0.03

1674 Words
merhaba arkadaşlarr herkese iyi okumalar Saçma sapan bir anda şaşkınlık yaşamak o kadar aptal hissettiriyordu ki! Kapının ağzında öylece kalakalmıştım halbuki o kadar şaşıracak bir şey var mıydı? Vardı tabii! Hiç denk gelmediğim yeni komşularımız ne ara bizim evimize misafirliğe gelecek kadar samimi olmuşlardı? Açılmak isteyen ağzımı zorlukla kapatıp kapının ağzından çekildim. "Hoşgeldiniz." Gülümseyerek beni onaylayan kadın bedenimi süzüp ilerlemeye başlamıştı. Arkalarında kalan siyah eşofman takımı ve dağınık saçlarıyla çok daha yakışıklı duran Bora da içeri geçtiğinde başıyla selam vermişti bana. Annemlerin içeride hummalı bir şekilde selamlaştığını duyabiliyordum fakat ayaklarım hareket edip de salona girmiyordu! Kendimi zorlukla toparlayıp kendi kendime mırıldandım. "Zaten yemekten sonra odana gideceksin. Boşversene." Kafamı sallayarak bu düşüncemi kendi kendime içimdeki mahkeme salonunda onayladığımda içeri geçmiştim. Masada anneme serviste yardım ederek sofraya yerleştiğimizde babam her zamanki yerine başa oturmuştu. Masanın diğer başında da Bora'nın babası olduğunu öğrendiğim Mehmet amca varken eşlerinin yan tarafına oturan annem ve Aysel teyzenin dışında ben Bora'nın yanına ablam da karşısına düşmüştü. Kısa bir sorgu pardon sohbetten sonra Selin ablamın hukuk öğrencisi olduğunu öğrenmişler ve benim de sınava hazırladığımı öğrenmişlerdi. Aysel teyzenin gözleri Selin'e çevrildiğinde gözleri parlıyor ve ardından ilgiyle başka bir şey soruyordu. "Bora'nın ikinci üniversitesi. Selin'le yaşıtlarmış. 23 yaşında." İşte bu çok şaşırtıcı bir şeydi. Şaşkınca tabağıma dönüp bir şey çaktırmak istemezken bir an önce yemeğimi bırakıp odama çekilme isteğiyle dolup taşmıştım. İçimdeki saçma hisle yerimde kıpırdandığımda düşük desibeldeki sesini duydum. "Sıkıldın galiba." Bana kısa bir an bakıp önüne dönen Bora ile benimle konuşmasına şaşırmıştım. "Evet, yemek kısmı bitse de odama çekilsem." Samimi bir şekilde söylediğim sözler üzerine konuştu. "Sen odana kaçabilirsin en azından. Ya ben? Tüm akşam bu sohbete tanık olacağım!" Bu sohbetten kastı neydi acaba? Ben daha bir şey dememişken devam etti. "Beni yine kurtaramaz mısın pencere kuşu?" Yine mi pencere kuşu?Ne saçma lakaptı bu?! Bana doğru dönmüş bedeni geri önüne dönse de garip bir şekilde beni dinliyor gibiydi. "Bu sefer elimden bir şey gelmez." Sözlerimin bitmesinin ardından babamın sesi duyuldu. "Ne okuyorsun evladım?" Bora'ya sorulan soruyla birlikte babama dönüp cevap vermişti. "Makina mühendisliği." Babamın da elektrik mühendisi olması nedeniyle Bora'nın mühendislik okuyor olması hoşuna gitmişti. Çünkü abim mimarlık okumuştu ve Selin de hukuk okuyordu. Benimse ne istediğim küçüklüğümden beri belliydi. Tıp! "Çok güzel. Fiziği zordur bilirim." Hafif bir baş sallamayla babamı onaylayıp konuştu. "Fiziği seviyorum. O yüzden sorun değil." Kaşlarımı çatarak tabağıma çevirdim bakışlarımı. Fiziği seven insan mı olurdu ya?! Babamın bakışları duyduğu sözler üzerine tıpkı anneminki gibi bana döndü. "Ben de öyleyim de bizim kıza sevdiremedik gitti. " Babamın sözleri ile iyice modum düşse de bir şey çaktırmadım. Annem her zamanki anneliğini yaptı. "Oğlum bizim kıza yardım etsen ya?Zorlanıyor çünkü." Anneme sinirle baksam da bakışlarımın farkında olduğundan bana bir kez bakmamıştı bile! Ben özel dersi boş yere mi alıyordum?! Bazen sen de boş yere aldığını düşünüyorsun ya. Çünkü ısrarla yapamıyorsun! "Tabi yardım ederim Sevgi teyze." Bunun geçiştirme cümlesi olduğunu düşünerek masadan kalkarken Aysel teyze konuşmuştu. "Selin'e mi? Tabi yardım eder Sevgiciğim." Ben boş yere sinirlenmeye başlarken aldığım tabaklarla mutfağa ilerlemeye başladım. Selin de arkamdan gelirken mutfağa girdiğimizde söyleniyordu. "Ya benim sevgilim var ya! Bu kadın ne yapmaya çalışıyor!" Omuz silkip tekrar masadan eşya alacakken kendimi gülmeye zorlayarak güldüm. "Yakıştırmış işte kadın ablacığım." Mutfaktan çıkarken eline aldığı tabaklarla mutfağa ilerleyen Bora'nın yanından geçip giderken bana baksa da oralı olmamıştım. Bir an önce güvenli limanıma, odama gitmek istiyordum. Salona girdiğimde her kim Aysel teyzeyi cevaplamışsa Aysel teyze yine konuşuyordu. "Sizin küçük kıza mı? Tabi abisi yaşında yardım eder." Oralı olmadan masayı toplayıp mutfağa geçtiğimde Selin çay suyunu koymuş, bulaşıklara yanaşmıştı. Ona yardım ederken ortalıkta olmayan Bora ile umursamamaya çalıştım. Kısa sürede hallettiğimiz bulaşığın ardından ikramları hazırlayan Selin ablama bir süreliğine yardım etmiş ardından kahve makinasını çalıştırıp kahvemin olmasını beklemiştim. Elimdeki kahvemle odama ilerlerken koridordan çıkan Bora lavabodan dönüyor olmalıydı. "Pencereni kapalı tut, üşütme." Ufak bir gülüşle kurduğu cümleyle yanından duraksamadan geçerken bir gerçeği ikimize de duyurdum. "Tamam abi." Bir şey dememişti. Demesini de beklememiştim zaten fakat içimde oluşan sıkıntı yakışıklı bulduğum ve kokusunu kendi abimin kokusu gibi beğenmediğimden emin olduğum kişinin abim yaşında, mantıken ablam yaşındaydı, çıkmasaydı. Sanki kötü bir şey yapmışım da yakalanmışım gibi hissediyordum. İçime gelen üşümeyle polarımı omuzlarıma alıp vücudumu sardım. Elime aldığım sıcak kahveyle penceremin kenarındaki duvara başımı yaslayıp boş sokağa bakarak dinlenmeye başlamışken bir süre sonra kapımın tıklanmasıyla merakla kapıya döndüm. Bora'nın odamın kapısında ne işi vardı? "Fizik için ders çalıştıracağım. Babanlar söyledi." Üzerime çöken sakinlik yavaş yavaş kayboluyordu. Gülümsemeye çalışarak konuşmaya başladım. "Yarına ödevlerim var. Kimya çalışacağım." Bu kısmen de olsa yalandı. Ondan ders falan istemiyordum. Eli ensesine gitmiş ve odama girip kapıyı kapatmıştı. "En azından burada dursam,içeride çok sıkılıyorum." Sıkılıyorsa neden gelmişti ki? Oflamamaya çalıştım. Burası benim odam ve tek özgürlük alanımdı. Şimdi bunu da işgal etmek istiyordu. Kafamı sallayarak onu onayladım. Maalesef ki kabalık yapamazdım. Bunu bekliyormuş gibi odanın içinde gözlerini gezdirmeye başlamıştı. Çalışma masamda,kıyafet dolabımda,yatağımda gezinen gözleri daha sonrasında kitaplığımı ve önünde durduğum penceremi buldu. Penceremin önündeki kaktüsüme gülümseyerek baktıktan sonra masamın sandalyesini çekip oturdu. "Neden pencere kuşu olduğun belli. Gerçekten güzelmiş." Penceremin önündeki mermerde soğuk kapmayayım diye minderim bile vardı. Onun üstüne oturup kahvemden bir yudum daha aldım. "Öyle." Ne diyeceğimi bilmiyordum. Hiç tanımadığım bir yabancı henüz onu göreli iki gün olmuşken üçüncü gün odama girmeyi başarmıştı. Böyle durumda ne konuşulurdu ki? Ya da konuşmaya gerek var mıydı? Kesinlikle yoktu! O da isteyerek gelmemişti.İçerideki sıkıcı muhabbettense sessizliği tercih ettiği için buradaydı. Oturduğum yerden kalkıp kahve bardağımı masamın üzerine bıraktım. Kitaplığıma ilerlediğimde Bora da oturduğu yerden ayaklanmıştı. Hareketlerimi izlediğini bilsem de onu umursamama kararı almıştım. Odada yokmuş gibi davranacaktım. Bunun hesabını daha sonra annemlere soracaktım. Hiç tanımadığım,tanımadığımız birine hemen nasıl güvenip odama yollarlardı? Bundan da önemlisi bana fikrim hiç sorulmamıştı! Kitaplığımdan kimya kitaplarımı çıkartırken sol tarafıma geçip merakla kitaplarıma bakmaya başladığını hissediyordum. Arkamdaki bedeninin sıcaklığını ve rüzgarını hissetmiştim. Yine de umursamadan aldığım kitaplarla kapakları geri kapatacaktım ki bileğimden sıcak eliyle tutmuştu. Eli büyüktü. Tüm bileğim elinin altına kaybolmuştu. Sakin olmaya çalışırken sesini duymuştum. "Kitaplarına bakabilir miyim?" İşte en nefret ettiğim şeyi istiyordu! Test kitaplarımı kastetmediği belliydi ki zaten gözleri de romanlarımın olduğu raflardaydı. Bakabilirsin demek istemiyordum ama reddedip de iyice uzamasını istemiyordum. Bir şey demeden kapakları bırakarak dolabın önünden ayrılıp çalışma masama kucağımdaki kitaplarla ilerledim. Bir nevi onaylamıştım işte! O kitaplarımı incelemeye başladığında bakışlarım üzerinde yanlış bir şey yapmasından korkar gibiydi. Elindeki kitap en son okuduğum kitap olduğu için daha önde duran Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabıydı. Elindeki kitaba bakarken bana yönelip konuştu. "Hep bu kadar susar mısın? Yoksa bana mı bu sessizliğin?" Hah sessizliğimmiş! Ağzımı açarsam küfür edeceğim ama susuyorum diye suçlu mu oluyordum? En sevdiğim yazarın bir sözünün alıntısını söyledim. Oğuz Atay'ındı. "Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler; ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır." Kaşlarını kaldırarak yaptığım alıntıyı dinlediğinde konuşmasına izin vermeden devam ettim. "Konuşsam kendimle beraber herkesi kanatabilirim ama susarsam yalnız kendime zararı." Evet, çoğu zaman bu yüzden kavgalardan uzak dururdum. Gerçekten büyük oranda beni rahatsız eden bir şey olmazsa susardım fakat bunu Bora'nın bilmesine gerçekten gerek var mıydı? Kafasını iki yana sallayarak bunu onaylamadığını belirtti. İşte şimdi sinirleniyordum. Onun onaylamasına mı ihtiyacım vardı sanki? "Bir, ikiden iyidir diyorsun ama yanılıyorsun. Bir, yabana atılmayacak kadar değerli ama farkında değil." Bir'den kastı bendim. Susmamın bana zarar vereceğini fakat zarar görmeyecek kadar değerli olduğumu ima ediyordu. Değişen kalp ritmime inat sakin kalmaya çalıştım ve omuz silktim. "Matematiksel yaklaşırsak bir ikiden her zaman küçük ve değersiz kalır." Elindeki kitabımı yerine koyup gözleri gibi elini de kitaplarımın üzerinde gezdirirken konuşmuştu. "Yanılıyorsun. Bir'e nereden ve nasıl baktığına bağlı. Benim baktığım yerden oldukça 'değerli'." Bana değerli olduğumu mu söylüyordu yoksa ben mi yanlış anlıyordum? Bunu düşünmek kalbime iyi gelmemişti. Heyecandan titreyen ellerimi saklayarak devre dışı kalan mantığımı geri getirmeye çalıştım. Aptalca düşünüyordum. Sadece kendime iyi davranmam gerektiğini ve benim de diğer insanlar kadar değerli olduğumu söylüyordu. Yine de içim de sesi düşük de olsa bir kısım öyle olmadığını ve benim değerli olduğumu düşündüğüne inanmak istiyordu. Ancak gerçekler gün gibi ortadaydı ve kalbimin küçük bir kısmının istediği gibi olduğuna inanan bedenimdeki heyecan sözleriyle kırılmıştı. "Diğer birler kadar." Ah, işte bu bildiğim ama kabullenmek istemediğim gerçekti. Sözler kulağıma dolmuştu, doğruydu da fakat elimde olmadan bu yabancıya nasıl kırılırdım? Duygularımla oynamak bu kadar kolay olmamalıydı! Neden öyle bir şey demiştim ki! Hata bendeydi. Sevdiğim kitaplar da olsa ona sürekli alıntı yapmam oldukça aptalcaydı. Sürekli yapmana gerek yok. Yapamayacaksın da zaten. Muhtemelen iki kez daha görürsün ve sonra iki yabancı olarak devam edersiniz. Evet,iç sesim doğru söylüyordu. Onunla bir daha karşılaşmayacak halde olsam bile neden onu umursuyordum ki! Sessiz kalıp masama döndüm. Bundan sonrasında onu görmeyecek,duymayacaktım. Son dersimin tekrarı için defterimi açtığımda yatağıma oturduğunu duymuştum. Kendimi odaklanmaya zorlasam da olmuyordu. Arkamda inkar etmek istesem de ilk gördüğümde kokusundan etkilendiğim ve bir şekilde dikkatimi çekmiş yabancı vardı. Bu yabancı önce ablamla yaşıt çıkarak ve annesinin imaları ile moralimi bozmuş ve tam kendimi toplamış, umursamamaya başlamışken özel alanıma girmiş ve tekrar 'herkes gibisin' kadar mantıklı olan cümlesiyle tekrar moralimi bozmuştu. Ne bekliyordum ki? Sadece kokusunu ve itiraf etmeliyim ki kendisini hoş bulduğum ama beni zerre umursamadan hayatıma giren bu yabancının benden hoşlanmasını mı? ya da onun için özel olmayı mı? Kesinlikle saçmalıyordum. Bunu uzun süredir yalnızca ders çalışıp tüm duygusal şeylerden uzak kalarak yalnız kalmış kalbimin boşluğuna yormaya başlamıştım. Kendi kendimi onaylayıp konuyu bağladığım noktayla aydınlanma yaşadığımda rahatça açtığım kitabımda soruları çözmeye başlamıştım ki üzerime dökülen nefesinin ardından varlığını hissederek yerimden sıçramıştım. Yakınıma girmiş bedeni tepemden kitabıma baktığında çok geçmeden kapı da açılmıştı. Selin ablam gelmişti. Tepemde dikilen bedeni sanki beni denetliyormuş enerjisi veriyordu. Zaten ablam da aynısını düşünmüştü. "Kusura bakma. Sana sandalye getirmemişiz. Sen neden almadın Derin?" Kafamı iki yana sallayarak isyan etmek isteyen tarafımı bastırdığımda ablamın elindeki sandalyeyi alan Bora teşekkür etmişti. "Size de pasta getiriyorum." Cevap vermemizi umursamadan odadan çıktığında yanıma koyduğu sandalyenin ardından bana bakan Bora konuşmuştu. "Ayak seslerini duymuştum. Ders çalıştırmadığımı görsünler istemedim." Neden başımda bittiğini açıklarken kafamı salladım. Yorulmuştum ve artık yalnız kalmak istiyordum. Hayatım bu sene oldukça zorlayıcıydı bir de üstüne kalp kırıklığı yaşamak istemiyordum. "Ben ablama yardım edeyim." Onu odamda bırakmak ne kadar doğruydu bilmiyordum ama içinde bulunduğumuz rahat nefes almamı her zaman sağlamış farklı bir dünya olan odam, üzerime gelmeye ve beni boğmaya başlamıştı. O zaman bir kez daha anlamıştım ki bizi boğan mekanlar değildi. İnsanlardı. Mutfağa vardığımda bir bardağa su doldurup içtim. Ablam, okul çıkışı gelirken aldığını öğrendiğim pasta ile gözlerim parlamıştı. Ne kadar sevdiğimi iyi bildiğinden büyük bir dilimini bana ayırmıştı. Her ne kadar çok sohbetimiz olmasa ve ayrı takılsak da bazen evdeyken konuştuğumuz ve iyi anlaştığımız oluyordu. Her şeyden öte o benim ablamdı. Tabiki onu seviyordum. Odaya birlikte taşıdığımızda soğuyan kahvem ile çay almıştım kendime de. Bora masamda elindeki defterimle oturuyordu. Ablam bıraktıktan sonra 'size kolay gelsin' diyerek odadan çıkmıştı. Bora'nın yanında oturmak istemediğim için tepsiye aldığım pastamla pencere kenarına oturdum. Gözlerim bilindik manzaramı izlerken her günün aksine bugün odamdaki yabancı yüzünden rahatlayamıyordum. Pastamı kenara bırakıp saçlarımdaki tokamı çıkardım. Uzun saçlarım omzumdan aşağı dökülürken başıma yapılan baskı kalktığından dolayı mutlu olmuştum. Keyifle pastamı kendimden geçerek yerken beni izlediğini bilmiyordum. Ancak pastam bittiğinde odanın içinde gözlerimi gezdirmiş ve onunla göz göze gelmiştim. Gülümsediğinden emin olmasam da hayal meyal yüzünde küçük bir kıvrılma var gibiydi. "Ben gideyim artık." Onu onaylayıp odamdan çıkmasını bekledim. Her ne kadar varlığından hiç hoşlanmamış olsam da odama kokusu sinmiş gibi hissediyordum ve parfümü her ne markaysa gerçekten çok güzel kokuyordu. Benim bir şey dememi beklediyse de diyecek bir şeyim yoktu. Yine de son dakika kabalığı yapmamak için konuştum. "Görüşürüz." Biz arkadaş falan değildik ve hatta biz diye bir şey bile yoktu. Yine de lafın gelişi söylediğim cümleye bu kez gülümseyerek karşılık vermişti. "Görüşeceğiz." Ne demek istediğini anlamasam da bu yabancıdan kurtulmak o kadar da kolay olmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD