Kulübündeki masasına oturan Asil, elindeki siyah dosyayı masanın üzerine fırlatarak, "İlginç." dedi. Kızın kim olduğuna bir türlü anlam verememişti. Geçmişine ait büyük boşluktan ve peşinde gezen adamlardan, Ela’nın kendisinin de haberi olmadığını düşünüyordu. Asil, cebinden bir sigara çıkarıp yaktıktan sonra sigarasından derin bir nefes çekerek kuzenine baktı. “Madem kızın babası ölü, neden etrafında sürekli birileri geziyor?” dedi. Asil'e göre, kızın hikayesinde eksik olan bir şeyler vardı. Hem kuzeni hem de sağ kolu olan Deniz Ege'yi, Ela’yla ilgili bir şeyler bulması için göndermişti ama kuzeninin bulduğu şeyler, etrafta dönen saçmalıklardan daha fazlası değildi. Bu da Asil’in bir hayli canını sıkmıştı.
Asil, oldukça şüpheci bir adamdı. Özellikle annesinin ölümünden sonra, babası paranoyaklaşmış, kendisini de oldukça paranoyak yetiştirmişti. Etraflarındaki herkesin geçmişini en ince ayrıntısına kadar araştırıyorlardı. Askeri araştırma yapar gibi herkesin herkesle olan bağlantısını ince eleyip sık dokuyorlardı. Ela'nın ise kimseyle bir bağlantısının olmamasına rağmen onu bu kadar araştırmaya kalkan insan olması ve arkasında sürekli birilerinin gezmesi kafasını oldukça bulandırmıştı. Kızla ilgili, kızın kendisinin bile bilmediği bir sır olduğuna neredeyse emindi. Asil, gözlerini Deniz'e dikmiş düşünürken, kapının tıklanması ile düşüncelerinden sıyrılarak "Gel" dedi. Emir, kapıdan içeri girerken derin bir nefes verdi. Deniz, Emir'in yüzündeki olumsuz ifadeye bir anlam yükleyememişti. Emir oflayarak "Tülay hanım bu kızı neden araştırıyor?" diye sordu. Asil, oturduğu yerden ayağa fırlayarak "Kim araştırıyor dedin?" dedi. Duymadığı için değil, doğru duyduğuna emin olmak için bu soruyu sormuştu. Emir gözlerini devirerek "Tülay hanım.. Kızın peşinde. Hatta biraz ortalıkta dolaşıp duyduklarıma göre, sana gelen dosya Tülay hanımın bilmeni istedikleri kadarmış. Yani bize Ela hakkında gelen bilgiler biraz süzülmüş bilgiler." dedi. Deniz ellerini iki yana doğru açarak havaya kaldırdı ve "Yemin ederim konuyla alakam yok." dedi. Asil kafasını ileri geri sallayarak Deniz'e inandığını gösterdi. Kendisini geri koltuğa bırakarak düşünmeye başladı.
Asil, Tülay yengesinin yaş tahtaya basmayacağını bilirdi. Kendisi daha küçük bir bebekken bile işlerde amcasına refakat ettiğini biliyordu. Hatta bir çok işi amcası çok daha küçükken yengesinin yürüttüğünü de biliyordu. Sadece amcası ile nişanlıyken, amcasını kaç kere ipin ucundan aldığını defalarca babasından dinlemişti. Ancak, tüm bunlara rağmen, kızın geçmişine ait bazı detayların silinmesi Asil’i fazlasıyla rahatsız etmişti.
Deniz, Asil'in sürekli değişen yüz ifadesine bakarak “Etrafta kızı herkes tanıyor Asil. Ama hakkında bu dosyadakinden daha fazlasını bilen yok.” dedi. Asil, “Bu kızda anormal olan bir şeyler var. Yengemin adamları neden peşine takıldı mesela? Ya da Kuznetsov'un adamları neden Ela'yı izleyip duruyor?” diye karşılık verdi. Deniz, “Abi istersen..” dediğinde Asil elini havaya kaldırarak onu susturdu. Deniz'in Rus mafyasının en güçlülerinden biri olan bu ihtiyarla dalaşması, yalnızca bağlantılarını sarsmaya yarardı. Kuznetsov’un adamlarının da kendi adamları kadar sadık olduğunu biliyordu. Zorlamanın hiçbir manası yoktu. “Kuznetsov larla ya da adamlarıyla dalaşmayacağız Deniz. Artemyev'lerin, babalarımızın zamanındaki gibi bize destek olacağını sanmıyorum. Gidip doğrudan yengeme soracağım.” dedi. Asil, cümlesini bitirirken hızla ayağa kalkıp ceketini sandalyenin üzerinden kaptı ve giyindi. Deniz de hemen Asil'in arkasından fırlamıştı. Öfkeli bir Asil’in hızına yetişmenin zor olduğunu bildiği için ceketini giymeyi denememişti bile. Deniz, merdivenleri koşarak inerken ceketini üzerine geçirmeye çalıştı. Asil açık otoparka gelip arabanın yanında durduğunda, Deniz Ege, zar zor üzerine geçirdiği ceketini çırpıp düzeltti.
Asil, kendisi gibi işkolik olan yengesini bulacağı tek yerin Labirent olduğunu biliyordu. Aracı doğrudan oraya sürmeye başladı. Öfkesinin ve merağının verdiği aceleyle yanına ne şoför almıştı ne de aracı Deniz Ege’nin sürmesine izin vermişti.
Labirent’e gelir gelmez hızla Tülay’ın kapısına yönelen Asil, kapıyı çalmadı. Doğrudan kapıyı kırarcasına açarak içeri girdi. Tülay, Asil’in bu eserikli hallerine alışık olduğu için gerilmemişti. Zaten kapısını bu şekilde açmaya başka kimsenin cesareti olmazdı. Tülay, kafasını yavaşça kağıtlarının üzerinden kaldırdı. Tek kaşını havaya kaldırarak Asil'e ne var bakışı atmakla yetindi. Kadın ne kadar sakin davranırsa davransın, yeşil gözleri adeta ateş saçıyordu. Asil, yengesinin bu hallerine alışıktı. Lafı fazla dolandırmadan, “Ela Erten.” dedi. Duyduğu isim Tülay’ı germeye yetmişti. Kızın, Asil'in radarına girmemesini umuyordu. Ancak çoktan kız Asil'in radarına girmişti. Hikayesindeki eksikleri de gelip kendisine sormaya kalkıştığına göre, Asil fark etmese de kıza çoktan aşık olmuştu. Bu da Tülay'ın aklının geçmişe gidip gelmesine yetmişti. Tülay, arkasına yavaşça yaslanıp elindeki kalemi çevirerek kalemle oynamaya başladı. Kadının tavrı, Asil'i çileden çıkartacak kadar ukalaydı. Tülay Sancaklı Türkoğlu kimseye pabuç bırakacak türden bir kadın değildi. Hiç de olmamıştı. Asil bunu bilse de zaman zaman yengesini korkutabileceğini düşünme gafletine düşmekten kendini alamıyordu. Amcası da zamanında yengesini böyle sert ve net olduğu için sevmişti. Asil kadının rahatlığından fazlasıyla rahatsız bir biçimde “Ela’yı neden korumaya başladın? Onu nerden buldun ve neden peşinde Kuznetsov'un adamları var!” diye kükredi. Tülay yüzüne alaycı bir gülümseme takındı. İki kaşını da iyice havaya kaldırarak alaycı tavrını aşağılayıcı bir tavra dönüştürmüştü. Tülay, zamanında kendine sadık bir ekip kurmuş olmasaydı Asil’in her şeyi kolayca öğrenebileceğini biliyordu. Tülay, en net ses tonu ile“Bu seni hiç alakadar etmez Asil.” diye çıkıştı. Asil ne kadar güçlü bir mafya olursa olsun, Tülay onun anne gibi gördüğü bir kadındı. Tülay, yeğeninin bu zaafını bildiği için kolay kolay geri adım atmıyordu. Asil, yumuşamış bir ses tonu ile, “Geçmişinde boşlukları var yenge. Ve bu beni huzursuz ediyor.” dedi. Ellerini saçlarının arasından sıkkınlıkla geçirdi. Tülay başını sağa sola salladı. “Geçmişinde boşluklar var, çünkü onları ben yok ettim.” dedi. Asil, “Biliyorum anasını satayım. Bunu neden yaptın!” diye karşılık verdi. Tülay derin bir nefes alıp verdi. Bilmediği veya yaşanırken daha çok küçük olduğu için hatırlamadığı bir hikayenin yükünü yeğenine yüklemeyi doğru bulmuyordu. Sakince, “Amacım Ela’yı korumak Asil. Benim bildiğim şeyleri bilmene gerek yok. Ela, bundan sonra benim korumam altında. Bu da demek oluyor ki senin de koruman altında.” dedi.
Tülay'ın daha fazla bilgi vermeyeceği bakışlarından anlaşılıyordu. Asil ağzını açıp dahasını sormak için harekete geçti. Ancak yengesinin oturuşunu düzeltip işine geri odaklanırken eliyle kendisine çıkmasını işaret etmesiyle daha fazla bilgi alamayacağını anladı. Asil iç çekti. Tam kapıdan çıkacakken Tülay arkasından seslendi. “O kız takıldığın kızlardan biri olmayacak Asil.” dedi. Asil sinirle başını sağa sola salladı ve "Kimseyle takılmaya niyetim yok!" diye kükredi. Hemen ardından, Deniz Ege'nin gelip gelmediğini umursamadan ofisten çıktı. Deniz Ege, annesine bakarak “Ateşle oynuyorsun anne.” dediğinde Tülay gülümsedi. “Siz altınızda bezle gezerken ben babana refakat ediyor, siz altınıza sıçarken ben sağda solda adam eziyordum eşşoğlueşşek.” dedi ve oğluna kalemini fırlatarak odasından kovaladı. Asil arabaya giderken bu düğümü tek başına çözmesi gerektiğini anlamıştı.
Arabanın yolcu koltuğuna kendisini atan Asil, gözlerini kapatıp derin bir nefes alıp verdi. Sakinleşemediğini fark edince bir derin nefes daha.. Ve bir derin nefes daha... Gözlerini açıp hemen yanına, şöför koltuğuna yerleşmeye çalışan kuzenine bakışlarını dikti. "Sence neler dönüyor?" dedi. Deniz Ege, dikiz aynasını ayarlarken "Bilmiyorum. Güncel bir sorun olsaydı, annem tek başına halletmeye kalkışmazdı." dedi ve duraklayıp kuzenine baktı. "Kalkışmaz umarım. Yani.. İnşallah.." dedi. Tülay, sağı solu belli olmayan bir kadın olduğu için yorum yapmak oldukça zordu. Asil de Deniz Ege de, etraflarından duyduklarına göre, dedelerinin zamanında yetişen tüm gençler arasında en iyi ve en tehlikeli olanların Tülay Sancaklı ve Zehra Bozkurt olduğunu biliyorlardı. Ancak işleri erkek çocuğuna bırakmak bir gelenek olduğundan Sancaklı ların işlerini İlker Sancaklı, Bozkurt'ların işini ise Cemil Bozkurt'un devir almıştı. Asil iç çekerek kuzenine baktı. "Bir bok varsa yengem kendi halletmeye kalkar biliyorsun değil mi?" dedi. Deniz Ege, gözlerini yoldan ayırmadan "Bana anamı anlatacağına kemerini tak hırbo." dedi. Asil sinirli bir kahkaha atarak "Piç." diye mırıldandı. Deniz Ege, kıkırdayarak "Akşam yemeğinde bu lafının hesabını anama verirsin." dedi ve aklına gelen şeyle aniden ciddileşti. "Bana bak, kızlarla ilgili bir sorun var." dedi. Asil gözlerini kuzenine dikerek "Anasını siktiğimin bir günü normal geçsin." dedi. Deniz Ege iç çekerek "He yarram he, sanki bana devlet memurusun amına koyim." dedi ve ekledi "Kızlardan birine biri göz koymuş." dedi. Asil gözlerini devirerek "Eee yarram telefonlarını izliyoruz zaten, numarası yeri yurdu bellidir. Git çek vur." dedi. Deniz Ege kafasını sağa sola sallayarak "Yarram adam hem okulda hoca hem de.." dedi ve susarak kafasını yana yatırdı. Asil kahkahalarla gülmeye başlayarak "Noldu lan götveren, hani sen anlayışlı abiydin. Kızın gönlü olunca sinirlerin mi bozuldu? Kıskandın mı amına koyim." dedi. Her bir cümlesini kurarken kahkahalarla gülen Asil, Deniz Ege'nin çenesini sıktığını fark edince ciddileşti. Eli ile yavaşça kuzeninin koluna iki üç kere vurdu. "Tamam lan asma suratını. Onu da bulur yamulturuz." dedi.