3'

811 Words
Gülümsedi. "Ben Egemen." Şaşkınlıkla yüzüne baktığımda devam etmesini bekledim fakat etmeyeceğini anladığımda tekrar konuştum. "Ben de Eylül. Memnun oldum. Bu kadar mı söyleyeceklerin?" O da aynı şekilde baktığında konuştu. "Kim olduğumu sordun Eylül. Ne söyleyeyim başka?" "Neden bana yardımcı oldun, oluyorsun?" Bana ciddi olup olmadığımı sorarcasına daha dikkatli baktığında sorduğum soruyu bir kez daha düşünmüştüm. Bence çok yerinde bir soruydu fakat sanırım ona göre değildi. "Ağlıyordun. Bu saatte ağladığını görünce sıkıntın var sandım, her insanın düşüneceği gibi. Yanına geliyordum ve gelmeden gerçekten bir sıkıntın oldu. Yani ihtiyacın olduğu için." Ağlıyordum... Gördüğüm kabus tekrar zihnime dolduğunda kâbusumdaki gibi hızla gözlerim doldu. Birkaç saniye sonra bir damla yaş sol gözümden süzüldüğünde henüz yanağımdayken yanımdaki beden tarafından silindi fakat elini çekemeden ikincisi de onunla buluşmuştu. "Eylül, neden ağlıyorsun? Düşündüğüm gibi bir şey yok değil mi? Varsa söyleyebilirsin, korkma, yardımcı olurum ben." Kafamı hızla iki yana salladığımda dışarıdan değişiklik olmasa da yaydığı enerjiden rahatladığını hissetmiştim. Artık gözyaşlarım kontrol edilemeyecek kadar hızlandığında hâlâ inatla silmeye çalışıyordum. Artık yetişemeyecek hâle geldiğimde o, ellerimi tutup yüzümden uzaklaştırdı ve kucağıma bıraktı. Kocaman elleriyle sanki içimi rahatlatmak ister gibi tüm yüzümü kavradı ve yaşlardan arındırdı. Beni kendine çekip sarıldığındaysa uzun süre o hâlde kaldık. Yabancı adamın, yabancı olmayan bedeninde dakikalarca soluklandım. En sonunda sakinleşmiş hâlde geri çekildiğimde kafamı kaldırıp gözlerinin en içine bakmaya çalıştım. Tebessüm ettiğimde bir damla yaş daha aktı gözümden ve o yine, yanağımdayken onu yakaladı. Mutsuzdum. Geçmişten gelen ve bugünümü rahat bırakmayan bir mutsuzluktu bu ve insanlardan kilometrelerce uzağa savrulmamı sağlıyordu. Yanımdaki bedenden de uzağa savrulmak istemezce hissettiklerimi ilk defa, belki de son defa, dile getirdim. "Ç-çok mutsuzum. Sanki kendime yetemiyormuşum gibi hissediyorum. Sanki... Sanki nefes almak için bile ciğerlerim zorlamam gerekiyormuş ama ne kadar zorlasam da yetmiyormuş gibi. A-anlıyor musun beni? S-sanki konuşsam da duyulmuyormuş gibi. Hiçbir şeye yetemiyorum. Kendime bile y-yetemiyorum. Ellerimi görüyorsun d-değil mi? İşe y-yaramıyorlar sanki. H-hiçbir işe y-yaramıyor..." Cümlelerimi yarıda kesen, Egemen'in elimi tutmasıydı. Kucağımdaki ellerime bakan gözlerim, ellerimin kucağımdan çekilmesiyle birlikte peşinden gittiğinde ellerimin son durağı Egemen'in dizleri olurken, gözlerim yola devam edip gözleriyle buluşmuştu. "Ağlama ama artık ve haksızlık ediyorsun kendine." Sakin ses tonuna zıt olarak sıktığı dişleri ve kızgın bakışları hissettiği şeyleri anlamamı sağlamıştı. Yine de tebessüm ederek kurduğu cümlelere, kafamı iki yana sallayarak cevap verdim. Ardından kafamı çevirip sırtımı banka yasladım. O dizlerinde duran ellerimi minik hareketlerle okşarken ben de dik tutmakta zorlandığım kafamı koluna koydum. *** "Eylül, uyan hadi." Duyduğum sesle gözlerimi aralarken üşüdüğümü hissettim. İçime çektiğim derin nefesle birlikte aldığım ekşi ama çok hafif baharatlı koku beni mutlu etmişti ve hem kokuyu daha çok alma umuduyla hem de ısınma umuduyla yanımdaki bedene daha çok sığındım. "Keyfin yerinde galiba?" Etrafıma batığımda nerede olduğumu ancak anlamıştım. "Uyumuş muyum ben! Pardon, kusura bakma. Acıdı mı kolun?" Kahkaha atarak "Hayır, acımadı," dediğinde kafamla onaylayıp geri çekilmeye çalıştım fakat elimin banka çarpmasıyla birlikte Egemen tarafından durduruldum. "Dur, sakin! Zarar verme kendine. Zaten sağlam yerin kalmadı." Sakince toparlandığımda söylediklerine gülmeye başladım. Onun da gülmesiyle birlikte birkaç dakikanın ardından ancak durabilmiştik. "Aç mısın? Ben çok acıktım. Yemek yiyelim mi?" Aç değildim ama ona eşlik edecektim. "Aç değilim ama sana eşlik ederim." Gülümsediğinde konuştu. "Pizza?" Aynı ifadeyle cevap verdim. "Pizza!" "Caddede var pizzacı. Sever misin orayı?" Her zaman gittiğim pizzacıdan bahsettiği için hızla onayladığımda ayaklanmıştı. "Yardım edeyim mi sana?" "Gerek yok, hallederim ben. Acımıyor zaten." Onun ardından ben de kalktığımda ilerlemeye başlamıştık. Kısa sürede yemek yiyeceğimiz yere ulaştığımızda çok geçmeden sipariş verdik. Ben çok aç olmadığım için bir tane orta boy almıştık. "Kaç yaşındasın?" Sorduğum soruyla yemek bekleyen gözleri yüzümü buldu. "25." Kafamı salladığımda gelen yemeğimizle birlikte tekrar konuşmamızda fırsat kalmadı. Ben pizzadan bir dilim alıp ısırdığım sırada Egemen elindekinin yarısını yemişti bile. Şaşkınlıkla ona bakarken konuştum. "Yavaş ye, boğulma!" Bana bakıp göz kırptı ve yemeğine devam etti. Kafamı iki yana salladıktan sonra ben de yemeğine döndüğümde iki dilim pizzanın ardından doymuştum. "Doydun mu Eylül?" Kaşlarım havalandığında konuştum. "Doydum, senin kadar nasıl yiyeyim?" "İki dilim yedin daha ama. Kim iki dilimle doyar? Miden yok mu senin?" Söylediği şeyle güldüğümüzde yemeğine devam etmişti. "Sen kaç yaşındasın?" Ağzı doluyken kurduğu cümleyle yüzünün aldığı şekil gülmeme sebep olmuştu. "21." Daha fazla konuşmadan yemeğini yediğinde on beş dakikanın ardından bitirmişti. Hesap ödeme zamanımız geldiğinde konuştum. "Evden çıkarken kötüydüm, para yok yanımda. S..." "Önemli değil tabi ki. Lafı bile olmaz. Sen dışarıya çık, ben ödeyip geleyim." Onaylayıp dışarıya çıktığımda biraz sonra o da gelmişti. "Eve geçelim mi artık?" Kafasını salladığında ilerledik. "Bir sonrakinde de ben öderim o zaman, borcum olsun." Bana döndüğünde bakışları sitemliydi. "Lafı olmaz demedik mi, neden hâlâ bunu düşünüyorsun? Ama için rahat edecekse tamam. Ver telefon numaranı, ben sana söylerim hesabı ödeyemeyeceğim zamanı." Kafamı hızla salladığında bana uzattığı telefona numaramı yazdım. Alıp kaydettiğinde "Nerede oturuyorsun," diye sordum. Parmağıyla gösterdiği yer ayrılacağımız zamanın geldiğini anlamamı sağlamıştı. "Ayrılıyoruz o zaman. Çok teşekkür ederim, sen olmasan toparlanamazdım." Başını önemli değil dercesine salladı. "Hoşça kal, dikkatli ol." Arkamı dönüp yürümeye başladığımda birkaç saniye sonra onun da adım seslerini duymaya başlamıştım. Eve ulaştığımda kapıyı olabilecek en sessiz şekilde açmıştım. Odama ilerleyip Hüda'ya baktığımda hâlâ uyuduğunu gördüm. Rahatlayarak suyumu da içtiğimde yaklaşık on dakika sonra üzerimi değiştirmiş hâlde yataktaydım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD