0.06

1155 Words
"Atla pencere kuşu." Şaşkınlıkla ona baktığımda gülmüştü. Bunun ne işi vardı? Belki de gece gece beni gördüğünde almak istemişti. "Babamı bekliyorum. Teşekkür ederim." Ben gitmesini beklerken tekrar konuştuğunda büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. "Baban söyledi zaten. Hadi artık. Binecek misin?" Kafamı iki yana sallayıp söylenerek arabaya ilerledim. Arkaya binecektim. Tam şoför koltuğunun arkasındaki kapıyı açacaktım ki ön koltuğun kapısını uzanarak açtı. Öne binmemi mi söylüyordu? Çantamı açtığım arka kapıdan içeri bıraktığımda adımlarım ön tarafa çevrildi. Açık camının yanından geçerken uzun saçlarımdan tutup çekmişti. Şaşkınca ona baktığımda gülüyordu. Gülüşü,güzeldi. "Hemen sinirleniyorsun. Biraz değişikliklere açık ol." Acele adımlarla yanından geçip ayaklarımı yere vura vura koltuğa oturdum. Sinirlenmiştim. Hemen sinirlendiğim falan yoktu benim! "Ben sinirli değilim. Sen çok mutlusun." Tersçe ona söylendiğimde daha çok gülmüştü. Sarhoş falan mıydı? Bu kadar çok gülmesini daha önce görmemiştim çünkü. Daha önce?Komiksin. Henüz beşinci gün! Aramızdaki samimiyet hızlı ilerliyordu. Benim yapabileceğim bir şey yoktu. "Kemerini tak, sinirli kuş." Neydi bu kuş takıntısı? "Şunu söylemeyi ne zaman keseceksin?" Kafamı iki yana sallarken kemerime uzanıp taktım. "Hiçbir zaman." Sinirli bir soluk bıraktım. "Sakin ol sadece takılıyorum." Bunun üzerine sessiz kalma kararı aldım. Kollarımı toplayıp başımı dışarı çevirdiğimde harekete geçen arabanın ardından sonunda ciddi ses tonunu duyabilmiştim. "Rahatsız oluyorsun anlaşılan. Bir daha söylemem." Kıvrılmak isteyen dudaklarıma inat omuz silktim. "Özür dilerim Derin." Bu kez gülümsememi saklayamamıştım. "Gülüyor musun sen? Oh sonunda!" Kalbim dur durak nedir bilmiyordu. Kendimi tutmaya çalışsam da maraton koşmuşum gibi atıyordu. Sessizliğimi koruduğumda homurdanmıştı. "Konuşmak denen bir şey var Derin. Biliyor musun?" Kafasını iki yana sallayıp hayıflanıyordu. Omuz silktim. "Ne anlatayım?" O da beni taklit edip omuz silkerken bakışları yoldaydı. "Gününü anlatabilirsin mesela. Çok yorgun musun? Aç mısın?" Sıradan bir şey söylüyormuş gibi günümü sorarken bakışlarımı ona çevirdim. "Günüm ders,ders ve yine dersten oluşuyor anneciğim. Doğal olarak yorgunum. Hayır çok aç değilim." Kısa süreliğine bana kayan bakışları ile yapay bir şekilde sırıttım. "Beni sorduğun çok sağol." Göz devirip konuştum. "Sabırsız mısın acaba?" Yoldaki gözleri kısılmıştı. Düşünüyor gibiydi. "Yoo değilim." Gözlerimi kısarak ona baktım. "Kesinlikle öylesin." Konuyu değiştirmeyi seçerek bir nebze kabul etmiş olmuştu. "Midye yiyelim mi?" Bu çocuk ne yapmaya çalışıyordu? Çocuk dediğin senden dört yaş büyük "Evdekiler merak eder. Daha sonra.." Git gide içime göçen sesime karşılık beni onaylamıştı. Oysaki karşı çıkmasını beklemiştim. O kadar çok reddettin ki ! Artık ısrar etmiyor. Öyle mi olmuştu? Belki de.. "Süt mısıra hayır demem ama." Yüzümü ekşitmemek için kendimi zor tuttum. Çok üstten bir cevap olmuştu. "Rota oluşturuldu." Neyseki yanlış anlamamıştı. Birlikte sahil kenarına geldiğimizde süt mısırlarımızı almış ve bir banka oturmuştuk. "Teşekkür ederim." Elimdeki mısırı gösterdiğimde önemli değil dermişcesine başını sallamıştı. Sessizlik içinde geçen dakikalarda spor konusu bir kez daha açılmış ve böylelikle futbola olan ilgisini öğrenmiştim. Daha önce profesyonel voleybol oynadığımı söylemiştim. En fazla on dakika içinde geri kalktığımızda doğruca eve geçmiştim. Babamlar Bora'lara misafir olmuştu. Bora ise babamın beni almaya geleceğini duyduğunda izni olursa almaya kendisinin gidebileceğini ve sohbetin bölünmemesini istediğini söylemişti. Beni bir kez daha kurtardın, demişti. Şimdi yatağımda yarının boş olduğunu bilerek rahatça müzik dinlerken aklım sürekli Bora ile geçen dakikaları gözümün önüne getiriyor ve gülümsememi sağlıyordu. Ben bu kadar gülümseyen bir insan değildim. Bora bilmeden gülüşlerimi arttırmıştı. Yatağımdan kalkıp penceremin önüne yerleştim. Boş sokak bazen korkutucu gelse de benim gözlerim sokağa baktığı halde bir çift yeşil gözü görüyordu. "İyice saçmaladın sende kızım. Dur artık." Kafamı iki yana sallayıp kendime geldiğimde pencerenin önünden çekilip tekrar yatağıma yerleştim. Bu kez gözlerimi kapatıp uykuya dalarken huzurluydum. Ertesi gün öğlene kadar uyuyamasam da ,çünkü erken uyanmaya alışmıştım,geç saatlere kadar uyumuştum. Bu hafta sonu deneme sınavı yoktu. Bunun rahatlığıyla annemle güzel bir kahvaltı yapmıştık. Selin arkadaşlarımla buluşacağım diye çok erken olmasa da erken çıkmıştı. Sevgilisiyle buluşacağına emin olduğum Selin ile anneme yardım etme işi bana düşmüştü. Tüm evi annemle birlikte temizlemiş ardından annem duşa girerken kalan toz alma işlemini yapmıştım. Annem duştan çıktığında işimin de bitmesiyle kendimi duşa atarak güzelce yıkanmıştım. Daha sonra saçlarımı kurutup lenslerimi takmış ve makyaj da yaparak dışarı çıkacağımı söylemek için içeri gittiğimde Bora'nın annesini görmüştüm. Ne ara gelmişti bu kadın? Ufak bir sohbet ettikten sonra daha fazla kalmayacaklarını söylemişti Bora'nın babası inşaat işiyle ilgileniyordu ve yatırım için alacağı evde üniversitesi bitene kadar Bora'nın oturacağını duymuştum. "Anne ben çıkıyorum!" Anneme seslenip evden çıktığımda Beril'le buluşmuştuk. "Çok güzel görünüyorsun Beril." Hayranlıkla ona bakarken gözlerini kaçırmıştı. Utanmıştı. Heyecanlı ve utangaç haliyle yanaklarını sıkasım gelmişti. Bugün Eren de bizimle buluşacaktı. Okulda sık görüşsek de dışarıda pek görüşmediğimiz için heyecanlı olan Beril'i sakinleştirmek için geç kalacağını haber veren Eren'i beklerken dün gece olanları anlatmıştım. Neşeli bir çığlık atıp bana sarılması ise beklediğim ama olmasına imkan vermediğim bir durumdu. Herkesin bakışları bize dönerken Beril'den ayrıldım. "Kızım iki dakika rahat dur ya!" Omuz silktiğinde bende omuz silkmiştim ve karşılıklı sanki çok komikmiş gibi gülmüştük. "Bora'yı da çağırsana." Gözlerimi kocaman açarak ona baktığımda dediği çok mantıklıymış gibi kararlı duruyordu. "Saçmalama. Ne diyeceğim? Ne gerek var hem. Hayır, olmaz." Kendi kendime gibi görünen konuşmam ile Beril gülümsemişti. "Hem biz de tam tanışmış oluruz. Dememiş miydi az tanıdığım insandan biri sensin diye? Bakalım bize de sana davrandığı kadar samimi olacak mı?" Aslında mantıklıydı fakat içimi bir yandan da kaplayan korku onun da bana dediği gibi herkes kadar değerli görmesindendi. Telefonumu çıkarıp konuşma yapamayacağımın farkında olarak mesaj bölümüne girdim. En son görüldü atmamak için gülücük atmıştı ve bu benim içimi sıcacık yapmıştı. Bana görüldü atmamıştı! Ben ona elimde olmadan görüldü atmıştım. Ben: Selam! Müsait misin? Eren ve Beril'le Moon kafedeyiz. Seni de çağırmak istedik. Gelmek ister misin? Çok saçma bir mesaj olmuştu. kesinlikle onu çağırmam çok saçma olmuştu! Cevap gelmeyen her saniye dudaklarımı kemirirken bildirim ekranıma düştüğünde Beril'le aynı anda okumuştuk. Bora: Şu an işim var fakat gelmeye çalışacağım. "Al doydun mu Beril hanım? Rezil olduk." Şaşkınca bana Beril'e omuz silktim. Öyle olmasa bile öyle hissediyordum ve modum düşmüştü. "Bence gelecek, hissediyorum." O sırada kapının girişinde gördüğüm Eren ile güldüm. "Sen aşkını hissetmişsin canım." Gözlerimle arkasını işaret ettiğimde elleri titrer gibi olsa da her zamanki ustalığıyla kendini toplamıştı. Eren de geldiğinde yemek siparişini verip beklerken sohbet etmeye başlamıştık. Karşımda Beril oturuyordu ve onun yanına da Eren yerleşmişti. Eren kendini iyi gizleyen bir çocuktu. Duygularını anlamak oldukça zordu. Geçen sene Beril'e hoşlandığını söyleyen çocuğa çok sinirlenmişti. Yine de emin olamıyorduk. Söylediğim iskenderin önüme konmasıyla dünyadan soyutlanırken hayatımın aşkı ile büyük buluşmamızı yaşamıştık. İskender'e aşıktım! Kendimden geçmiş bir şekilde yabancı olmamasını fırsat bilerek sevdiğimi belli eden mırıltılar çıkarırken bir ses duyulmuştu. "Afiyet olsun." Gözlerim masanın başında dikilen Bora'ya çıktığında boğazımda kalan son lokmam ile ufak öksürüklerle kendimi zorlukla toparlamıştım. Yanımdaki sandalyeyi çekip oturan Bora bardağımdaki suyu bana uzatmıştı. "Sakin ol Derin. Önünden kaçmıyor." Boğazıma kaçmasını hızlı yememe bağlaması iyi mi yoksa kötü mü olmuştu karar veremesemde gözlerim gözlerine tutunmuştu. Eren ve Beril'le ben boğulurken selamlaşmış Bora da kendisine iskender söylemişti. Yemeğin devamına da ne olursa olsun diyerek yemeğine dalmış ve sohbete ara ara katılmıştım. Okuldan giren sohbet şu an futbola kaymış durumdaydı. yemeğimin bitmesiyle lavaboya giderken Beril benimle gelmemişti. Tuvalette işimi hallederken iki kızın konuşmasına şahit olmuştum. "Neydi o öyle kızım? Okulda yakışıklıydı da bugün ayrı bir yakışıklı sanki." Kim hakkında konuştuklarını bilmesem de önceden de söylediğim gibi tuvaletler dedikodu alanıydı. "Yanındaki kızı görmedin mi? Çift buluşması yapmışlar herhalde." Mutsuzluk içinde söyledikleri ile işim bittiği halde çıkmazken dinlemeye devam ettim. Garip bir dürtü beni dinlemem için ikna etmişti. "Kız küçük duruyor. Bora bakar mı sanıyorsun?" Duyduğum tanıdık isimle tabiri caizse başımdan aşağı kaynar sular dökülürken bahsettikleri küçük kızın yanında oturan ben olduğumu anlamıştım. O kadar mı küçük duruyordum? Aramızda dört yaş vardı! "Valla bakmış gibi duruyor. Kıza su doldurup uzatmalar, gülerek bakmalar falan." Nasıl hissedeceğimi kestiremezken son duyduğum sözlerle dudaklarımdaki gülümseme silinmişti. "Ayol sen de! Kardeşi falandır belki. Kız çirkin bir kere hayatım. Bora'nın yanına göre mi sanki! Görmedin mi yanağındaki sivilceyi! Iyy." İşte bu beni kırmıştı. Belki aptalcaydı ama kırılmıştım. Yine de kendimi ezdiremezdim. Kızların çıkmasını beklemeden tuvaletten çıktığımda ellerimi yıkarken ikisine de ufak bir bakış attım. "Haklısın, sivilcelerim var. Belki de çirkinim.Kendi görüşün bir şey demeyeceğim ama şunu unutma o gözünde büyüttüğün Bora'nın yanında ben varım. " Sözlerimle irileşen gözleri sözlerin kime ait olduğunu ortaya çıkartırken diğer kız konuştu. "Kusura bakma. Arkadaşım öyle söylemek istemedi." Sorun olmadığını göstermek istercesine gülümseyip omuz silktim. Moralim bozulmuştu. O kadar makyaj yapıp saçlarımı yapsam da ve hatta güzel giyinsem de ben bendim işte. Sıradan, dikkat çekmeyen o kız. Kız sözlerinde kaba olsa da haklı olduğu bir nokta vardı. Bora ile ben farklı insanlardık. Bunun yüzüme vurulmasıyla dudaklarıma sahte bir tebessüm kondurup masaya yerleşmiştim. "Bowling oynayalım diyoruz." Bu konudaki beceriksizliğimi çok iyi bilen Beril'e ters ters baktığımda gözlerini kaçırmış ve Eren'e bakmıştı. Ah, Eren fikri ortaya atmıştı ve o hayır diyememişti. Moralimin rezil olacağımı bildiğimden daha da düşmesiyle Bora sesini kısık tutarak konuşmuştu. "Ne oldu? Bowling sevmiyor musun? Başka bir şey yapabiliriz." Kafamı iki yana sallayıp onu reddettim. Rezil olmaya gerek yoktu. Dürüst olacaktım. "Sevmek isterdim fakat oynayamıyorum ki. Beceremediğin, ulaşamadığın bir şeyi nasıl seversin?" Hafifçe omuz silkti. Düşünürcesine etrafta dolandı bakışları. Daha sonra bana döndü. "İmkansızlığını seversin." Evet Bora. Senin İmkansızlığını sevdim. fakat haberim bile yok
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD