4. BÖLÜM

4830 Words
Gecenin ilerleyen vakitlerinde herkes odasına çekilmiş uyuyordu. Sessiz ortama düşen gök gürültüleri Neşe ve Pınar'ı huzursuz etse de yorgunluktan gözlerini açamıyorlardı. Evde iki kişi uyumuyordu biri Selim biri de arkadaşı Defne. Selim, Neşe ve Buğra'dan intikam almak için, yolda Defne'ye olan biteni mesaj atmıştı. Hayatı hızlı bir şekilde yaşayan Defne Selim'in mesajını görünce kahkaha atmış hemen hazırlanmıştı. Anne ve babası ev de olmayarak çok şanslıydı bugün. Selim yanında ölü gibi yatan arkadaşına sinsice gülüp yataktan ayağı kalktı ses yapmadan. Tahta kapının kolunu tutup ağır bir şekilde kendine çekti. Gözü sürekli arkadaşının üstündeydi. Pınar'a mesaj atmasına rağmen genç kız mesajına karşılık vermemişti. Genç adam ses yapmadan Pınar'ın odasının kapısını itip başını içeri soktu. Tahmin ettiği gibi genç kız uyuyordu. O kadar da uyuma demişti. Parmak uçlarından yürüyerek Pınar'ın yatağının başucuna geldi. Rahat bir şekilde uyuyan geç kızın hafifçe koluna sarstı. Neşe duymasın diye de yüzüne eğildi. "Pınar" diye fısıldadı içine işleyen kokuyu umursamayarak. Bu gece bu kokuyu ciğerlerine çok fazla çekmişti, daha fazlası akıl sağlığı için zarardı. Pınar yatağın içinde kıpırdayınca elini hazırladı. Genç kız gözlerini açar açmaz ağzına bastırdı. Pınar yatağın içinde çırpınırken o kızın üzerine abanmış susması için gözlerini açıp kapıyordu. Pınar ağzını deli gibi bastıran adamın Selim olduğunu seçince rahatlayıp kendi yatağa bıraktı. Selim Pınar'ın sakinleştiğini anlayınca elini çekti yavaşça. "Dışarı gel konuşalım." Sessiz bir şekilde fısıldadıktan sonra odadan çıktı. Pınar da şaşkın halde yataktan kalktı. Uyuyan Neşe'yi kontrol edip koridora çıktı. Merdivenin başında Defne'yle konuşan Selim'e yürüyüp; "pardon," diye mırıldandı. "Uyuya kalmışım." Selim tebessüm edip; "önemli değil," dedi. "Bir an önce planı uygulamaya başlayalım. Benim arkadaşlarımda geldi aşağıda bizi bekliyorlar." "Arkadaş mı? Selim sen ne planlıyorsun?" Selim Pınar'a yaklaşıp başını onun yüzüne doğru eğdi. "Bence o ikisi bu gece olacakları fazlasıyla hak ettiler. İkimiz onlar yüzünden üç saat boyunca yağmurun altında kaldık, sen korkudan ağladın, Hımm sonra bana sarıldın." Pınar başını yere eğip; "alalım intikamımızı" dedi dişlerinin arasından. "Sen bunu hak ettin Neşe." "Haydi inelim aşağı, bizim çocuklar kapının önünde." Üçü peş peşe merdivenlerden inmeye başladılar. Pınar ne olacağını bilmiyordu sadece içinde sıkıntı vardı. Evet arkadaşından intikam almak istiyordu ama onu çokta korkutmak istemiyordu. Oflayıp büyük dış kapının önüne geldiler. Selim kapıyı açıp; Tuana, Sude, Kaan ve Talha'ya gülümseyerek baktı. "Kardeşim ne zaman geldin Mardin'den?" Talha'ya sarılıp geri çekildi. "Gece iki gibi geldim, gelir gelmez de bunlar beni buraya getirdiler." Selim diğerlerine tebessüm edip; "iyi yapmışlar" dedi. "Özlemişiz seni." "Sağ olasın." Pınar sessizce kapının kenarında onları izliyordu. Şu iki haftadır hayatına ne çok yeni insan girmişti. Selim ona dönüp; "gel seni tanıştırayım" dedi kardeşlerini ve arkadaşlarını göstererek. "Tuana ikiz kardeşim, Sude küçük kız kardeşim, Kaan ve Talha aile dostumuzun oğulları arkadaştan öte kardeş gibiler." Pınar; "merhaba" deyip gülümsedi ona dikkatli bakan dörtlüye. Kim bilir akıllarından neler geçiyor diye düşündü. "Merhaba Pınar, memnum oldum seni tanıdığıma. Selim bize telefonda bir şeyler anlattı. Açıkçası sırf Buğra'dan intikam almak için buraya geldim gecenin bu vakti." Pınar Tuana'ya tebessüm edip; "aslında büyük bir şey yapmamıza gerek yok" dedi. "Neşe hassas ve duygusal bir kızdır. Açıkçası ben onun korkmasını istemiyorum." Sude öne atılıp; "bir şey olmaz yaa" diye mırıldandı. "Azıcık eğlenelim." Pınar mecbur "peki" deyip Selim'e döndü. Selim tebessüm edip; "çok şanslı senin gibi arkadaşı olduğu için" dedi ürkek duran kıza. "Ben de çok şanslıyım, o bu hayatta sahip olduğum en güzel dost." Defne araya girip; "çok konuştunuz" dedi. "Uygulayalım şu planı." Talha ve Pınar hariç diğerleri getirdikleri korku malzemelerini Selim ve Defne'nin gösterdikleri yerlere dizdiler. Talha gözlerini kısıp ellerini deri ceketinin içine soktu. Yanında eğlenmek bir yana endişeli duran kıza; "vazgeçin" dedi. "Bizimkiler gelirken hiç hoş olmayan şakalardan bahsettiler. Eğer arkadaşın dediğin gibi biriyse sana kırılabilir." Pınar; "haklısın" deyip, Selim'e doğru yürüdü. Genç adam elindeki oyuncak bıçağı Defne'nin eline verip yanına gelen Pınar'a gülümsedi. "Selim ben şaka yapmak istemiyorum. Lütfen vazgeçelim." Selim Pınar'ın yüzündeki hüzünden rahatsız olup; "tamam" dedi. Nedense bu kızın hep gülmesi gerektiğini düşünüyordu. Masum yüzüne hüzün hiç yakışmıyordu. Pınar tebessüm edince oda gülümsedi. Neydi seni bana özel gösteren? Bakış mı? Gülüş mü? Kokun mu? İkisi de etrafında dönen tozpembe dumanın varlığından habersiz bakıyorlardı birbirlerine. Ne zaman hissedilirdi ki kalbin hızlı atışı. İçlerine giren pembe toz bir bebeğin hisleri gibi tertemiz yapmıştı kalplerini. Selim gözlerini çekmek istese de geri çekemediği için kendine içinden kızıyordu. Bu kız onun helali değilken bu kadar uzun bakması o bal gözlere günah değil miydi? Neydi sürekli onu tebessüm ettiren bu hissin adı? Aşk mı? Kesinlikle aşk, ama bu aşkı bu ikili ne zaman anlayacaktı kim bilir. Birbirlerine bakarken Selim'in koluna dokunan Defne'yle ayrıldı bakışları. Pınar başını sağa sola sallayıp ayakkabılarına baktı. Selim ise koluna tutan Defne'ye neden öfkelendiyse kaşları çatılı bakıyordu. "Niye burada duruyorsunuz? Ben yerlere kırmızı boyayı döktüm. Buğra'nın kapısının önüne cansız mankeni astım. Sanki kız intihar ediyormuş gibi hava verdim. Uyanınca aklı gidecek. Senin yatağının üstüne de bol bol boya sürdüm, ay bu gece çok güzel olacak." Pınar gözleri yerinden çıkacak gibi Defne'ye bakıyordu. Bu şaka değildi bu bir eşek şakasıydı. Arkadaşı korkudan bayılırdı. Başını hızla iki yana sallayıp; "olmaz" dedi. "Ben arkadaşıma böyle şaka yapamam. Tamam ona kızmış olabilirim ama aklını da kaybetmesini istemem." "Bence de abartmamış mısınız Defne? Ben size sadece ufak tefek korku oyuncakları koyun etrafa dedim. Kan da ne?" "Of ya, ben o kadar saat boşuna mı hazırlandım? Madem kabul etmeyecektiniz neden beni yordunuz gece gece?" Yanlarına gelen Tuana ve Sude de Defne'ye onay verdiler. "Biz sizin için geldik buraya, şimdi vazgeçtik diyorsunuz. Dalga mı geçiyorsunuz bizimle?" Pınar bir adım geri gidip; "şakanız biraz acımasızca değil mi?" dedi gözlerini kızların üzerinde gezdirerek. Sude Pınar'ın ellerini tutup; "bak arkadaşın çok korkarsa hemen vazgeçeriz, oyun olduğunu söyleriz. Lütfen ya." Diye mırıldandı Selim elini ensesine getirip kısa saçlarını karıştırdı. "Pınar istersen tepkilerine bakalım çok korkarsalar dedikleri gibi hemen vazgeçeriz." Pınar bu kadar insanın ısrarına dayanamayıp; "peki" dedi. Eğer Neşe'nin çok korktuğunu görürse hemen şaka olduğunu söyleyecekti. O dakikadan sonra el birliğiyle planı uygulamaya başladılar. Önce Neşe'nin kaldığı odanın penceresine taş attılar. Neşe'nin uykusu çok olsa da kulağına gelen seslerden sonra gözlerini zorla aralayıp; "Pınar "diye seslendi. Arkadaşının sesini duyamayınca başını yastıktan kaldırıp karşında ki boş yatağa baktı. "Pınar?" Çıplak ayaklarını yere indirip ayağı kalktı. Mavi gece lambasının ışığında kapıya doğru yürüdü korkarak. Gözü arkadaşının yatağına çarpınca beyaz çarşafın üstündeki kan lekelerini gördü. Gözleri yerinden çıkacak gibi büyüdü, ellerini ağzına bastırıp; Pınar" dedi şok oluş halde. Odadaki prizin yerini bulmaya çalıştı hızla, bulamadıkça çıldırıp sesli bir şekilde ağladı. "Pınar neredesin?" Odanın içinde bağırırken karşı odada uyuyan Buğra hızla gözlerini açtı. Neşe'nin ağladığını duyunca yataktan hıza kalktı. Yerdeki kırmızı boyaları fark etmeden kapıyı hızla açtı. Kapının eşiğinde asılı kadını görünce gözleri kocaman oldu. Bir adım geri gidip yutkundu. Cansız mankenin yüzünün önünde siyah saçlar kapattığı için beyni onun sahte olduğunu da anlamıyordu. Şok olmuş gibi bakıyordu. Meslek hayatında her türlü olayı görmüştü, ama kendini asan birini ilk defa görüyordu. Neşe kapıyı açıp odadan çıkınca kapıda asılı cansız mankeni gördü. Tüm gücüyle çığlık atıp merdivenlere doğru koşamaya başladı. Buğra da kadına çarpmamaya dikkat ederek yanından geçip Neşe'nin peşinden gitti. "Neşe bekle." Alt kata inen Neşe dış kapıyı açıp kendini dışarı attı. "Pınar" diye bağırdı tüm gücüyle. Arkadaşına bir şey oldu düşüncesi aklını kaçırtacaktı. Arkasından ona sarılan Buğra; "sakin ol" dedi dokunuşundan irkilen Neşe'ye. "Korkma tamam mı? Ben şimdi jandarmaya haber vereceğim." "Pınar yok. " Neşe dizlerinin üzerine çökecekken Buğra beline sıkı sarılıp kendi bedenine bastırdı." Kendini salma lütfen. Onlar iyi korkma Neşe." Ağaçların arasından inleme sesi gelince ikisi de sustular. "Orada biri var." "Sen burada bekle ben bakacağım." Neşe hızla başını iki yana sallayıp; "ben de geleceğim" dedi. "Peki," Buğra belinden silahını çıkarıp Neşe'yi arkasına alarak sesin geldiği yere doğru yürüdüler. Ağaçların dibinde yatan Pınar'ı gören ikili şok olup birbirlerine baktılar. Neşe elleri titreyerek dizlerinin üzerine çöktü. Nefes alamıyordu. Islak yaprakların üzerinde emekleyerek arkadaşının yanına geldi. "P- Pınar?" Şok geçiriyordu. Dişleri korkudan birbirine vuruyordu. Arkadaşına sarılıp nefesini kontrol etti. Nefes alıyordu. Şoktan sıyrılıp "Pınar" diye bağırdı. Ormanın içinden tuhaf sesler geliyordu. Neşe'nin ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Arkadaşı kanlar içinde yerde yatarken o bağıra bağıra çığlık atıyordu. Kimse sesini duymuyordu, en azından o öyle sanıyordu. "Pınar," arkadaşının yanağını öpüp; "uyan lütfen" dedi acı çekerek. Onu uzaktan izleyen Talha kaşlarını çatıp; "bu yaptığınız doğru değil" dedi arkasında sessizce gülen Selim'e. "İntikam soğuk yenen bir yemektir. Bu ikisi misliyle hak ettiler bunu, Talha ..." "Ben bu kızın yerinde olsam ne seninle ne de sevgilinle konuşmazdım." "Ne sevgilisi?" "Sen anladın ne demek istediği mi?" Onlar kendi aralarında konuşurken Pınar daha fazla dayanamamış gözlerini açmıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlayan arkadaşına sarılıp; özür dilemişti. Olayın şokundan çıkan Buğra sesli bir şekilde küfür edip ağaca tekme atmıştı sinirle. Neşe hala şoktaydı. Pınar'ın yanağını öpüp kan gibi görünen tenine dokunuyordu yarayı bulmak için. Pınar onun bu haline daha fazla dayanamamış hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. "Özür dilerim kardeşim özür dilerim. İyiyim ben, bir şey yok. Sadece sana şaka yapmak istemiştim." Onların bu halini görenler saklandıkları yerden çıkıp yanlarına geldiler. Selim ne olduğunu anlamadan Buğra tarafından suratına yumruk yemişti. Selim hatasını farkında olduğu için susup yerde ağlayan ikiliye üzgün halde baktı. "Şakanın içine edeyim Selim." Neşe şoku üzerinden atıp kendini geri çekti. Gözyaşlarını silip; "iyi misin Pınar?" dedi gözlerini arkadaşının üzerinde gezdirerek. "Yemin ederim iyiyim hiçbir şeyim yok." "Pınar eve gidince senin ağzını burnunu kıracağım. Yemin ederim seninle en fazla bir hafta konuşmayacağım. Bana bu yaptığını unutmayacağım. Geri zekâlı avukat bozuntusu. Pislik." Pınar ağlayarak tekrar sarıldı dostuna. "Çok özür dilerim Allah beni kahretsin." "Deme öyle. " Kötü geçen gecenin ardından hiç kimse konuşmadan mahalleye gelmişlerdi. Sabah ezanı okunuyordu, Selim, kardeşleri ve arkadaşlarını evine davet etti. Pınar da Neşe'yi yalnız bırakmak istemediği için peşinden onların apartmanının içine girdi. Merdivenleri çıkarken Selim ve Pınar vicdan azabından boğuluyorlardı. İkisi de pişman olmuştu. Keşke vazgeçtikleri an uymasalardı yanındaki insanlara. Selim'lerin evinin önüne gelince Neşe hiçbir şey demeden merdivenleri çıktı. Pınar "görüşmek üzere" deyip arkasından yürüdü arkadaşının. Ses yapmadan evin içine girip Neşe'nin odasına geçtiler. İkisi de üstlerini değiştirip konuşmadan yatağa yattılar. "Özür dilerim kardeşim. Beni affet ne olursun." "Çok korktum sana bir şey oldu diye. Bir daha böyle bir şey olursa seninle olan dostluğumu bitiririm." "Yemin ederim olmayacak. Sen bir tanecik dostumsun kendinle beni tehdit etme lütfen. Seni çok seviyorum Neşe." "Ben de seni aptal." Hepsi yorgunluktan uyurken Talha uyku tutmadığı için dışarı çıkıp bilmediği mahalleyi dolaştı. Saat dokuza gelirken önüne gelen bakkala girip ekmek aldı. Her ne kadar evdekiler uyanmamış olsa da kendine kahvaltı hazırlayıp yiyecekti. Parayı ödeyip dışarı çıkacakken kendinden küçük bir bedene çarptı. Çarpmanın etkisiyle ondan küçük olan kız kalçasının üzerine düşüp gözlerini yumdu. Genç adam hızla yere eğilip genç kızın yukarı sıyrılan eteğini dizlerine çekti. "İyi misiniz? Bir anda dönünce sizi fark etmedim. Lütfen kusura bakmayın." Genç kız kalçasının acısı bir yana, karşısında ki dağ ayısı tarafından yere düşürüldüğü için sinirlenmişti." "Azra kızım iyi misin?" Gözlerini açıp ona endişeyle bakan insanlara baktı. "İyiyim." Yere tutunup ayağı kalkacağı zaman Talha koltuk altlarından tutup hızla ayağı kaldırdı. "Bir yerinde ağrın varsa hastaneye gidebiliriz. "Teşekkür ederim, iyiyim ben. Lütfen bu koca bedeninizle sağa sola dönerken dikkatli olun." Talha kumral saçlarını havaya kaldırıp; "siz de büyük insanların ayaklarının dibinde dolanmayın" dedi. "Maazallah ezilirsiniz falan. Yazık olur küçük bedeninize." Azra ona minik diyen adama kaşlarını çatıp; "kaba adam" deyip bakkalın içine girdi. Talha da arkasında şaşkın halde baktı. Sonra kafasını iki yana sallayıp eve doğru yürüdü. O an ikisi de fark etmese kader çizgileri birbirlerine yazılmıştı o an. Talha eve geldiğinde diğerlerinin uyandığını gördü. Tek kaşını kaldırıp; "hayırdır erkencisiniz" dedi pencereye doğru yürürken. Selim dağınık saçlarını karıştırıp; "annelerimiz geliyormuş" dedi yerde uyuyan Kaan'ı ayağıyla dürterek. "Kalksana oğlum." "Benim annem de geliyor mu? "Gelmez olur mu? Kesin o kışkırttı bizimkileri." "Kesin yine evlen evlen diye başımın etini yiyecek," dedi karşı apartmana giren Azra'yı izleyerek. "Ayıpsın oğlum, kadın senin evlendiğini görmeden rahat edemeyecek." Talha tebessüm edip; "öyle" dedi. Babasının ikinci eşi olmasına rağmen Demet Hanım kendi canı gibi çok seviyordu Talha'yı. Ona verdiği değeri Talha'nın öz annesi vermemişti. Gözleri karşı apartmanın açılan balkon kapısına kaydı. Balkona çıkan Azra'yı görünce kısa bir süre genç kızı izleyip bakışlarını geri çekti. Açık olan tülü kapayıp arkadaşlarına döndü. "Karşı binada kızlar var, sakın üstünüz çıplakken tülü açıp dolaşmayın evin içinde." Selim kapalı olan gözlerini açıp; "dikkat ediyoruz," dedi gülümseyerek. İlk taşındıkları an geldi aklına. Pınar ve Neşe'nin evlerine bakışları Buğra ve onu güldürmüştü. Kızlarla içli dışlı olmayı sevmeyen iki arkadaşın dikkatini çekmişti Neşe ve Pınar. Onlar evi toplarken Pınar'la Neşe uyanıp Neşe'nin odasını topladılar. İkisi de ailelerine ne diyeceklerini düşünmeye başladılar. Kampta iki gün kalacağız dedikleri halde bir gün bile kalamadan evlerine gelmişlerdi. İkisi de gece olanlar için hem üzgün hem de durgundu. İkisinde de hata vardı. Çocukça davrandıklarının farkındaydılar. "Burada daha fazla duramayız. Annem neden döndüğümüzü öğrenmeden rahatlamayacak." "Haklısın, hadi içeri girip anlatalım olanları." Neşe gözlerini açıp Pınar'ın kolunu tuttu. "Her şeyi anlatacak mıyız? Yani olup bitenleri?" "Evet. Yalan mı söyleyelim onlara?" Neşe omuzlarını aşağı indirip ofladı. "Kardeşim doğruyu söylersek bir daha bizi bir yere göndermezler. Azıcık beyaz yalan söyleyelim bir şeycik olmaz." Pınar endişeden kıvrılan arkadaşına tebessüm edip; "bu aralar o beyaz yalanlardan çok söyler olduk" dedi. "Yanacağız cehennemde." "Tövbe de kız. Allah'ım affetsin. Hadi içeri geçelim." Birlikte odadan çıkıp salonda kahvaltı yapan Neşe'nin ailesinin yanına geldiler. "Geçin oturun bakalım. Neden sabah geldiniz?" Neşe arkadaşının kolundan tutup sandalyeye oturttu. Kendi de yerine geçince abisine tebessüm ederek baktı. "Bir şey olmadı abim, yağmur çok yağdığı için kamp iptal oldu. Biz de erken geldik bu yüzden." Osman çayından bir yudum içip; "öyle olsun" dedi hiç inanmamış sesiyle. "Pınar kahvaltını yapsana kızım. " "Teşekkür ederim Sevim teyze. Eve gitsem iyi olur." "Kahvaltını yap, annen de birazdan buraya gelecek. Bugün günümüz var." "Ah ne muhteşem gün! Baba kahvaltını yap çıkalım dışarı. Yoksa akşama kadar kadınların dedikodusundan duramayız." Sevim Hanım yanında oturan oğlunun eline vurup; "biz dedikodu yapmıyoruz" dedi kendinden emin bir sesle. "Dedikoduyu sizler kahvede yapıyorsunuz. Çabuk ye git dışarı." Osman ıspanaklı böreğini ısırıp; "gidiyorum" dedi. Ayağa kalkıp, koltuğun üzerinde duran ceketini alıp salondan çıktı. "Görüyorsunuz dimi, kesin Asuman'la buluşmaya gitti." "Hanım sen kovdun ya çocuğu." Sevim Hanım kaşlarını çatıp; "hemen de oğlunu savun" dedi. "Aman be ben de gidiyorum. Siz takılın kadın kadına." "Güle güle." Kocası da gidince karşısında kıkır kıkır gülen kızlara; "hemen kahvaltınızı yapın" diye azarladı. "Çok işimiz var bugün." Neşe ve Pınar birbirlerine yandık bakışı atıp oflayarak çaylarından bir yudum aldılar. Bugün onlar için zor geçecekti. 'Yaşınız geçiyor, neden evlenmiyorsunuz? Bu gidişle evde kalacaksınız ben size söyleyeyim.' Bu lafları duyacakları için şimdiden ikisini sıkıntı basmıştı. Öğlene kadar mutfakta Pınar, Azra, Neşe annelerinin ısrarlarıyla poğaça börek kek vs. gibi yiyecekler hazırlamışlardı. Azra en sonunda isyan edip patatesleri leğenin içine koydu. "Of ya sabahtan beri canımız çıktı. Hayır bu kadar yiyeceği nerelerine yiyecek bu kadınlar?" Pınar kardeşine kırgın olduğu için cevap vermeden kısırı yapmaya devam etti. Neşe ise gülümseyip; "bugün yerler yarın da parka spora giderler" dedi kahkaha atarak. Gözünün önüne göbekli annesi geldi. Azra üzgün halde başını yere eğip mutfaktan çıktı. "Pınar yapma ya, bak kız nasıl üzülüyor. Bence o bunalımda al konuş onunla. Şu açıdan bak, okula gidiyorum deyip başka yerlere gitse daha mı iyi olur? Allah korusun kötü alışkanlıklar edinir. Biraz onu kendi haline bırakın." "Yaptığı çok bencilce Neşe, en yüksek puanı alıp istediği üniversiteyi kazandı. Şu yaptığına bak. Babam ona belli etmese de çok üzülüyor." "Öyle de birazda onun açısından bakın. Demek ki istediği meslek bu değilmiş." "Nasıl değilmiş? Doktor olacağım diye gece gündüz sınavlara çalıştı. İstediği okulu tutturdu hanım efendi şimdide okumayacağım diyor." "Desene ileride çok pişman olacak." "Babam pişman olmasın diye kaydını dondurdu. Tekrar gitmek isterse bu fırsat elinden kaçmasın diye." "İnşallah en yakın zamanda düzelir." Onlar mutfakta konuşurken alt katta cümbüş vardı. Selim ve Buğra'nın annesi evin içini gezip temizlik kontrolü yapıyordu. Talha ve Kaan'ın annesi ise pencereden sokağı izliyorlardı. Gençlerde birbirine bakıp gülüp duruyorlardı. "Selim çok merak ediyorum annelerimiz içeride ne yapıyor?" "Ne yapacaklar, etrafı geziyorlar ev temiz mi diye." Talha ve Kaan onların bu haline gülerken Tuana'yla Sude eve gitmek için ayaklandılar. "Nereye gidiyorsunuz?" "Eve gidiyoruz hâlâ uykumuz var bizim." "Yatın burada Tuana." "Sağ ol canım, gidelim biz. Anne Sude'yle gidiyoruz." Zeynep Hanım; "tamam" deyip salona geldi. Kızlar gidince hep birlikte oturdular. Orta da garip bir sessizlik vardı. Kadınlar birbirine bakıyor gençler ellerindeki telefonlarla ilgileniyordu. Kapının zili çalınca Zeynep Hanım ayağa kalkıp;" ben bakarım" dedi oğlunun kalkmasına müsaade etmeden. O kapıyı açmaya gidince, belki Pınar gelmiştir diye hızla kapıya doğru yürüdü Selim. Zeynep Hanım kapıyı açtığında karşısında Sevim Hanımı görünce tebessüm etti. "Ay siz de buradasınız? Ben de poğaça yapmıştım çocuklar yesin diye getirdim." Zeynep Hanım tatlı kadının elinden tabağı alıp sarıldı. "Çok sağ olun sizin gibi iyi komşular burada olduğu için aklım oğlum da kalmıyor." Sevim Hanım tülbendini düzeltip, Zeynep Hanımın arkasında duran Selim'e tebessüm etti. "Onlar bizim de evlatlarımız sayılır, aklınız kalmasın burada. Biz de arkadaşlarla gün yapıyoruz bugün, siz de gelmez misiniz?" "İçeri de arkadaşlar var onları bırakıp gelmek ayıp olur." "Onlarda gelsin canım, bekliyoruz sizi. Biliyorsunuz üst katta oturuyoruz." Zeynep Hanım Sevim Hanımın elinin üstüne hafif vurup; "tamam" dedi. "Ben çıkıyorum gelin birazdan." "Geliriz." Sevim Hanım üst kata çıkınca Zeynep Hanım oğluyla beraber salona geçti. "Üst kattaki tatlı komşu bizi oturmaya çağırdı. Günleri varmış bugün." "Ay çok güzel olur, şimdi kızlarda vardır orada Talha'ma gelin bakayım." Talha kaşlarını çatıp; "anne" diye uyarıda bulundu. "Ne var oğlum, yaşın yirmi sekiz oldu neredeyse evde kalacaksın. Ölmeden seni evlendirmek istiyorum." "Ben yirmi yedi yaşındayım anne. Bak Selim otuzuna geldi neredeyse, Zeynep teyze ona hiç baskı yapıyor mu?" Zeynep Hanım oğluna sarılıp; "yapıyorum tabi" dedi. "Ben de gelin bakacağım oğluma üst katta." "Aman ha, orada Neşe var sakın oğullarınıza onu bakmayın. Başı bağlı onun." Herkes hep bir ağızdan "ooo" diye bağırınca Buğra koltuğa sinip; "şey" diye mırıldandı. "Vardır demek istedim. Güzel kız şimdi hanım hanımcık, vardır yani." Buğra'nın annesi beyaz gömleğinin önünü düzeltip kumral saçlarını arkaya attı. "Hanımlar anlaşıldı Neşe benim gelinim. Lütfen başka kızlara bakın siz." "Annecim sakın yukarıda Neşe hanginiz diye sorma. Başlamayan ilişkimizi bitirme lütfen." Begüm Hanım oğluna göz kırpıp; "o iş ben de" dedi. O iş ondaysa Buğra seneye evleniyordu. Selim'le Kaan gülmekten karınlarını tutarken Talha ve Buğra şaşkın halde annelerine bakıyorlardı. "Anne sen bana kız bakacak mısın yukarıdan?" Sevgi Hanım oğlu Kaan'ın yanaklarını öpüp; "sen daha küçüksün oğlum" dedi. "Hele bir büyü ben sana alacak kızı buldum." Kaan gülümsemesini kesip annesinin kulağına eğildi. "Sakın ağzından kaçırma. Abisi burada döver beni." Sevgi Hanım oğlunun saçlarını karıştırıp; "söylemem" dedi. "Zamanı gelince konuşuruz." Şakalaşıp gülüştükten sonra kadınlar üst kata çıkmak için hazırlandılar. Oğulları da sanki anneleri askere gidiyormuş gibi peşlerinden yürüdüler. Kapıyı açıp merdiven dairesine çıkınca Zeynep Hanım oğluna; "hayırdır?" dedi. "Şey anne, bana kız bakarsan biraz kumral biraz bal gözlü olsun." "Başka? Boy, kilo?" Oğlunun kafasına vurup; "terbiyesiz" dedi. "Sanki manavdan kız bakmaya gidiyorum. Girin içeri eşek sıpaları." Selim yüzünü ekşitip diğerleriyle beraber içeri girdi. Zeynep Hanım ve arkadaşları da üst kata çıkıp Neşe'nin evinin zilini çaldılar. Annesinden alt kattaki komşularının annelerinin geleceğini öğrenen Neşe bir güzel hazırlanıp kapıya koştu açmak için. Kapıyı açtığınca hanım efendi edasıyla; "hoş geldiniz" dedi kibar sesiyle. Hanımlar, "hoş bulduk" deyip ayakkabılarını çıkarıp evin içine girdiler. Sırayla herkesle tokalaşıp tanıştılar. Sevim Hanımın gösterdiği yere oturunca yüzlerindeki tebessümle onlara gülümseyerek bakan insanlara baktılar. "Tekrar hoş geldiniz evimize." "Hoş bulduk Sevim Hanım. Eviniz çok güzelmiş." "Teşekkür ederim." Neşe, Pınar, Azra kapının yanındaki sandalyelere sırayla oturup misafirlerine tebessüm ettiler. Alıcı gözler hemen onları incelemeye başlamıştı bile. "Neşe hanginiz?" Begüm hanımın sorusuyla Zeynep Hanım ve Demet Hanım hafif öksürdüler. Sevgi hanım ise elini dudaklarına koymuş gülmemek için kendini zor tutuyordu. Neşe, "benim" deyip oturduğu yerde diklendi. "Maşallah pekte güzelsin. Ben de Buğra'nın annesiyim." "Aa öyle mi? Ben de diyorum ki teyze bir yerden tanıdık geliyor. Buğra size benziyor." "Dimi? Babasına söylüyorum hayır oğlum bana benziyor diyor. Azıcık kıskanç bir babamız var da." "Ne güzel." Neşe annesinin sert bakışlarını görünce yutkunup sandalyeye yaslandı. Şimdi bu misafirler gidince annesi tarafından sorguya çekilecekti. Oflayıp yanında sessizce gülen arkadaşına baktı. "Direkt ben sizin oğlunuzdan hoşlanıyorum anneciğim deseydin keşke." "Sus be anam canıma okuyacak herkes gidince." Kadınlar havadan sudan konuşurken kızlar ayağa kalkmış misafirlere ikramlıkları dağıtıyorlardı. Herkes koyu muhabbete girmişken Talha'nın annesi Demet Hanım Azra'yı izliyordu. Onun narin hareketleri çok hoşuna gitmişti. Güzelliğiyle kendine hayran bırakmıştı Demet Hanımı. Gelininin onun olmasının istemişti o an. Yanında oturan Sevgi Hanıma Azra'yı gösterip; "çok güzel dimi?" dedi sessizce. Sevgi Hanım arkadaşını onaylayıp; "maşallah" dedi. Azra ise kendisini izleyen bakışlardan bir haber kısır yiyordu. "Azra sizin kızınızdı dimi Ayşem Hanım?" "Evet." "Pınar da sizin kızınızdı. Maşallah valla iki tane güzeller güzeli kızınız var. Biri avukat olacak diğeri okuyor mu?" Azra kaşığını tabağına bırakıp annesine baktı. "Hayır okumuyor, bir süreliğine okulunu dondurdu." "Aa öyle mi? Neden dondurdu acaba? Tabi özel değilse." Ayşem hanım tebessüm edip, "inşallah seneye başlayacak" dedi Azra'ya bakarak. "Başlasın tabi, kız kısmı evde oturup ne edecek. Okusun mesleğini eline alsın güzel kız." "Teşekkür ederim teyze, ben okumayı düşünmüyorum." Ayşem Hanım ve Pınar kaşlarını çatıp içlerinden sabır dilediler. Demet Hanımın ise gülümsemesi yüzünde büyüdü. "Evde durursan sana görücü gelir bak. En azından okula gidersen bu kız okuyor deyip kapınıza gelmezler." İçinden ise ben her türlü gelirim diye geçirdi. "Ne görücüsü canım, Azra on sekiz yaşında şu an evlilik düşünecek hali yok. Okulunu okuyacak benim kızım." Demet Hanım; "haklısınız" deyip önüne döndü. "Neresi küçük, gelin? Sen ondan iki yaş büyükken benim oğluma gelin geldin. Madem okumak istemiyor, hayırlı bir kısmet gelince kızımızı veririz." "Anne Azra küçük." "He Ayşem he. Ufalsın da cebime girsin." Kadınlar Ayşem Hanımın kayın validesine gülümseyip önlerindeki ikramlıkları yemeğe devam ettiler. Azra, Demet hanımın içine çok sinmişti. Talha'sına yakışan bir hanım olurdu. Keşke dedi içinden keşke kabul etseler de bu güzel kız benim gelinim olsa, dedi. Pınar telefonunun sesiyle ayağa kalkıp mutfağa girdi. Selim'in aradığını görünce şaşırıp cevap verdi. "Efendim Selim?" "Nasılsın Pınar?" "İyiyim, sen?" "Ben de iyiyim. Ne var ne yok siz de? Annemle tanıştın mı? Sarışın mavi gözlü olan benim annem adı Zeynep. Çok tatlı bir kadındır onunla sohbet et." Pınar gülümseyip; "tanıştım" dedi. "Çok şeker bir kadın." "Öyledir. Ee başka ne oluyor yukarıda?" "Sen dedikodu yapmak için mi aradın?" Selim kahkaha atıp ona ağzını yamultarak bakan Kaan'a yastığı fırlattı. "Hani olur ya, erkek anneleri kalabalık bir ortama girerler sonra da evdeki genç kızları oğullarına bakarlar. Yukarıda böyle şeyler olmuyor mu?" Pınar kahkaha atıp sandalyeye oturdu. "Bu konular da çok bilgi sahibisiniz komiserim. Tecrübeliyiz galiba?" "Yoo ne münasebet. Annem giderken sana kız bakacağım dediği için şey ettim." Pınar sesli bir şekilde kahkaha atınca elinin ağzına bastırdı. Allahtan içeride yüksek sesle konuşuyorlardı da sesini duymuyorlardı. "Güldüğüne göre olmuş bir şeyler." "Hıı oldu, annen Neşe'yi çok beğenmiş sana alacakmış." "Ne? Hayatta olmaz. Sen deseydin ya Neşe Buğra'nın ki Selim'in ki be-" "Pardon?" Selim yutkunup; "bizim ev çok sıcak oldu" dedi. "Ben bir cam açayım. Görüşüz." Telefonu kapatıp yanı başına gelen arkadaşına ne var? der gibi baktı. "Anan Neşe'yi sana mı beğenmiş? Lan oğlum o kadar tembih ettim Neşe'ye annem hariç hiçbiriniz bakmayın diye. Benim hemen yukarı gitmem lazım. Hoşlandığım kız bana abi demeden önce gidip onunla konuşmam gerekiyor." Buğra ayağa kalkıp kapıya doğru koşunca Selim ve Kaan da peşinden koştu. "Dur lan!" "Durmam kardeşim, hoşlandığım kıza yenge diyemem ben. Gidip ondan hoşlandığımı söyleyeceğim." Kapıyı açıp hızla merdivenleri çıkmaya başlayınca Kaan'la Selim kapının arasından onu izlediler. "Bu Buğra bu kızı bu akşam ister ben sana söyleyeyim Selim abi." ONUNCU BÖLÜM. Kadınlar evde kahkahalar eşliğinde sohbet ederken zil çaldı. Herkes koyu muhabbete daldığı için Pınar çayını sehpanın üstüne bırakıp ayağı kalktı. Belki peşinden Neşe gelir düşüncesiyle genç kızın yüzüne baktı. Neşe ayağı kalkmak bir yana oturduğu yerden kıpırdamıyordu bile. Gözleri radar gibi Begüm Hanımın üzerindeydi. Kadının çayı biter bitmez anında dolduruyordu bardağını. Ya da böreği bitti mi ikişer ikişer tabağına dolduruyordu. O yüzden onu yerinden kimse kaldıramazdı şu an. Pınar arkadaşının tatlı hallerine tebessüm ederek kapıya doğru yürüdü. Kapıyı kendine doğru açtığında sağa sola giden Buğra'ya kaşlarını havaya kaldırarak baktı. Genç adamın ne işi vardı evin önünde? Hoş Pınar az çok anlamıştı ne işi olduğunu. Gülümsemesi yüzünde büyünce kapıyı hafif kapatıp bedenini dışarıda bıraktı. "Bir şey mi isteyecektin Buğra?" Duygularını Neşe'ye nasıl anlatacağını karar veremeyen Buğra, Pınar'ın sesiyle kendine geldi. Kapının ne zaman açıldığının da farkında değildi. Boğazını gıcık tutmuş gibi hafif öksürüp tebessüm etti. "Nasılsın Pınar?" "İyiyim, hayırdır bir şey mi oldu?" Buğra elini ensesindeki kısa saçlara getirip derin nefes aldı. Bu kapıyı neden Neşe açmamıştı ki en azından onun karşısında kendini rahat hissediyordu. Pınar'ın karşısında sanki sevdiği kızın ablasına hesap veriyormuş gibi hissediyordu. Yutkunup; "Neşe'yi çağırabilir misiniz?" dedi karşısında ciddiyetle duran genç kıza. "Hayırdır? Ne yapacaksın Neşe'yi?" Sana ne Pınar, demek vardı ama genç adam saygılı biri olduğu için tekrar ciğerlerine derin nefes alıp verdi. "Ona söylemem gereken bir şey varda. Rica etsem arkadaşını çağırır mısın avukat hanım." Onlar kapının önünde konuşurken Selim ve Kaan merdivenlere oturmuş Buğra'nın Pınar'ın karşısındaki hareketlerine kısık sesle gülüyorlardı. Neşe de Pınar'ın yokluğunu fark edince ayağı kalktı. Aday olan kayınvalidesine tebessüm ederek hole çıktı. Kapıyı aralık görünce meraklı adımlarla oraya yürüdü. Neşe bu kapıda ne olduğunu öğrenmeden rahat edemeyeceği için kapının kolunu tuttuğu gibi kendine çekti. Buğra ve Pınarı görünce gözlerini kocaman açıp kendini dışarı attı. "Hayırdır bir şey mi oldu? Neden buradasınız? Neden beni çağırmadınız? Aşk olsun bensiz kapıda sohbet edersiniz demek, öyle olsun." Kendi kendine söylenen Neşe'ye Pınar ve Buğra şaşırmış bir halde baka kaldılar. İki dakikada nefes alıp vermeden konuşmuştu genç kız. Karşısında şaşkın gözleriyle ona bakan Buğra tebessüm ederek Neşe'ye yaklaştı. "Nasılsın neşe?" Genç adamın sesinden etkilenen genç kız az önce sorduğu soruları unutmuş pileli eteğiyle oynamaya başlamıştı bile. Elmacık kemiklerinde oluşan hafif kızarıklık onu tatlı bir kıza çevirse de içinde ki cadı kız her an ortaya çıkacak gibiydi. "İyiyim Buğra sen nasılsın? Anneni çağırmaya mı geldin?" "Seni görmeye geldim." "Beni mi? Neden?" "Benim seninle konuşmam gereken bir konu var Neşe. Burada olmaz, acaba beş dakika dışarı çıkma ihtimalin var mı?" Pınar Neşe'nin cevap vermesini beklemeden, "yok "dedi. Bugün cumartesiydi ve Osman ağabeyleri izinliydi. Maazallah Neşe ve Buğra'yı sokakta görürse önce Buğra'yı döver sonrada nikâh dairesine götürdü. Hayır normal bir şekilde konuşurken görse bir sıkıntı olmazdı. Bu ikili birbirine bakarken çölde su bulmuş bir insan gibi bakışıyorlardı. Sanki birinden biri su diğeri onu içmek için hazırlanıyor gibiydi. Pınar da dostunun su gibi içilmesini istemediği için arkadaşını dizginlemeye çalışıyordu. Tam Neşe'ye olmaz diyeceği zaman evin kapısı açıldı. Azra kapının önünde duran üçlüye, "hayırdır" deyip omzunu kapıya yasladı. "Bir sen eksiktin Azra, sen de geldin tam oldu." "Ne yapıyorsunuz burada? İçeri gelsenize." Buğra; "ben gideyim" deyip geri adım attı. "Nereye gidiyorsun gelsene, içeride Neşe ablanın yaptığı bir sürü leziz yemekler var." Buğra elini düz göbeğinin üzerine getirip, "şimdi açıktım" dedi Neşe'ye gülümseyerek. Pınar Neşe'nin ağzından çıkacak cevabı bildiği için arkadaşın kolunu tutup, "gel mutfakta Buğra'ya bir şeyler hazırla" dedi kısık sesle. Neşe başını sallayıp, "tamam" dedi. "Aslında eve davet ederdim de içerisi kadın kaynıyor sen şimdi rahat etmezsin." "Yoo ederim aslında zaten annemde içeride, tanıştın mı onunla?" "Tanıştım çok tatlı bir kadın." "Sağ olasın. Geleyim mi içeri?" Buğra'nın çekinerek sorduğu soruya Neşe de Pınar da cevap verememişti. Azra onları kenara itip, "gel enişte" dedi Buğra'nın kolundan tutarak. Üçü de aynı anda, "enişte mi?" diye bağırınca Selim ve Kaan gülümseyerek merdivenlerden ayağı kalktılar. "Buğra'nın yardıma ihtiyacı var, gidip yardım edelim dostumuza." Kaan Selim'i onaylayıp beraber merdivenleri çıkmaya başladılar. Enişte şokunu üzerinden atamayan üçlü diğerlerini görünce, "bir siz eksiktiniz" dediler aynı anda. "Aşk olsun gidelim mi biz? Aşağıdan sizi tam olarak duyamıyoruz, gidelim mi biz Pınar?" Selim'in sorusuna omzunu silken Pınar, kardeşinin elini tutup içeri girdi. Biraz daha kapıda durup annesini dışarı çıkarmaya niyeti yoktu. Bu aralar etrafında sinirli gezen annesini daha fazla kızdırmanın anlamı yoktu. Onlar salona geçince Neşe diğerlerini aşağı gönderip mutfağa girdi. "Pınar," Neşe'nin sesini duyan Pınar ayağı kalkıp oflayarak mutfağa gitti. "Yine ne oldu Neşe?" "Hazırladığım tabakları aşağı getirelim, Buğra acıkmış." Pınar tek kaşını havaya kaldırıp kollarını göğsünün üzerinde bağladı. Her gün biraz daha sapıtan arkadaşına gözlerini devirip başını iki yana salladı. "Neden elalemin adamına poğaça börek götürüyoruz ki? Hem annen onlara götürdü diye biliyorum." Neşe oflayıp, "doymamış adam" dedi. "Ayrıca elalem değil, o benim sevgilim olacak yakında hissediyorum Pınar. Lütfen eniştenle iyi geçin ben sizin iyi anlaştığınızı görmek istiyorum." Neşe arkadaşının elinden kek tabağını alıp tezgâhın üstüne bıraktı. Küçük Emrah gibi bakan arkadaşına kısık sesle kahkaha atıp, yanaklarını sıktı. "Biraz ağır başlı ol Neşe. Anladık adam senden hoşlanıyor, biraz geri dur da hisleri daha kuvvetli olsun. Onun için gelip geçici olma kalıcı ol. O yüzden benim canım arkadaşım biraz ağırdan al. Adamın karşısında saf saf yüzüne bakma. " "Elimde mi sanıyorsun, görünce farklı bir boyuta geçiyorum. Kalbim sanki yerinden çıkacak gibi atıyor. Aynı zamanda bulunduğumuz ortamda sadece o ve ben varmışız gibi hissediyorum." "Geçmiş olsun kardeşim sen Buğra'dan hoşlanmıyorsun, ona âşık olmuşsun. Allah tamamını erdirsin." Neşe otuz iki dişini gösterip "âmin" diye konuştu. Aklı farklı bir boyuta geçmişti, hayallerinde çoktan Buğra'yla evlenmiş boy boy çocuklar yapmıştı ondan. Pınar ağzı açık kalan arkadaşının dudaklarına elinin tersiyle hafif vurup; "kapa şu ağzını" dedi gülerek. "Azra götürsün aşağı tabakları sen gitme." "Peki. Ama akşam parkta Buğra'yla buluşunca sen de benimle geleceksin, tamam mı? Ben tek başıma gidemem." "Neden ben de geliyorum Neşe? Adam seninle özel konuşmak istiyor belli ki, senden hoşlandığını söyleyecek adam benim orada olmam uygun olmaz." Neşe elini kalbinin üzerine koyup dizlerinin üzerine çöktü. "Karnıma ağrılar girdi Pınar. Sanki cırcır olmuş gibi hissediyorum." Dediği gibiydi karnının içinde kıvılcımlar tutuşmuş alev haline gelmişti. Hissettiği bu duygu hoşlanmaktan öteydi. Bu yaşına kadar kimseye âşık olmayan kız ilk kez gördüğü adama âşık olmuştu. Konuşmadan dokunmadan sadece uzaktan bakarak sevmişti kalbini deli gibi heyecanlandıran adamı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD