Bi Kahve?

3089 Words
Ela, gündüz saatlerinde çalışmaktan pek hoşlanmasa da, yapması gereken işler için kulübe gitmek zorunda kalmıştı. Kulübün üst katında olmasına rağmen hiç ışık almayan odasının içinin aylar sonra kulüpten gelen rahatsız edici müzik sesi ile dolmuyor olması da oldukça garip hissettirmişti. Kulüp gün içinde her zamanki gibi fazla sessizdi. Temizlik işleri ve stok sayımları haricinde kimse doğru dürüst gelip gitmezdi bile. Derin bir nefes alıp vererek kendi kendine "Gündüz vakti çalışmayalı uzun zaman olmuş." diye mırıldandı. Meşe masasının arkasına doğru sarsak adımlarla ilerlerken çantasını misafirler için konulan deri koltuklardan birine fırlattı. Erken saatlerde gidip çalışmak, bir gece önce olanları unutmak için de işine gelmişti. Ne kadar zayıf göründüğünü ve titrediğini hafızasından silemediği için kendisini meşgul etmeye çalışıyordu. Ayrıca Asil Türkoğlu’nun kendisini kurtarışını da unutmaya gayret ediyordu. Ela, salak bir kız değildi. Hatta tehlikeli denebilecek düzeyde akıllı bir kızdı. Asil'in tehlikesinin boyutunu tam olarak idrak edemese de Asil’in tehlikeli bir adam olduğunun farkındaydı. Sadece, genç ve yakışıklı, oldukça yakışıklı bu adamın ne kadar ileri gidebileceğini kestiremiyordu. Ela, Asil ile ilgili aklından silinmeyen düşüncelerle boğuşurken çalışmakta oldukça güçlük çekiyordu. Önüne açıp koyduğu tüm dosyalardaki sayılar, sanki kağıttan yükseliyor, Ela'yı delirtircesine etrafında dolanıyor, daha sonra boğazını sıkıyor gibi hissettiriyordu. Hayatı boyunca zihnini meşgul etmek için işle oyalanan Ela, çalışamıyor olmanın verdiği sıkıntı ile iyiden iyiye nefes alamadığını hissetmeye başlamıştı. Gündüz vardiyasına gelen kızlardan biri "Ela hanım!" diye panikle seslendiğinde Ela, daldığı yerden çıkıp kafasını kıza çevirdi. "Evet.." diye yanıt verirken sesi oldukça sorgulayıcıydı. Genç kızın soluk soluğa kaldığını görünce "Otur istersen iyi görünmüyorsun." diye ekledi. Genç kız, hızla kafasını sağa sola sallayarak, "Aslında, sanırım aşağıda bir sorun var. Emin değilim ama.." derken, Ela kızı eliyle susturdu. Masanın arkasından zarafetle çıkmadan hemen önce odanın anahtarını çekmecesinden aldı. Kapıyı sakince kilitledikten sonra, Kıza dönerek, kızın kolunu sıvazladı. Bakışları ile kıza güvende olduğunu hissettirmeye özen göstererek eliyle koridorun biraz ilerisindeki bir kapıyı işaret etti. "Sen şuradaki personel odasına gir. Ben aşağıda neler oluyor bir bakayım." dedi. Kızın karşısında hareketsiz durduğunu ve gözlerindeki korkuyu gördüğünde ise ekledi "Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim. Hadi, git personel odasına." dedi. Kızın, gösterdiği odaya girdiğine emin olunca kamera odasına doğru ilerledi. Kamera odası boş ve karanlıktı. Kulübün her köşesini santim santim, tek bir kör nokta kalmayacak şekilde gösteren bir sürü ekranın olduğu bu odanın havasızlığı ve karanlığı Ela'yı oldukça rahatsız ediyordu. Dışarıyı gösterdiğini bildiği ekranlardan birine yanaşan Ela, dikkatlice ekrana bakmaya başladı. Güvenliklerden hiçbiri olmadığı için görüntüyü büyütemiyordu. Ancak kapının önünde duran silüeti tanımadığına neredeyse emindi. Ela, kafasını sağa sola sallayarak "Sabah sabah bulduk kaybetmezsek." diye kendi kendine mırıldanarak güvenlik odasını terk ederek aşağı doğru ilerledi. Mekanın giriş kapısına yanaşan Ela, kaplamalı camın ardından dışarıyı izlemeye başladı. Hiç tanımadığı bir adamın ısrarla içeri girmek ve kendisini görmek istediğini anlaması uzun sürmemişti. Güvenlik, ısrarla mekanın kapalı ve boş olduğunu iddia etse de, adam vazgeçmiyor, ısrarla Ela'nın içerde olduğunu bildiğini söylüyordu. Adamla ilgili Ela'nın dikkatini çeken ilk şey giydiği pahalı takım elbise olmuştu ancak adamın tipini sıradan bir iş adamı olmaya müsait bulmamıştı. Ela, camın arkasından adamı incelemeye devam ederken, adamın belinin gerisinden parlayan siyah metal de Ela'nın bu teorisini desteklemeye yetmişti. Ela, derin bir iç çekerek kendi kendine "Bütün bu mafyatik adamlar yılar sonra burayı nereden buldu acaba.." diye mırıldandı. Ela da patronları da The Mask'in adının yeraltı işlerine bulaşmasını istemiyorlardı. Ela'nın patronları, kendi halinde şirket sahipleriydiler. Kaan Demir, iş alanına ve şirketin taleplerine özel, yüksek teknoloji güvenlik sistemleri oluşturan bir şirkete sahipti. Ergun Şahin, lüks arabalar satan bir oto galeri zincirine sahipti. Mert Çelik ise kripto ve finans yatırım danışmanlığı hizmeti veren bir şirkete sahipti. Bu üç adamın eşleri Elif Demir, Selin Şahin ve Ayça Çelik ise kişiye özel giyim, ayakkabı, takı tasarımı ve güzellik uzmanları idiler. Ela, bu adamların hiçbirinin yeraltı dünyasıyla bir bağlantıları olduğunu sanmıyordu. Olsaydı, bugüne kalmadan, ilk günden itibaren kulüpte mafyatik işlerin döneceğini düşünüyordu. Ela, patronlarını aramakla aramamak arasında gidip gelirken, adamın "Asil Türkoğlu'nun oyuncağını görmezsem bu mekanı kurşunlarım!" diye kükremesiyle genç kadının gözleri yerinden fırlayacakmış gibi açıldı. Ela bu cümleyi duymayı beklemiyordu. Adının daha iki kere gördüğü bir adamla anılmasından tiksinmişti. Özellikle birinin oyuncağı olma fikri Ela'nın gözlerinin dönmesine yetmişti. Hışımla kapıdan çıkan Ela, gözlerini, adamın keskin yüz hatlarında ve kusursuz vücudunda kısaca gezdirdi. Buz mavisi gözleri adamın soluk yeşil gözlerini bulduğunda çenesini sıkıp gevşeterek "Ben kimsenin oyuncağı değilim!" diye bağırdı. Adam, yüzüne yerleştirdiği alaycı gülüşle ellerini cebine soktu. Oldukça rahat bir tavırla ve yarım gülüşü ile Ela'ya baktı. Ela'yı beğeniyle süzerken keskin bir ıslık çaldı. "Vay vay vay.. Asil Türkoğlu neden peşinde dolanıyor anlaşıldı. Güzelliğinize hayran olmamak elde değil küçük hanım." dedi. Ela, öfkeyle gözlerini devirdi. "Bu numaralara karnım tok. Ne istiyorsun?" dedi. Ela, hissettiği kendini savunma duygusuyla kollarını bağlayarak adama bakındı. Adam yeniden gülümseyerek ceketinin önünü ilikledi. "Kendimi tanıtayım, Ben Barış." dedi ve tokalaşmak için elini uzattı. Ela önce adamın eline sonra da yüzüne baktı. "Göreceğini gördüysen defol!" dedi ve arkasını dönüp içeri girdi. Mekanın içine girdiğinde, mekan oldukça sessizdi. Oturulabilir 4 kişilik tasarlanmış masalardan sadece bir kaçı doluydu. İnsanların konuşabilmesi için kısık sesli bir klasik müzik çalıyordu. Gündüz saatlerinde The Mask, geceki gibi dumanaltı, kaotik denecek kadar değişik ışıklarla dolu, kalabalık ve gürültülü değildi. Ela, mekanın bu halini yeniden görünce, gece çalışıyor olduğu için üzülerek iç geçirdi. Barın arkasındaki kızlardan birine yanaşarak "Arkadaşınız yukardaki personel odasında. Gidip güvende olduğunu söyleyin." dedi. Barın arkasındaki kız "Tabii Ela Hanım." dedikten hemen sonra Ela, boş mekanın içinden geçerek doğruca personelin çıkış için kullandığı arka kapıya doğru yöneldi. Biraz temiz hava alan Ela, öfkesi yatışmış ve biraz da rahatlamış hissediyordu. Sakin ve yavaş hareketlerle, cebinden bir sigara çıkartıp yaktı. İnce parmaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasını havaya üflerken, kestane rengi saçları hafif esen rüzgarla savrulan Ela'nın güzelliği bir tabloyu andırıyordu. Birisi ona, "Bakın burada kimler varmış." dedi. Ela, derin bir nefes verip sabır çekerek kafasını çevirdiğinde iki adamın ona doğru yanaştığını gördü. İki adamı da ilk defa gördüğünü fark etti. Gözlerini devirerek "Kimler varmış?" diye lakayıtça sordu. Ela, geri önüne dönecekken adamlardan biri "Patronun elini sıkmayacak kadar ukala biri." diye karşılık verdi. Ela, civardaki tüm mekanların arka kapısının bulunduğu alanda, adamlardan birinin silahını çekerek kendisine doğrulttuğunu görünce, bu deli cesaretinin kendisine nereden geldiğini korkuyla sorgulamaya çoktan başlamıştı. Bir kere sert çıktığı için geri adım atamayacağını, atsa da faydası olmayacağını biliyordu. Çaresiz kalan Ela, göz ucuyla etrafı tararken nereden geldiği belli olmadan yükselen bir ses ile yeniden irkildi. Gölgenin altından kim olduğunu başta anlayamadığı biri "İndir o silahını lan!" diye kükredi. Gölgenin altından çıkan adamı gören Ela, şaşkınlıkla ağzının aralanmasına engel olamadı. Ela, “Pekala. Bu defa yardıma cidden ihtiyacım var.” diye omuz silkerek omuz silkerek mırıldandı ve sigarasından son bir duman alıp yanında duran kül tablasına bastı. Gölgenin altından çıkan Emir, karanlık bakışlarını adamların üzerine dikti. Hemen arkasından çıkan Asil de bakışlarını kızın üzerine dikmişti. Ela'nın giydiği basit ve fazla açık olmayan gömlekle bile kıvrımlarının harika görünmesi Asil'i oldukça rahatsız etmişti. Asil, tek kaşını havaya kaldırarak adamlara baktı. İki adamı da tanımıyordu. Ela, tanıdık birilerini görmenin de verdiği cesaretle omuzlarını dikleştirerek adamlara baktı. Emir "Kızdan uzaklaşın yoksa sıkarım." diye dişlerinin arasından söylenirken, adamlardan biri yavaşça yan tarafına doğru döndü. Ela'ya silah doğrultan adam ise yerinden kıpırdamıyor, gözlerini kızdan ayırmıyordu. Ela sinirli bir şekilde soludu. Adamın bakışlarını üzerinden çekmemesine sinir olmuştu. Bu kızı sinirli görmek ise Asil'in hoşuna gidiyordu. Bir önceki gece ki üzgün halindense bu halini görmeyi tercih ediyordu. Emir'e dönen adam “Görmeyeli büyümüşsün Arıkanlı.” dedi. Ela, bunun Emir'in soyadı olduğunu tahmin etti. Ancak ağzını açmamıştı. Asil, adamın kıza dikkatlice bakmasından rahatsız olmuştu. Dahası, bu rahatsızlığına bir türlü anlam veremiyordu ya da içinde bir yerde anlamını biliyor ve anlam vermek istemiyordu. Bu iki seçenek arasında kalmıştı. Emir sinirli bir nefes vererek "Görmeyeli daha büyüyen nelerim var bir bilsen korkarsın." dedi. Asil, daha fazla bu tiyatro dramasına dayanamayarak "Silahını indir." dedi. Asil'in sesi oldukça otoriter çıkmıştı. Ela, bu otoriter duruşa şaşırmış olsa da, içinde bulunduğu anda bunu sorgulamaya vakti olmadığını biliyordu. Adam ısrarla silahını indirmeyince, Asil, hiç düşünmeden adamın eline ateş etti. Adam acıyla inleyince Emir, hiç vakit kaybetmeden öteki adamın ayağına iki el ateş etti. Asil'in elinden vurduğu adam Ela'ya bakarak "Bir sürtük için bu kadar kurşuna gerek var mı?" diye sordu. Ela, öfkeyle adamın üzerine doğru atılacakken, Asil hiç düşünmeden adamın kafasına sıktı. Hemen ardından silahını öteki adama doğrultarak "Kimin adamısın?" diye sordu. Adam, ayağının acısıyla titreyen sesi ile "Barış.. Barış Başer." dedi. Asil kafasını aşağı yukarı sallayarak Emir'e doğru döndü. "Bu ikisini Barış'ın kapısına atsınlar. Bu itin de Barış'la konuştuğuna emin olsunlar." dedi ve yerdeki adama doğru döndü. "Patronuna Asil Türkoğlı'nun selamı var. Bir daha etrafımda dolanmasın diyor de." dedi. Adam, ölüm korkusuyla kafasını hızla aşağı yukarı sallayarak adamı onaylarken Asil "Ne diyecekmişsin!" diye kükredi. Adam yeniden titreyen sesi ile "Etrafınızda dolanmamasını Asil bey." dedi. Emir, telefonunu çıkarıp korumalardan bir kaçına haber vermek için uzaklaşırken, Asil Ela'ya döndü. Kızın zaten fazlasıyla beyaz olan yüzünün daha da beyazladığını ve korkuyla elini göğsüne koyduğunu görünce, ağzının içinde sessiz bir küfür yuvarladı. Kızın karşısına geçti. Elini uzatıp kızın omzuna dokunmaya çalışırken kızın irkilerek bir adım geri gittiğini fark edince, “Ela?" dedi. Sesi, biraz öncekinin aksine oldukça yumuşak, nazik ve anlayışlı ir tonda çıkmıştı. Ela, şaşkınlıkla irileşen gözlerini, yerdeki cesetten çekip Asil'e doğru çevirdi. Aynı anda Emir yanına gelerek "Patron." dedi ve avcunun içini açarak elini uzattı. Asil, beline geri soktuğu silahı çıkartıp adamın eline bırakırken, adamın verdiği yeni silahı da usulca beline soktu. Ela titrek bir nefes vererek Asil’e doğru baktı. Asil ona doğru yanaşırken, içtenlikle yüzüne baktı.Asil kendisine yanaşınca, Ela, yine istemsizce korkarak bir adım geri gitti. Asil, iç çekerek kıza bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu. Ancak Ela Asil'den önce davranarak, “Teşekkür ederim.” dedi. Asil, "Önemli değil." diye karşılık verdi. Ela kafasını sağa sola yatırarak, korkuyla kasılan kaslarını gevşetmeye çalıştı. "Önemli. Beni öldürmelerini ya da kaçırmalarını ya da her ne yapacaklarsa onu yapmalarını engelledin." dedi ve ellerini cebine soktu. Asil, kızın korktuğunu anlamıştı. Yine de korkmamış gibi davranmasını da takdir ediyordu. Asil, adamları vurmak için acele ettiğini düşünerek iki parmağıyla burnunun kemerini sıktı. “Hadi gel, seni bir şeyler içmeye götüreyim.” dedi yeniden. Ela buna hayır diyemeyecek kadar yorgundu. “Sadece kahve.” diye karşılık verdi.. Asil gülümseyerek, “Tamam sadece kahve.” dedi. Ela yine durakladı. Asil, kızın korkuyla irileşen gözlerine baktı ve pervasızca “Ne oldu?” dedi. Ela, “Sana güvenmiyorum.” diye karşılık verdi. Asil ellerini cebine sokup bir kahkaha attı. Kızın fazlasıyla akıllı olduğunu biliyordu. Ve genç kadın bunu her defasında kanıtlamayı başarıyordu. Asil, “Güvenmemelisin de zaten.” dedi. Ela, "Pekala." dedi. Asil, yüzündeki şeytani gülümseme ile omuz silkerek kızın yüzüne baktı. Ela, adamın ısrarcı olduğunu görünce pes ederek derin bir nefes verdi. "Sen kazandın. Çantamı almam lazım." dedi. Asil başıyla kızı onaylayarak "Ön taraftaki otoparkta bekliyorum." dedi ve geldiği tarafa doğru yöneldi. Ela, odadan çantasını ve ceketini hızla kaparak ön kapıya doğru yöneldi. Asil, kızı kapıda karşılayarak elini Ela'nın beline koydu. Arkasında kendilerini bekleyen, Deniz Ege’nin çoktan içine yerleşmiş olduğu jipe doğru yönlendirdi. Asil’in temasıyla Ela bütün bedeninin titrediğini hissetti. Bunun korkudan olduğunu düşünüyordu. Asil, centilmence Ela’nın kapısını açmıştı ancak, kıza da arabaya binmekten başka seçenek bırakmamıştı. Asil, fazla kontrolcüydü ve kızın kendisinden kaçmasına izin vermek istemiyordu. İkisi arabaya bindiklerinde sakin bir caddede bulunan büyük bir kahveciye gittiler. Ela ve Asil içeri girerken Deniz Ege dışarda onları bekliyordu. Ela, Asil'den ölümüne korktuğu için bütün vücudu hala titriyordu ve kalbi yerinden çıkacak kadar şiddetli atıyordu. Kahvelerini beklerlerken Asil telefonda konuşmaya devam ediyordu. Cafenin arka bahçesindeki manzara harikaydı. Sanki ormanlık bir alandaymış hissi veriyordu. İnsanın içini huzur kaplıyordu. Ela, ötüşen kuşların sesinin nereden geldiğini anlamaya çalışırken, bileğindeki zarif bileklikle oynuyordu. Asil, telefonla konuşmasına rağmen, gözlerini Ela’dan alamıyor, bileğindeki bileklikle oynayışını ve şaşkınlıkla etrafı izleyişini büyülenmiş bir biçimde izliyor, bir yandan da kızı çözmeye çalışıyordu. Düne kadar sert ve dik duran, herkese kafa tutup ortalığı karıştırmaktan çekinmeyen bu kızın, üç el silah sesiyle ürkmesine ve kuşları büyülü bir şey izliyor gibi izlemesine anlam vermeye çalışıyordu. Görüşmesi biten Asil telefonu kapatıp kıza baktı. Kızın gözü pek halleri ve cesareti çoktan kaybolmuştu. Emir, telefonda mekanın temizliği ile ilgili bilgi vermişti. Asil’in bunu Ela’ya da anlatması gerekiyordu. Ancak kızın bunu kaldırabileceğinden emin değildi. Belki de kız sadece kendisinden korkmuştu. İçindeki karanlık yan bu durumdan hoşlanmıştı. Böylece kızın kendisine yalan söyleyemeyeceğini düşünüyordu. “Ela?” diye kıza seslendi. Êla, gözlerini zar zor etraftan ayırıp, Asil’in çikolata rengi gözlerine baktı. Asil’den fazlasıyla korkuyordu. Ancak Asil fazlasıyla yakışıklı da bir adamdı. Ne düşüneceğini bilmiyordu. Kafası karışıktı ve bunu gizlemeye çalışmıyordu. Ela gelen kahveyi titrek elleriyle tutarken Asil, onun korkmuş yüzünü ve titreyen ellerini izledi. Ela’nın her halinin bu kadar güzel olmasının diğer kadınlara haksızlık olduğunu düşünüyordu. Ela titreyen sesiyle “Beni öldürecek misin?” diye sordu. Asil bir kahkaha daha attı. “Şimdi korktun mu?” dedi. Ses tonundaki karanlık Ela’nın iliklerine işlemiş, kızın yeniden ürpermesine ve istemsizce geri hareket etmesine neden oldu. Ela’nın zar zor yutkunuşunu izlerken tek kaşını havaya kaldırıp kahvesinden bir yudum aldı. “Başının çaresine bakabildiğini hatırlıyorum." dedi. Ela adama söylediği cümleleri hatırlayınca bir anlığına irkildi. Bir mafya babasına ukalalık ederken ne düşündüğünü kendisi de bilmiyordu. Belki de bir adamı gözünü kırpmadan öldürebilecek kadar acımasız oluşundan korkmuştu. Tam olarak neyin kendisini korkuttuğunu bilmese de derin bir nefes alıp verdi. Zaten ölecekse en azından korkusuz ölürdü. Derin bir nefes alıp vererek tek kaşını havaya kaldırdı. “Doğru hatırlıyorsun Asil Türkoğlu.” dedi. Şaşırma sırası Asil’deydi. Ela her defasında hem onu şaşırtıyor hem de fazlasıyla ilgisini çekiyordu. Üstelik kızdaki bir şey Asil’in kıza çekilmesine neden oluyordu. Birkaç gece önceki korkusuzluğu taşımıyor olsa da kendisine bir şekilde karşılık veren genç kadın aynı zamanda fazla açık sözlüydü. Asil, kimsenin kendisine bu kadar dürüst davrandığını görmemişti. Bir çok insan korkudan ona yalan söylerdi. Ela sabırsızca yeniden “Beni öldürecek misin?” diye sordu. Bu defa korkuyla değil, sadede gel dercesine sormuştu. Asil kıza biraz daha dikkatli baktı. Belki de biraz daha oyun oynamalıyım diye düşünerek, “Seni şu an öldürüyor olabilirim.” dedi kızın elindeki bardağa bakarak. Kız gülümsedi. Kendisiyle oyun oynadığını anlamıştı. Kıkırdayarak “Bunu sıradan bir kahvecide yapacak kadar düz bir adam değilsin.” dedi alaycı bir tavırla. Asil gülümseyerek “Doğru. Seni öldürmek istesem, buradan sağ çıkamazdın.” dedi. Ela kahkaha atarak karşılık verdi. Asil’in gözlerinin içine bakarak kahvesinden büyük bir yudum daha aldı. Asil, daha önce kimseden etkilenmemişti. Ela, titreyerek de olsa kahvesini içmeye devam etti ve derin bir nefes alıp etrafı izlemeye ve kuş seslerinin huzuruna kendini bıraktı. Asil, kızın ne yapmayaca çalıştığını hala anlamaya çalışıyordu. Kıza, ifadesiz bir yüz takınmaktan vazgeçerek baktı. Ela, adamın kendisini çözmeye çalıştığını anlamıştı. Gülümseyerek, “Eğer beni öldüreceksen Asil Türkoğlu, kahvemin ve manzaranın tadını çıkartmam daha mantıklı.” dedi. Asil, adını kızın ağzından duyunca heyecanlanmış hissetti. “Tehlikeli düzeyde zekice, Ela.” dedi. Ela’nın kalbi de adamın ağzından adını her duyduğunda tekliyordu. Ela, omuz silkerek “Hepimiz bir gün ölmeyecek miyiz? Bu dünyaya kazık çakacak değiliz.” diye karşılık verdi Ela. Asil bu lafın babasının her zaman söylediği cümleye ne kadar yakın olduğunu fark etti. Babası ona her zaman, ben bile bu dünyaya kazık çakacak değilim derdi. “Bu yüzden zehri bile isteye içmeye devam mı edecektin?” diye karşılık verdi Asil. Ela büyük bir ciddiyetle, “Bardağın çoğunu içmiştim zaten Asil. İlk yudumu aldıktan sonra zaten işim bitti.” dedi. Asil dışardan ifadesiz görünse de içten içe büyük bir merak ve heyecanla kızı dinliyordu. Ela yeniden, “Yani olan olduktan sonra bana da geriye havanın, yeşilliğin, kuş seslerinin ve kahvenin tadını çıkarmak kalmıyor mu?” dedi. Asil artık kızın büyüleyici mavi gözlerinde kaybolmaya başlamıştı. Hayranlıkla kızın rüzgarla havalanan saçlarına ve mavi gözlerine bakmaya devam ediyordu. Asil, “Orada tek başına ne yapıyordun?” diye sordu. Ela’nın gözlerinden bir anlık acı geçtiğini görünce çenesini öfkeyle sıktı. “Bahsettikleri adam zaten bir kaç dakika önce gelmişti” dedi omuz silkerek. Bu omuz silkme Ela’nın kendisine durumun önemsiz olduğunu ispat etme çabasıydı. Asil başını anlayışla salladı. “Derdi neymiş?” diye sordu. Bunu kendisi de kolaylıkla öğrenebilirdi. Ancak kızın kendisine yalan söyleyip söylemeyeceğini merak ediyordu. Ela buz mavisi gözlerini Asil'in yüzüne dikerek “Bunu anlatmamayı tercih ederim.” dedi. Asil kızın dik duruşunun farkındaydı. Pek de kuyruğu indirecek birine benzemiyordu. Asil, konuyu değiştirmek isteyerek “Seni zehirlemedim.” dedi ve ekledi “Ama neler yapabileceğimi de artık biliyorsun.” Ela başını sağa sola sallayarak, “Seni tanımak gibi bir derdim yoktu.” diye karşılık verdi. Asil, bir kadından ilk defa böyle bir cümle duyuyordu. Kadınlar genelde Asil'in kim olduğunu oldukça iyi bilir, ve daha yakından tanımak için her şeyi yaparlardı. “Ben de aynı şekilde Ela.. İnan bana ben de..” dedi Asil. Ela, Asil’in her cümlesinde tüylerinin ürperdiğini hissediyor, kendinden çok az büyük olan bu adamdan iliklerine kadar korkuyordu. Asil kafasını iki yana sallayarak “Ama kendini yeraltı dünyasının en güçlü mafyasına tanıttın.” dediğinde Ela bir kahkaha attı. “Sana hakkımda hiçbir detay vermedim Asil.” dedi Ela. Asil haklıydı. Kız hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Herkesin anlattığı yalanlar dışında hiçbir şey.. Asil, geçmişinden emin olmadığı kimseye güvenecek türden bir adam değildi. Ama Ela farklı bir kadındı. Kızda, Asil’i çeken birşeyler vardı ve Asil bunu inkar etmiyordu. “Birilerini öldürdüğünü gördüm. Beni vuracaksan vur artık.” dedi Ela. Asil, “Ela, Ela, Ela... Seni buraya öldürmek için getirmedim.” dedi. Kızın adını tekrar tekrar söylemek Asil’in hoşuna gitmişti. Ela adı, genç adamın kulağına efsunlu bir büyü gibi geliyordu. Asil kızın büyüleyici güzelliğine bakmaktan kendisini alamıyordu. Bu cafeye bir çok insan gelip giderdi. Ancak kimse buradan Ela kadar etkilenmemişti. Kimse buraya kendisini Ela kadar kaptırmamıştı. Kızın bütün cesaretinin ve sert tavrının altında yatan o kırılgan, naif ve korunmaya ihtiyaç duyan kadını görüyordu. Ela kuşların cıvıltısını ve etrafın yeşilliğini izlerken Asil gülümsedi. Yumruk yaptığı elinin dört parmağını masaya kibarca vurarak, “Hadi seni evine bırakalım.” dedi. Ela, Asil'i başıyla onayladı. İkisi birden kalkıp arabaya ilerlediler. Asil yine kontrolcü tavrıyla sanki farklı bir yere gidecekmiş gibi kızı arabaya bindirip kendisi de araca bindi. Deniz Ege, arabayı doğrudan Ela’nın evine sürdü. Evin önüne geldiklerinde Ela arabadan inmeden, Asil arabadan inip yine en nazik tavrıyla kızın kapısını açtı. Ayağı takılan kız neredeyse düşecekken Asil’in omzundan destek aldı. Kızın bu dokunuşuyla irkilen Asil kızın pudra kokusunu andıran kokusunu yakından alınca, daha fazla kendisini tutamayacağını anladı. Kızı belinden yakalayıp sırtını arabaya yasladı. Yüzleri arasında neredeyse hiç mesafe yoktu. Ela heyecanını kontrol altına alıp Asil’in yüzüne baktı. Sert bir ses tonuyla, “Görüşürüz Asil.” diyerek eliyle Asil'i omzundan itti ve hızla Asil’in yanından uzaklaştı. Asil, artık kızdan uzak duramayacağını biliyordu. Uzak durmazsa kızın hayatını alt üst edeceğini de biliyordu. Ela eve girip kapıyı arkasından hızla kapattı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Bunun sebebinin Asil olduğunun da bilincindeydi. Bir yanı adama yanaşmak için can atsa da öbür yanı tehlikeli sularda yüzüyorsun diye uyarı veriyordu ama Asilden uzak durmasının artık imkansız olduğunun farkındaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD