0.04

1330 Words
Sıradan bir hayatta sıradan bir kızdım. Beni özel yapan bir şey yoktu. Güzel sesim, çalmayı becerebildiğim bir müzik aleti ya da voleybol dışında becerebildiğim bir spor da yoktu. Ancak kalp bazen her şeyi unutup, tüm sıradanlığına inat özel olmak istiyordu. Belki sevilmek belki ilgi görmek belki de göz önünde olmak. Genel olarak sevmediğim şeyler olsa da karanlıkta kalmayı istesem de bazen kalp ışığın altındaki birinden bir şeyler duymak istiyordu. Hayır, şu an kimseden bunu istemiyordum. Sadece okuduğum kitaptan öyle etkilenmiş ve sevgilerine öyle özenmiştim ki artık hayatımın aşkının hayatıma girmesini ve dolu dizgin aşkımızı yaşamaya başlamayı istiyordum. Tabii bunun önünde büyük engeller vardı. Örneğin şu an okul kantinindeki kalabalık gibi. Su ve acıkan mideme en azından çikolata girmesi için girdiğim sırada fenalık geçirecek gibi olmuştum ki zil çaldı. Büyük bir sinirle hala azalmayan sıraya inat sıradan çıkmamıştım. Gerekirse derse girmeyecek ve istediklerime ulaşacaktım! Kantinci abinin sıranın azalmadığını görmek hoşuna gitse de nöbetçi öğretmenin 'sınıflara' diye bağırmasıyla açlıktan gözümün önü kararmış ve hafif bir kendimden geçiyor gibi olmuştum. Annemin her sabah zorlukla yaptırdığı kahvaltıya alışmıştım ve bu sabah dün gece geç uyuyabildiğimden kahvaltı yapamadan evden çıkmıştım. Sayısal derslerin, sözeller hakkında bilgim yok, acıktırma gibi büyük bir gücü vardı. Bora yüzünden zorlukla kendime gelip ders çalıştığım için geç yatmıştım ve şimdi cefasını ben çekiyordum. Bu yüzden duyguları olmayan bir robot olmak istiyordum! Kapanan kantinle sinirle çantamı alıp okuldan çıktım. Bu halde derse girersem cenazem çıkardı! Yemek yemeyi sevsem de acıkmaktan, eğer yemek yoksa, nefret ediyordum! Yakınlardaki pizzacıya giden adımlarımla beni merak edeceğine emin olduğum Beril aklımdan çıkmıştı. Girdiğim pizzacıda masalara bakınmadan sipariş vermek için ilerlediğimde kısa sürede siparişimi vermiştim. Ödememi de yaptığımda mekanın içinde gezinen gözlerim bana bakan bir çift yeşil göze takılmıştı. Bora'nın burada ne işi vardı? Herkese açık bir yer ya hani! Ablamın ve annemin gözleri de yeşildi. Oysa benimki kahverengi. Aç midemden kaynaklanan mutsuzluğum iyice arttığında onu görmemiş gibi yapıp duvarın arka tarafına saklanmış iki kişilik küçük masaya yerleştim. Görüş alanımdan çıkan Bora ile rahatlamış ve keyifle kulaklığımı da takarak pizzayı yerken izleyeceğim bir video arayışına girmiştim. İşte mutluluk buydu! Açlık içinde beklerken bakışlarım telefonumun ekranında dönen videoda, açlığımı unutma derdindeydi. Karşımdaki sandalyeme koyduğum çantam yerinden kaldırılmış ve başka bir sandalyeye konmuştu. Şaşkınlıkla ne olduğuna baktığımda karşıma yerleşen Bora ile ne olduğunu anlamaya çalışırcasına ona baktım. "Acıkmışsın belli ki. Yüzün sararmış. Siparişler biraz gecikecekmiş. Bayılma diye getirdim. " O sırada önüme koyduğu pizza kutusunu görmüştüm. Ne yani beni mi düşünmüştü şimdi? İyi de neden? Abilik taslıyor işte "Teşekkür ederim. İstemiyorum. Kendi siparişimi beklerim." Onunla samimi olmak istemiyordum ya da pizzasını yemek. Vücuduma zarar verecekti ve ben böyle bir şey istemiyordum. "Hadi ama. Burada tanıdığım sayılı kişilerden birisin. Biraz duvarlarını kırabilirsin bence." Benimle arkadaş mı olmak istiyordu? Yoksa abilik yapmaya devam mı etmek istiyordu? "Benim duvarlarım yok. Sadece gereksiz samimiyete karşıyım." Ağır mı konuşmuştum? Belki evet belki hayır. Ama kendimi düşünmek zorundaydım. Hem koskoca üniversitede arkadaşsız kalma ihtimali düşüktü hem de zaten arkadaşları olduğunu düşündüğüm kişilerle oturuyordu. "Ailelerimiz arkadaş oldular ve bir şekilde karşılaşıyoruz fakat gereksiz görüyorsan yapacak bir şeyim yok." Yüzündeki ufak gülümseme yok olmuş ve yerinden ayaklanmıştı. Kalp kırmaktan nefret ederdim! Gözlerimi sımsıkı yumarak kendimi geri adım atmaya hazırlamaya çalıştım. "Bora.." Ona adıyla mı seslenmiştim? Kendime hakim olamadan onu durdurmak için ağzımdan çıkan isimle ben de şaşırmıştım ki bir çift şaşkın yeşil göz de bana dönmüştü. "Abi. Ben sınava hazırlanan bir öğrenciyim. Böyle yeni.. kişilerle tanışmaya vaktim yok. Hem senin de üniversitenden arkadaşların illaki vardır." Abi kelimesini aradan geçen birkaç saniyeden sonra kullanmam nasıl hitap etmem gerektiğini bilmediğimi ortaya çıkarmıştı. Söylediklerim kısmen doğruydu. Onunla ne konuşabilirdim ve nasıl iletişim kurabilirdim ki? Arkadaş mı olmak istiyor yoksa abilik mi yapmak istiyor belli bile değilken ve dengelerimle bu kadar kolay oynuyorken ondan uzak durmam mantıklı bir seçenekti. fakat benimle iletişim kurmak isteyen birini şimdiye kadar hiç reddetmemiş ve dolayısıyla böyle aptal bir suçluluğu hissetmemiştim. Ortama alışana kadar Derin. Zaten sonrasında seni asıl o umursamayacak. Bu yüzden bir kez daha kalp kırmayı değil kırılmayı seçerek devam etmemi bekleyen gözlerine baktım. Bir şeyler diyeceğimi nasıl anlamıştı? "Sana nasıl hitap etmem gerektiğini bilmesem de bir istisna yapabilirim sanırım." Yüzünden ne düşündüğü okunmasa da gidecek gibi davranmasıyla masadaki elinin bilek kısmından tutarak tekrar konuştum. "Pizza soğuyor. Artık yemeliyiz." Elimi hemen geri çekip gözlerimi ondan kaçırdım. Videoyu kapatıp çoktan çıkardığım kulaklığımla birlikte yan tarafıma bıraktığımda Bora da karşıma oturmuştu. "Nasıl istersen öyle seslenebilirsin. Bora veya Bora abi." Seçimi bana bırakması hiç iyi olmamıştı. O yüzden omuz silkerek tekrar taşı ona attım. "Bana fark etmez. Nasıl sesleneyim?" O da omuz silkmiş ve ardından pizzanın kutusunu açmıştı. "Bora diyebilirsin." Sessiz kalıp kafanla onu onayladığımda bakışlarım pizzaya kaymıştı. Siyah zeytinli.. pizzaya. Eline aldığı pizzayla bana bakan Bora ' hala ne duruyorsun alsana' dercesine bakıyordu. "Zeytin yiyemiyorum." Ufak bir şaşkınlığın ardından pizzaya dönmeden önce konuşmuştu. "Zeytin nasıl yenmez? Ben çok severim." Şaşkınlıkla ona baktığımda aklıma direkt How I Met Your Mother gelmişti. zeytin teorisi.. Sakin kalmaya çalışsam da hızlanmaya başlayan kalbimi koşuya çıkartacak bir şey yapmıştı. Elindeki pizza diliminin üzerindeki zeytinleri ayıklamış ve pizza dilimini dudaklarıma doğru uzatmıştı. Yememi mi istiyordu? Salaklamış bir şekilde bi bana uzattığı pizzaya bir de yüzüne bakarken ufak bir gülümseme oluşmuştu suratında. Elindeki pizza dilimini elinden alıp ısırdım. "Teşekkür ederim." Zorlukla kurduğum cümleyle ufak bir şekilde başını sallayıp sessiz kalmıştı. Yavaşça pizza dilimimi yerken açlığımı bile unutmuştum. Daha önce Eren hariç bir erkek arkadaşımla yemek yememiştim. Üstelik benim için temizlediği pizzayı uzatması beni oldukça şaşırtmıştı. Bir süre sonra nihayet gelen siparişimle ufak bir sohbet başlamıştı. "Demek tıp istiyorsun." Heyecanla kafamı sallayarak onu onayladım. "Evet, henüz bölüm yok aklımda fakat doktor olmak, insanlara yardım etmek istiyorum." Yüzünde ufak bir gülümseme oluştu. "Tam da senden beklendiği gibi." İyi bir şey mi demek istemişti? "Anlamadım?" Gözleri yüzümde kısa bir süre gezindi. "İnsanlara yardım etmeyi seviyorsun. Herkes sever deme şimdi. Herkes kendinden vazgeçerek yardım etmek istemez ama sen öylesin." Titreyen ellerimi görmesin diye elimdeki kolayı ve pizzayı daha çok sıkarken durmadan gülümseyen dudaklarımı pizzayı ısırarak zorlukla kapattım. Pizzayı yuttuktan sonra omuz silktim. "İnsanlara yardım edince mutlu oluyorum. Bir nebze kendim için de istemiş oluyorum. Peki ya sen?" Yüzündeki gülüş düşmüştü işte. Yanlış bir şey mi sormuştum? Tam özür dileyecektim ki konuştu. "İlk üniversitemi hiç istememiştim. Son sınıfta sınava tekrar hazırlandım. Şimdi buradayım işte. İstediğim bölümde." Anladığımı belli edercesine başımı salladım. Devam etti. "Herkes insanları o kadar da sevmez. Örneğin ben. Çizimimi yapıp çekilmek istiyorum." Çizimi de iyiydi değil mi? Mantıken iyi olurdu. Gülerek kafamı iki yana salladım. "İnsanları seviyorum demedim. Yardım etmeyi seviyorum." Dudaklarındaki gülümseme geri gelmişti. "Büyük ve güzel bir kalbin var. Duvarlarının ardında." Kulaklarıma ulaşmak isteyen dudaklarım ya da maraton koşmuşum gibi atan kalbim,titreyen ellerim ile hiç hoş tepkiler vermiyordum. Açık bir ten rengim vardı ve sanki yanaklarım yanmıştı. Neyseki konuyu değiştirdi. "Evin yakınlarında spor salonu var mı? Çok ara verdim." Hep gitmek istediğim ama üşendiğim için yazılmayı ertelediğim spor salonu aklıma gelmişti. "Bir tane var. Birkaç aydır yazılacak olup hep ertelediğim." Gülerek kurduğum cümleye oldukça ciddi bir dönüş almıştım. "Birlikte başlayabiliriz." Onunla spor salonuna yazılmak mı? Bana neden bu kadar yakın davranıyordu? Bedenime ve verdiği tepkilere neden sahip çıkamıyordum? Bunu kabul edemezdim. Onunla fazladan vakit geçirmek demek bedenime ve asıl korktuğum kalbime alacağım darbeler demekti. "Seni de vazgeçirebilirim. O yüzden yalnız gitmen senin için daha iyi olur. Hem benim vaktim yok." Beni onaylayacağını sansam da başka bir şey söylemişti. "Ben vazgeçmem ayrıca günde bir saat boşluğun bile yok mu? Sınavına olumlu etki alacağına eminim." Ne yapmaya çalışıyordu? "Yeterince yoruluyorum. Spora harcayacağım enerjim de kalmıyor." Sürekli bir bahane bulsam da karşı çıkacak gibiydi. Fakat öyle olmadı. "Peki şimdilik kapatıyorum bu konuyu ama göreceksin. O spora yazılacaksın." Gülümseyerek söylediği cümleyle omuz silktim. "Göreceğiz." Biten yemeğin ardından kalkmam gerektiğinin bilincinde olarak yerimden ayaklandım. "Benim gitmem gerekiyor. Etüte." Neden açıklama yaptığımı bilmiyordum. Ona neydi nereye gideceğimden? Okula dönmek istemiyordum. Zaten çıkış saati gelmişti bile. Ne kadar süredir oturuyorduk? Baya zaman geçmiş olmalıydı. "Derin." Kapıdan gelen tanıdık sesle gözlerim o tarafa kaydığından ayağa kalktığım için görünen bedenimi gören Beril yanıma gelmeye başlamıştı. Yanındaki Eren ile birlikte. Duvarın arkasında kalmış olan Bora da nereye baktığıma bakmak için arkasına hiç yerinden kalkmadan dönmüştü. Beril sinirle bana kızmaya başlamıştı. "Kantine gideceğim sınıfa git sen demiştin en son? Gidiş o gidiş! Ne yapıyorsun kızım sen burada bunca zama-" Sonunda masaya varmış ve gözleri Bora'yı bulmuştu. Sok içinde bi ona bi bana bakarken Eren de siparişi verip gelmişti ve şaşkınca bakan kişi sayısı ikiye çıkmıştı. "Ha anladım. Kusura bakma" İrice açtığı gözleri bana döndüğünde Eren de sessizliğini bozmuştu. "Sen Derin'in soru sorduğu kişi değil misin?" Bora kafasını sallayarak onaylamış ve ardından elini Eren'e uzatmıştı. "Bora ben." Eren de uzatılan eli tutmuş sıkarken Beril'in susmasını istiyordum. "Eren." Onlar ellerini ayırdığında Bora'nın gözleri Beril'e kaymıştı. "Beril ben de." "Memnun oldum." Aynı karşılığı da aldığında gözler bana kaymıştı. Artık sessizliğime son vermem gerektiğini biliyordum. "Bora bizim karşı daireye yeni taşınan ailenin çocuğu. Ailecek tanışmıştık da. Beni görünce selam vermek istemiş." Ben Eren ve Beril'e bakarken Bora'nın sesi duyulmuştu. "Aslında sadede ben taşındım. Annemler yerleşme sürecinde olduğum için yanımdalar." İşte bunu hiç bilmiyordum. Şaşkınca ona bakakalmıştım. Neyle geçiniyordu ki? Ya da ailesinin durumu o kadar iyi miydi? Bunları düşünmem çok saçmaydı. Bana neydi canım? "Hayırlı olsun." Eren'in sözüyle başta yanlış anlasam da evini hayırladığını daha sonrasında anlamıştım. Neyseki rezil olmamıştım. Düşüncesi bile tüylerimi ürpertmişti. "Teşekkür ederim. Derin'in yakın arkadaşlarısınız sanırım. Bir gün evime beklerim." İlk defa adımı söylemişti. Sesi güzeldi ve adımı sanki başka bir şey söylüyormuş gibi hissettirmişti. "Tabi geliriz. " Bunu diyen de Beril'di. Gitmem gerekiyordu ama gidemiyordum. "Sen niye ayaktasın?" Eren'in sorduğu soru banaydı. Fakat cevabını Bora vermişti. "Kalkıyorduk." Ayrı ayrı kalkmaktan bahsediyordu değil mi? Evet kesinlikle öyleydi! "Etüte geçeceğim. Gelecek misiniz?" Beni kafalarını sallayarak reddeden ikili ile ofladım. "İyi gelmeyin. Ben giderim.Bir tek ben gireceğim ya sınava!" Eren'in eli uzun saçlarımdan kaynaklı uzun at kuyruğumu çekeledi. "Mola nedir biraz bilsen çok iyi olacak." "Ya Eren ya!" Sinirle çantamı almaya çalıştığımda gülmüştü. "Ben yalnız giderim. Aman Derin ne yapar diye düşünmeyin hiç!" Eren ve Beril'e soktuğum laflara oralı olmamaları ile birlikte Bora'nın sesini duydum. "İşim yok. İstersen eşlik edebilirim." Günün yüzüncü şaşkınlığını yaşarken Beril beni kötüleme derdindeydi. "Kulaklığını takip ortamdan soyutlanıyor o. Bakma öyle dediğine. Kendine yazık etme." Beril'e göz devirip Bora'ya teşekkür ettim. "Ben de kulaklığının tekini takarım o zaman." Bora kesinlikle sınırlarımı zorluyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD