On Dokuz

1054 Words
"Onlar çok güzeller anne." Nazike nine elini sıkı sıkı tuttuğu kendi yavrusunun ruhuyla hastane odasında kucağındaki kızını seven Halil'i ve onlara büyük bir aşkla bakan Seyhan'ı izliyorlardı. Nazike nine buruk bir gülümsemeyle "Değ mi yavrum, Seyhan'ınım kalbi yumuşacık, Halil oğluma koca bir yuva oldu" dediğinde daha on sekizinde hayatını kaybeden çift cinsiyetli birey oluşuyla tüm köyün lanetli bebek dediği Nur yavaş yavaş başını salladı. "O şanslı bir genç. Onu olduğu gibi görecek ve tüm sevgisini verecek bir eşi var artık." Nazike nine kendi evladının yürek yangınını biliyordu ve ölene kadar da bu yangınla kavrulup yanmıştı. Nur köyün en güzel kızı diye dillerde dolanır olmuştu da, isteyenin biri gidiyor biri geliyordu. Ama hiç kimse onun çift cinsiyetli olduğunu bilmiyordu. Nazike ninenin elinden daha kundakta koparılıp alınmıştı ana sütü nedir bilmeden, yıllar sonra da bundan kimseye hayır gelmez diyerek anasının kapısının önüne bırakılmıştı daha beş yaşındayken. Nazike nineye köy ağasının oğlu göz koydu, namusunu lekeledi diye bakmak yerine suç Nazike ninede denmişti. O da yalın ayak yavrusuyla yollara düşüp başka bir köye sığınmıştı, sırrını ardında bırakarak kocamı kaybettim bir yavrum var diyerek bir başlarına yaşayıp gitmişlerdi. Nur ise büyütükçe serpilmiş, tıpkı bir kız gibi görünüşüyle güzelliği dillere düşmüştü. Nazike nine tembihlemişti yavrusunu, iyice büyümeden evlenmeyesin, şehre gideriz bir hal çaresine bakarız demişti. Ama ne çare, Nur onu isteyen köyün delikanlılarına yüz vermese de vurulmuştu işte kara yağız bir oğlana, annesinden gizli saklı görüşüyordu. Görücü giden oğlanın ailesini kovuştu Nazike nine yavrusunun sırrı ortaya çıkacak diye. Nur buna günlerce haftalarca ağlaya ağlaya hasta düşmüştü de bir gece oğlanla kaçmıştı evden. Nikahları o gecenin şafağında kıyılmış, Nazike nine karalar bağlamış, oğlan evi hızlıca düğün dernek kurmuştu ama ne fayda yağız oğlan Nur'un sırrını gerdek gecesi anlamıştı ve anasının kapısının önüne koymuştu yıllar önceki gibi. Nazike nine bağrına taş basmış, yataklara düşen yavrusunun başında nöbet tutmuştu. Nur tutulduğu kara sevdadan ölümü dilemişti gözünde akacak yaş kalmayana kadar. Ta ki sevdiğinin evlendiğini duyana kadar. Nur o gece sabahı çıkaramamış, daha on sekiz yaşında yatağında gözlerinden kan gelene kadar ağlaya ağlaya vefat etmişti. Nazike ninenin yüreğindeki o yangın yandıkça yanmış, yavrusunun acısıyla erken yaşta çökmüştü. Yıllar sonra da köyde çıkan yangında yetim ve öksüz kalan Halil'e kol kanat açmış, onu evlat bilmişti. Artık bir Halil'i vardı kalan ömründe, oğlum diye büyütmüştü köylülerin işini gücünü, ekmeğini, hayvanlarının çobanlığını yaparak kazandığı parayla okutmuştu. Halil ise daha on dört yaşında taşı sıksa suyunu çıkaracak güçte bir gence dönüşüp Nazike ninesi yerine çalışmıştı. Asker ocağından çolak dönüp Nazike ninenin oğluna alacağı kızın ailesi de vazgeçince köy köy kız gezmiş Seyhan'ın durumu kulağına çalınmıştı. Seyhan'ın küçücük ama tertemiz kalbi Halil'ini hayata döndürmüş, kucağına vereceği yavrusuyla da gözü arkada kalmamıştı. Yattığı yatağında huzurla ona elini uzatan Nur'un elini tutmuştu büyük bir hasretle. Nazike nine derin bir nefes vererek onları izleyen evladına baktı. "Gidelim kınalı kuzum." Nur da son kez Seyhan'ın mutlu ve aşk dolu yüzüne bakarak başını salladı. "Gidelim annem." Nazike ninenin ölümü Seyhan'ı derinden sarsmıştı. Halil defin ve cenaze işlerine koştururken Seyhan büyük bir yıkım yaşıyordu. Bir an bile onun yanından ayrılmayan, artık Kenan abi dediği öğretmeni kızının varlığını Seyhan'a hatırlatmak zorunda kalıyordu. Seyhan bir hafta sonra girdiği şoktan çıktığında Halil'in kucağından bağıra bağıra ağlayarak bütün acısını içinden atmayı başarmıştı. Halil ise ağlamaktan harap sevdiğini koynunda uyutup kızının beşine gidip karnını doyurmuş, altını değiştirmiş, bu defa da onu kucağında uyumuştu. Bir ay sonra anca kendini toparlayabilen Seyhan artık tüm sevgisini ve ilgisini şu anda ilgiye aç kızına vermeye başladı. Hayat devam etmek zorundaydı. Çünkü Seyhan'ın bir yavrusu vardı ve en çok onun için yaşamak zorundaydı. Nazike nine için kiralanan eve Seyhan'ın istediğiyle Kenan abisi ve Orkun abisi yerleşmişti. Çünkü Seyhan artık her an herkesi kaybedecekmiş gibi bir korkuya düşmüştü, çoğu zaman Halil'i evden göndermiyordu onu da kaybedersem diye. Yıllarca sevgisiz büyüyen yüreğine Nazike ninesinin eli değmişti, kendi ailesinden haberi bile olmayan gencin annesi de babası da Nazike ninesi olmuştu bir kaç ayda. Diğer yandan Halil ise bağrına taş basmıştı anne bildiği Nazike nine ölünce ama en azından birinin ayakta durması ve Seyhan'la kızına kol kanat germeli sığınacağı limanı olmalıydı. Halil gücüyle herkesi kendine hayran bırakırken o güzeller güzeli kızına ve kınalı kuzusuna hayrandı, gözü onlardan başkasını görmüyordu. İki ay sonra ise çalınan kapılarıyla her şey birbirine girmişti. Çünkü kapının önüne Nazike ninenin avukatı olduğunu söyleyen bir adam elinde tuttuğu vasiyetname ve Nazike ninenin mektubuyla çıkagelmişti. Nazike nine her şeyini Seyhan'a bıraktığını söyleyen bir vasiyetname bırakmıştı arkasında, bir de onlara veda eden bir mektup. "Sevgili oğlum Halil'e ve kınalı kuzum Seyhan'a... Bilirim bu mektup elinize geçtiyse mendebur suratlı o avukat size benim yazdıklarımı okuyacak. Sakın bana kızmayasınız, insan evladı öleceği günü hissedermiş der atalarımız. Biliyordum vaktimin daraldığını, yavrum geceler boyunca beni çağırıyordu, elbet bir gün gelipte beni alacaktı. Eğer o gün gelip çattıysa bilin ki huzur içinde göçüp gideceğim bu dünyadan. Bir yavrum vardı daha doğduğu gün lanetli denilen, o yüzden Seyhan kuzum bilirdim yaralarını. Emme sarabildiysem o yaralarını bil ki musmutlu göçtüm bu diyardan. Halil oğlum da sen gibi yaralı bir kuştur, o kuşun kanadını incitmeyesin kınalı kuzum, o kuş sana yuva da olur çocuklarına baba da, onu ben yetiştirdim, insan sevgisini öğrettim, hor görmemeyi, hakir nedir bilmemeyi öğrettim, ona iyi bakasın, oğlum sana emanet kınalı kuzum. Halil'im, oğlum... Bilirim yine bütün yükü sırtlandın, huzurla göçüp gitmem için çabaladın durdun. Allah senden razı olsun, hakkım sana ananın ak sütü gibi helaldir yavrum. Emme bil ki geride bıraktığım her şey kınalı kuzum Seyhan'ındır. Seni de bilirim gece demeden gündüz demeden eşine de çocuklarına da helalinden bakacaksın. Ama hayatın ne getireceğini bir tek Allah bilir. O yüzdendir Seyhan'ınım dayanağı olsun, zorda kalmasın, başınıza kötü bir iş gelirse elinde avucunda malı mülkü olsun diye ona bıraktım. Kınalı kuzuma, benim torunuma ve yavruna iyi bakasın, bir istediklerini iki etmeyesin. Onlar sana emanet oğlum, onların bir tek Halil'i var. Yavrumun anısını yaşatmak için kızınıza Nur ismini verdiyseniz de Allah sizden razı olsun, Seyhan'ım söz verdi Nur koyacak adını, bilirim o dediğini ille de yapar. Ona gözünüz gibi bakın, sevgiyi saygıyı benim sizlere öğrettiğim gibi öğretin. İçiniz su gibi berrak olsun kınalı kuzularım, ben bu dünyadan gözüm arkada gitmedim. Yukarıdan bir yerlerden sizi ve yavrunuzu izliyor olacağım. Sizleri de Allah'ıma emanet ediyorum." Avukat mektubu bitirdiğinde Seyhan kucağında kızıyla yeniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve onu sıkı sıkı saran Halil'in kolları arasına sığındı. Şimdi Halil'den ve kızından başka kimsesi yoktu. Ama biliyordu, onların da Seyhan'dan başka kimsesi kalmamıştı. Birbirlerine yuva olacaklardı, tek sığınak.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD