2'

807 Words
Gözümden akan yaşlar yağmur, sallanan omuzlarım deprem etkisi yaratıyordu sanki bedenimde. Ne yağmur duruyor ne de deprem bitiyordu. Bir an sonra ise üzerime düşen gölge ile birisinin varlığını fark etmiştim. Gölgenin sahibi ilk birkaç saniye durmuş, ardından ise küçülen gölgesinden ve yaklaşan nefes sesinden anladığım kadarıyla eğilmişti. Eğilmesiyle birlikte kafamı kaldırmıştım fakat bu hareketim benim kontrolümde değildi; yaklaşan kişi, elini çeneme yerleştirmiş ve kafamı kaldırmıştı. Şaşkınlıkla yaşlar akmaya devam eden gözlerimi hızla kırpmaya başladım, biraz sonra yapacağı hareketin ise beni ağzımı açık bırakacak kadar şaşırtacağını bilmiyordum. Önce elini çenemden çekti, iki elini yanaklarıma yerleştirdi. Parmakları yumuşak hareketlerle göz yaşlarımı sildi. Dudaklarımın arasından minik bir hıçkırık kaçtığında bakışlarındaki ifadenin daha da yumuşadığını gördüm buğulu gözlerimle. Yüzüne bir tebessüm yerleştirip ellerini yanaklarımdan çektiğinde gideceğini düşünüyordum. Düşündüğüm gibi olmuş, ellerini dizlerine yerleştirip oradan destek alarak ayaklanmıştı. Yokluğuyla birlikte tekrar kafamı eğdiğimde uzaklaşan adım seslerini duymaya çalışıyordum. Kolumda hissettiğim temasla tekrar kafamı kaldırdığımda yine aynı adamın yüzünü birkaç santim uzağımda gördüm. Ne olduğunu anlamadan kendimi ayakta bulduğumda şaşkınlığım sınırlarını zorluyordu. Surat ifademi gören yabancı küçük bir kahkaha attığında ilk kez sesini duymuştum. Ses tonu beni kendisine hayran bırakacak kadar güzeldi. Kahkahasının ardında kalan izlerle birlikte yüzünü bana çevirdiğinde dudaklarını aralamıştı. "Canın çok yanıyor mu?" Sözleriyle birlikte ikinci planda kalan bedenimin acısını tekrar hissettim. Eşofmanın sol dizimin olduğu tarafı yırtılmıştı ve dizim kanıyordu. Gördüğüm manzarayla nihayet canımın yandığını hissettiğimde hızla adama bakıp kafamı sallamıştım. Dudaklarını birbirine bastırmış ve ardından kolunu tutunmam için bana uzatmıştı. Elimi uzatıp koluna koyduğum anda canımın yanmasıyla içime derin bir nefes çekerek elimi kolundan uzaklaştırdım. Acı hissettiğim yere baktığımda avuçlarımın da kanadığını gördüm. O da görmüş olmalıydı ki yüzünü buruşturmuştu. Göz göze geldiğimizde sakince yanıma yaklaşmış ve izin istercesine gözlerime bakmıştı. Gözlerimde onayı görmüş olacaktı ki daha fazla durmadan elini koluma koydu. Desteğiyle birkaç adım ilerideki banka yaklaştığımızda kolumdaki elini diğeriyle değiştirdi, boşta kalan eliniyse diğer koluma koydu. Ben oturduğumda ise doğrulmuş ve "İlerideki eczaneden birkaç malzeme alıp geleceğim," demişti. Sanırım gidecekti fakat daha nazik bir yolla söylüyordu bana. "Konuşmayacaksın galiba?" Cevap vermeme fırsat bırakmadan yürümeye başladığında arkasından yürüyen bedenini izliyordum. İnce, uzun bedeni ve gecenin içinde ay gibi parlayan teniyle birçok insanın dikkatini çekebilecek birisiydi. Yakından inceleme şansı bulduğum karakteristik hatlara sahip yüzü normal bir insandan pek farklı değildi ancak bence mimikleri ve bakışlarıyla farklılığı ortadaydı. Gözden kaybolmasıyla birlikte düşüncelerime önüme dönüp devam ettim ve aklımı o adamdan uzaklaştırıp kendime yönlendirdim. Ne yapacaktım şimdi? Gördüğüm kabus hâlâ etkisini sürdürüyordu fakat azalmıştı, bu sebeple göz yaşlarım dinmişti. Tekrar kâbusumu hatırlamamla birlikte gözlerim dolduğunda, düşüncelerimi hızla kendimden uzaklaştırmıştım. Gözlerimi kapatıp içime derin bir nefes çektim ve ardından verdiğimde aynı şeyi birkaç kez daha tekrarladım. Kalp atışlarımın sakinleştiğini, beynimin ve bedenimin rahatladığını hissettiğimde kucağımda duran ellerimi kaldırıp yüzüme yaklaştırdım. "Hey! N'apıyorsun, dur!' Yanı başımdan gelen sesle irkilip hızla gözlerimi açtım. Şaşknlıkla bakışlarımı ona çevirdiğimde gayet rahat bir şekilde yanıma oturdu. Geri gelmişti. Geri dönmesi tekrar gözlerimi yaşlarla doldururken o beni asla umursamadan eczane poşetindeki malzemeleri dışarıya çıkarıyordu. İlk önce pamuğu ve suyu eline aldığında yaralarımı temizleyeceğini anlamıştım. Önce yüzüme, sonra dizime göz attı. Güven verici bir gülümsemeyle tekrar yüzüme baktığında gülümsemesini asla bozmadan konuşmaya başladı. "Dizini uzatır mısın biraz?" İkiletmeden söylediğini yaptığımda pamuğu dizime yaklaştırmıştı. Ben gelecek olan acıya kendimi hazırlamış ve gözlerimi kapatmışken, dizimde yalnızca hafif bir ferahlık hissettim. Gözlerimi açıp dizime baktığımda, kafasını dizime eğip üflediğini ve aynı zamanda yarayı temizlediğini görmüştüm. Şefkatli hareketleriyle gözlerim dolduğunda, tekrar ağlamamak için derin nefesler almaya başladım. Derin nefeslerimi hissettiğinde hemen kafasını kaldırıp konuştu. "Acıyor mu?" İlk kez, sevgili okur, ilk kez konuşmak istedim. Sesimin titreyeceğinden emin olmasam, konuşurdum da. Konuşamadım. Kafamı onaylamazca iki yana sallarken aynı zamanda gülümsemiştim. O da aynı şekilde gülümseyip işine dönmüştü. Biraz daha pamuk ve suyla dizimi temizlediğinde, devam ettiği sürece hep dizime üfledi. En sonunda temizlemeyi bitirdiğinde tekrar poşete yönelip bu kez bir kutu çıkardı. Kutunun içinden kremi de aldığında önce kreme baktı ve yüzünü bana çevirip kaygılı bakışlarıyla konuştu. "Bu kez acıyacak ama hızlı geçecek. Uyuşturur bu, sadece sabretmen lazım." Başka şansım olmadığı için onayladığı da o da hemen kremin kapağını açıp biraz parmağına aldı. Önce yüzüme bakıp gülümsedi, sonraysa kremi dizime değdirdi. Hissettiğim acıyla gözlerim sıkıca kapanmış, dişlerim birbirine kenetlenmişti. Gözyaşları tekrar gözümden akarken derin nefesler alarak geçmesini bekliyordum. Biraz sonra dizime yapıştırılan bantla eş zamanlı olarak acım azaldığında gözlerimi açtım. Endişeli gözlerle bana bakan adama döndüğümde hâlâ sakinleşmeye çalışıyordum. "Geçti mi?" Kafamı iki yana sallarken hâlâ ağlıyordum. Gözyaşlarımı tekrar sildiğinde biraz daha sakinleşmiştim. Aynı şeyleri ellerim için de yaptığında sonunda tüm yaralarımı kapatmıştı. İşi bittikten sonra gözlerine ilk kez dikkatli bir şekilde baktığımda kahverengi olduğunu gördüm. Eğer uzaktan baksam siyah olduğunu düşüneceğim gözleri, yakından kahverenginin en koyu tonlarını içinde barındırıyordu. Gözleri gece gibiydi. Günlerce izleyebileceğim kadar içinde sakladıkları vardı. Bu düşünce içinde saklamadıklarını hatırlamamı sağladığında, bana bu kadar yardımcı olan yabancının kim olduğunu ilk kez sorguladım. Ciğerlerimi oksijenle doldurduğumda konuşacak olmamdan kaynaklı tedirginliği en içimde hissetmiştim. "Teşekkür ederim yardımların için ama sen kimsin?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD