı Buğra'ya bahsetmeyeceksin. Eğer o benden hoşlanırsa bunu kendi anlasın ve kendi isteğiyle gelip benimle konuşsun. Sakın sen veya Buğra onun kulağına çıtlatmasın hislerimi." "Söz veriyorum sen konuşmadığın sürece söylemeyeceğim." Pınar tekrar arkadaşına sarılıp, "iyi ki varsın" dedi. "Sen de canım." Birlikte apartmana girince Pınar'ın evine geldiler. İçeride sessizlik vardı. Pınar kaşlarını çatıp salonda sessizce oturan anne ve babasının yanına yaklaştı. "Ne oldu?" Annesinin sulanan gözlerini görünce telaşlanıp yanına oturdu. Annesinin buz gibi ellerini sıcak ellerinin arasına alıp yüzüne dikkatli bir şekilde baktı. "Annem ne oldu?" Ayşem Hanımın gözünden yaş damlayınca, hemen annesine sarıldı. Neşe de endişeyle Ali Beyin yanına oturdu. "Amcam kötü bir şey olmamıştır inşallah." "Oldu kızım oldu." "Baba ne oldu?" "Kızım bu Azra'nın derdi ne? Bir sıkıntısı var ama anlatmıyor. Bu akşam eve sarhoş geldi inanabiliyor musun? Benim kızım bu akşam evine sarhoş geldi." Pınar gözlerini kocaman açıp sinirle ayağı kalktı. "Nerede o?" "Babanla tartıştılar dayın evine götürdü." "Anlamıyorum, bu kıza neler oluyor böyle? Okulu bırakmak istedi tamam dedik. Neyin tribi bu?" "Pınar sakin olur musun?" Pınar gözlerini yumup sakin olmaya çalıştı. Sinirden damarları gerilmiş boğazını yırtar gibi zorluyordu. El bebek gül bebek büyütülen kardeşi anne ve babasını üzüyordu. Yaptığı şımarıklıklar boyunu aşmıştı artık. "Sevdiği biri mi var bunun kızım? Hayır aklım almıyor neden böyle davrandığını. Ona sevgimi fazlasıyla verdim. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Neden bunu yapıyor gerçekten şu yaşlı beynim artık almıyor." Babasının sinirden kızaran yüzünü gören genç kız telaş yapıp yanına oturdu. Yanağını öpüp, "sakin ol baba" dedi. "Ben onunla konuşacağım, lütfen sen annemle sakin ol." "Nasıl olayım kızım? Söyle bana ben size iyi bir baba olamadım mı? Ölseydim de onu bu akşam böyle görmeseydim. Ayakta zor duruyordu. Ne var dedi bana, içerim benim hayatım dedi. İlk defa canımdan çok sevdiğim evladıma elim kalkacaktı bu akşam. İyi ki dayın geldi de onu alıp gitti. Yoksa evladıma vursaydım ömür boyu kendimi affetmezdim." Ali Beyin gözünden yaş damlayınca Pınar'ın dudaklarından hıçkırık kaçtı. Dağ gibi babasının gözünden akan yaşı görünce kardeşine olan öfkesi alevlenmişti. Ellerini yumruk yapıp sakin olmaya çalıştı. Babasının yanağını öpücüklerini kondurup akan yaşları sildi. Bir babanın gözünden akan yaşa vesile olan evlat, gün yüzü görür müydü? Ali Bey topal bacağına rağmen gece gündüz evlatları için deli gibi çalışmış, onların mutluluğu için elinden gelenin fazlasını yapmıştı. Çok şükür evlatları ne babalarını ne de annelerini üzmemişti bir kere. Sadece Azra da son zamanlarda değişiklik vardı, bu da hem ailesini hem de onu üzüyordu. Sabah uyandığında yaptıklarından deli gibi pişman olacaktı. Ama babasının akan gözyaşlarını silemeyecekti. Ya da kırılan kalbini... O gece hepsi üzgün halde odalarına çekilmişti. Ali Bey ve eşi kızlarının ne sıkıntısı olabileceğini düşünürken, Pınar hırsından yerinde duramıyordu. Dayısının evine gidip kardeşine hesap sormak istiyordu. Ailesinin üzülmesini istemiyordu. Kardeşinin bir an önce kendine gelmesi gerekiyordu. Sabah olduğunda Azra dayısı ve yengesiyle gözü yaşlı evine gelmişti. Kahvaltı eden babasının bacaklarına sarılıp hıçkırarak ağlamıştı. Dilinden özrü eksik olmamıştı. Ali Bey kızının o haline daha fazla dayanamamış kolları arasına almıştı. Bir anlık arkadaşlarını uymuştu Azra, yaptığından deli gibi pişmandı. Babasının gözleri dolu dolu görünce başını babasının boynuna yaslayıp kokusunu içine çekmişti. "Özür dilerim babam. Söz veriyorum bir daha böyle bir şey olmayacak." "Söz mü kızım? Bir derdin var senin söylemiyorsun bize. Söyle yavrum bilelim. Biz senin aileniz. Her ne olursa olsun senin yanında olacağız." "Mutsuzum baba, içimde hep bir sıkıntı var. Bu hayattan ne istediğimi bilmiyorum, doktor olmayı deli gibi istesem de sonradan bu mesleği istemediğimi anladım. Beş dakika önce gülerken beş dakika sonra odamda sessizce kendimi ağlarken buluyorum. Boğuluyorum baba." Pınar ağlayan annesine sarılıp göğsünün üzerindeki sıkıntıyı def etmek için derin nefes aldı ciğerlerine. Bu aralar ne çok derin nefes alma ihtiyacı hissediyordu. Kardeşine olan kızgınlığı geçmişti onu böyle gördükçe. Anladığı kadarıyla kardeşi depresyona girmişti. Gözlerini yumup kendine kızdı. En yakın zamanda kardeşiyle eskisi gibi vakit geçirecekti. Onların evinde hüzün dolu anlar varken Talha'nın evinde ise Demet Hanımın Talha'yı evlendirme telaşı vardı. Asker olan oğlunun evlenmesini çok istiyordu. Talha öz annesinden dolayı yaralı bir çocuk olduğu için, onun bir yuva kurunca herkes gibi neşe dolu biri olacağına emindi. Kahvaltılarını ederken kocasına kaş göz işareti yapıyordu konuyu açsın diye. Ömer Bey karısının kıvır kıvır hallerine içinden kahkaha atıp kızına göz kırpıyordu. Demet Hanım hareketlerini kimse fark etmiyor sanıyorken kızı ve oğlu onun komik hallerini gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı. "Baba, annem yine dünkü konu için mi sana böyle kaş göz işareti yapıyor?" Ömer Bey peçeteyle dudaklarını silip, "ne sandın" dedi. "Seni evlendirmeden rahat edemeyecek bu kadın." "Ne var canım, ben oğlumun mutlu bir yuva kurmasını istiyorum. Gidiyor doğularda tek başına görevini yapıyor. " "Ne yapacaktı hanım, göreve giderken karısını da mı getirsin?" Demet Hanım kaşlarını çatıp, "ne demek istediğimi anladın" dedi kocasına sert bakışlarını göndererek. "Oğlum gündüz görevdeyken karısı onun için güzel yemekler yapacak, akşam evine geldiğinde güler yüzüyle onu karşılayacak. Ne güzel bir duygu. Yirmi yedi yaşında yakında yirmi sekiz olacak. Böyle giderse evde kalacak." Talha çay bardağını masanın üzerine bırakıp annesine ağır bir şekilde döndü. "Anne ben evlensem de biliyorsun ki evlendiğim kızı bir sene yanıma alamam. En az beş senelik zorunlu görevimi tamamlamam lazım." "Oğlum şunun şurasında bir senen kalmış. Nişanlanırsın bir sene sonrada evlenirsiniz." "Anne Allah aşkına varsa öyle bir kız tamam gidip isteyelim." Deyip masadan hızla kalktı Talha. Demet Hanım evden çıkıp giden oğlunun arkasından şaşkın bir halde baka kaldı. "Duydunuz dimi? Tamam dedi." "Duyduk anne, ama varsa kız dedi. Var mı ki?" Demet Hanım kahkaha atıp, "var var" dedi. "Hem de çok güzel bir kız, hanım hanımcık." "Kimmiş bu hanım hanımcık kız, Demet?" "Yakında tanışırsın gelin hanımla Ömercim." Kahvaltılarını ettikten sonra telefonunu alıp kış bahçesine geçti Demet Hanım, arkadaşı Zeynep'i arayıp, "nasılsın?" dedi gülümseyerek. "İyiyim canım, sen nasılsın?" "Çok iyiyim Zeynep, Talha'm evlenmeyi kabul etti. Şu Selim'in orada oturan kızı istemeye gidelim." "Emin misin kabul ettiğine?" "Eminim tabi. Kız bul bana dedi." "Bir sakin ol canım, önce Sevim Hanımı ara haber gönder kızın ailesine. Sonra biz kadınlar gideriz konuşmaya kabul ederseler." "Tamam canım. Ben hemen haber vereyim. Selim'i öp yerime." Telefonu kapatıp Sevim Hanımı aramıştı hemen. Sevim Hanım başta şaşırsa da tamam demişti. Birkaç gün içinde haber vereceğim deyip telefonu kapamıştı. Azra'nın evinde gerginlik olduğu için yarına kadar bekleyecekti. Talha annesinin arkasından neler çevirdiğini bilmeden hastaneye Selim'in yanına gelmişti. Zeynep Hanımın ellerini öpüp kardeşi gibi gördüğü adama sarılmıştı. "Nasıl oldun?" "Eh işte iyi diyelim iyi olalım." "Yarın çıkıyormuşsun hastaneden?" "Hımm, normalde bir hafta daha kalmam gerekiyordu ama benim burada durmaya bir saniye tahammülüm yok. Evime gitmek istiyorum bir an önce." Zeynep Hanım oğlunun eşyalarını çantaya yerleştirirken kaşlarını havaya kaldırdı. "Buradan doğru bizim eve gidiyoruz oğlum, iyileşinceye kadar kendi evini unut." Selim oflayıp, "anne ben kendi başımın çaresine bakarım" deyince annesi elindeki tişörtü başına fırlattı. "Valla kafanı kırarım. Bizim eve gideceğiz iyileşince kendi evine geçersin. Sakın sözümün üstüne söz söyleme." "Emrin olur Zeynep sultan." Oflayıp bakışlarını pencereye çevirdi. Yine göremeyecekti komşu kızını. Komodinin üzerinden telefonunu alıp Pınar'ın sosyal medya hesabına girdi. Takip isteği gönderip genç kızın kabul etmesini bekledi. Beş dakika sonra kabul edildi yazısını görünce yüzündeki tebessümle genç kızın fotoğraflarını incelemeye başladı. Aynı zamanda Pınar da onu takip etmiş onun fotoğraflarına bakıyordu. Genç adam telefonun ön kamerasını açıp, öz çekim yapıp fotoğrafı paylaştı. Pınar ilk beğenen kişi olunca genç adam dişlerini gösterircesine gülümsedi. Talha ve Zeynep Hanım onun bu haline gülümseyip başlarını iki yana salladılar. Hala büyümemişti Selim. Hayatı her zaman dolu dolu yaşayan bir adamdı o. Derdi olduğunda bir saat üzülür iki saat sonra bir şey olmamış gibi davranırdı. Onu tanıyan herkes güler yüzüyle tanırdı. Kimse onu asık yüzle görmemiştir. "Oğlum âşık mısın? Ağzın açık telefona baka kaldın." Annesinin sesiyle kendine gelip "yoo" dedi. "Bakıyorum öylesine." "Tabi canım biz de yedik." "Afiyet olsun anne." Zeynep Hanım ellerini beline koyarak, "Selim" diye bağırdı. "Özür dilerim anne, bir daha yapmayacağım." Zeynep Hanım oğlunu yanına gelip sarı saçlarını karıştırdı. "şımarık." Genç adam annesine sıkı sıkı sarılıp saçlarını öptü gözlerini yumarak. Eğer uyanamasaydı bir daha annesinin kokusunu içine çekemeyecekti. Gözleri dolunca annesinden güç alır gibi başını annesinin karnına bastırdı. Zeynep Hanım oğlunun duygusallaştığını anlayıp sarı saçlarını öpücüklerini kondurdu her bir teline. Oğlum benim. Ertesi gün hastaneden çıktıktan sonra anne ve babasının evine geldi. Dubleks olan evin iç merdivenlerini zorla çıkıp odasına girdi. Yatağına uzandığında gözlerini kapadı. Ara ara sırtına keskin bir ağrı vuruyordu. O da nefesini kesecek gibi hissetmesini sağlıyordu. Kız kardeşi Tuana ağrı kesi ilacını yanına getirip suyla beraber uzattı. "Keşke birkaç gün daha kalsaydın hastanede. Henüz iyileşmedin sonuçta." "Emin ol burada annem daha iyi bakar." "Eminim. Haberin var mı?" İlacını içip, "neyden?" dedi tek kaşını havaya kaldırarak. "Talha'ya Pınar'ın kardeşi Azra'yı istemeye gideceklermiş." Selim gözlerini kocaman açıp, "şaka yapıyorsun" dedi yük sesle. "Ciddiyim valla." "Kızım o kız küçük ne evlenmesi?" "Bir ay sonra on dokuz yaşına giriyormuş Demet teyze öyle dedi. Sen Pınar'la konuşmadın mı? Arasana ne diyorlar merak ettim." Selim eşofmanın cebinden telefonunu çıkarıp Pınar'ı aradı. Meşgule düşünce ekrana bakıp, "meşgul yaptı" dedi. "Sanırım müsait değil." "Arayacağım." Ekranda yazan mesajı görünce gülümseyip, "arayacakmış" dedi kalbinin deli gibi atmasını anlamayarak. Elini göğsünün üzerine bastırıp, "çok hızlı atıyor kalp krizi geçiriyorum sanırım." Dedi kız kardeşine endişeli bakarak. "Sus be şebek. Konuşunca haber ver mutlaka." "Tamam." Tuana odadan çıkınca Talha'yı aradı hemen. "Efendim?" Arkadaşının sinirli sesini duyunca kaşlarını çatıp, "hayırdır damat bey" dedi. "Hah, senin de haberin var demek? Of Allah'ım ya resmen evleniyorum." Sırtına dikkat ederek yatağın başlığına yaslandı Selim. Kaşları çatılı, "senin haberin yok muydu kızı isteyeceklerinden?" dedi gelecik cevabı merak ederek. "Abi ben dün anneme kız bulursan gidip isteriz dedim lafın gelişi. Kadın Müge Anlı gibi anında kız bulup bana istemiş. Üstelik bu kız senin sevgilinin kız kardeşi." "Sevgili değiliz biz." "Her neyse, hayır bu kızda beni tanımadan tamam olur demiş. Bu hafta sonu ailecek tanışmaya gideceğiz. Şaka gibi evleniyorum." Selim kahkaha atıp, "sakın cayma" dedi. "Kızın onuru kırılır." "Of abi of, sen beni biliyorsun hastalıklı biriyim. Güvenemiyorum kimseye, özellikle kadınlara. Arkamı dönsem sanki arkamdan iş çeviriyormuş gibi hissediyorum." "Bu saatten sonra cayamazsın kardeşim. Pazar günü hep birlikte evine gideriz. Sen kızla konuşursun birbirinize göreyseniz devam ederesiniz, değilseniz eyvallah deyip yollarınıza bakarsınız." "Ben kızın yüzüne istemiyorum diyemem." "Hayırlı olsun kardeşim. Benden önce evleniyorsun demek. Sağdıcın benim ona göre." "Abi kapa şu telefonu." Selim kahkaha atıp telefonu kapadı. "Demek akraba oluyoruz komşu kızı." ON BEŞİNCİ BÖLÜM. Sabahın erken saatlerinde evin salonunda Ali Bey şaşkın bir halde kızına bakıyordu. Ayşem Hanım ve Pınar da sessizce koltukta oturmuş olanları anlamaya çalışıyorlardı. Dün akşam Sevim Hanım evlerine gelmiş, Azra'ya görücü gelmek istediğini söylemişti. Herkes o an şaşırıp gülmeye başlamıştı. Azra evlenmek için küçüktü, Ali Bey kızını bu yaşta evlendirmek istemezdi. Akşam gülüşüp şakalaştıktan sonra, sabah uyandıklarında Azra babasının karşısına geçip, evlenmek istediğini söylemişti. Ali Bey kahkaha atıp kızını kucağına çekmişti. "Evcilik oynamak istiyorsan hep beraber oynayalım kızım" demişti. Azra başını iki yana sallamış, "ben, beni isteyen adamla evlenmek istiyorum" demişti. Ali Bey kızının yüzündeki kararlığı görünce koltuğun üzerine oturtmuştu. Kaşlarını çatıp, "evlenmek için küçüksün" deyip ayağa kalkmıştı. Olayın üzerinden yarım saat geçtikten sonra Ali Beyin annesi evlerine gelmiş, olanları öğrenmişti. O da torununun evlenmesi taraftarıydı. Ona göre on sekiz yaşına gelen kız evlenmeliydi. Salonda babaannesi Azra'ya sürekli istiyor musun kızım? Dedikçe Ali Bey annesine bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Azra utanarak, "evlenmek istiyorum" demişti tekrardan. Ayşem Hanım ve Pınar, "saçmalama" deyip bağırsalar da Azra babaannesine yanaşıp "istiyorum" dedi. Ali Bey karşısında oturan kızını artık tanıyamıyordu. Gözlerini yumup elini göğsünün üzerine bastırdı. "Peki" deyip elini koltuğa bastırarak ayağa kalktı. "Ayşem söyle pazar günü tanışmaya gelsinler. Bakalım kimmiş kızımı isteyen adam!" deyip odasına doğru yürüdü. Ali Bey salondan çıkınca Pınar ayağa kalkıp kardeşinin üstüne doğru yürüdü. "Kafayı mı yedin sen? Ne demek evleneceğim. Kızım küçüksün sen küçük. Git bebeklerinle oyna sen!" "Sus kız! Kocaman kız oldu benim torunum, hayırlısıyla evlenecek. Hem ben çocuğun annesini günde gördüm, çok tatlı bir kadın." "Babaanne sen bu işe karışma lütfen." Yaşlı kadın ellerini beline koyarak ayağa kalktı. "Ne demek karışma, ben sizin babaannenizim ve karışmaya hakkım var. Ben eve gidiyorum Ayşem. Sakın kızın üstüne gitmeyin. Yarından itibaren hazırlıklara başlarız." "Ne hazırlığı anne?" Yaşlı kadın ellerini iki yana açıp, "görücü gelecek eve" dedi yüksek sesle. "Eve alışveriş yapmak lazım, ayrıca Pınar izin alsın şöyle dipten temizleyin evi." Yaşlı kadın salondan çıkınca Pınar kardeşinin yanına oturup ellerini tuttu. "Bak ablacım, gel seninle tatile gidelim, gezip dolaşalım. Staj falan umurumda değil isterse avukat olmayayım. Yeter ki sen iyi ol eskisi gibi bizimle ol." "Ablacım ben hemen evleneceğim demiyorum ki, çocuk gelsin bir göreyim. Beğenmezsem evlenmem." Ayşem Hanım kızının diğer tarafına oturup, "kızım bu işler şakaya gelmez" dedi ciddi bir sesle. "Öyle insanları eve çağırıp biz sizin oğlanı beğenmedik gidin demesi ayıp olur." "Ama anne tanımadan evlenilmez ki." Ayşem Hanım elini alnına bastırıp, "Allah'ım sabır ver" dedi. "Peki kızım peki bir gelsinler bakalım ne olacak." Azra gülümseyince Pınar kafasına vurdu. "Görende sevdiğiyle evleniyor sanacak. Valla bu ağır depresyona girmiş ben size söyleyeyim. Ben işe gidiyorum anne, zaten geç kaldım." "Tamam kızım" Anne ve kardeşini salonda bırakıp evden çıktı. Duraktan otobüse bindiğinde Selim'in aradığını gördü. Kalabalık olduğu için meşgule atıp arayacağım yazıp mesajını yolladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD