Herkese merhaba arkadaşlarr
Nasılsınız? umarım iyisinizdir.
Derin'i büyük heyecanıyla baş başa bırakmıştık önceki bölüm. bakalım kızımız nasıl baş etti?
Evet, herkese iyi okumalar dilerim :)
Düzene sokamadığım duygularım sürekli hareket halindeydi.
Söz konusu Bora olduğunda hem şaşkınlık hem bolca heyecan hem hayal kırıklığı ve daha bir sürü anlamdıramadığım duyguları bir arada yaşıyordum.
Utanç..
Şu an en yoğun duygu utanma ve heyecandı...
Tepsiyi nasıl taşıdığımı bilmiyordum. Sanırım bir mucizeydi fakat zile giden ellerim tir tir titriyordu.
Zile bastığımda da beklerken de aklımda beni havlu ile gördüğü sahne canlanıyor ve yanaklarım dahil tüm vücudum yanıyordu.
Kapı birkaç saniye içerisinde açıldığında
Bora'nın üzerindeki yine koyu renk olan uzun kollu ince olduğu belli olan kazağın bel kısmı katlanmıştı.
"Annem gönderdi."
Sesim içime kaçmak ister gibi çıkmak istese de olabildiğince normal olmaya çalışmıştım.
O sırada olmaması gereken bir şey oldu.
Annem zile basabilmek için beklediğim dakikalarda geciktiğimi düşünmüş olmalı ki kapıya çıktı.
"Bora, oğlum Derin kendisi yaptı. Bora abiye de verelim dedi, bizim kız iyiliğin altında kalmaya gelemiyor. Soğumadan afiyetle ye."
Annemin tek bir nefeste söylediği sözlerle gözlerimi yummak hatta ve hatta buradan silinmek istemiştim.
Normal bir günde yine heyecanlanır ve öğrenmesini istemezdim fakat bugün ona rezil olduktan sonra üstüne ona kendi ellerimle yemek getirmek ekstra olarak beni utandırmıştı.
Evrenden silinmek, yok olmak istiyordum.
Bora'nın yüzünde beni gördüğünde oluşan şaşkınlık yerini annemin sözleri ile gülümsemesi ile oluşan parlaklığa bıraktığında elimdeki tepsiyi hızlıca karnına çarpacak şekilde uzattım.
Bu hareketimle birlikte duyduğum düşük desibeldeki kahkahası ile bakışlarım hayranlıkla yüzüne kaymış ve ben buna engel olamamıştım.
Gözlerindeki tuhaf ama içime işleyen parlak bakışları gözlerime çevrilmiş ve kısa süren kahkahasının yerini küçük bir gülümseme almıştı.
Çok güzeldi.
Erkek güzeliydi.
Tepsinin tutulacak yerlerinde ellerim olduğundan oraya ellerini koymamış fakat büyük eli sayesinde parmakları elimin sırtına dokunmuştu.
Vücuduma yayılan elektrik ve sıcaklık ile karnımda bir şeyler olurken ellerimi maalesef ki çekmiştim.
Her saniye ona daha çok aşık oluyordum.
Bu aşk mıydı hala , henüz, emin değildim.
Daha önce yaşadığım hiçbir şeye benzemiyordu.
Sanırım ilk aşkım çok güzel olan bu yakışıklı adam olacaktı.
Şanslıydım.
Spor salonundaki kadının söylediği gibi şanslıydım.
Bora, hem yüzü güzel olan hem de asıl önemli olan kalbinin güzelliği ile beni cezbetmişti.
Tam hayallerimdeki gibiydi.
Zeki, çok sıcakkanlı olmayan ama buz gibi de olmayan güzel kalpli bir adamdı.
Bu konuda çok şanslıydım.
Onu sevmek çok güzel şeydi.
Annem gitmiş olmalıydı. Yapacağını yapmış ve gitmişti. Ancak iyi ki de yapmıştı.
Bora, benim yaptığımı bilmeliydi.
Gözlerimdeki gözleri tepsiye indiğinde daha çok parlamıştı.
Bu beni mutlu etmişti. Seviyordu, benim yaptığımı bile bile yiyecekti.
Fısıltısı aramızda yayıldı.
"Teşekkür ederim. En sevdiğim yemek. Ben çok teşekkür ederim Derin."
Yüzümdeki gülüşe hakim olamamıştım.
"Umarım beğenirsin."
Gözleri yeniden gözlerim buldu. Hayat buldum yeşillerinde.
Yemyeşil, huzurlu , yeni bir hayat..
"Beğeneceğime eminim. Bir daha yaparsın değil mi?"
Küçük kıkırtıma hakim olamazken daha sonrasında konuştum.
"Öncelikle yemelisin. Sonrasına sonra bakarız."
Oyuncu edama gülümsemişti.
"Afiyet olsun."
Son kez konuşup arkamı döndüğümde kalbimde can bulan Bora'ya gülümsedim.
Evin açık kapısından içeri girdiğimde Bora ile aynı anda kapıları kapatmıştık. Yüzümdeki gülüşe hakim olmaya çalışarak yemek masasına oturmuş ve bana güzel gelen karnıyarığın tadına bakmıştım.
Umarım beğenmiştir.
Daha sonrasında annem beni odama kovalamış ve masayı kendisinin toplayacağını, çaya gelmemem gerektiğini artık ders çalışmamı söylemişti.
Dediğini yaparak derse oturduğumda bir süre odaklanamamış ardından da kendimi kaptırmıştım.
Geç saatlere kadar çalıştıktan sonra masamı toparlamış ve çantamı hazırlamıştım.
Yarın özel fizik dersim vardı. Spora gidecek vaktim olmadığını Bora'ya mesaj olarak atmak istesem de kendimi tutmuş ve saatin geç olduğunu hatırlamıştım.
Bora defterim ile pencere kenarına yerleştiğimde sayfaları doldurmaya başlamıştım.
Merhaba günlük
Böyle seslenmemi sevmiyor olabilirsin ama daha yaratıcı bir isim bulamadım. Her neyse konumuza gelelim. Bora....
Bugün birlikte spora başladık. Anlatmıştım ya hani bence Yaman'ı kıskanmıştı ve spor için vakit ayırmam gerektiğini söylemişti.
Bugün gittik.
Her şey güzel başlamıştı. Sonradan güzel bir kadın yanımıza gelene dek....
Defteri kapattığımda saatin epey geç olması nedeniyle uykumun ağır basmasıyla uykuya dalmış ve sabah kalkasım gelmemişti.
Haliyle okula geç kalacağım diye korkmuş ve kahvaltı etmeden evden çıkmıştım.
Okula hızlı adımlarla sabah sabah gidemeyeceğim için yakınlardaki bir duraktan otobüse binmiştim.
Kimya sınıfına çıkan merdivenleri zorlukla aştğımda derse geç kalmıştım.
Kapıyı tıklatarak derse girmiş ve Beril'in yanına kendimi atmıştım.
Yüzü solgun duran Beril'i dersten sıkılmış olabileceğine yorarak heyecanla ona eğildim.
"Sana anlatacaklarım var."
Bana döndüğünde gözleri gözlerimi bulmuştu.
Gözleri kızarmış gibiydi sanki.
"Gözlerin neden kızarmış gibi?"
Beril'e fısıldadığımda maalesef ki cevabımı alamadan hoca bizi uyarmıştı.
"Hem sonradan geliyorsun hem de konuşuyorsun. Olmaz böyle. Sınava gireceksiniz siz.."
Diye başlayan nasihat ile uyarı arasındaki mesajı dinlememiştim.
Yine de kimseye haksızlık etmek istemediğimden ve derste konuşmaktan hoşlanmadığımdan susmuştum.
Hoca bir süre daha konuşmuş ve derse geri dönmüştü.
Defterimi çıkarıp not almaya başlamıştım. Teneffüs zili çaldığında bakışlarım Beril'e derste sorduğum sorunun cevabını almak istercesine dönmüştü.
"Ders çalıştım. Uykusuzum ondandır. Sen ne anlatacaksın?"
Bu ara daha sıkı tuttuğunu bildiğim dersleri yüzünden olduğunu öğrendiğimde bir süre ona kendine iyi bakmasını söylemiş ve anne moduna girmiştim.
Beril 'e spor salonundaki kadından sahte sevgililik olayına ve şimdiye kadar atladığım Yaman'la tanışmama kadar her şeyi anlattığımda beklediğim kadar tepki alamamıştım.
Gerçekten çok yorgun olmalıydı.
Kuru birkaç cümle kurduğunda gülümsemeye çalışsam da başarılı olamamıştım.
Bir terslik vardı.
Ben öyle hissediyordum.
Yine de hayra yormaya çalışarak konuyu ona çevirdiğimde hiçbir cevap alamamıştım.
Nedenini anlayana kadar atla karayı seçerken çaprazımızda oturan iki kızın sesine denk geldim.
"Eren'i duydun mu? Sevgili yapmış."
Bu sözler öylesine kulağıma çalınmış gibiydi. Sonuçta okuldaki tek Eren bizim arkadaşımız olan Eren değildi ya..
Fakat Beril'in iyice değişen ifadesi ve gözünden süzülen yaş tam da bizim arkadaşımız olan Eren olduğunu doğruluyordu.
Beril'i kolundan tutarak kaldırıp kimseye bir şey çaktırmadan gözündeki yaşı silen biricik arkadaşımı lavaboya sürükledim.
Neyseki en üst kattaydık. Çünkü bu katın tuvaletleri çalışmadığından sadece lavabosu vardı ve o da boştu.
"Ağla Beril , yanındayım."
Benden neden sakladığı konusunda ona kızamazdım. Başka birinin ağzından duyduğu anda bile ağlamaya başlamışken kendisinin dile getirememesi oldukça normaldi.
'Ağla ' dememle sarıldığım bedeni titremeye başlarken çok geçmeden sesi de duyulmuştu.
Onunla birlikte benim de gözümden yaş gelirken iki arkadaştan çok iki kardeş olarak ağlamaya başlamıştık.
Eren ne zaman sevgili yapmıştı?
Ve bundan sonra ne olacaktı?
Bölüm sonuuu
Düşüncelerinizi buraya alalım
Beril kuşum üzgün , Eren sevgili yapmış.
Sizce derin'in arkadaşlığı nasıl? Beril'i Bora yüzünden unuttuğu oluyor mu ?
Her şey için çok teşekkür ederim diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın :)